• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Bu Gun CUMA!!!

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 158
  • Görüntüleme 24K

Okunuyor :
Bu Gun CUMA!!!

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Pagan yaşam tarzı ve onlara bağlı Musevi
yaşam tarzının ortak paydaları yoktu,

Musevinin pagan yönetiminin Zeitgeistı karşısındaki
direnişi genelde Musevi tarikatları ve özelde
radikal reformcu Zealotlarla, pasifik-kaçkıncı
Esseneler gibi kesimler arasında geleneksel
(ancak mutlaka Kabalistik olması gerekmeyen)
Peygamber yöneticiliğini canlandırmanın gerekliliğini
bir kez daha vurgulamaktaydı.

Essenelere göre, Zeitgeist gerçekte Zelt-Ohne-Geist,
yani Adalet/Hakkaniyet Ruhundan Yoksun Zamanlardan
başka bir şeyi simgelemiyordu.

Essenelerin eleştirel hükümleri yalnızca paganları
mahkûm etmekle kalmıyor, aynı zamanda Ferisiler,
Katipler ve Saddukiler gibi yerleşik Musevi tarikatları
arasında egemen olan son derece
yozlaşmış uygulamalara da yöneliyordu.

Essenelerin Dini Bütünlüke ve Hakkaniyete yönelişi
Musevi tarikatları arasında iç çatışmaları kışkırtarak
siyasal radikal Yahudilikin (Judaism) Peygamberce
YönetimcilikI (Hükümet Etme) üzerinde belirli bir
ağırlık kazandığı bir felaketle sonuçlandı, denilen,
Peygamberlere bağlı yöneticilik oldu,
bunun yerine Rabbilere (Öğretmen) bağlı yöneticilik ortaya çıktı.

Pagan ve Musevi tartışmalarında, genelde karşıtlıklar
iki farklı kimliğin kesin düsturları arasında saflaşmıştı:
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

İNSANCIL OLAN BİZİZ;
ÇÜNKÜ BİZ ROMALIYIZ ve
SEÇKİN VE KUTSAL OLAN BİZİZ;
ÇÜNKÜ BİZ MUSEVİYİZ.


Bu çatışkı, düşmanlık ve kıskançlıklar sır olmamakla birlikte, her iki ta*rafça da diplomatça bir anlayışla görmezden gelinip gizleniyordu. Ne ki, her iki ulus da yeni taraflar kazanmak için var güçleriyle uğraşmak*taydılar. Ve Orta Doğuda paganlar ve Gentileler ile Museviler arasındaki bu diplomatlıkla gizlenmiş düşmanlık ve şiddet süre giderken, sonradan Bakire Doğumu olarak adlandırılacak olay gerçekleşti.

Bu, Büyük Kral Herodun otuz üç yıllık yönetiminin sondan ikinci yılında oldu. İsâac Newtonun da gözlemlediği gibi, matematikçiler, gelenekte hiçbir temele dayanmaksızın Bakire Doğumunu M.Ö. 6 ya da 4 yılının 25 Aralıkına tarihlendirdiler. Ve tarihçilerle Kilise Babaları sonradan bu olayı Noel olarak belirlediler, A. Powell Davlesin belirttiği gibi.

Hıristiyanlık pagan dünyaya Kurtarıcı Tanrı olarak İsanın çıkageldiği fikrini yaydığında, bu fikir daha önceden varolanlara, özellikle de Mithra Dinine dayanmaktaydı. Pagan Hıristiyanlar, İsânın doğum günü olarak Mithranın doğum günü olan 25 Aralıkı (kış gündönümü) devralmışlardı.
(sh:28-34)
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

İsâ kendisini yeryüzüne gönderen (Yuhanna 17:18) ve adını açıkladığı
(Yuhanna 17:6)
Tanrının selamete eriştiren tek yol olduğunu kanıtlamak için öldü. Mesih İsâya olanlar dinsel yorumlara konulmuş öbür Dünyada değil, bu maddi dünyada, İsrailin hâlâ sorunlu topraklarında gerçekleşti.

Seküler iddialarıyla İsâ, kendisini reddedenlerce kıskançlıkla korunan Yasaya ters düşmüştü, Ancak Cemaat yöneticilerinin bildiklerini altüst ettiği ve Tanrı gibi, dünyadaki budalaca şeylerle bilgileri mahcup ettiği, güçlülerin karşısına zayıfları koyduğu
(I. Kor. 1:19-27) kesindir.

Âlime, bilgeye yo da filozofa aptalca ya da kabul edilmez gelen şeyler, Pavlusa göre müminle mümin-olmayanı ayırt etmeyi sağlayan, Uhrevî Aklın tezahürleriydi.

Günümüzde, yirmibirinci yüzyılın eşiğinde. İsâ seküler Zeltgeistin vazgeçilmez bir temsilcisi olarak bizimle birlikte varlığını sürdürmektedir. Kilise-dışı(lay) mümin hâlâ Kutsal Yazılardaki talimatlara inanmaktadır Ve mümin olmayan hâlâ Kutsal Kitapda peri masalı ya da kıssa olarak gördüğüyle eğlenmektedir, Ancak doğa-üstü varoluşunu inkâr etmek için İsâ (Tanrı)ya en fazla gereksinim duyan, ateisttir. Ateistlerin İsâyı inkar etmek için İsâyı inkarı, merkezin nerede olduğunu bilmeyen ama Merkezci olduğunu savlayanlara benzetilebilir, İsâ elinden alındığında ateist, çözülür. Tıpkı Şeytanın Kilisenin elinden alındığında dogmanın buharlaşıp yok olacağı gibi. Ateistin Tanrının varlığını reddedebileceğini kendine kanıtlamak için İsâya gereksinimi vardır. Ve Kilise de dogmasını sürdürebilmek için Şeytana diğer tüm toplumsal kurumlardan daha fazla gereksinim duymaktadır. Günümüzde Kilisenin deccal, Şeytan rolünü oynamak üzere ateiste her zamankinden fazla ihtiyacı vardır; ateist de İnkarını koruyabilmek üzere Kilisenin varlığına gereksinim duyar.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Kilise ile ateistin arasında gerçekte ne Tanrı ne de Şeytana değil sadece Belgelere ve Kayıtlara gereksinim duyan bilim adamları yer almaktadır. Bilim adamı günümüzde neredeyse bir metinler jandarması rolünü üstlenmiştir ve kutsal yazmalar ve rulolar konusundaki otoritesini sürdürebilmek için parşömenler dolusu kanıtı gereksinir.

İncelemelerinde İsâ Tanrı olarak ya da insan olarak ya da her ikisi olarak Bilimadamının dışında kimsenin erişemeyeceği, zor seçilebilir bir Kara Delike dönüşmüştür. Bu nedenledir ki Göklere çıkartılan bol satışlı kitaplarında aziz Pavlusun Roma istihbarat servislerinin Kim Philbysi, ve ilk Hıristiyan cemaatlerinin de bir çeşit LSD Çılgınları Çetesi oluşturmak üzere bir araya gelmiş kendi kendisinin gözünü boyayan uyuşturucu satıcıları olarak sunulmalarına şaşılmamalıdır.

Günümüz sekülaristi, ateist ya da şöhret kazanmak için her an rezalet ve sansasyon peşinde koşan başarısız bilgiçlerden değildir. Bilinçli sekülarist, kuşkusuz religlocratların (Religion: İnanç, din, iman, dindarlık, diyanet, tarikat, mezhep, kutsal görev, onur meselesi) icad ettikleri sahte dini verileri sacerdotalismi (papazlık sistemi, papazlık sistemi taraftarlığı ) ve bağnazlığı sürekli sorgular ve İnsan yaşamını etkileyen seküler değişimleri dogmatize etmeye, doktrinleştirmeye, yasakçılığa ya da standartlaştırmaya kalkışanların önünde bir engel oluşturur. Sekülarist Değişimin her yerde-mevcut, Farkını her nesne üzerinde etkin olduğunu gayet iyi bilmektedir.

Dolayısıyla değişimin her yerde varolan mevcudiyetinden kaçabilecek herhangi bir dogma, farklılıkların her nesneye içkinliğini dıştalayabilecek bir öğreti yoktur. Seikülaristin bütünsel görevini yönlendiren, korku değil, bilinçtir. Ve çağımız sekülaristini bireyin seçim özgürlüğü hakkının uzlaşmaz savunucusu kılan da bu anlayıştır.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Nasıralı İsâ kuşkusuz İsrail Tanrısının Onaylanmış elçisi değildi, İsâ Havari ve Şakirdlerl tarafından onaylanmış olan Mesihdl. Bu, geleceğin Tanrısı İçin daha farkı bir kavramsallaştırma gerektirdiğinden, İlginçtir. Yani: Apriori isçi, kurulu bir tek tanrılı dinin Tanrısı (ya da peygamberi) değil, saeculumun görevlendirilmiş/atanmış (İnsan yapısı) Mesihiydi, İsânın öğretisinde yeni olan Otorite-yetkiydi. Musevi geleneğinde Tanrı mutlak Egemenlikin sahibiydi ve dünyevi otorite, Tanrı tarafından Musevilere verilmişti. Ve İsânın zamanında Sanhedrin (İkinci Tapınak döneminde de eski Yahudilerin yüksek mahkeme) tarafından temsil edilmekteydi. Tanrının Egemenliği mutlak, ama Sanhedrinin yetkisi göreliydi. Yetki, kollektif bir sorumluluk ve edinimdir, ve İsrailin Yargıç Tanrısının koyduğu kural ve standartlar uyarınca kul*lanılmaktaydı, İsâ tüm İbrani-Musevi tarih içinde kendi yaşamı ve faaliyetleri üzerinde bireysel otorite iddiasında bulunmuş ilk insandır, İsâyla birlikte birey yaşamına ilişkin konularda -tıpkı İsâ gibi- kendi otoritesini ele geçirmiştir. Birey, Musevi geleneğinde ilk kez kendini yönetebileceği yasal bir temel bulmuştur. Bu anlamda Birey, yeni doğmuş kuşaktır. Bu dünyevi bir Diriliş, kendini-yöneten bir otoriteyi elinde tutabilen bireyin uyanışıdır.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

İSÂ ARADAKİ SANHEDRİNİN TEMSİL ETTİĞİ
ÖRGÜTLENMİŞ OTORİTEYİ USTACA DEVRE DIŞI
BIRAKARAK TANRININ EGEMENLİĞİYLE
UYUMLU İNSANIN KİŞİSEL OTORİTESİNİ
GÜNDEME GETİRMİŞTİR.

Bu insanla kişisel Tanrısı arasında yapılmış yeni bir Ahiddi.
insana verilen otorite, Tanrının Egemenliğinin üzerinde olamazdı,
ama Yaşlılar Heyetinin temsil ettiği, kimi zaman da saptırdığı
Yerleşik Şeriat uyarınca düzenlenmiş de değildi.

Tabii insanın (sivil) özgürlükler(in)den yoksun bir otorite
tam bir otorite sayılmazdı. İsâ, bunu bildiğinden, beşeri
özgürlüklerin önünü açabilmek için haram/helal yiyecekler
ve vergilendirme sorunlarına ilişkin yerleşik yasal kural
ve düzenlemeleri geçersiz saymakta duraksamamıştır.

İsânın halkı için vazettiği Kurtuluşa. Ferisi, Sadduki ve
Katibi fraksiyonlarının dayattığı tüm dünyevi sınır,
kurumsallaştırmış adet, alışkanlık ve kuralların
boyunduruğundan da selameti içeriyordu.

Bu yeni selamet kavramı, tekil insanın, hemcinsleriyle
birlikte ya da yalnız başına, bulunduğu yerde
özgür ve özerk olabilmesinin rasyonellerinin
temellerini atmış oluyordu.

Bunun sonucunda, organik siyaseti uyarınca İsâ
bir yenileştiriciydi. Tektanrıcılığa üç yeni kavram getirmişti:

1-BİREY ÖZGÜRDÜ, KENDİ İMAN VE İNANCINA İLİŞKİN KONULARDA KENDİ OTORİTESİNİ KULLANMA HAKKINA SAHİP*Tİ;

2-BİREY KENDİ TOPLUMUNDA ÖZERKTİ;

3- BİREYİN KENDİ SEÇİMİNİ YAPMA HAKKI VARDI.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Bu yeni unsurlar (ve özellikle birey lehine hoşgörü sorunu) İsânın öğretileri arasında görünüşte en zayıf ve kuşkusuz en kabul edilmez önerilerdi. Kilise Babalarının, özellikle de Aziz Augustinusun kurumsallaştırdığı Katolik Doktrini zamanla bu zayıf hususları silerek İsânın öğretilerini evrensel Kilisenin iradesine uydurdu. Kilisenin otoritesini kurumsallaştırabilmek için Aziz Augustinusun ifadesi kullanılmıştı:

Deus homo factus es, et homo deus fieret
(Tanrı insanı İlahiieştirmek için kendini insan(l)leştirdi).

Geleceğin regiloaotları ordusu ellerindeki bu yorumla İlahi konularda En Yüce otorite makamı kisvesine bürünerek ve yeryüzünde Kendini-Kutsamış Kent (ya da Kentler)de Egemen Tanrının Bir ve Tek Kutsal (yarı-tanrı) Vekilleri olarak hareket etmemek için bir neden görmemişlerdi.

İsânın oluşturmaya çalıştığı hoşgörüye-mazhar bireyinin kilise İçinde yeni özgürlükleriyle çok kısa bir ömrü oldu ve kısa zamanda unutuluverdi. Bunun yerine, religiocratlar İsâyı esas alan bilim üzerine değil, kendi tasarladıkları Mesihi esas alan bilim üzerine temellenen, efsane ve sırlarla dolu yeni bir İsâ imgesi oluşturdular.

Sekülerleşmiş Musevi, hoşgörüye-mazhar bireyin seküler ve doğal haklarını arayıp savunan Nasıralı insan İsâyı gözlerden saklayan, Kilise-yapısı-İsânın bu hayalet imgesi oldu
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Eski Ahidde Tanrı, insanlar arasında kayırmacılığı yasaklamaktaydı.
Korumacılığı ve Kayırmacılığı sadece kendisine saklamıştı.

Örneğin Nuh (ve ondan sonra başkaları) dürüstlüklerinden ötürü
Tanrı tarafından kaykılmışlardı.

Eski Ahidin Tanrı tarafından gözetilen Musevisi,
özde İsânın hoşgörüye mazhar bireyini önceler.

Yine de çağdaş Hıristiyanlaşmış sınıfı ulus-devletleri ve
toplumlarına yön veren Sekülerleşmiş yurttaşın öncüsü,
İsânın hoşgörüye-mazhar bireyi olmuştur.

Burada önerildiği üzere, eğer İsâ kendi zamanında
özgürleşmiş bireyin haklarının peşinde idiyse
o zaman günümüzdeki mümin Hıristiyan da
İsânın hoşgörüye-mazhar şahi yönetici kültün
kurumsallaştırdığı yasa ve düzenlemelerin boyunduruğundan
ve köleliğinden özgürleşmiş, özerk BENİMdir.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Kilise-Yapısı-Tanrı yorumuyla Nasıralı İsâ kurumsallaştırmış bir Tanrıdır ve gerçek anlamıyla, bir zamanların güçlü Kent-Devleti, Papalık Devletinin Tanrısı olarak Bir ve Tek ˜Sözel İmgeyi temsil eder. Ve yirminci yüzyılın başından beri bu ˜sözel imge ondokuzuncu yüzyıl papaz-aleyhtarlığının şu tanrı-karşıtı vaazını izleyen çağdaş kiniklerin ve ateistlerin bir dizi meşum reddiyesiyle karşı karşıya kalmıştır:

Homo homini deus est (İnsan insanın Tanrısıdır).

İŞTE BU BAKIŞ AÇISIYLA ATEİSTLERİN ELEŞTİRDİKLERİ İSÂ GERÇEKTE RELLGİLOTRAFLARIN DENETİMİNDEKİ KİLİSENİN ONLARIN ÖNÜNE KOYDUĞU, KİLİSENİN KENDİ ÇIKARLARINA UYGUN OLARAK KURGUSAL PLANDA YENİDEN İNŞA ETTİĞİ, BİR GÖLGE-OYUNUNUN BAŞ AKTÖRÜ YAPILMIŞ OLAN İSÂDAN BAŞKASI DEĞİLDİR.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Yukaridaki bilgiler;
Aytunç ALTINDAL, Üç İsâ Ankara
Yeni Avrasya, Nisan-2002
(Sh:111-114) den alinmistir.
Yazarimiza Allah cc dan
rahmet diliyorum.
Tetragyommoton: Dört harften oluşan sözcük;
özellikle İbranicedeki, telaffuz edilemez sayılan ve
Tanrının Adının gizemli simgesi addedilen
YHWH ya da JHVH harfleri.

Religion: İnanç, din, iman, dindarlık,
diyanet, tarikat, mezhep, kutsal görev, onur meselesi

Saeculum, kabaca bir insanın olası yaşam süresini
ya da bir insan neslinin tamamen yenilenme süresini
anlatan bir zaman uzunluğudur.

Terim, ilk olarak Etrüskler tarafından kullanılmıştır.
Aslında tam olarak bir şeyin olduğu zamandan
(örneğin bir şehrin kuruluşu)
o ana şahitlik etmiş olan tüm insanların
öldüğü zamana kadar olan süreyi vurgular.

Bu noktada yeni saeculum başlar.
Efsaneye göre, Tanrılar her kişi ya da uygarlık için
kesin miktarda saecula belirlemiş olup
örneğin Etrüsklerin belirlenen miktar on saeculadır.

M.Ö. ikinci yüzyıldan itibaren Romalı tarihçiler
saeculumu tarihi kayıtlarını ve iz bırakan savaşları
dönemselleştirmek için kullandılar.

İmparator Agustusun yönetimi sırasında,
Romalılar bir saeculumun 110 yıl olduğunu kararlaştırdılar.

Sezar Augustus M.Ö.17 yılında ilk defa Romanın
beşinci saeculumunu kutlamak için Ludi saeculares
(yüzyıl-oyunları) oyunlarını organize etti.

Claudius ve Septimius Severus gibi daha sonraki imparatorlar,
saecula geçişini düzensiz aralıklarda kutlamaya devam ettiler.

248 yılında İmparator Arap Philip Ludi saeculares (secular oyunları) ve
Romanın kuruluşunun ab urbe condita 1000. yıl dönümü
törenlerini birleştirdi.

Romanın girdiği yeni milenyum, Saeculum Novum terimi ile adlandırılır
ve terim Hristiyanlıkta dünyevi çağı kasteden metafiziksel bir çağrışım içerir..
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Reklam amaçlı yazı ve link içeren yorumlar onaylanmaz.
Üst Alt