• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Cehennem Çukuru

Okunuyor :
Cehennem Çukuru

sis_labirenti

Tecrübeli
Üye
Cehennemde bulunan insanlar yukarıda görülen ışığa erişmek için birbirlerinin üstlerine çıkıp kendilerince kurtulmaya çalışıyorlardı. İnsandan bir duvarı andıran bu bedenlerin önünde duran bir zebani yükselen alevleri daha da yükselten bir sesle haykırdı;

— Önce yalanı söyleyen sesler yanacak…

Bu sözün üstüne duvarda bulunup üste çıkmaya çalışanlar, aşağıdaki ateş suyunda yanıp kavrulanlar ve ateşten topraklara zebaniler tarafından gömülenler çığlıklarını daha da yükseltmeye başladılar. Ağızlarından çıkan seslerin boşlukta yanmaya başlamasıyla birlikte susmaya çalışanların bir kısmı dillerinin yanmasına mani olduysa da çoğunluk bu denli şanslı değildi. Çünkü insandan duvarı oluşturan pek çok kişinin ağızları bir anda küllerle dolmuştu. Bu küllerse yanıp kül olan dillerine aitti.

Duvarın içindeyse insanlar kendi cehennemlerini yaratmakla meşguldüler. Üste çıkmaya çalışan biri yanına bulunan birinin kaburgasına yer yer alevlerden ötürü iskelete dönüşmüş parmaklarını batırıp kendini üstün konuma getirmeye çalışıyordu. Bir başkasıysa üstünde bulunan birinin saçlarına tüm gücüyle abanıp kendini yukarı çekmeye çalışıyordu. Saçı çekileninse kökünden kopan bir avuç saçın acısı o kişiyi düşürmeye çalışmak olarak bir intikam girişimine dönüşüyordu.

Yukarı doğru yükselen bu duvarda tepeye ulaşanlarsa onların altlarında bulunanların itmeleri, çekmeleri veya yumruklamaları sonucu aşağıdaki alev-mezarlarına ya da alev-denizine düşmekle sonuçlanıyordu. Tepeden aşağı düşenlerse o an çevrelerinde kim varsa onun vücudunun herhangi bir parçasını sımsıkı tutarak kendiyle birlikte aşağı çekiyordu. Bu bazen bir tutam saç, bazen sırttan bir deri parçası, bazense cehennemin Havva’sını yaratmaya çalışan düşmüş birinin başkasından kopardığı bir kaburga kemiği, düşen kişinin avuçlarının içinde görülüyordu.

Ateş-mezarlara zebaniler tarafından gömülenlerin dışarı taşan kolları, bacakları çektikleri acının sesi, soluğu oluyordu. Ateş toprağının altında kalan birinin bağırma çabası boğazına kaçan korların tüm bedenini yakmasıyla sonuçlanıp karınboşluğunun o yuttuğu korlarla parçalanıp yırtılmasıyla son buluyordu. Zebanilerse ellerine aldıkları uçları son derece keskin mızraklarla ateş-mezarlarına gömdükleri kişinin bedeninin çeşitli yerlerine saplayarak ateşten toprağın üstüne çıkmasına mani oluyorlardı.


Ateş-denizindekilerse yine zebanilerin mızraklarını bedenlerine saplamaları sonucu ateş suyunun altında soluksuz kalıp tüm bedenleri yanarak acılarla debeleniyorlardı. Ama yapılan bu işlemlerin en kötü yanı hiç kimsenin ölmeyecek olmasıydı belki de… Ölümü tadan birinin alacağı bir tat onun yeniden ölüm meyvesini yemesine izin vermiyordu.

Cehennem kapısından içeri yeni girenlerse girişteki Baş zebani tarafından karşılanıp üstlerindeki kefenler çıkartılarak yaşanan bu durumun içine itiliyorlardı. Ağzında kocaman bir gülümsemeyle zaten korku içinde olanların toprakla dolmuş gözlerine bakıp;

— Çıkartın ölümlerinizi… Diyerek bağırdıktan sonra ellerinde mızraklar olan birkaç zebani bu kişinin kefenini paramparça edip cehennemin içine savuruyordu. Cehenneme yeni gelen birinin ilk gördüğü Cehennem Çukuru olarak tanımlanan insandan duvar oluyordu. Ateşten toprağın üzerinden yukarıdaki ışığa kadar yükselen bu devasa duvarın içindeki insanların parçalanmış bedenleri işlenmiş günahlardan da korkutucuydu. Kiminin parçalanmış sırtı veya göğüs kafesi, bedenlerinden kopan çeşitli uzuvları yine bedenlerinin çeşitli yerlerine saplayıp mani olma çabası veya başkalarının bedenlerinden kopan ve kendilerinde eksik olan bir organı çalma girişimleri bu alevden duvarın içinde pekâlâ görülebiliyordu.

Gözlerini cehennem çukurundan, alev-mezarlarından, ateş-denizlerinden kurtarıp etraflarına baktıklarındaysa daha korkunç bir manzara ortaya çıkıyordu. Uçsuz bucaksız görülen cehennemin kendilerine en yakın olan duvarının da yine yukarı çıkmaya çalışan insanlardan örülüydü çünkü. Aynı cehennem çukurunda olduğu gibi burada da insanlar birbirlerine herhangi bir acıma duygusu göstermeden yukarı çıkmaya çalışıyorlardı. Kimi o anda çığlık atan birinin ağzının içine yanmış ayağını sokup yukarı doğru hamle yaparken çenesi kopan o kişiyle birlikte aşağı düşüyordu. Kimiyse göğüs derisi tamamen yanmış, göğüs kafesi görünen birinin kaburga kemiklerine iki eliyle tutunup kendini yukarı çekmeye çalışıyordu. Kimiyse gözleri yanıp kora dönüşmüş birinin göz çukurlarına iki elinin parmaklarını geçirip kendini yukarı çekmeye çalışıyordu. Ve yine aynı cehennem çukurunda olduğu gibi bu insan-duvarının en tepesine kimse ulaşamıyordu; çoğu daha zirveyi göremeden aşağı düşerken bazılarıysa tepedeki ışığa yaklaştığı anda altındaki veya yanındaki birinin çekip itmesiyle aşağı düşüyordu.

İşte tüm bunlar cereyan ederken cehennem çukurunun tepesine çıkan biri boşluktan aşağı düşerken dilinin yanması pahasına bağırdı;

— İnsan aslında cehennemin cehennemidir…

İkibindokuzun yirmidokuzuncu aralığı
İstanbul
Yunus B.
 
Son düzenleme:
Üst Alt