Cehennemin Varlığı Güzel Ahlakın Önündeki Engelleri Kaldırır

meridyen2

Uzaklaştırıldı
Cehennemin Varlığı Güzel Ahlakın Önündeki Engelleri Kaldırır


Cehennemin varlığı güzel ahlakın yaşanmasını nasıl teşvik eder?

Cehennemden haberdar olan bir insan hangi özellikleri kazanır?

Allah korkusu aklın, sevginin, güzelliğin en önemli vesilelerinden biridir. Bu korkunun temeli Allah’ı gücendirmekten O’nun rızasını kaybetmekten çekinmeye dayanır. Allah’ın azabının en şiddetli tecellisi olan cehennem; insanların korkusunu daha da artıran, Allah’a olan sevgilerinin önündeki engelleri tamamen ortadan kaldıran, Allah’ın özel olarak yarattığı bir mekandır.

Allah korkusu ve cehenneme gitme korkusu olmadığı zaman, insan şeytanın vesveselerine açık hale gelir. Buna en güzel örnek Hz. Adem (a.s.)’dır.

Hz. Adem (a.s.)’ı Allah cennete yerleştirmişti ve cennette yoğun bir Allah sevgisi hakimdi. Cennette; dünyada var olan üzüntü ve hastalık gibi kusur ve eksikliklerden hiçbiri yoktu. Hz. Adem (a.s.) cennette hiçbir zorluk ve imtihan yaşamamıştı. Dolayısıyla cennette, sabredeceği hiçbir eksiklik var olmadığından sevgisini tam olarak gösterememiş ve burada bir peygamber zellesi oluşmuştur. (Zelle, peygamberlerin yanılmaları, unutmaları veya yanlışlık eseri yaptıkları davranışlarına verilen isimdir. Bu zellelerin her biri çok büyük hayırlarla ve hikmetlerle, elçilerin kaderlerinde yaratılmaktadır. Kaderde her bir zellenin oluşacağı an ve yer bellidir.) Hz. Adem (as) cennette sonsuz yaşama nimetine sahipken şeytanın çağrısına uyarak Allah’a verdiği sözü zelle sonucunda unutmuştur. Ancak Allah tarafından dünyaya gönderildiği ve doğal ihtiyaçlarını gördüğünde, cehennemin varlığı kendisine bildirildiğinde tevbe etmiş ve hemen Rabbimiz’e sığınmıştır. “Derken Adem, Rabbinden kelimeler aldı. Bunun üzerine tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.” (Bakara Suresi, 57) ayetiyle bildirildiği üzere bu tevbesi Rabbimiz tarafından kabul edilmiştir. Şeytan ona aynı tekliflerle tekrar geldiğinde ise Allah korkusu ve cehennem korkusu sebebiyle artık şeytanın sözlerinden Allah’ın izniyle etkilenmemiştir.

Cehennemin Varlığı Nefsin Temizlenmesine ve Güzel Ahlak Gösterilmesine Vesile Olur

Allah, imtihan ortamının bir gereği olarak, nefse fücurunu (kötü huylarını) ve ondan sakınmayı ilham ettiğini Kuran’da bildirmiştir. (Şems Suresi, 8) Kıskançlık, haset, cimrilik gibi negatif ahlak özellikleri de bu “fücurlar” arasında yer alır ve Kuran’da bildirildiği üzere bütün insanların nefislerinde vardır:

“... Nefisler ise ‘kıskançlığa ve bencil tutkulara’ hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 128)


Kıskançlık ve Haset Duygularına Cehennemin Varlığı Engel Olur

Kıskançlık, kibir ve enaniyet, nefse cahilce ilahlık vermenin (Allah’ı tenzih ederiz) bir sonucudur. Bu yüzden bunlar şeytanın en karakteristik özellikleridir. İblis’in, (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’a isyan edip inkarcılardan olmasının altında yatan sebep de, enaniyeti yüzünden Allah’ın Hz. Adem (a.s.)’a verdiği üstünlüğü kıskanmasıdır.

Şeytanın bu vasfı, onun izinden giden bazı insanlar üzerinde de çok yoğun bir şekilde tecelli eder. Kıskançlık bazı insanlarda günden güne artarak daha ileri bir safha olan hasete dönüşür. Kişinin ütün hareket ve davranışlarına nüfuz eder. Bu kişi adeta şeytanın insanlar arasındaki temsilcisi haline gelir.

Allah’tan korkan ve cehenneme girmekten çekinen bir insan ise nefsine imtihan maksadıyla ilham olunan bu tür kötü huylardan sakınmak için sürekli mücadele eder, nefsini arındırıp temizler. Kıskançlık hissine sebep olacak her türlü olay karşısında Kuran ahlakına uygun bir tutum ve davranış sergiler. Yani, herşeyin Allah’a ait olduğunu, herşeyin Allah’ın dilemesi ile gerçekleştiğini, Allah’ın dilediğini seçtiğini, dilediğine dilediği nimeti verdiğini, seçimin ve kararın yalnızca O’na ait olduğunu bilir. Rabbimiz’in herşeyi en güzel ve en hayırlı şekilde yarattığını, dünyada verilen her türlü nimetin insanlar için bir deneme vesilesi olduğunu, varılacak gerçek yurdun ahiret olduğunu, Allah Katında değer ölçüsünün takva ile olduğunu kalbine yerleştirmiş bir biçimde hareket eder.

Hayat, gerçekte Allah’ın bizleri sınamak ve eğitmek için yarattığı geçici bir süredir. İnsan bu süre boyunca düşünmek, böylece Allah’ı tanımak, O’nun hükümlerine uymak ve Allah’ın rızasını aramakla sorumludur. Cehennem insanı din ahlakından uzaklaştıran engelleri ortadan kaldıran, derin düşünmeye yönelten, hataya düşmekten koruyan, “Nasıl var oldum, beni yaratan kim, nereye doğru gidiyorum” gibi temel sorulara kesin ve net cevaplar vermesine vesile olan Allah’ın özel olarak yarattığı bir ortamdır.


Cehennemin Varlığı Cimriliği Ortadan Kaldırır

Kuran ahlakından uzak toplumlarda yaygın olan yanlış bir infak anlayışı vardır. Bu anlayışa göre vicdan rahatlatmak için kişi malından az bir miktar verir. Böylece de büyük bir dini vecibeyi yerine getirmenin huzuru içinde malının geri kalan büyük bölümünü elinde tutar. Halbuki, Kuran’da bu tavrın yanlışlığı açıkça bildirilmektedir. Ayetlerde şöyle buyrulur:

“Şimdi, o yüz çevireni gördün mü? Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu.” (Necm Suresi, 33-34)

Allah’ın Kuran’da bildirdiği infak ibadeti ise tamamen farklıdır. Kuran’a göre infak etmedeki ölçü, “... ihtiyaçtan arta kalan”dır. (Bakara Suresi, 219) Bu, Allah’ın herkese farz kıldığı bir hükümdür. Ayet şöyledir:

“... Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz.” (Bakara Suresi, 219)

Bu hükme riayet etmeyen kişi Allah’ın beğenmediği bir davranışı yapmakla ahireti açısından büyük bir sorumluluk altına girmektedir. Zira ihtiyaçtan fazlasını elinde tutan bir kimse Allah’ın kesin bir hükmünü ısrarla yerine getirmemektedir. Cimrilik yapmakta ve gerçekte tümü Allah’a ait olan ve Allah’ın kendisini denemek için verdiği ve infak etmesini bildirdiği mala haksız olarak sahip çıkıp kendisine saklamaktadır. Allah gerçekte inkarcılara özgü olan bu davranışı gösteren insanlar hakkında Kuran’da şöyle buyurmaktadır:

“Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. Allah’ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır.” (Nisa Suresi, 37)

Kendisinden birşey istenir korkusuyla Allah’ın verdiği malı ve nimetleri gizleyen kimselerin ahirette alacakları karşılık ise Kuran ayetlerinde şöyle haber verilmiştir:

“Ey iman edenler, gerçek şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) “İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın” (denilecek).” (Tevbe Suresi, 34-35)

“Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını mı sanıyor. Hayır; andolsun o, ‘hutame’ye atılacaktır. “Hutame”nin ne olduğunu sana bildiren nedir? Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.” (Hümeze Suresi, 2-6)

Cehennemin varlığına inanan bir kişinin ayetlerde tarif edilen ölçüde bir cimrilik yapması ya da mal yığıp biriktirmesi söz konusu bile olamaz. Kişinin küçük çıkarlara tamah etmeden dünyada ve ahirette büyük bir kayba uğramaktan çekinip korkarak, Allah’ın bu hükmünü titizlikle yerine getirmesi gerekmektedir.

Cehennemin Varlığı Kin ve Nefret Duygularının Önündeki En Büyük Engeldir

Dünyada sürekli kavga, zulüm ve savaştan söz edenler, ahirette aynı karşılığı alabileceklerini düşünmelidirler. Bu kişiler cehennemde de aynı şekilde kendilerini sonsuza dek azap içerisinde tartışırken bulabileceklerini, güvensiz bir ortamda yaşayabileceklerini unutmamalıdırlar. Oysa cehennemin varlığına iman eden insanlar, dünyada sevgi dolu, merhametli, yardımsever olurlar. Bu ahlaktaki insanlar dost canlısı, fedakar, tüm nimetlerden zevk alan kişilerdir. Bu nedenle de Allah’ın vaad ettiği sonsuz kurtuluş yurdu olan cennetin güzelliklerini dünya hayatında yaşamaya başlarlar.


Şeytan, Nefis ve Cehennemin Varlığı İnsana İmani Derinlik Kazandırır

Allah insanı bir amaç üzere yaratmıştır. İnsanın yaratılış amacını ve kısa süren dünya hayatı boyunca nasıl bir ömür geçirmesi gerektiğini öğrenebileceği kaynak ise, Allah’ın kullarına bir rehber olarak indirdiği Kuran ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir. Allah Kuran’da insanın yaratılış amacını, “...insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle haber verir. Rabbimiz şuurlu varlıkların yani insanların var olmasını, bu şuurlu varlıkların Zatı’na ibadet etmesini, Kendisini ve yarattıklarını takdir eden, güzel olan her şeyi bilen, onlardan hoşnut olan, onlardan sevinç duyan varlıklar olmasını ister. İnsan doğrudan cennette yaratıldığında, Allah’ın istediği heyecan, derinlik ve teslimiyete sahip olamaz. Nitekim Hz. Adem (a.s.), Ulu’l Azm bir peygamber olduğu halde Allah’ın isteklerini tam olarak yerine getirememiştir. Fakat şeytan, nefs ve cehennem var olduğunda, insan müthiş bir imani derinlik kazanır. Her şeyin bir anlamı olur. Çünkü insan cennetin güzelliklerini, güzel ahlakı ancak kıyas yaparak anlayabilir.

Her insan, olaylar karşısında gösterdiği tavırlar, sahip olduğu ahlak ve içinde taşıdığı niyetiyle denenir. İnsanın “iman ettim” demesi kesinlikle yeterli değildir. İmanını tavırlarıyla da göstermelidir. Kıyamet gününde, insanın dünya hayatına dair gizli ya da açık yaptığı tüm davranışları ortaya çıkacak ve çok hassas bir hesap yapılacaktır. Bu hesapta “... bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar” (Nisa Suresi, 49) bile haksızlık yapılmayacaktır.

Allah’tan korkan dolayısıyla da cehenneme girmekten çekinenler iyilik ve güzel ahlak göstererek sonsuz güzelliklerle bezenmiş cennet yurdunda ağırlanırken, kötülüğü zulmü ve sevgisizliği kendilerine yol edinenler ise cehennem azabıyla cezalandırılacaklardır. Allah, bu kısa hayatı, insanları denemeden geçirerek, iyi ve doğru olanları diğerlerinden ayırt etmek için yarattığını Kuran’da şöyle bildirir:

“O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı...” (Mülk Suresi, 2)


Cehennem Allah’ın Beğendiği Güzel Ahlak Özelliklerinin Kazanılmasına Vesile Olur

Cehennem, Allah’ın “Kahhar” (Kahredici), “Cebbar” (istediğini zorla yaptıran), “Muntakim” (intikam alıcı) gibi isimlerinin sonsuza dek tecelli edeceği yerdir. Cehennem Allah’ı inkar edenlere, her yönden acı vermek için özel bir yaratılışla yaratılmıştır. Kuran ayetlerinde cehennem, yaşayan bir canlı gibi tasvir edilir. Bu canlı, inkarcılara karşı öfke, nefret, hınç ve istekle doludur. Yaratıldığı günden beri, (Allah’ı tenzih ederiz) Yaratıcımızı inkar edenlerden intikam almayı beklemektedir. Cehennem, ayetlerde bildirildiğine göre, “insana delicesine susamıştır”. (Müddessir Suresi, 29) Dini yalanlayanları gördüğünde öfkesinin şiddetinden parçalanacak gibi olur. Bu ateşin yaratılışının bir amacı vardır; kahredici bir azap vermek. O da görevini yapacak, hak edenlere acıların en büyüğünü verecektir. İşte cehennemin bu caydırıcı özellikleri vicdan sahibi insanların kalbinde imanın derin coşkusunun oluşmasına, Allah’ın rızasını kazanmak için sevgi, şefkat ve merhamet hislerinin gelişmesine ve Allah’ın beğendiği tüm güzel ahlak özelliklerinin kazanılmasına vesile olur.
(Makale Harun Yahya)
 
Üst Alt