Cuma hutbeleri devamı

Kazancın Helal Olması

Selam!

بسم الله الرحمن الرحيم
و كلوا مما رزقكم الله حلالا طيبا
واتقوا الله الذي انتم به مؤمنون 1

Muhterem Müslümanlar!

İnsanın Allaha karşı sorumluluklarının en başında helal kazanmak ve helal yolda harcamak gelir. Her Müslüman mutlaka helal yoldan çalışıp kazanmalıdır. Yüce dinimiz, insanın çalışmasını, üretmesini ve çevresine faydalı olmasını istemiş ama bunu helal ölçüleri içerisinde yapmasını şart koşmuştur.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) çalışıp kazanan kişiyi övmüştür. Kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, ailesinin nafakasını temin etmek maksadıyla çalışıp kazanması, ibadet ölçüsünde değerli bir davranış olarak kabul edilmiştir.
Rızık temini meşru yollarla, emek harcayarak olmalıdır. Müslüman, Allahın verdiği imkânları ticari ahlaka riayet ederek değerlendirmeli ve kendi gayretiyle, alın teriyle üretip helal yollardan kazancını sağlamalıdır. Çalışmadan, şüpheli ya da sakıncalı yollara başvurarak geçinmekten şiddetle sakınmalıdır. Kazancın çok olması değil, helal olması asıl hedefimiz olmalıdır.

Kıymetli Müslümanlar!

Helal rızkın, insanın manevi yönden gelişmesindeki önemi büyüktür. Rızkın rıza dairesinde olması kalbin işlerinin de rıza dairesinde kalmasına vesile olacaktır. İnsan, bozuk ve zararlı gıdalarla beslenmeye kalkarsa fazla yaşamaz, yaşasa da sıhhatli bir hayat süremez. Aynı şekilde gıdaya haramın karışması halinde ise manevi hayatın sıhhati tehlikeye girmiş olur.

Aziz Müminler!

Kuran-ı Kerimde
Bismillahirrahmanirrahim
]2.168.Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin

5.8. Allahın size rızık olarak verdiklerinden helal, iyi ve temiz olarak yiyin ve
kendisine iman ettiğiniz Allaha karşı gelmekten sakının

Sadakallah
buyrulmuş ve helal ve temiz rızkın önemi açıkça ortaya konulmuştur.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de bir hadislerinde
Helal mal kazanmak her müslümana vaciptir
Camius Sağir 2/46
buyurarak helal kazancın önemini belirtmiştir. Müslümanın bu konuda ne kadar duyarlı olması gerektiğini de
Helal kazanç bir cihaddır
Camius Sağir 2/46
sözleri ile vurgulayarak bu konuda büyük çaba sarf edilmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Değerli Kardeşlerim!

Dünyalıklarımızı helal yoldan kazanmaya özen gösterelim. İbadetlerimizin kabul, dualarımızın makbul olmasını istiyorsak yediğimiz lokmaların helal olmasına dikkat edelim. Unutmayalım ki yeterli miktardaki az ve helal mal, azdıran ve baştan çıkaran çok maldan hayırlıdır.

Mümin ŞENER
Nürnberg Din Hizmetleri Ataşesi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
İnsanlık Suçu İsraf

Selam!

يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

Değerli Müminler!
Allah (cc) insanoğluna,
Bismillahirrahmanirrahim
14.34.Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız.
Sadakallah!
diyecek kadar çok nimet bahşetmiştir. Bunca nimete sahip insanoğlunu halife olarak yaratmış ve hizmetimize sunduğu tüm canlı cansız varlıkları ölçülü, ifrat ve tefritten uzak, israf etmeden kullanmamızı emretmiştir.

İsraf: insanın sahip olduğu nimetleri gereksiz ve aşırı tüketmesi demektir. Günümüzde müthiş bir tüketim çılgınlığı var. Mobilya, ev, araba ve lüks yaşama yarışı içerisine girmişiz.

İnsanlar depresyondan, stresten tüketim çılgınlığıyla kurtulacağını sanıyor. Halbuki Rabbimiz:
Bismillahirrahmanirrahim
17.29.Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, sakın saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür. Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.
Sadakallah!
buyurur. Yine Kuran, tüketim ölçüsünü söyle veriyor:
Bismillahirrahmanirrahim
25.67.Ve onlar ki, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
Sadakallah!

Kıymetli Müminler!
Günümüzün en büyük problemlerinden biri israftır. Zira fakir ülkelerde insanlar bir ekmeğe, içecek suya muhtaçken, zengin ülkelerde kediye, köpeğe, kıyafete, lüks yaşama yapılan israf engellense dünyada aç susuz insan belki de kalmayacaktır. Sadece Türkiyede ortalama günlük on milyon ekmek çöpe gidiyor. Maalesef evde dört çeşit yemeğe burun kıvırırken, yemeği, ekmeği çöpe atarken, bir defa giydiğimiz ayakkabıyı, elbiseyi modası geçti diye çöpe atarken bazı insanların giyecek, yiyecek bulamadığını, ihtiyaç sahibi insanların açlık çektiğini lütfen göz önünde bulunduralım.

Harcamalarımızda dengeli olmanın ölçüsü meşru ihtiyaçlardır. Her şeyin azı karar çoğu zarardır. Farkında olmadan abdest alırken, dişimizi fırçalarken suyu israf edebiliyoruz.
Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.s),abdest almakta olan Sad b. Ebi Vakkasın yanına uğramıştı. Derken onun suyu fazla kullandığını görmüş olmalı ki Bu ne israf? buyurdu. Sad, Abdestte de israf olur mu ya Resulallah?
diye sorunca Sevgili Peygamberimiz (s.a.s),
Evet, akan bir nehirden bile abdest alsan israf olur şeklinde karşılık verdi.
İbnMâce, Tahâret, 48.

Bakınız Yüce Allah:
Bismillahirrahmanirrahim
67.30. Suyunuz yere batarsa söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?
Sadakallah!
diyerek suyun kıymetini bilmemizi istiyor.

Aziz Kardeşlerim!
İsrafı önlemek icin ben ne yapabilirim ki dememeliyiz. Evimizde her gece fazladan yanan bir lambayı kapatsak milyonlarca fazladan yanan lamba kapanmış olacak. Kitap ve kırtasiyeyi idareli kullansak milyonlarca ağacın kesilmesini önlemiş olacağız. Her insan bu hususa dikkat etse, bir litre israfı önlese milyonlarca litre doğal kaynağımız olan suyu tasarruf etmiş olacağız. Kendi aile bütçemize katkı sağlamış olacağız. Peygamber efendimiz:
iktisat eden sıkıntı çekmez.
Ahmet b.Hanbel,hadis no:447
buyuruyor.

Mal, mülk benimdir, istediğim gibi israf edip hoyratça kullanırım diyemeyiz. Çünkü bütün bu nimetleri nerede nasıl kullandığımızdan hesaba çekileceğiz.
İnsanoğluna beş şeyden hesap sorulmadıkça kıyamet günü hiçbir tarafa hareket etmeyecektir; Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden, gençliğini nerde yıprattığından, malını nerden kazanıp nerde harcadığından öğrendiği bilgilerle yaşayıp yaşamadığından.
Tirmizî, Sıfatül-Kıyâme, 1.

Bismillahirrahmanirrahim

102.8. Sonra andolsun ki, o gün her nimetten sorgulanacaksınız!
Sadakallah!
İslamın yasakladığı içki, kumar, sigara gibi kişiye ve topluma zarar veren her türlü alışkanlık israf sayılmıştır.

Hz. Mevlana:
Sen bedenini yağlı ballı nimetlerle besledikçe asıl varlığın olan, seni diri tutan ruhunu asla güçlü bulamazsın. Maksat aç kalmak veya diyet yapmak değil riyazet yapmaktır. Bu nimetlerden gözün israfı; harama bakmak, zamanın israfı; bos şeylerle meşgul olmak, organlarımızın israfı kötü yollara gitmektir.
Mesnevi,cilt,1,265

Netice olarak bize düşen yaşantımızda israf ve cimrilikten kaçınıp bunların tersi olan cömert ve tutumlu, ihtiyaçlar ölçüsünde, kanaatkar harcama yapmaktır.

Tüm tabii kaynaklarımızın bir sonunun olduğu bilincinde olmalıyız. Çünkü yeryüzünde hiç bir kaynak ve imkan sonsuz değildir. Bu kaynaklardan tüyü bitmemiş çocuklarımızın da hakkının olduğu bilinciyle tasarruf edelim ki hem biz hem ülkemiz hem de insanlık kazansın. Son olarak rabbimizin bize şu uyarısıyla hutbemi bitiriyorum:
Bismillahirrahmanirrahim
7.31.Ey Âdemoğlu! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah, israf edenleri sevmez.
Sadakallah!

Yasin GÜNEŞ

Marktheidenfeld DİTİB Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Akrabalık İlişkileri
Selam

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى
عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Kıymetli Müminler!
Hayatımızda dikkat etmemiz gereken hususların başında akrabalık ilişkilerimiz gelmektedir. Çünkü Yüce Rabbimiz;
Bismillahirrahmanirrahim
4.1. Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yarattık. Ondan da eşini yarattık. İkisinden birçok erkek ve kadın yaratıp çoğalttık. Rabbinize karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.
Sadakallah!
buyurmaktadır.
Bir başka ayeti kerimede de
Bismillahirrahmanirrahim
33.70. Allaha ibadet edin ve Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, emriniz altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez
Sadakallah!
buyurulmuştur. Görüldüğü üzere yakın ve uzak akrabalarımızın her birine samimi bir sevgi beslemek ve ilgiyi kesmemek, dini ve ahlaki görevlerimizdendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
Allaha ve Ahiret gününe iman eden kimse akrabasını gözetsin
Buhârî, Edep, 18
buyurur.

Kardeşlerim!
Akrabalarımızdan sıkıntıda olanlara maddi ve manevi yardımda bulunmalıyız. Onlara; saygı, hürmet, şefkat ve muhabbetle muamele etmeliyiz.

Bizden alakalarını kesseler bile onları arayıp hal ve hatırlarını sorar, durumları ile ilgilenirsek, işte o zaman akrabamıza karşı olan vazifelerimizi gerçek manasıyla yerine getirmiş oluruz. Ziyarete gelmeyen akrabayı ziyaret etmek, kötülük yapana iyilikte bulunmak ve onu affetmek kendi aleyhine bile olsa doğruyu ve hakkı söylemek; dini ve ahlâki meziyetlerdendir. Bu ziyaretler sırf Allah Rızası için olmalı, maddi menfaatlara dayanmamalıdır. Efendimiz (s.a.v.)
Karşılık olsun diye yakınlarını ziyaret eden kimse gerçekten görüp gözeten değildir. Asıl görüp gözeten, kendisinden ilişki kesildiği halde ilişkisini kesmeyip sürdüren kimsedir.
Buhârî, Edep, 15
buyurmuştur. Böyle bir sevgiyle birbirlerini görüp gözeten akrabalara büyük mükafatlar vadedilmiştir. Efendimiz (s.a.v.)
Rızkının geniş ömrünün uzun olmasını arzu eden (akrabalarını ziyaret etsin) onlarla olan bağlantısını devam ettirsin.
Buhari, Edep 12
buyurmuştur.

Kardeşlerim!
Allah rasülü (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
Akrabalık bağı Arş-ı âlâya tutunarak şöyle demiştir: Beni koruyup gözeteni, Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden Allah rahmetini kessin.
Buhârî, Edep, 17
Bugün özellikle, maddeye ve menfaate düşkünlük aileler arasındaki soğukluğu, hatta parçalanmaları beraberinde getirmiştir.

Biz insanız. Sevinçlerimiz paylaşarak çoğalır. Üzüntülerimiz paylaşarak azalır. Bu sebeple ana-babımızı, akrabalarımızı ve huzurevinde unuttuğumuz büyüklerimizi yeniden hatırlamalı onlara el uzatmalıyız.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) kendi akrabalarına her zaman yakın ilgi gösterdiği gibi, onlarla olan akrabalık bağlarını zayıflatıcı davranışlardan uzak durmuş, sütannesi ve onun akrabalarıyla, eşlerinin yakınlarına ilgi göstermiştir. Maddi ve manevi yardımları hiçbir zaman esirgememiştir. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.) her bir vesile ile kendisine emeği geçen ve iyilikte bulunan kimseleri de akrabası gibi görüp onları da gözetmiştir.

Efendimiz (s.a.v.)
Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında, bunlardan birine yahut ikisine yetişip de, bunlara gereken hürmet ve hizmette bulunarak Cenneti hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün!
Müslim, Birr 9
buyurmuştur.

Kıymetli Müminler!
Bir ayet-i Kerime ile hutbeme son veriyorum.
Bismillahirrahmanirrahim
16.90.Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
Sadakallah!

Davut KURKUT

Heilsbronn DİTİB Mevlana Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Meleklere İman

Selam!

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَإِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِوَرُسُلِهِ

Aziz Müminler!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
“Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de, Her biri Allah´a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler..”
Sadakallah!
Aziz Müslümanlar!
Okunan ayetten de anlaşılacağı gibi meleklere iman yüce dinimizin iman esaslarından biridir. Melekler duyu organlarıyla algılanamayan, gözle görülmeyen, sürekli Allah´a kulluk eden, asla günah işlemeyen, nurani varlıklardır. Bu sebeple onlar hakkındaki tek bilgi kaynağı Kerim kitabımız Kur´an ve sahih hadislerdir. Buna göre melekleri diğer varlıklardan ayıran bir takım özellikler vardır. Melekler nurdan yaratılmıştır. Yemek, içmek, erkeklik, dişilik, evlenmek, uyumak, yorulmak, usanmak, gençlik, ihtiyarlık gibi fiil ve özelliği olmayan nurani varlıklardır. Melekler Allah´a isyan etmezler, Allah’ın emrinden çıkmazlar, asla günah işlemezler, hangi iş için yaratılmış iseler o işi yaparlar. Melekler, son derece süratli, güçlü ve kuvvetlidirler. Melekler Allah’ın emir ve izniyle çeşitli şekil ve kılıklara girebilirler.

Aziz Kardeşlerim!
Ayet ve hadislerde sayıları hakkında bir bilgi bulunmayan fakat pek çok oldukları anlaşılan melekler daima Allah´a ibadet ve taatle meşguldürler. Onların görevleri arasında Peygamber´e salât ve selam getirme, müminler için dua ve istiğfarda bulunmak da vardır. Cebrail (a.s), dört büyük melekten biridir ve Allah tarafından vahiy getirmekle görevlidir. Mikail (a.s), rızık ve rahmet meleğidir. Ölüm meleği Azrail (a.s) insanların ruhunu kabzeder. İsrafil (a.s) ise kıyamet vuku bulacağı ve insanların tekrar dirileceği zaman Sur´a üflemekle görevli melektir.

Yine bazı meleklerin görevi, insanları korumak, onlara hayrı ve iyiliği ilham etme namazda Fatiha okununca “âmin” demek, Kur´an, ilim ve zikir meclislerini ziyaret etmektir. Diğer taraftan insanların iyi ve kötü bütün amellerini yazmakla görevlendirilmiş Kiramen Katibin melekleri de vardır.

Kabir âleminde de insanları Münker ve Nekir melekleri karşılayacaktır. Bu iki melek kabirde ölülere, “Rabbin kim? Peygamberin kim? Kitabın ne?” diye sorular soracaklardır. Kiramen Katibin meleklerinin tuttuğu defterler mahkeme-i kübrada bizlere verilecek ve “Oku kitabını!” denilecek ve bugün hesap sorucu olarak nefsimizin yeteceği ifade edilecektir.

Değerli Müslümanlar!
Meleklere inanmamak, dolaylı olarak vahyi, peygamberi, peygamberin getirdiği kitabı ve tebliğ ettiği dini de inkâr etmek anlamına gelir. Hâlbuki meleklere imanın dini yaşantımıza ve gündelik hayatımıza çok olumlu yansımaları olur. Melek inancı kişinin her an murakabe altında olduğu, her söz ve fiillerinin kayıt altına alındığı şuurunu kazandırır. Böylece inanan kimse her zaman iyiliğe yönelir, kötüden ve kötülükten uzak durmaya gayret gösterir. Yüce Rabbimizin ifadesiyle:
Bismillahirrahmanirrahim
50.18.“ İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”
Sadakallah!

Ahmet BAYER
Fürth Mevlana Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
İslam'da Kadın'ın Önemi
Selam!

Kıymetli Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz (s.a.s), Veda Haccı için Mekkeye doğru yola çıkmıştı. Kafile içerisinde hanımlar da vardı. Yol düzenini sağlayan Enceşe isimli bir genç, coşkuyla şiirler okuyor, güzel sesiyle ezgiler söylüyordu. Bu durum, develerin heyecanlanıp hızlanmasına ve üzerlerindeki hanımların rahatsız olmasına sebep olmuştu. Efendimiz, hanımları sarsıntıdan kurtarmak için olaya müdahale etme gereği duydu. Mübarek ağzından dökülen şu zarif ifadelerle gence seslendi:
Ey Enceşe, sakin ol! Kristalleri dikkatli taşı!

Şefkat Peygamberi, hassas bir varlık olan kadını kristale benzetmek suretiyle onun değerine ve ona karşı ne derece dikkatli davranılması gerektiğine işaret ediyordu.

Kardeşlerim!
Yüce Allah, kâinatın en şerefli varlığı olan insanı, bir tek özden yaratmıştır. İnsan olma onur ve sorumluluğunu hem kadına hem de erkeğe yüklemiştir. Sahip oldukları bu sorumluluk ve değer açısından kadın ve erkek, Rabbimiz nezdinde aynı önemi haizdir. Nitekim Yüce Rabbimiz

Mümin olarak, erkek veya kadın, her kim salih ameller işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

buyurmaktadır. Dolayısıyla kadınıyla erkeğiyle bütün insanlar, Allahın kuludur. Önemli olan bu kulluğun farkında olmak, karşılıklı görev ve sorumluluk bilinciyle hayatı sürdürmektir. Peygamberimiz de,

Kadın ve erkek bir bütünü tamamlayan iki eşit parçadır.

sözüyle kadın ve erkeğin biri olmadan diğerinin eksik kalacağını ortaya koymuştur. Bu itibarla kadın ve erkek, sağlıklı ve huzurlu bir toplumu birlikte inşa eden, birbirlerini koruyan ve sükuna ulaştıran iki ayrı değerdir.

Değerli Kardeşlerim!
Rahmet Peygamberi, kadının toplum içinde saygın bir yere sahip olması için bugün bile gıpta ile karşılanacak nice gayretler göstermiştir. Öyle ki dönemin kadına yönelik bütün acımasızlığına rağmen O, her daim kadının onurunu korumuş, kadına karşı şiddete başvuranları sert bir dille uyarmıştır. Onun kadına muamelesi şefkat, merhamet, nezaket ve anlayış örnekleriyle doludur. O, vahye muhatap olmanın heyecan ve ağırlığını ilk olarak sadakât timsali eşi Hatice annemiz ile paylaşmıştır. Sütannesi Halimeye derin hürmet göstermiş, kızı Fatımayı sevgi ve şefkatle büyütmüştür. Kız torunu Ümâmeyi omzuna alarak ashabına imamlık yapmıştır.
Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşı en iyi davrananınızdır

buyuran Efendimiz, hem eş, hem baba, hem de evlat olarak bir kadına nasıl davranılması gerektiği hususunda bize en güzel örnek olmuştur.

Kardeşlerim!
İnancımızda kadın Allahın emaneti olan bir eş, ayaklarının altına cennet serilen bir anne, Allahın rahmeti ile sarmalanmış bir evlat ve Rabbimizin mükerrem kıldığı bir varlıktır. Bu itibarla kadın her türlü hürmet ve saygıya layıktır. Kadınları incitmek, dövmek, mağdur ve mazlum durumuna düşürmek inancımızla bağdaşmaz.

Kardeşlerim!
Ne hazindir ki günümüzde hemen her coğrafyada kadın baskı, şiddet ve zorbalıklara maruz kalmaktadır. Kadın onuru ve saygınlığını hiçe sayan bu çirkin davranışlar cehalet, merhametsizlik, vicdanî değerlerden yoksunluk, dahası insan oluştan uzaklaşma gibi etkenlerden kaynaklanmaktadır. Söz konusu yanlış tutum ve davranışların İslam ile bağdaştırılması ise daha da vahimdir. Çünkü zulüm ve şiddeti hoş gören hiçbir yaklaşımın, düşüncenin, geleneğin ve inanışın, kendisine Kuran ve Sünnette yer bulması mümkün değildir. Unutmayalım ki yüce dinimiz İslam ve onun peygamberi Efendimiz eşimize, evladımıza güzel davranmayı imanın kemali için gerekli görmüştür.


Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Yurtdışı Eğitim Hizmetleri ve UİP
Selam!

قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ

Bismillahirrahmanirrahim

39.9.Böyle birisi; gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak ibadet eden, âhiretten korkan,
Rabbinin rahmetini uman biri gibi midir?
De ki:
"Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu?
Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır."

Sadakallah!

Kıymetli Kardeşlerim!
60`lı yıllarda başlayan gurbet hayatımızda yarım asırlık bir zaman dilimini geride bırakmış bulunuyoruz. Tahta valizlerimizle geldiğimiz bu ülkelerde, yüce dinimiz İslam`ı yaşama ve yaşatma gayreti içerisinde bulunduk. Bugünkü gibi camilerimizin olmadığı dönemlerde kalbimizin derinliklerinde hissettiğimiz derin bir hüzünle gazete küpürleri üzerinde, sokaklarda, stadyumlarda namazlarımızı kılmaya, imkansızlıklar içerisinde çocuklarımıza ihtiyaç duydukları din eğitimini vermeye çalıştık. Yalnızdık ama dinimizi sahipsiz bırakmadık.

Aziz Kardeşlerim!
Bizim yıllar önce yaşamış olduğumuz bu sıkıntıları dünyanın değişik bölgelerindeki din kardeşlerimiz şimdi misliyle hala yaşamaya devam ediyor.

Hamdolsun, bugün Diyanet İşleri Başkanlığımız, kadirşinas ve hamiyetperver milletimizin bereketli, samimi ve ihlâslı katkıları ile Kübadan Tanzanyaya, Filipinlerden Haiti ve Kanadaya kadar Müslüman dünyanın her yerinde evsize ev, yaralıya merhem, dertli ile hemdert olma bahtiyarlığını yaşıyor.

Evet, Başkanlığımız bir yandan dünyanın her yerindeki mazlum ve mağdur kardeşlerimize el uzatırken diğer yandan da yurtdışındaki soydaş ve Müslüman toplulukların dini doğru kaynaklardan öğrenmelerini sağlayacak eğitim çalışmalarına da büyük önem veriyor.

Muhterem Kardeşlerim!
Başkanlığımız, geliştirdiği Uluslararası İlahiyat Programı ile 2006 yılından beri başta Avrupa olmak üzere Amerika ve Avustralya gibi vatandaşlarımızın yaşadığı ülkelerde lise öğrenimini tamamlamış öğrencilerin, Türkiyedeki ilahiyat fakültelerinde lisans düzeyinde dini yükseköğrenim görmelerine imkân sağlıyor.

Uluslararası İlahiyat Programı çerçevesinde ülkemizdeki ilahiyat fakültelerinde öğrenimini tamamlayan öğrencilerin, yerel dil ve kültür ile olan yakınlıkları yanında İslam ilahiyatına dair ilmi birikimleriyle yurtdışı millet varlığımıza rehberlik yapacaklarına inanıyoruz.

Daha şimdiden mezun olan öğrencilerin bu ülkelerde din hizmeti ve din eğitimi gibi alanlarda insanımıza hizmet eder hale gelmeleri, akademik ve sosyal alanlarda çalışmaları gurur vesilesi olurken, buradaki toplumumuzun geleceğine yönelik de bir umut ışığı olmuştur.

Kıymetli Kardeşlerim!
Bütün giderleri Başkanlığımızca karşılanan Program çerçevesinde hâlihazırda 900 öğrencimiz Türkiye`mizin en seçkin ilahiyat fakültelerinde dini yüksek öğrenim tahsil ediyor. Başkanlığımızın yurtdışında yaşayan vatandaşlarımıza yönelik yürüttüğü bu önemli hizmetin, gerek İslamın doğru anlaşılması ve anlatılmasında gerekse Avrupadaki millet varlığımızın ihtiyaç duyduğu din hizmeti ile buluşturulmasında önemli bir boşluğu dolduracağı açıktır.

Şimdiye kadar iki yüze yakın mezun vermiş ve mezunları Başkanlığımızca sözleşmeli din görevlisi olarak istihdam edilmeye başlanan programa 2015-2016 eğitim-öğretim yılı için müracaatlar başlamış bulunmaktadır. Başvuru süresi 10 Nisan 2015 tarihinde sona erecek Programla ilgili daha geniş bilgi için size en yakın derneklerimize, din görevlilerimize ve ataşeliklerimize müracaat edebilirsiniz.

Çalışmalarımızın Rabbimizin rızasına muvafık ve milletimizin geleceği açısından bereketli olması niyazı ile Cumanız Mübarek Olsun diyorum.

İbrahim ATEŞ
Din Görevlisi
 
Affedici Olmak
Merhaba

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ
وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ.


Muhterem Müslümanlar!
Ahlaki bir terim olarak; kötülük ve haksızlık yapanı, suç ve günah işleyeni, hatalı davrananı bağışlamak ve cezalandırmaktan vazgeçme anlamıma gelen affetmek, insanoğluna mahsus bir haslet olup Kuran-ı Kerimde övgüyle bahsedilmiştir. Yüce Mevlamız hutbemizin başında okuduğum ayeti kerimede
Bismillahirrahmanirrahim
3.134.Onlar bollukta ve darlıkta sarf ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever
Sadakallah!
buyurarak infakı, öfkeyi yenmeyi ve affetmeyi iyilik kapsamı içine koymuş, bunları yapanları da sevdiği kişilerden saymıştır.

Değerli Müminler!
Affetmenin yolu sevgiden geçmektedir. Birbirini seven insanlar Rasülullahın buyurduğu gibi
birbirilerine kin tutmazlar, birbirilerine haset etmezler, birbirilerine sırt dönmezler, ilgiyi kesmezler. Birbirlerine üç günden fazla dargın durmazlar. Allahın emrettiği gibi kardeş olurlar.
Buhari, Edeb 76
İnsanlar içinde, Yunusun dediği gibi
Yaratılanı hoş görürüz Yaratandan ötürü
diyerek aralarında sevgiyi tesis ederler ve af yolunu kolaylaştırırlar. Bu yolla kendilerine dini açıdan birçok faydalar sağladıkları gibi ruh sağlığı açısından da birçok faydalar elde etmiş olurlar.

Değerli Kardeşlerim
İnsan beşerdir. Bazen Rabbine karşı gelerek kendisine haksızlık yaptığı gibi, insanlara karşı da haksızlık yapabilir. Müslümana düşen görev, karşılaştığı haksızlığa mukabil hemen aynısıyla cevap vermek olmamalıdır. O zaman öfkemize yenik düşmüş oluruz ki; Rasulullah (sav) bu hususu,
Yiğit kişinin güreşte rakibini yenen değil, kızgınlık anında öfkesini yenen kimse
Tirmizi, Zühd 17
olduğunu bizlere veciz olarak bildirmiştir. Böyle bir durum karşısında asıl yapmamız gereken şey sabretmektir. Çünkü
Uğradığı bu haksızlık nedeniyle kişi sabrederse Yüce Allahın o kişinin şerefini artıracağını
Tirmizi, Zühd 17
Efendimiz bizlere haber vermiştir.

Aziz Kardeşlerim
Bizler, affetmenin en güzel örneklerini yine bizlere en güzel örnek olarak gönderilen peygamberlerimizin hayatında görüyoruz. Bu sebeple de Yüce Allahın
Bismillahirrahmanirrahim
7.199. Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir!
Sadakallah!
hitabına muhatap olan Rasülullahın (sav), kendisine karşı düşmanlık ve kötülük yapanlara
Allahım kavmimi bağışla, çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar
Ebu Davud, Edeb 4
diyerek dua edişini, Hz. Yusufun da kendisini kuyuya atan kardeşlerine
Bismillahirrahmanirrahim
12.92. Bugün azarlanacak değilsiniz, Allah sizi bağışlar. O, merhametlilerin en merhametlisidir.
Sadakallah!
deyişini kendimize düstur edinmeliyiz.

Hutbemizi Peygamberimizin (sav) yapmış olduğu bir dua ile bitirelim.
Allahım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni ve bütün müminleri de bağışla!
Tirmizi, Daavât 84

Sebahattin BEYAZAK

Heubach Ulu Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Peygamberlere İman
Selam!

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِه...ِ

Muhterem Müslümanlar!
İman esaslarından biri olan Peygamberlere iman, insanlara doğru yolu göstermek için, Allah tarafından seçkin kimselerin gönderildiğine, bu kimselerin Allah'tan getirdiği bütün bilgilerin doğru olduğuna inanmaktır. Yüce Allah her müslümana, aralarında herhangi bir ayırım yapmadan bütün peygamberlere inanmayı farz kılmıştır. Bu konuda Kuran-ı Kerim'de şöyle buyrulmuştur:
Bismillahirrahmanirrahim
2.285."Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve Onun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz dediler.
Sadakallah!
Yine Kuran-ı Kerimde:
Bismillahirrahmanirrahim
4.150-151."Şüphesiz, Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah'a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, (Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz" diyenler ve böylece imanla küfrün arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir"
Sadakallah!
buyrularak peygamberlerin bir kısmına inanıp, diğerlerine inanmamak küfür sayılmıştır.

Değerli Müminler!
Peygamberlik çalışmakla veya gayret göstermekle elde edilemez. Allah bu yükü taşıyabilecekleri bilir ve dilediğini peygamber olarak görevlendirir. Yüce Allah bir ayette:
Bismillahirrahmanirrahim
35.24. "Her ümmet içinde mutlaka bir uyarıcı peygamber bulunagelmiştir"
Sadakallah!
şeklindeki ifadesiyle peygamber göndermediği toplumun bulunmadığını da bizlere haber vermektedir. Peygamberler sadece dini tebliğle yetinmemişler, dini esasları açıklamışlar, ümmetlerine öğretmişler, onları eğitip kötülüklerden arındırmışlardır. Aynı zamanda davalarından asla taviz vermemişler, bu uğurda pek çok eza ve sıkıntıya göğüs germişler hatta bazıları şehit edilmişlerdir.

Aziz Cemaat!
İnsanların peygamberlere ihtiyacı vardır. Her ne kadar insan akıl, bilinç, idrak ve seçme gibi birtakım yeteneklerle donatılmış olsa da bunların algıları sınırlıdır. İnsanın gücünü aşan konularda ve yeterli olamadığı hususlarda yahut da dış çevrenin olumsuz etkisiyle gerçeğe ulaşamadığı durumlarda peygamberler devreye girer ve onların bu eksik yönlerini giderirler. Allah'tan aldıkları bilgileri noksansız olarak insanlara aktarırlar. Böylece insanlar bilmesi ve yapması gerekenleri öğrenerek sorumluluk bilincine ulaşırlar. Bu yüzden de Peygamberlere has kılınan bir takım vasıf ve sıfatları vardır. Bunlar: Sıdk (Doğru olmak), Emanet (güvenilir olmak), İsmet (günah işlememek), Fetanet (üstün zekaya sahip olmak), Tebliğ (Allah'tan aldıkları emir ve yasakları ümmetine iletmesi)dir.

Muhterem Kardeşlerim!
Peygamberlerin sayısının yüz yirmi dört bin olduğu bizlere haber verilmektedir. Ancak Kur'an'da adı geçen yirmi beş peygamber bulunmaktadır. İlk peygamber Âdem (a.s), son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s) dir. Zira Kur'ân-ı Kerim'de
Bismillahirrahmanirrahim
33.40. "Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın rasulü ve peygamberlerin sonuncusudur"
Sadakallah!
ayetinde de bildirildiği gibi peygamberlik Hz. Muhammed sav ile son bulmuştur: Artık ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Onun getirdiği mesaj da kıyamete kadar devam edecektir.

Ne mutlu son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s)ın mesajlarına samimiyetle uyanlara!

Abdulkadir ŞİMŞEK
Mengen-Ennetach DİTİB Fatih Camii Din Görevlisi
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
İnsanı İylik Yaşatır
Selam!

ayet_03042015.jpg


Kardeşlerim!

Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
Bismillahirrahmanirrahim
5.2. İyilik ve takva (Allaha karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allahın cezası çok şiddetlidir.
Sadakallah!
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:
Yaptığı iyiliği kendisini sevindiren, kötülükleri de kendisini üzen kimse gerçek bir mümindir.
Tirmizî, Fiten, 7.

Kardeşlerim!

İslam medeniyetinde iyilik, var oluşun gayesidir. Âlemlerin Rabbi, bizi yeryüzüne iyi insan olalım, iyiliği egemen kılalım diye gönderdi.
İyilik gündelik hayatımızda daha çok hayır kavramıyla ifade edilir. Hayır deyince her türlü iyi, güzel, faydalı, erdemli tutum ve davranışı anlarız. Hayır işlemek, iyilik yapmak anlamına gelir. Amacı insanlara iyilik ve yardım etmek olan gönüllü kuruluşlara hayır kurumu deriz. İnsanlara iyi dileklerimizi aktarırken hayırlı olsun temennisinde bulunuruz. Yola çıkan kimseyi hayra karşı sözüyle uğurlarız. Rüyaları hayra yormak isteriz. İyiliğini gördüğümüz insanlara hayatlarında hayır dua eder, vefatlarından sonra onları hayırla yâd ederiz. Her türlü iyiliğin Onun elinde olduğunu bildiğimizden, Hayırlısı Allahtan! deriz. Hayırlı evlat, ailevî ve manevî değerlerine sahip çıkan iyi çocuklar için kullandığımız bir tabirdir. Hayırhâh insan, herkesin iyiliğini isteyen, iyiliksever kişidir. Muhammed Mustafa (s.a.s) hayrul-beşerdir; o, insanların en iyisidir.

Kardeşlerim!

Yüce dinimize göre sadece iyi olmak yetmez. Sadece kendimize iyi olmak yeterli görülmez. Bütün Müslümanlardan istenen, iyi değerler üretmek ve o değerlere öncülük, rehberlik yapmaktır; kötülükleri iyilikle ortadan kaldırmaktır. Kerim Kitabımız, böyle yapıldığı takdirde en azılı düşmanlıkların en sıcak dostluklara dönüşeceğini haber verir bizlere. Bu güzel davranışın, hayır ve olgunluk sahibi kişilerin bir alameti olduğunu bildirir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) de
Her iyilik sadakadır.
Müslim, Zekât, 52.
buyurarak bitmez tükenmez çeşitleri olan iyiliğin insana kazandırdığı sevaba işaret eder. Rahmet Elçisi,
Allahım! Beni iyilik yaptığında sevinç duyan, kötülük yaptığında da bağışlanma dileyen kullarından eyle
İbn Mâce, Edeb, 5
niyazıyla aslında hepimizin birer iyilik neferi olmamızı ister.

Kardeşlerim!

Bizler, iyiliği yeryüzüne öğreten, iyiliklerle gönülleri fetheden bir medeniyetin mensuplarıyız. Bu medeniyet, insanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışıyla yeryüzünü imar etmiştir. Bu medeniyet, ulaştığı her yeri, mescit ve camiler, vakıflar, hanlar, hamamlar, imarethaneler, yetimhaneler, şifahaneler, mektep ve medreseler, çeşme ve sebiller, köprü ve kervansaraylarla donatmıştır. Bu medeniyetin mensupları, iyiliğe öncü, iyilere yol arkadaşı olmayı kendilerine hep şiar edinmişlerdir. Bizim medeniyetimiz, insan onur ve haysiyetini incitmemek adına ihtiyaç sahipleri için sadaka taşlarını düşünecek kadar ince bir anlayışa sahiptir. Bizim medeniyetimiz, soğuk kış günlerinde barınmaları için kuşlara ev yapacak kadar merhameti kuşanmış bir medeniyettir.

Ancak ne hazindir ki, bugün iyiliğin hayat bulduğu topraklardan, iyilerin imar ettiği kimi şehirlerden kan ve barut kokusu yayılıyor. Kötülükler, dünyanın dört bir yanını her geçen gün kuşatıyor. Bu manzara karşısında, İslam âlemi, bugün insanlığa karşı iyilik teklifini bir kez daha yenilemek zorundadır. Zamana tanıklık eden ve Ben Müslümanım diyen herkes, iyiliğin yeniden bütün dünyada hâkim kılınması için seferber olmalıdır. Her bir mümin, en yakın çevresinden başlamak üzere her işinde hayra anahtar, şerre kilit olmayı kendine ilke edinmelidir.

Kıymetli Kardeşlerim!

Gümümüzde iyilik kavramı, iki büyük tehlikeyle karşı karşıya kalmıştır. Bu tehlikelerden birincisi, iyiliğin, kişinin kendi faydası ve menfaatine şeyler olarak algılanmaya başlamasıdır.

İkinci tehlike ise, sadece Allah rızası için yapılması gereken hayrın ve hayırseverliğin yerini zaman zaman bilinçli ya da bilinçsizce reklam ve gösterişin almasıdır.

Bu olumsuzluklar karşısında bugün yapılması gereken, yaratılış sebebi ve varoluş gayesini dikkate alarak insanın değeri ve onurunu yeniden yüceltmektir. Unutmayalım ki, İslamın iyilik anlayışını, sevgi, barış, merhamet ve adalet yüklü mesajlarını yeniden bütün yüreklere yerleştirmek, inananlar olarak hepimizin sorumluluğudur.
Sözlerime Resul-i Ekrem (s.a.s)in iyilik için yaşamayı bir varoluş sebebi olarak takdim ettiği şu dualarıyla son vermek istiyorum:
Allahım! Yaşamayı benim için her türlü iyiliği artırma vesilesi yap. Ölümü de benim için her türlü kötülükten kurtuluş sebebi yap!
Müslim, Zikir 75.

Hutbe Komisyonu

Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlakı
Selam!

وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّلْعَالِمِينَ

Değerli Kardeşlerim!

Yüce Allahın insanlığa en büyük ihsanı ve rahmeti olan ve Kuran-ı Kerimde büyük bir ahlak üzere olduğu bildirilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), insanı insan yapan erdemlerin ve değerlerin odaklandığı yüce bir şahsiyettir. İslâmın öngördüğü kâmil insan modeli onun hayatında tecessüm etmiştir. Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerimde
Bismillahirrahmanirrahim
33.21. Andolsun ki Resûlullahda sizin için, Allaha ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allahı zikredenler için mükemmel bir örnek vardır."
Sadakallah!
uyurularak onun hayatı bizlere yaşanabilir en güzel örnek olarak takdim edilmektedir.

Kıymetli Müminler!

İslam, farklılıkların doğal olduğunu kabul eder ve hatta dillerin ve renklerin farklı olmasının Allahın varlığının delillerinden olduğunu ifade eder:
Bismillahirrahmanirrahim
30.22.Onun kanıtlarından biri de, gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.
Sadakallah!
Ayrıca Kuranda
Bismillahirrahmanirrahim
11.118. Rabbin dileseydi insanları elbette tek bir ümmet yapardı."
Sadakallah!
buyurularak insanların farklılıklarının ilahi hikmetin ve sınavın bir parçası olduğu vurgulanmaktadır.
İnsanların birlikte yaşama ihtiyacı yaratılıştan gelen bir özelliktir ve bu aynı zamanda psikolojik olduğu kadar, sosyal ve iktisadî bir gereklilikten de kaynaklanmaktadır. Fertlerin huzur ve güven ortamında birarada yaşayabilmesinin ön şartı da bireyler arasındaki sevgi, saygı, hoşgörü, yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik bilincinin oluşmasıdır. Toplumda birlikte yaşama bilincinin oluşabilmesi için, öncelikle fertlerin birbirlerine karşı iyi niyet ve samimiyet taşıması, insan olarak birbirine saygı duyması, bencillik ve bireysel çıkarcılığın insanı yiyip bitiren girdabından kurtulup paylaşmanın manevi hazzına ermesi gerekir. Bireylerin, görev ve sorumluluklarını yerine getirmede ihmalkâr ve sorumsuz davranışlar sergilemesi halinde, sonuç hem toplum hem de fert için acı olmaktadır. Bir toplumda sorumluluğun yerini, sorumsuzluk, vicdanın yerini acımasızlık, diğerkâmlığın yerini bencillik, paylaşmanın ve dayanışmanın yerini cimrilik ve vurdumduymazlık alırsa, kişilerin en yakınlarına dahi itimat edemeyeceği derecede güven bunalımı yaşanırsa, orada toplumsal yapı çöküntüye uğramış demektir.

Değerli Müminler!

Toplumun fert üzerinde olduğu gibi, ferdin de toplum üzerinde hakları vardır. Sadece insanlara karşı değil, bütün canlılara karşı sorumlu olduğumuzu bildiren Kuran, bir yandan bireysel anlamda şükür, takva, sabır, iffet, doğruluk, dürüstlük ve çalışkanlık gibi ahlâkî değerlerin önemine vurgu yaparken, diğer yandan birlikte yaşamanın gereği olarak paylaşma, af, dayanışma, fedakârlık gibi erdemleri ön plana çıkararak toplumsal yapıyı güçlendiren ahlaki ve insani erdemlere dikkatleri çekmektedir.

Bu rahmet yüklü kuşatıcı mesajın modern dünyaya sunduğu barış, esasen hepimizin Hz. Âdemden geldiği ve Hz. Âdemin de topraktan yaratıldığı gerçeğine dayanır. Böylece biz aynı insanlık ailesinin üyeleri olarak kardeşliğimizi, birbirimizi sevmeye olan ihtiyacımızı, faniliğimizi ve alçak gönüllü olmamız gerektiğini farkederiz. Sevginin vatanı bireyin gönül yurdudur; gönül yurdunun sahibi ise Yüce Yaratıcımızdır.

Bu anlayıştan hareketle, 2015 yılı Kutlu Doğum Haftasının ana teması Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlakı olarak tespit edilmiş ve bu konu etrafında ulusal ve uluslararası düzeyde çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Bu etkinlikler çerçevesinde Kutlu Doğum Haftasının yurtdışı açılış programı, inşallah, Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ hocamızın iştirakleriyle 11 Nisan 2015 Cumartesi günü saat 15.00te Köln Lanxess Arenada gerçekleştirilecektir.

Bu programda, Avrupa ve Almanyanın dört bir tarafından kadın-erkek, genç-ihtiyar toplumumuzun bütün kesimleriyle güçlü bir birlikte yaşama mesajı verilmesi amaçlanmaktadır.
Programın şimdiden toplumsal barışımız açısından hayırlı ve bereketli geçmesi niyazı ile Cumanızı tebrik ediyorum.

Hutbe Komisyonu
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Üst Alt