• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Bu Gun CUMA!!!

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

ANU HAN-SÜMER
HAN –AN’U da başka bir olgu daha gözlüyoruz.
Bir zamanlar yöneticiler için kullanılan bu kelime
aslında özünü korumuş olarak kadınlar için kullanılıyor
ve ses tanım olarak eski kadın yöneticiler için
kullanılmış olduğu da açıkça ortaya çıkıyor da diyebiliriz….

Bugün herhangi bir kadına Ayşe – Fatma
Hanım derken, Ya da karımıza Hanım diye seslenirken
güncel lisanda anlamını yitirmiş şekilde ama
eski özüyle tanrıçam diye hitap ediyoruz bilincimiz
farkında olmayıp sadece kelimeyi o çok
eskilerden beri taşıyarak. Tabii bir de artık “a” sesini uzatmadan
söyler hale gelmişiz. Oysa öz
telaffuzu Hân’ım şeklinde. İran’da hâlâ öyle söyleniyor.
Bizim eski Osmanlıcada da olduğu gibi. Aynı
bilinçsizliği de bugün güncel lisanda Hanımım diye kadınımızı,
eşimizi takdim ederken yapıyor ve
farkında olmadan iki kere benim benim diyoruz …ımım derken…
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Noktanın çizgiye kavuştugu yerde
Küçük bir karınca kalemin kağıt üstüne birşey yazdığını gördü.
Gitti ,bu sırrı öbür karıncalara söyledi,O kalem kağıda şaşılacak şeyler yazdı.
Feslegen gibi ,susam gibi ,gül gibi acayip şeyler yaptı dedi.Karıncanın biri O sanatı yapan
parmaklarıdır..Bu kalem iş görmekte esas değil fer dir.Üçüncü karınca İş ne parmaktan ne de
kalemden geliyor dedi.Iş asıl koldan geliyor,çünkü zayıf parmaklar onun zorlaması ile kalemi tutuyor
ve yazdırıyor ,bu konuşmalar uzadı gitti karınca beyine kadar ulaştı.onun biraz anlayışı var ve zeki
idi.
Dedi ki, Bu hüneri suretten ,görünüşten bilmeyin .Çünkü uyuyan yahut ölen bir kişinin böyle
şeylerden haberi yoktur.
Suret,görünüş elbiseye ,asaya benzer.Cansızdır ,akılsızdır,oynamaz ,hareket etmez.Allahın lütfu ve
ihsanı olmayınca bu aklın bu gönlün cansız kalacaklarından karınca beyinin haberi yoktu
Allah bir An için olsun ,akıldan yardımını kesecek olsa her şeye eren akıl, aptalliklar etmeye başlar
Dîvân-ı Kebîr
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Âlûsî (1270/1854)
‘Hz. Âdem ve soyunun emrine verilen melekler,
Allah’ın yasalarını yönetmekte olan arz melekleri olduğu’
yorumunda bulunmaktadır.

Süleyman Ateş’in konu ile ilgili değerlendirmesi ise şöyledir:
“Kanaatimize göre Hz. Âdem’e secde eden melekler,
Allah’ın yeryüzüne hakim kıldığı tabiat kuvvetleridir.
Tabiat kuvvetleri, insanın hizmetine verilmiş,
insan, akıl gücüyle onlara hâkim olmuştur.”

Ateş’in bu görüşü
“Hz. Âdem’e secde etmeleri emrolunan melekler,
bitkisel ve hissî hareketsel hayvanî güçlerdir.

Çünkü bu kuvvetler,
insan bedeninde rûh cevherinin hizmetçileridir.

Secde etmeyen İblis ise,
akıl cevherine karşı gelen, vehmî kuvvettir”
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Sizden biriniz Allah için severse‐ gayretullah zuhur eder. Allah hepinizi sever. Muhabbeti olan hata görmez görse de göz yumar. Her işte beraberlikten Allah razı olur. İdare ilmini öğrenin insan kızınca şeytanın malı olur. İdare mudara ve dubara. Nefis çok mübarektir. Ruha âşık olmuştur. Aşkın kıymeti çok büyüktür. Âşık olmayan insan, insan değildir. Asıl mesele nefsi ruha tabi kılmaktır. Nefsin dediğine gitmemektir. Ne ararsan insanda mevcuttur. Bir şeyh (şeyh Sena ks) Rum papazının kızına âşık olmuş. Ruh şeyhtir, Nefiste Rum papazının kızıdır. Hepinizi Allah´a emanet ettik. Biz de zaten Allah´a emanetiz. Cenab‐ı Allah hepinize mazhar‐ı tevfik buyursun.

Kitab-ı Gül
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

(Meksika Tabletlerindeki )
Yedinci Emir:
Diğer emirlerin icrasından sonra idrak kuvveti dedi ki;
“İnsanı kendi tarzımızda yaratalım ve arzı idare edecek kudret ve kabiliyetlerle techiz edelim” bunun üzerine kâinatta mevcut her şeyin haliki olan yedi başlı idrak kuvveti insanı yarattı ve onun vücudunun içine yaşayan ve fena bulmayan eş koydu. Böylece insanı idrak kuvveti itibarıyla halikine benzetti.”

“Bizim kendi suretimizdeki” cümlenin manası nedir? Bu hiç şüphesiz Hâlik’in şekil ve suretinde demek değildir. Çünkü yazılarda daha sonra “Hâlik insan tarafından idrâk olunamaz. Onun ne sureti yapılabilir ne de ona isim verebilir, o isimsizdir.” Denilmektedir.

Her insan “Allah’ın suretinde” yaratılsaydı, o Allah’ın tasviri olurdu. Fakat mademki Allah anlaşılmayan ve tasavvur olunamayan bir şeydir. Mademki O’nun ne sureti yapılabilir, nede O’na isim verilebilir. Şu halde Tevrat’ın (tabletleri) tercümede “image” kelimesini kullanmakta hata etmiştir.

CHURCWARD C. James
The Sacred Symbols of Mu-s. 91
New York - 1934.
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Âlimler bütün meleklerin Âdem aleyhisselâma secde etme meselesinde ihtilafa düşmüşlerdir. Şöyle ki; Meleklerin Hz.Âdem’e secde etmelerini konu alan tüm ayetlerde melâike (melekler) kelimesinin çoğul olarak gelmesi

ve özellikle Hicr, 15/30 ve Sâd, 38/73 ayetlerinde (fesecede’l‐melâiketü küllühüm ecmaûn) “Derken bütün melekler topluca secde ettiler.” te’kid ifadesi olarak yer alan küllühüm (meleklerin tamamı) ve ecmaûn (topluca) kelimelerinin kullanılması,

söz konusu secdenin bütün melekler tarafından yapıldığını göstermektedir. Alimlerin büyük çoğunluğu da bu görüştedir. 88 defa peş peşe gelen bu te’kid ifadeleri meleklerin bir kısmının secde etmemiş olabileceği ihtimalini ortadan
kaldırdığı gibi, meleklerin tamamının aynı anda, bir defada ve topluca secde ettikleri anlamını daha da pekiştirmektedir.
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Kudretin oldukça temiz kalpli insanlarla olan arkadaşlığını artır. Çünkü onlardan yardım dilediğin zaman hemen senin yardımına koşarlar.”

“Dıştan bir delil ve haber aramaya lüzum ve ihtiyacın yoktur. Sende mev*cut olan kalbin gizli oían her şeyden haber verebilir.”

“Kusurlarıma bakma; ayıplarımı ört, bir eksikliğim olmuşsa onları affet diye Allah’a temenni ve niyazda bulunurum.”

“Dertlerimin çokluğundan halktan bir çâre aradım. Fakat benim feryâd, figan ve yakarışlarıma kimsenin cevap verdiğini görmedim.”

“Şerik ve ortağı olmayan Allah’a hamd ü senalar olsun ki sabah ve ak*şam ona şükür ve senâ etmek benim âdetimdir.”

“Yakınlık ve ünsiyyeti ile bana teselli verecek kimse kalmadı. Gerçek enis ve yakın olan Cenâb-ı Hakk’Ia ünsiyyet kurmaktan ise korkuyorum.”

HAZRET-İ ALİ ra
DİVANINDAN

Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

İnsana yolu gösteren derttir, hem de her işte.
İnsan, hangi işe koyulura koyulsun,
o işin derdi, o işin hevesi, aşkı, gönlünde doğmazsa adam,
o işe girişemez; o iş, dertsiz kolay gelmez ona.

İster dünya olsun, ister âhiret…
İster alış-veriş olsun, ister padişahlık…
İster bilgi olsun, ister yıldız; isterse başkası;
hepsi de böyledir.

Meryem de doğum ağrısı başlamadan
baht ağacının yanına gitmedi.
“Doğum ağrısı, onu hurma ağacının dibine sevk etti.”
Onu, ağaca götüren o dertti.
CELALEDDİN-İ RUMİ
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Şehâdet âlemine, “varolma ve bozulma âlemi” de derler.
Çünkü “varolma” bir sûretin açığa çıkıp var olmasından ve
“bozulma”da bir sûretin ortadan kalkmasından ibârettir.

Meselâ
su kaynatılınca buhar olur ve onun sıvılık sûreti fenâya gider ki,
bu esas fenâ ve bozulmadan ibârettir.
Ve daha sonra ondan havaya ait bir sûret var olur;
buna da “varolma” derler.

Ve aynı şekilde mum yandığında onun şekli fânî olur;
bu “bozulma”dır.
Fakat ondan havaya ait başka bir madde oluşur;
bu da “varolma”dır.

Bundan dolayı şehâdet âleminde
bir “bozulma” için bir “varolma” lâzım olur;

ya’nî
her bir bozulan sûretten sonra
varolan bir sûret meydana gelir.
AVNI KONUK
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Anâsır-ı erbaa

Selam!

İlkçağ Yunan, Ortaçağ İslâm ve hıristiyan felsefesinde
tabii varlıkların ilkesi sayılan dört madde.

Anâsır kelimesi sözlükte
“asıl, kök, soy; şeref ve asâlet”
gibi mânalara gelen unsur kelimesinin çoğuludur.

Kur’ân-ı Kerîm’de unsur ve anâsır kelimeleri geçmemektedir;
hadislerde ise “kök, kaynak” anlamında bir iki defa
unsur kelimesi kullanılmıştır
(bk. Buhârî, “Tevhîd”, 37; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “unsur” md.).

Anâsır-ı erbaa
dört unsur” demek olup klasik felsefede
toprak, su, hava ve ateşten ibarettir.

İslâm kaynaklarında anâsır-ı erbaa yerine
ustukussât-ı erbaa, erkân-ı erbaa,
tabâi‘-i erbaa, mevâdd-i erbaa,
ümmehât-i erbaa, ümmehât-i süfliyye,
usûl, mebâdî ve kavâbis gibi
daha başka terimler de kullanılmıştır.

Bu terimler pek çok âlim ve düşünür tarafından
eş anlamlı sayılmıştır.
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

“El- HAYY”
Hayat bir sıfâtdır ki sahibinin âlim ve müdrik(idrâk eden) olmasını icâb ider.
Çünkü bu ismi gördünki Allahu Teâlâ isimlerinden bir isimdir.
Bildinki Allahu Teâlâ cem’i eşyâya ilmi muhîtdir.
Zîrâ zâtında nice mutlak ise her bir sıfâtta da öyle mutlaktır.
İmdi mevcûdattan bir şey yokdur ki Hakk Teâlâ an’ı
künhiyle (özüyle) bilmeye ve dahi mevcûdattan bir mevcûd da yoktur ki
ol Hakkı bilmeye nitekim buyurmuştur.
17.44.“Ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum”
zîrâ işitdin ki cem’i halk Hakkı bilmek için halk olunmuştur.

Eğer
bu mahlûkattan bir zerre veya şemme Hakkı bilmese idi ol halk olmaz idi.

Çünkü
gördün ki halk olmuş bildin, Hakk’ı alimdir.

Eğerçi
halkı(Hakk’ı?) bilmezse de zîrâ halk ne idiğün bilmez çoktur.

Amma
halkı bilmez yokdur. Ve lâkin Hakkıda bilir idüğin bilmez çoktur.

İmdi
eşyâdan her neye baksan onda Hakkı bilmeğe bir ilim var
idiğün müşâhede ve mutala’a itsen Hakkı “El-Hayy” ismiyle
zâkir olmuş olursun.

Dilin sakit ise de.

Muhammed Niyazi-i Mısrî
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

isa'nın mülkü, bu dünya değildi. Eğer Hristiyanlık, belli bir hükümet veya teşekküle bağlı olsaydı, bu din arada kaynar giderdi. Müslümanlıkta ise, bunun tamamen aksi olduğu görülür. Muhammed peygamber, yalnız bir din adamı değil, aynı zamanda, çok büyük bir liderdi. Kendisini ziyarete gelenler, Ona karşı, Papa’ya ve Sezar’a duyulan saygıların birleşimi halinde bir saygı duyarlardı. Muhammed peygamber, daima dikkatli bir devlet adamı olmuş, yaptığı fevkalade işlere ve bütün mucizelerine rağmen, kendisinin tevazu sahibi bir insan olduğunu söylemiştir. Hayatında hiç bir hatası yoktur.

Müslümanlığın en güzel bir tarafı da, vatandaşları ve yabancıları birbirinden ayırmayışıdır. İslamiyet’in insana verdiği önem çok büyüktür. Mesela, İslamiyet’e inananların en güzel örneklerinden olan Türk askeri, son derecede emir dinler. Diğer milletlerde böyle bir asker hemen hemen yoktur. Türk askerinin disiplini, amirlerine itaat etmesi, cesareti, onun Müslüman oluşundan ileri gelmektedir. Bu güzel huyları ona Müslümanlık öğretmektedir. Müslümanlık aynı zamanda, (Zekât vermek) sayesinde, insanlar arasında (servet birliği)ni de kurmakta, birçok felaketlere sebep olan zengin fakir farkını kaldırmaya gayret etmektedir. Bu haşmetli din, herkesin anlayacağı kadar basittir. Muhammed peygamberin hayatı üzerinde insaflı ve etraflı tetkik yapmış olanlar, Ona karşı büyük bir muhabbet ve hürmet duyarlar.

Turkey in Europe
1900 -Sir Charles Eliot
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Hazret-i Muhammed bir yalancı peygamber miydi?

Onun eserlerini ve tarihini inceledikten sonra bunu düşünemeyiz; çünkü yalancı peygamberlik iki yüzlülüktür. İki yüzlülükte inandırma kuvveti yoktur; nasıl ki, yalanda da doğruluğun kudreti bulunmaz.

Mekanikte bir cisim atıldığı zaman onun varabileceği yer, fırlatma gücüyle orantılıdır. Bir manevi ilhamın gücü de onun meydana getirdiği eserle orantılıdır. Bu kadar çok şey taşıyan, bu kadar uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı kudrette devam eden İslamiyet yalan olamaz. Bunun çok samimi ve çok inandırıcı olması gerekir. Onun hayatı, uğraşmaları, memleketinin hurafelerine ve putlarına kahramanca saldırıp onları parçalaması, puta tapan çoğunluğun hiddetlerine karşı koymak ataklığı, kendine saldırdıkları halde, 13 sene Mekke’de buna dayanması, hemşerileri arasında türlü hadiseler çıkartmak ve kendini adeta kurban yerine koymak gibi hallere tahammül etmesi, Medine’ye hicreti, durmadan yaptığı teşvikler ve verdiği vaazlar, çok üstün düşman kuvvetleriyle yaptığı savaşlar, kazanacağına olan güveni, en büyük felaket zamanında bile duyduğu insanüstü güvence, zaferde bile gösterdiği sabır ve tevekkül, dini tebliğ etme azmi, sonsuz ibadeti, Allah ile mukaddes konuşmaları, ölümü, ölümünden sonra da devam eden şan ve şerefi, zaferleri, Onun hiçbir zaman bir yalancı peygamber olmadığını, tam aksine büyük bir imana sahip bulunduğunu gösterir.

İşte bu imanı, Rabbine olan itimadı, Ona, ortaya iki yeni itikad, iman koymasını sağladı: Biri, Tek ve ebedi varlık olan bir Allah’ın bulunduğu, ikincisi ise Putların tanrı olmadığı idi. Birincisiyle Araplara, o zamana kadar bilmedikleri, bir olan Allahı tanıtıyor, ikincisi ile de, o zamana kadar tanrı zan ettikleri putları onların elinden alıyordu. Kısaca, bir kılıç darbesi ile yalancı ilahları, putları kırıyor, bunun yerine onlara Tek Allah inancını yerleştiriyordu.

Lamartine,
Histoire de Turquie
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

“Muhammed, gayet güzel huylu, güler yüzlü, kibar tavırlı ve çok dürüst bir zat idi. Daima hiddet ve şiddetten kaçmış, hiçbir zaman zulüm yapmamıştır. Müslümanların daima iyi huylu, güler yüzlü olmasını istemiş, Cennete iyi huy ve sabır ile gidileceğini bildirmiştir.

Doğru sözlülüğü, merhameti, fakirlere yardımı, misafirperverliği, şefkati, daima Müslümanlığın esas temelleri olduğunu beyan etmişti. Daima kanaat ile yaşamış, debdebe ve gösterişten kaçınmıştır.

Müslümanlar arasında hiçbir sınıf farkı tanımamış, en fakir bir Müslümanın bile hatırını gözetmiştir. Büyük bir zaruret olmayınca, zora başvurmamış, bütün meseleleri tatlılık ile, anlaşma ile, nasihat ve izah ile hâl etmeye uğraşmış ve çok kereler bunda muvaffak olmuştur.

630 tarihinde tekrar Mekke’ye dönerek, bu şehri kolayca feth etmiş ve çok kısa zaman içinde, yarı vahşi Arapları, dünyanın en medeni insanları hâline getirmiştir.”

Kürschners Volkshandbuch
Stuttgart 1888
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Yaratılış hakikatleri üzerinde detaylı düşünmek

Selam!

…Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi - 269)

Göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünmek, insanı bambaşka yaratılış mucizelerine götürür. Canlı ve cansız yapıları oluşturan atomların içinde, hiç ivme almadan 1000 km hızla dönmeye başlayan elektronlar, üzerinde düşünülmesi gereken başlı başına bir mucizedir. Zira ivme alarak hızlanan elektron modeli, atomun oluşmasına izin vermeyeceği için canlı ve cansız hayat diye bir şeyin olması da söz konusu olamazdı.

Saatte 1670 km hızla dönen dünyanın üzerinde bu hızdan hiç etkilenmeden yaşıyor olabilmemiz, yer çekimi, suyun kaldırma kuvveti, zaman, rüya ve daha pek çok konu insanın düşünüp Allahın gücünü gereği gibi takdir etmesi için birer fırsattır. Ancak insanların çoğu, bu gerçeklerden habersiz, gaflet içinde şeytanın sistemine hizmet ederek, ahiretlerine hiçbir fayda sağlamayan boş işlerle ömürlerini tüketirler.

Unutulmamalıdır ki, yalnızca düşünen insanlar akledebilir ve diğer canlılardan farklı bir konuma ulaşabilirler. Çevresindeki mucizeleri göremeyen, görüp de akledemeyen
“İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (Bakara Suresi, 171)
İbrahim Akın

Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Meselin Özellikleri:
Zemahşerî, “Meseller, hâlis Arapların fesahatlerinin son noktası, cevami-i kelimi, hikmetlerinin nâdirleri, mantıklarının ürünü, konuşmalarının özü ve selîm karihalarını gösteren belagatlarıdır. Lisânın açılmasına ve garabetine bediî bir temeldir. Onda lafızlar kısa, mânâlar dolgun ve ibare kısadır” der. Zemahşerî’nin bu ifâdelerinden mesellerin iki hususiyetini öğreniyoruz: Lâfız vecizdir, mânâ geniştir.

İbrahim en-Nazzâm (121/738),
meselin şu özellikleri taşıdığını ve başka bir sözde bunların bir araya gelmediğini söyler: “Lâfzın veciz oluşu, mânânın kullanıldığı yere uygunluğu, teşbihin güzelliği ve kinâyenin hoş olması (cevde).” Bu hususiyetleriyle meseller ona göre belagatın son merhalesidir.

İbnu’s-Sikkit (243/857) de
“Onu başkasının işlendiği bir örneğe benzetirler” der. El-Müberrid, “Mesel, misalden alınmıştır. O ikincinin halinin birinciye benzetıldiği yaygın bir sözdür. Onda asıl teşbihdir” der. Bu edib ve dilcilerin ifâdelerinden de mesellerde teşbih ve kinâye unsurlarının bulunduğunu öğreniyoruz.

İbn Abdi Rabbih ise şöyle der:
“Meseller sözün damgası, lâfzın cevheridir. Şiirden daha kalıcıdır, hitabetten daha yüksektir. Hiçbir şey onunla atbaşi yürüyemez ve onun gibi yayılamaz. Onun için “Meselden daha yaygın (hızlı)” sözü darb-ı mesel olmuştur.” Bu ifâdeden de meselin halk arasında yaygınlık özelliğini öğreniyoruz.

Bu özellikleri şöylece özetleyebiliriz: Meseller, benzetme ve bazen kinâye ifâde ederler. Kısa ve vecizdirler. Mânâları geniş, dolgun ve zengindir. Halk arasında şüyû bulup yayılmışlardır. Bazen birisi güzel bir temsil getirir; ancak yayılmadığı için mesel olamaz.

Meseller, genellikle, bir teşbih, temsilî teşbih yahut bir istiâre-i temsîliyye veya bir teşbîh-i zımnî ihtivâ ederler. Bunlar bir kıssa (olay)dan, bazen Eyyâmü’l-Arabdan, örf ve âdetten doğabilir. Arapça’daki bazı meseller beynelmilel mahiyette mesellerdir. Mesellerin çıktığı olay, gerçek ve tarihî olabildiği gibi, şahsiyetler tarihî, olay uydurma, ikisi de hayal mahsûlü ve hatta bazen teşhis ve intak yoluyla ifâde edilen bir fabl bile olabilir.
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Yahya,
halkı Beyti Makdis’te topladı mescid doldu, insanlar her tarafı doldurdular. Yahya şöyle dedi: Allah beş konuda benim yapmam gerekenleri ve sizin de yapmanız gerekenleri size emretmemi emir buyurdu.

Bunlardan ilki kulluğunu sadece Allah’a yapıp ona hiçbir şeyi ortak koşmanızdır. Allah’a ortak koşan kimsenin örneği şöyledir: Bir kimse ki, kendi öz malından altın ve gümüşle bir köle satın alan ve sonra o köleye işte malım, işte evim, çalış ve bana hakkını öde diyen kişinin örneği gibidir. O da çalışmakta ve kendi efendisinden başka birine ödeme yapmaktadır. Hanginiz kölesinin bu durumda olmasına râzı olur?

Allah size namaz kılmanızı emretti. Namaz kılarken yüzünüzü sağa sola çevirip bakmayınız. Çünkü Allah, kulu namazında yüzünü sağa sola çevirmediği sürece yüzünü kulundan ayırmaz.

Ve Allah size orucu emretti. Bunun örneği ise şöyledir. Bir gurup arasında olup beraberinde bir misk kabı bulunan kişinin durumuna benzer hepsi ona hayran olur veya o koku onların hepsini hayran eder. Oysa oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.

Ve Allah size sadaka vermeyi de emretti. Bunun örneği de düşmen güçlerinin esir ettiği ellerini boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere ileri sürdükleri kimsenin durumuna benzer. Kişi vereceği sadakalarla az veya çok bu boynu sizden kurtaracağım der ve canını onlardan kurtarmış olur.

Allah size kendisini daima hatırlamanızı emretti. Bunun örneğini de düşman tarafından süratle takip edilen ve sonunda kendisini sağlam bir köleye atıp kendisini onlara karşı koruyan kimsenin durumu gibidir. Kul da böyledir. Allah’ı hatırlamakla kendisini şeytana karşı korumuş olur.”

Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:
emrediyorum:
“Dinlemek, İtaat, Cihâd, Hicret ve cemaati”
kim cemaatten bir karış ayrılırsa İslâm bağını boynundan çıkarmış olur
ancak cemaate tekrar dönerse o zaman başka...

Kim câhiliyye davası iddia eder ve
câhilî sistemleri müdâfaa ederse Cehennemlik kimselerdendir.”
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

RUH
Sözlükte “gitmek, geçmek; (hava) rüzgârlı olmak; (bir şey) geniş ve ferahlık verici olmak” mânalarındaki revh kökünden isim olan rûh kelimesi terim olarak genellikle “canlılarda hayatı sağlayan unsur” şeklinde tanımlanmaktadır.

Ruh, bir anlamda kendisinin bir cüzünü teşkil eden ve devamlılığını sağlayan “nefes” mânasına da gelir
(Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “rvḥ” md.; Lisânü’l-ʿArab, “rvḥ” md.).

Farklı tarifleri yapılmakla birlikte ruhun âlimlerin çoğunluğunun anlayışı çerçevesinde şöyle tarif edilmesi mümkündür:“Ana rahminde oluşması sırasında melek tarafından insanın bedenine üflenen ve ölümü anında insan bedeninden çıkarılan idrak edici ve bilici hakikati.”
Nazzâm, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Gazzâlî, Râgıb el-İsfahânî ve Seyyid Şerîf el-Cürcânî’nin tercih ettiği tanımlar da buna benzer şekildedir.

İnsanın algılayıcı ve bilici varlık olabilmesi için öncelikle biyolojik canlılığa sahip kılınan bedeni yaratılır, canlı organizma teşekkül etmeye başlayınca algılayıcı ve bilici özü de buna eklenir
(Mâtürîdî, Teʾvîlâtü Ehli’s-sünne, III, 213, 421; Gazzâlî, İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn, III, 3).

İnsan ruhu denilince canlılık, bilinç, akıl, idrak, irade gibi niteliklere sahip bir özden söz edilmiş olur. İnsanların hayvanlardan farklı olması ruhlarının değişik yaratılmasından kaynaklanır. İnsanlar arasındaki fark da aynı ruh türü içinde değişik mertebelerde bulunmalarının sonucudur.

Peygamberlerin gayb âleminden bilgi almaları yüksek bir ruhî mertebeye sahip kılınmalarıyla irtibatlıdır
(Elmalılı, I, 408-410).

Dinî literatürde nefis kavramını ruhla eş anlamda kullananlar bulunduğu gibi nefis ve ruh arasında fark gözetenler de vardır. Bazı âlimlere göre ruh hem biyolojik canlılığı hem de algılayan ve bilen insanî özü ifade ettiği halde nefis sadece ikinci anlamı içerir. Nefsi ateş ve toprak kaynaklı, ruhu nûrânî tabiatlı kabul edenler de vardır
(Âlûsî, XV, 157-158; Reşîd Rızâ, IV, 328-329).

Nefis kelimesi insanın ruh ve beden bütünlüğüne isim olarak verildiği halde ruh bedeni ifade etmek için kullanılmaz.
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Kur’an’da ve Hadiste Ruh.
Kur’ân-ı Kerîm’de ruh kelimesi yirmi bir yerde geçer. Bunların dördü “er-rûh” şeklinde yalın olarak kullanılmış, on ikisi çeşitli terkiplerle Allah’a izâfe edilmiş, dördü “rûhu’l-kuds”, biri “er-rûhu’l-emîn” şeklinde yer almıştır
(M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “rûḥ” md.).
Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Kur’an’da geçen ruh kelimelerinin sekiz mânaya geldiğini belirtir: Canlıların hayatiyetini sağlayan ruh, Cebrâil
(rûhu’l-kuds, er-rûhu’l-emîn),
büyük bir melek, vahiy, rahmet, emir, üflemekle meydana gelen bir tür yel, hayat
(Nüzhetü’l-aʿyün, s. 322-324).
Cenâb-ı Hakk’ın uyku halindeki insanın nefsini aldığını
(ez-Zümer 39/42)
ve ölümünden sonra ibret olması için Firavun’un bedenini geride bıraktığını
(Yûnus 10/92)
bildiren âyetlerde bedenin yanı sıra insanın nefsinin de bulunduğu belirtilerek ruh-beden ayırımına işaret edilmiş, âlimlerin çoğunluğu bu âyetlerdeki nefsin ruh anlamına geldiğini söylemiştir
(Taberî, XI, 106; Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, VII, 105).
İnsanın yaratılışından söz eden âyetlerde bildirildiğine göre Allah,
Âdem’i önce çamur halindeki topraktan şekillendirmiş, ardından ona “ruh”undan üflemiş
(el-Hicr 15/28-30; Sâd 38/71-72),
Âdem’in soyunu ise önemsenmeyen bir sıvıdan (sperm) üretip belli bir şekle soktuktan sonra ana rahminde ona ruhundan üflemek suretiyle insan haline getirmiştir
(es-Secde 32/7-9).
İnsan türünün üreme mekanizmasına temas eden diğer bir yerde
(el-Mü’minûn 23/12-16)
rahimde başlayıp devam eden merhalelerden sonra “başka bir yaratma”dan söz edilmiştir ki başta İbn Abbas olmak üzere birçok müfessire göre bu ruhundan üflemeye yapılmış bir atıf olmalıdır
(Taberî, XVIII, 10-11; Mâtürîdî, Teʾvîlâtü Ehli’s-sünne, III, 396).
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 
Üst Alt