Cehennem"e Kadar Yolumuz Var

Yazının başlığı korkutucu oldu değil mi? Aynı fikirdeyim ! Ne yalan söyleyim, ben de bir parça ürktüm. Ama ne yapayım ki yazmak istediklerimi anlatacak daha çarpıcı bir isim bulmak yazıyı yazmaktan daha fazla zamanımı aldı. Tam da isim bulmak konusunda kendimi eli kolu bağlı hissederken geziden bahsettiğim yöreyi üç aşağı beş yukarı bilen bir arkadaşımın internet ortamında bana yazdıkları imdadıma yetişti.

Cehenneme (!) kadar yol var mı ya, 90 kişi nasıl gittiniz ?​

Erhan BAYCAN ve Nedret BENZET Şubat ayı sonunda bu bölgeye yaptıkları geziler sonrası insanın içini açan çarpıcı fotoğraflarla geri döndüler. Erhandan gezi notlarını yayınlayabilmek için ricacı oldum, beni kırmadı. Ne zaman ki Cehennem Şelalaleri gezi yazısını sitede yayına verdik, tıpkı Demirköyde Erkan YAVAŞın fotoğraflarıyla ışıldattığı Monopetra Kayalıkları gibi bu bölge de birden ilgi odağı haline geliverdi. Adı Cehennem Şelaleleri olan Kerevit Dere üzerindeki bir dizi şelale Kırklareli iline bağlı Vize ilçesinin Kızılağaç köyü yakınlarında bulunuyor.

Adı niçin Cehennem şelaleleri anlamak mümkün değil. Hele ki ilk şelalenin kendi havuzcuğunu oluşturduğu, kayalıkların ve devrilmiş iri gövdeli ağaçların arasına kendini saklamış olan bu yer Mavi Göl filmindeki mekanları hatırlatıyor adeta.Adının Cehennem Şelaleleri olması ancak burayı gözlerden sakınmak isteyenlerin gelebilecek olanları ürkütmek için tasarladıkları bir durum olabilir. Yoksa böylesi saklı bir güzellik "cennet" olarak adlandırılsa yeridir.

Biz gezinin başına dönelim isterseniz...​

Çorludan ve Tekirdağdan toplam 4 araç ile yola çıkılacaktı. Ben Çorludan katılanlar arasındaydım. Sabah buluşma noktasına giderken, muhtemelen aynı gün saatlerin ileri alınması sebebiyle birçok aksaklık olabileceği, birçok kişinin saatlerini ayarlamadığı için geziye katılamayacağı düşüncesini atamıyordum aklımdan. Çok yanılmışım. Buluşma noktasına yaklaşırken uzaktan gördüğüm kalabalık araçta ayakta gider miyim ? diye düşünmeme yol açacak kadar büyük bir kalabalıktı.

Neyse ki Zirve Dağcılık Tekirdağ Temsilciliği bu doğa yürüyüşünün organizasyonunu yapanlar olarak her şeyi planlamış, herkesin hangi araçta seyahat edeceğine, rahat ve güvenli bir ulaşım sağlamak için gerekli olan tedbirlere kadar her kuralı titizlikle uygulamıştı.

Araçlarımıza binip Kırklareliden gelecek rehberimiz Selçuk ASLAN ve Tekirdağdan gelecek ekiple buluşacağımız Kırklarelinin Vize ilçesine doğru yola çıkıyoruz. Çerkezköy-Saray üzerinden Vizeye ulaşmamız yaklaşık 1 saatimizi alıyor. Bu arada güzergah üzerinde başka dostlarımızı da aracımıza alıp Vizeye ulaşıyoruz. Çok kısa bir süre sonra Tekirdağ ekibi de Vize ye varıyor. Şimdi tek beklediğimiz kişi Kırklareliden gelip, yürüyüşte rehberliğimizi yapacak Selçuk ASLAN. Onun gelmesine yaklaşık yarım saat olduğunu öğrenince bu zamanı Vizeyi gezmek için kullanmayı tercih ediyoruz.

...Trakya'da tarihi ve kültürel varlıkları en zengin yerleşim yeri; Vize.​

Vize Trakyada tarih ve kültür varlıklarının en yoğun olduğu ilçe. Traklardan günümüze gelinceye kadar birçok medeniyet izlerini bırakmış. Hepsini görmemize zaman yok. Biz en bilinir birkaç tanesini yakın yakına bulacağımız mevkiye doğru, yani Vize Kalesinin de olduğu tepeye doğru tırmanmaya başlıyoruz.

Tırmandığımız yokuştan sağa döner dönmez bizi ilk karşılayan Şerbetdar Hasan Bey Camii oluyor. 15 yy.a tarihli bu yapının bahçe eteğinin dış duvara yakın kesimindeki çeşme kalıntısı gözden kaçmıyor. Cami ise her haliyle restorasyon geçirdiğinin ipuçlarını veriyor ziyaretçilerine.

Vizenin sokaklarına ellerinde fotoğraf makineleri, yürüyüş kıyafetleriyle doluşan onlarca insan ister istemez etraftan meraklı gözlerle izleniyor. Bizse Şerbetdar Hasan Bey Camiini dönüp 50-60 metre ilerideki Vizenin o en bilindik tarihi yapısının yanına geliyoruz. Vize Ayasofyası ya da daha bilindik söyleyişiyle Küçük Ayasofya. Ben bu tabirle birlikte Vize isminin de vurgulanmasını tercih edenlerdenim. Zira İstanbulda bu isimde ( Küçük Ayasofya ) bir yapı daha bulunuyor. Hoş, bu ismi kullanan da artık pek yok ya Çünkü sonradan camiye çevrilen Vize Ayasofyası Gazi Süleyman Paşa Camii olarak anılmaya başlanmış durumda. Rumelinin fethi sırasında büyük yararlılıkları olan Gazi Süleyman Paşa, Vizeye hiç gelmemesine karşılık Rumelinin fethindeki tartışılmaz önemi ile manevi varlığını Vizede ortaya koyuyor.

Burada yürüyüşe katılan ekip topluca fotoğraf çekiliyor, yüz-yüzelli metre ilerideki Vize Kalesi mevkiine doğru yola koyuluyoruz. Burası Vizeyi ve önünde uzanan verimi Trakya ovalarını izleyebileceğimiz yüksekçe bir mevkide kurulu, yıkılmaya yüz tutmuş sur kalıntılarıyla kendini ele veren bir yer. Havanın puslu oluşu, hele ki baharda yeşile kesen o verimli Trakya ovalarını izlememize mani oluyor ne yazık ki.

Vaktimiz kısıtlı. Daha Vize'ye ait pek çok yeri göremiyoruz. Bunlardan birisi de Trakya'da sadece Vize'de bulunan "odeon" yapısı. Orayı da bir başka sefere bırakıyoruz.

Araçlarımız bıraktığımız belediye meydanına indiğimizde rehberimiz Selçuk ASLAN da gelmiş oluyor. Hava durumu bültenleri öğleden sonrasına yağmur ihbarı yaptığı için zamanı iyi değerlendirmek maksadıyla araçlarımıza binip hemen yola koyuluyoruz.

Kızılağaç köyü Vize merkezine 24 km uzaklıkta bir yerleşim yeri. Köye giden yolun bir kısmı aynı zamanda Kıyıköy e de giden yolun bir kısmını oluşturuyor. Kıyıköy yolu Kızılağaça gelmezden 8-10 km evvel sağa ayrılıyor.

Vizein sırtlarına hakim olan kayaç, bozuk makilik manzara bahar mevsiminin henüz kendini hissetirmemesi ile daha da bir kasvetli görünüyor. Keza havanın da yağmura durmuş, puslu oluşu iyice sıkıcı hal alıyor. Fakat köye yaklaştıkça bitki örtüsü bir parça olsun değişiyor. Bazen bir köprü ile üzerinden geçtiğimiz dereler yanımızda-yönümüzde belirmeye başlıyor.

Kızılağaç köyünü yaklaşık 3 km geçip yürüyüşe başlayacağımız yol sapağında araçlarımızdan iniyoruz. Rehberimiz Selçuk ASLAN son hazırlıklarını yaparken, Zirve Dağcılık Tekirdağ Temsilciliğinden görevli arkadaşlarımız ekibin yürüyüşü güvenli tamamlayabilmesi için uyarılarını yürüyüşe katılacaklar ile paylaşıyorlar. Söyledikleri her söz önem taşıyor. Çünkü yürüyüşe katılacakların sayısı hayli fazla. Tam 90 kişi Bu 90 kişinin birçoğu amatör olarak geziye katıldıkları için, doğa yürüyüşlerinde uygulanan kuralları yeterli önemde değerlendirmeyebilirler. Oysa her kural daha güvenli ve tadına varılabilir bir yürüyüş çıkarabilmek için herkese eşit uygulanıyor.

Yürüyüşümüz Selçuk ASLANın önderliğinde, Zirve Dağcılık gözetmenlerinin refakatinde başlıyor. Buradan Cehenneme kadar yolumuz var. Zira biz 90 kişi, hepimiz Cehennem Şelalelerine gidiyoruz.

Yürüyüşe başladığımız tepenin yumuşak düzlüğünden geçtikten sonra, makilik bir bitki örtüsünün arasından patika yolu tercih edip aşağıdaki dere yatağına doğru inişe geçiyoruz. Vadiye doğru alçaldıkça karşımızdaki diğer tepelerin zirveleri gözümüzde büyümeye başlıyor. Aslında çok da yüksek olmayan bu tepeler vadilere doğru bazen %70-80 gibi bir meyille ildiği için gözümüze daha yüksekmiş gibi görünebiliyor. İndiğimiz yol boyunca baharın geldiğini bize hissetirebileceğimiz renkler henüz kendini buralarda hissetirmiyor. Hoş, Istrancaların 400-500 rakımlı bu tepelerine baharın aşağılardaki ovalardan daha geç geleceği de aşikar. Yine de sağımızda solumuzda sarılı çiçeklerin arasında beyaz kardelernler ve yeni yeni örtü yapmaya durmuş papatyalara raslıyoruz. Dere yatağına indiğimizde ise yukarılardan sızım sızım süzülen yağmur sularının sağladığı nem ile masmavi çuha çiçekleri karşılayıveriyor bizi. Onlara en çok da nemli dere yataklarına yakın yerlerde raslıyoruz yürüyüş boyunca.

Yürüyüş ekibi 90 kişi ve yaş grupları farklı farklı olunca geride kalanları bir süre dere yatağına yakın bir mevkide beklemeye koyuluyoruz. 8-10 metre aşağıda yatağında akan derenin çağıl çağıl sesi ve berrak akışı yürüyüşe başladığımız andaki iç sıkıntımızı alıveriyor. Çünkü birçoğumuzdaki genel kanı, henüz yaprağa durmamış makilikler ve cılız meşe ağaççıkları arasında puslu havanın da etksiyle sıkıcı bir manzaranın bizi beklediği yönündeydi. Bu pırıltılar yaparak akan berrak dere bizi kendimize getiriyor.

Herkes toparlandıktan sonra 100 metre kadar ileride derenin dar bir boğaz yaptığı yerden karşıya geçmeye başlıyoruz. Sırtımızı verdiğimiz tepenin dereye neredeyse %80 meyille yükseldiği bu yerden ancak bir keçi yolu kadar genişlikteki geçiş yolunu kullanabilen ekip ip gibi muntazam bir sıra ile dereden karşıya geçiyor. Bu arada ekip liderleri geçişte kontrolü sağlayıp diğerlerine yardımcı oluyor.

Yine kısa süreli bir soluklanma Dere yatağına kadar indiğimiz tepeden daha yükseği bizi bekliyor. Bu tepeyi %60'lık bir meyille tırmanmaya başlıyoruz. Biz yükseldikçe soluklar kesilmeye başlıyor. Dere yatağı bizden uzaklaşırken geride bıraktığımız ve az evvel indiğimiz tepenin aslında ne kadar yüksek olduğunu fark ediyoruz.. Rehberimiz Selçuk ASLAN ekibin dağınık olarak yürümemesi, kimsenin kendisini geçmemesini ısrarla hatırlatıyor. Bu konuda doğa yürüyüşlerindeki klüp prensiplerinin uygulanması konusundaki hassasiyet uyarılardan sonra kendini gösteriyor.

Çıktığımız tepe Çingene Kalesi denilen bir zirveye çıkıyor. Zirveye yakın bir yerde geride kalanları bekleyip soluklanırken batı yönünden hava dolmaya başlıyor. Muntazam bir kümbet şeklindeki tepenin öbür yüzünde ağaçlara ıslık çaldıran rüzgar yağmurun da habercisi.

Şimdi size Selçuk ASLANın rehberlikle ilgili sırrını vereyim. Bunun tam da zamanı. Aslında Cehennem Şelalelerine giderken bu tepeyi es geçerek sağımızdaki daha yumuşak bir yolu tercih edebilirdik. Fakat Selçuk öylesine coşkuyla yürüyüşlere rehberlik ediyor ki, rotanın bir parça dışında da olsa es geçilmemesi gereken yerleri buraya kadar gelenlerden esirgemiyor. Bu yürüyüşe katılanlar için biraz zahmetli de olsa, Selçuk bir fazla şeyi katılımcılara sunmanın kaygısında. Bence bu çok da doğru bir davranış. Onun tüm yürüyüşlerinde böylesi bir duruma raslarsınız.

Çingene Kalesi tepenin zirvesinde, varlığını sınır taşlarının muntazamlığından anlayabildiğimiz, tepenin konik şapkası traşlamışçasına düzlenmiş bir mevkide bulunuyor. Aşağılardaki vadilere, diğer zirvelere ve yollara hakim bir yükselti burası. Muhtemelen Trakyanın içlerinden Kıyıköydeki limana giden geçiş yollarını tutan bir mevkide oluşu sebebiyle burada bir kale yapısı oluşturulmuş. Zira bahsettiğim yollar antik Dionisos Şarap Yolunu da içine alan ticaret yollarını oluşturuyordu. Hal böyle olunca vaktiyle bu dağlarda dolaşan eşkiyalar için buraların önemi öne çıkıyordu. Kalenin savunma amaçlı mı yoksa eşkiyalar tarafından mı yapıldığına dair ise bir bilgiye maalesef ki sahip değiliz.

Çingene Kalesi tepesinin öbür yüzüne geçip, dönerek az evvel geçtiğimiz dere yatağının muhtemelen bir-iki kilometre ötesinde bir mevkiye doğru alçalıyoruz. Etrafımızda karstik yapının üst üste muntazam dizilişiyle öne çıkan taş bloklar, bazılarınınsa sanki insan eliyle dizilmiş gibi olşuturulduğu izlenimi verilen taş yapı kalıntıları göze çarpıyor. Birinin dibindeyse henüz başlamış yağmurdan buraya sığınmış 3 tane köylü bizi karşılıyor. Şelalelere gideceğimizden bahsedince onlarda bize yol bilgisini teyid ediyorlar. Hoş, zaten çok uzakta da değiliz.

...Volçan'ın Hazinesi Şelalenin Altında Gizli.​

Bu köylü dediğimiz kişilerin burada define aramaya gelen kişilerden olması muhtemel. Zira Osmanlının son dönemlerinde yaşamış Volçan adlı eşkiyanın sakladığı ileri sürülen hazinenin peşinde dolaşanların haddi hesabı yok. Volçan 1800lü yılların ortalarına kadar Osmanlı emrinde bir askerken, Tekirdağ limanına getirilen Kırım-Kafkas kökenli zengin ailelerin mal varlıklarını güvenle Trakyanın içlerinde iskan ettirilecekleri yerlere ulaştırmak için görevlendirilir. Fakat bu hazineleri Istranca dağlarının bu bölgesindeki geniş bir arazideki karstik mağraların içine koydurduğu, beraberindeki Osmanlı askerlerini de mağraya hapsedip girişlerini yörede cirit atmaya başlayan Bulgar eşkiyalarına kapattırdığı rivayet edilir. Volçanın hazineleri bugüne kadar definecileri buralara sürüklemiş durmuş. İşi daha dramatik kılmak için Volçanın Drakulanın torunu olduğunu ileri sürenler olsa da ikisinin yaşadığı dönemlerin farklı oluşu bunun bir safsata olduğunu anlamamıza yeter. Hatta hazinelerin şelalelerin altındaki bir oyukta olduğuna inananlar bile o kadar fazla ki, inanamazsınız.

Ve bikaçyüz metre sonra ilk şelaleye varıyoruz. İnceden yağmur yağıyor. Hepi topu 8-9 metre yüsekten dökülen bir şelale burası. Sanırım ki hazine gerçekten şelalenin altında. Zira dere yatağına inip, devrilmiş bir ağacın kütüğü üzerinden suyu geçince şelaleyi daha yakından görüyoruz. Büyüleyici. İşte size hazine

Buralara "Cehennem Şelaleleri" denmesinin sebebi eminim ki bu güzelliği diğer insanlardan sakınmak içindir. Başka türlü olamaz. Zira burası daha evvel de bahsettiğim gibi cennetten bir köşe. Meşhur Mavi Göl filmindeki bir sahnenin içindeymişiniz gibi hissediyorsunuz kendinizi. Tüm gürültüsüyle kat kat dizilmişçesine duran kaya bloklarından akan şelale, kendi mavi gölcüğünü oluşturmuş. Hatta mavi değil, nem sebebiyle herdem yeşil olan kayalara tutunmuş yosunların o zümrüdü yeşili suya yansıyor. Ardımızdaki tepe dik bir meyille yükseliyor. Oradan damla damala süzülen sular da taşlarda berrak pırıltılar yaparak dereye karışıyor. İri gövdeli bir ağaç ise devrilmiş, şelalenin aktığı kaya bloğunun üzerine kadar uzanan doğal bir yol oluşturmuş durumda.

Yağmur ipil ipil inerken ne kadar acıktığımızın farkına varıyoruz. İştahla yemekler yeniliyor. Fotoğrafların en çok çekildiği yer de bu ilk şelale olsa gerek. Asker fotoğrafı çekilir gibi edalar takınarak şelalenin önünde fotoğraf çektirenlerin haddi hesabı yok.

İkinci şelaleye gitmek üzere şelalenin döküldüğü tepeye geri çıkıyoruz. Geride çöp bırakmamak için yapılan uyarılara herkes harfiyen uyuyor. Zirve Dağcılık üyeleri yol boyunca rasladıkları, muhtemelen piknikçiler veya definecilerce bırakılmış çöpleri de topluyorlar. Bu ekibin tüm yürüyüşlerinde hassasiyet gösterdiği bir durum. Takdire şayan

Dere yatağı boyunca ikinci şelaleye doğru yürümeye başlıyoruz. Dere solumuzda küçük şelaleler yaparak daha yukarılara doğru uzanıyor. Buralardaki birbiri üzerine istif istif duran taş bloklar sanki insan eliyle yapılmış hissini verse de, öylesine geniş bir coğrafyadan bahsediyorum ki, manzara hep aynı. Muhtemelen suyun sabırla yatağını derinleştirerek ortaya çıkardığı bir manzara bu.

Sağ tarafımızda %70-80 meyille bir tepe bulunuyor. Üst taraflarında makinelerle açılmış bir yol bulunduğu izlenimi veren taş döküntülen bulunuyor. Birden o yola kadar 30-40 metre boyunca tırmanmaya başlıyoruz. Çünkü dere yatağındaki yolumuz bitiveriyor. Çok zorlu bir tırmaış. Yağmur ayağımızın altındaki taşları kayganlaştırmış olabilir diye ekip liderleri geçişte yardımcı oluyor. Yukarı çıktığıızda isetam da tahmin ettiğimiz gibi makinelerle açılmış, kırıklı taşlardan oluşan bir yola varıyoruz.

İki yüz metre daha ilerlediğimizde aşağıdaki ikinci şelale de görüşümüze giriyor. Yağmur iyice kendini hissetiriyor. Şelalenin olduğu vadiye herkes inmiyor hal böyle olunca. Ama inenler şanslı. İkinden daha güçlü akan bir şelale bizi bekliyor. Yağmur sebebiyle şelaleyi hep aynı açıdan görüyoruz ama bir dahaki sefere yatağına kadar inip aşağıdan da görmek isteğini duyanların sayısı hayli fazladır eminim.

Fotoğraf çekimleri vsderken dönüş yolu için yine az evvel indiğimiz yola tırmanıyoruz. Toplu fotoğraf çekilip soluklandığımız tepeye kadar yağmur altında yürüyüşümüz devam ediyor. Neyse ki fotoğraflar çekilirken yağmur diniveriyor. Bu kadar kalabalık bi ekibin fotoğraf çekimi de bir o kadar eğlenceli neşeli geçiyor.

Dönüş yolu için yumuşak br meyille zaman zaman yükselen zaman zaman alçalan bir orman içi yolu tercih ediyor rehberimiz. Yağmur sonrası vadi yataklarından inceden bir pus yükseliyor. Ağaçların dallarında, yol kenarlarındaki mavi çuha çiçeklerinin üzerindeki yağmur damlacıkları pırıltılr yaparak yol boyunca bize eşlik ediyor. Bahar renkleri henüz bu vadilere gelmemişken bile bu denli keyifliyken, baharda elbiselerini giyinmiş halini merak etmemek mümkün değil.

Araçlarımızı bıraktığımız yere vardığımızda saatlerimiz neredeyse 17.00 yi gösteriyor. Yürüyüşü başlattığımızda ise saat 11.00di. Tüm yürüyüşümüz süresinde 10.5 km yol katettiğimizi de burada sözlerimize eklemiş olalım.

Bir çay içimi için köye varıyoruz. Köy kahvesi böylesi bir kalabalığı ola ki ancak bayramlarda görüyordur. Kahvecinin bardakları yetmeyince araçlardan plastik bardaklar yetişiyor imdada. Böylesi doğa yürüyüşlerinde köydekilere de katkı sağlayacak alışverişler yapmak ekibin önceliklerinden birisi. Yöresel ürünleri bulabileceğimiz köylerde bunu yapmaya çalışan ekip, henüz ilk defa tanıştığı bu coğrafyada neyi bulacağından emin değil. O sebeple ancak köy kahvesine girip, bu tip gezilerin daha çok olacğının ipuçlarını köylüye verebiliyor. Umarız ki köylerimiz de bu gibi faaliyetleri kendileri için eko-turizm olanakları çerçevesinde değerlendirirler.

Zira ekip liderimiz Selçuk daha birkaç gün evvel Erhan BAYCANın sitemizde yayınlanan Cehennem Şelaleleri yazısından hareketle buraları görmek isteyen Güven İSLAMOĞLUna Vizeden Kıyıköye kadar olan bir bölgeyi ve pek tabiî ki Kızılağaç köyündeki Cehennem Şelalelerini gezdirmişti. Güven İSLAMOĞLU CNN-Türk kanalı için Her Yerde Bir Haber Var isimli programı hazırlayıp sunuyor.

Kırklareli ve Istrancalar coğrafyasındaki doğal ve kültürel zenginlikler Kırklareli valisi ve diğer ilçe kaymakamlarının, yerel yöneticilerin ve sivil toplum kuruluşların geliştirdiği projeler kapsamında eko-turizmin olanaklarını yöre insanı için bir vizyon olarak sunmayı amaçlıyor. Yörenin İstanbul gibi bir metropole yakınlığı doğru ve etkin projelerle önemli ölçekte bir eko-turizm olanağı sunuyor. Tek kaygı; insanın ihtiraslarının doğaya galip gelmemesi olabilir.

Çorlu ekibi olarak bizim eve dönüşümüz 19.00u bulsa da, Tekirdağ ekibinin Ahmetbey üzerinden giderek nefis Ahmetbey köftesi ve daşşş gibi manda yoğurdu yediği bilgisi bizlerde ufaktan bir hasetlik duygusu yaratmıyor değil.

Dinçer ALABAŞOĞLU
Cehennem Şelaleleri Doğa Yürüyüşü Gezi Notları
Kızılağaç Köyü Vize / KIRKLARELİ

"Cehennem"e Kadar Yolumuz Var...
 
Üst Alt