• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Bu Gun CUMA!!!

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 158
  • Görüntüleme 24K

Okunuyor :
Bu Gun CUMA!!!

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Gerçekten de böylesi mütevazı ama
o denli de açıklanamaz
bir ad ve bağlamsal işlevleri olan
Bir ve Tek Tanrı Oydu!
Bir Olan,
Tek BENim olan ve
Bir ve Tek BEN OLACAĞIM olan.
Hepsi bu!

İbranilere On Emrinde Tanrı Adının kötülenmesini
(Levililer, 19:12 ve 22:31)
ve boş yere ağza alınmasını
(Çıkış, 20:7)
kesinlikle yasaklamıştı.

İsrailoğullarının sadece Onun Adını okuyup
sonra da isteyerek unutmalarına izin vardı.

(Tanrının Adını cemaat önünde anan
Musevi kendini kâfir konumuna düşürüp
doğuştan gelme haklarını yitirir
ve sonunda da kendini Tanrının Tekvininden
ve Musevilerin Çıkışından dışlar.
Bu nedenle gizli adı güvenlikte tutulmalıdır.)
Musluman
Cuman mubarek olsun!
devam edecek.....
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Musanın söylediği gibi İsrailoğulları kendilerini bildiği günden beri Tanrıya karşı asî olmalarına rağmen
(Tesniye, 9:24).
İsrailoğulları arasında bir tek Başrahipin Tanrının onaylanmış sözcüsü olarak, telaffuz edilemez ve esrarengiz Adının Batınî anlamını öğrenmeye hakkı vardı. Diğer Yahudilere pek çok harikayı ve gizi) barındıran bu adı hecelemesi dahi öğretilmezdi.

İsrailin Tanrısı tüm kulları İsrailoğullarına
(Levililer. 25:42)
ve özel kulları Peygamberlerine bildirdiği gibi son derece kıskanç
(Tekvin. 34:14)
ve dehşet veren
(Levililer, 26:16)
bir Tanrıdır.
İsrailin Tanrısı başka ilahlara
(Çıkış, 20:23)
ve kendininkilerden başka gelenek ve adetlere tahammül edemiyordu. Birçok kez bütün ulusların Bir ve Tek Tanrısı olduğunu açıkça belirtmişti. Pagan tanrılarını ve tanrıçalarını, sunaklarını ve tapınaklarını aşağılıyor ve görmezden geliyordu. Komşu ülkelerde soykırımlar yapılmasını isteyip İsrailoğullarını bu kirli işi görmeye zorlardı. Pagan ilahlarını Tanrı-Olmayan Tanrılar olarak niteliyordu. Bu da İsrail Tanrısına göre bu Tanrıların sadece ilahlar olarak var olduğuna işaret etmekteydi. Ve onların lanetlenmesi gerekiyordu: Putları ve simgeleri sapkın yolların nişanlarıydı. İlahi olana değil, Kötülükler ülkesine aittiler.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

İsrailoğulları, kendi Tanrıları tarafından seçilmişlerdi.
Tanrının Kendisi kutsal olduğu İçin onlar da kutsaldılar.
(Levililer, 20:7-6);
Tan*rı, İbranileri birçok kavim arasından seçmişti
(Levililer, 20:26);
kutsal bir kavim olmak İçin çok küçük ve güçsüz olmalarına karşın
(Çıkış, 19:16)¦
İsrailin Tanrısı tümüyle ayrıştırıcı-başlangıçta ışığı karanlık*tan,
suyu karadan ve gündüzü geceden ayırmıştı-
ve farklılaştırıcı bir Tanrıdır.

Ve Mircea Eliadeın da belirttiği gibi, Yahve,
diğer tanrılar*dan farklı olarak kendini kozmik zaman
çevrimi içinde değil, mutlak bir başlangıcı ve sonu olan
tarihsel zaman süreci içinde ifade etmiştir.

Bu nedenle Yahudinin gündelik yaşamı
Tanrı tarafından kesin olarak iki alana ayrılmıştır:
İlahi alan ve haram alan.

İsrailin Tanrısı,
Musevi yaşamının, tarihinin ve siyasetinin tek yapımcısı ve tasarımcısıydı.
Bunlara İlişkin her türlü İnsan-yapısı karar ve hüküm,
Tanrının Yasasıyla çelişmese dahi, bazen kaçınılmaz olarak
Ona ters düşebilirdi.

Bunlar dışsal ve seküler görüşler sayılırlardı.
Bu seküler görüşler Kültür Uygarlık, felsefe ve
Sanat gibi toplumsal-tarihsel kategorile*ri içeriyorlardı.

Örneğin
Kültür Museviye Bilgi Ağacını anımsatmaktay*dı.
İşaya Peygamberin de söylediği gibi.
Ve ondan artakalanı bir ilah, kendine oyma bir put yapar
ve önünde yere kapanır ve tapınır
(İşaya, 44:17).
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Musevi zorunlu olarak Tanrısına Tapınmaya değil.
Ona sadık kalmaya alışkındı.
Öte yandan Kültür, doğası itibariyle insan
güzele Tapınmaya çağırıyordu.

İsrail Evinin çatısı altında teolojik ve pratik anlamıyla
Kültüre ve başka ilişkin kavramlara yer yoktu.

İsrailoğulları kendi Ahit(ler)ince kutsanmışlardı,
seküler, insan yapısı fikir ve idealleştirmelere
gereksinimleri yoktu.

Çünkü
Musevilerin Yasasına göre,
Varolan eskidendir; ve olacak olan eskiden olmuştur;
ve Allah geçmiş olanı yine arıyor

(Vaiz, 3:15)
denmekteydi.

Geleceği araştırmaya ve şimdiki zamana boyun eğmeye
ya da geçmişe hayıflanmaya gerek yoktu.
Her şey gibi bunlar da anlamsızdı!

Çünkü
Tanrinın yaptıklarına herhangi bir şey eklenemez ve
ondan bir şey eksiltilemezdi
(Vaiz. 3:14).

Musevilere göre İnsanın yeryüzündeki görevi
Kudüslü Kral Davudun oğlu Vaizin sözlerinde özetlenmişti.
İşin sonu şudur; her şey işitildi: Allahtan kork
ve Onun emirlerini tut;
çünkü insanın bütün vazifesi budur

(Vaiz, 12:13)

İsrailoğullarından sadece
herşeyi yapan Allahın işini bilmeleri
(Vaiz, 12:13)
isteniyordu,

Onun işlerini yorumlamaları değil.
Tanrının işlerini yorumlamak,
Tabir Allaha mahsus olduğunda
(Tekvin, 40:8)
fesat sayılmaktaydı.

Ve böylesi fesatlar Musevilerle Tanrı arasına nifak sokardı,
(Işaya, 59:2).

Çünkü
Tanrı, peygamber Mikaya
Yatakları üzerinde fesat düzenlerin ( vay başima)
(Mika, 2:1)
demişti.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Yorumcu denenlerden çoğu Musevilerce sahte peygamber
ya da kahin sayılıyorlardı,

çünkü
yorumları mecazi olarak gerçekleşiyor ve
Tanrının inayetini İçermiyordu.
Geleneğe göre, her yeni Tanrının bir sunusu olmalıydı,
insanlığın kültürünün ya da putların değil.

Çünkü
herşeyin bir zamanı vardı
ve bizzat Tanrı,
sana şimdiden yeni şeyler, bilmediğin, gizli şeyler işittirdim,
(Işaya, 48:6)
diyordu.

Oysa Pagan (putperest-Roma hayatı) yaşam tarzı aşikârdır ki,
sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümlemeler,
sonsuza dek bağlayıcı kehanetler, buyrultular ve
sözde göksel düzenlemelerin boyunduruğu altında sürdürülmüyordu.

Örneğin
Anadoludaki Hellenistik geleneğe göre, ilahilik insanlara değil,
özel yerlere ve hakkaniyet sembolü bir ilaha yakıştırılan bir özellikti. Greko-Romenlerin Theios aner, Kutsal insan kavramı, fikir, ideal ve düşüncelerinde
karizmatik olgunluğa erişmiş insana özgüydü.

Böylesi bir kişi
Evrensel/Tümel İnsan, Bütün(sel), (Kamil)-İnsan olarak tanımlanıyordu.
Ama böylesi bir kişi bir Kadir-i Mutlak tanrı tarafından kutsanmış değildi;
kendi aşılmaz nitelikleri, erdemleri ve zekâsıyla kendi karizmasını
insanlar arasında ve İnsanlarla birlikte yaratıyordu.

Onların gözlerinde yaşayan bir ilah olarak kültürel statüsüne kendi erişmişti.
Thelos aner Tanrı-yapısı ya da Tanrı-tarafın-dan-gönderilmiş-irtibat-insanı değil,
içgörü ve vargıları, resmen tanınmış filozoflarınkinden daha derin olan
bilgileriyle kendini yetiştirmiş bir bilge kişiydi.

Theios aner bir bakıma Empedocles ya da
Ruhun ölümsüzlüğünün ölümsüzlere benzerliğinden kaynaklandığını ve
bu benzerliğin güneş, ay, yıldızlar ve tüm gök-kubbe
hiçbir zaman devinimsiz olarak algılanmadığı için,
tanrılarla ortak olarak sergilendiği kesintisiz hareketten oluştuğunun öğreten
Crotonlu Alkmeon gibiydi.

Ancak popüler kültür onlara kehanetler ve mucizeli eylemler yakıştırıyordu.
Olasılıkla kehanetleri gerçekte verili vahiylere değil,
bilgi ve bilgeliğe dayalı teşhis ve öngörülerdi.

Greko-Romen gelenekte Thelos aner Gizemlere tabi değildi;
aksine Gizem denilen olgular, Thelos anefe tabiydl ve
ancak noolojlk birimler olarak geçerliydi.

Paganların düşünce tarzına göre:
her yurttaşın yaşamı Musevilikte olduğu gibi göze görülmeyen ve
adı anılmayan bir Deus Absconditus (gizil Tanrı) tarafından yönlendirilmiş değildi.
Pagan, Tanrıların tam ortasında, onlarla iç İçe yaşıyordu,
oysa Musevi sadece kendi tek Tanrısıyla birlikte yaşamak üzere seçilmişti.

Devlet tarafından seçilmiş ayrıcalıklı bir kişiliği olan paganın tersine,
Musevi kendi topraklarında sıradan bir insan olmaya mahkûmdu.
Yurttaşların manevi istemlerine hizmet eden pagan tanrıların tersine,
İsrailin Tek Tanrısı dilediği an Musevilerin yaşamının
en mahrem alanlarına bile, hükmedebiliyor ve nüfuz edebiliyordu.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Pagan tanrıları insan-yapısı imge ve idoller,
Musevilerin taktığı adla, kötülük simgeleriydiler.

İsrailliler için Tanrı, İnsan yapısı değil,
kendini yaratmış yaşayan Hükümran Tanrıydı.

Musevi kendini (kişisel) yaşayan Tanrıyla bağlantılandırırken,
pagan kendini sahip olduğu seküler güçle özdeşleştirmekteydi.

Pagan,
her şeyin üzerinde, Roma İmparatorluğumun sivil yurttaşıydı.
Kült İnancıyla değil, Devletine ve imparatorluğa olan
bağlılığıyla tanımlanmaktaydı.

Pagan,
yalnızca Imparatora tabiydi.

Musevi ise
adını ve cemaat kimliğini Tanrıyla bağlaşıklığı içinde edinebilmekteydi.
Kimliği -yani atavistik ve doğuş alanına göre biçimlendirilmiş
tapınak-Devlet-ulusalcılığı-İmparatoru Pontifex Maximus olarak
hiyerarşinin doruğuna yerleştirmiş olan
insan-yapısı seküler mekanizma tarafından değil,
Tanrı tarafından verilmişti.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Musevi
her nasılsa Tanrı RAB tarafından kıskıvrak yakalanmıştı.
Bu nedenle kendisinden Ona inanç ya da iman değil,
Adına bağlılık ve yasasına sadakat beklenmekteydi.

Pagan,
tanrılarla ilişkilerinde kendini özgür ve serbest hissederdi;
bir Tanrı tarafından bağlanmış ya da tutsak kılınmış değildi.

Musevi
RABbinin hizmetkârıydı,
pagan ise dünyanın efendisi olmak üzere doğmuştu.

Paganlar
uluslarını uygarlık dünyasına iletmekle yükümlüydüler;
göklerin ötesinde bir yerlerde tah*tında oturan
görünmez bir Tanrının dizlerinin hizasına değil.

Paganlar,
büyük-toprak-sahipleriydi.
Oysa toprak, İsrailin yasa*sına göre RABbe aitti
(Levilller, 25:23).

Atalarının kabul ettiği Ahit nedeniyle Musevi,
Vaadedilmiş Topraklarda Rabbin sözleşmeli işçi*si gibiydi,
israil Tanrısının yasasına göre eski Ahitin oniki kabilesi
bizzat Rab tarafından bir araya getirilmişti.
Birlikte ama yalnız ilkesiy*le bir araya getirilmiş olmalarına karşın,
bu birliktelik, paganların birli*ğinden farklıydı.

Pagan birliğinin temelleri
Tanrı-tarafından-yapılmış yeryüzündeki değil,
iktisadi, siyasal, tarihsel ve toplumsal bağıntılar*la kurulmuştu.
Paganlar yeryüzündeki servetleri ve buna denk düşen
seküler iktidarlarıyla birleşmişlerdi.

Su nedenle de önyargısızdılar ve tüm zenginlik ve kudret sahiplerine,
inanç ve geleneklerine bakmaksı*zın kucak açıyorlardı.
(I. Mac. 8:1-32).
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Paganlar yabancı ülkeleri, ulusları ve tanrılarını bazen savaşarak,
bazen de diplomatik tavizler yoluyla egemenlikleri altına alıp
sömürgeleştirirken, Museviler Tanrılarından bir parça
toprak edinebilmek İçin Doğru Yola, yani Teşuvaya dönüp
Onunla daha ağır hükümler içeren yeni akitler yapmak zorundaydılar.

Ve Tanrı toprağı elinden çıkarttığında,
bu her zaman için daha ağır yaptırımları öngörür
-örneğin Tanrı bakire İsrailin kocası olarak
tanınmayı şart koşmuştu-
ve baskı altında gerçekleşirdi.

İsrailin Tanrısının Yasasında Musevinin religio
(mezhep-din) ile değil, Tan*rıyla bağlantılı olması istenirdi.

Musevinin Ruha ya da genelde herhangi bir şeye
inanması gerekmiyordu, çünkü o, kendisi inançtı.

Musevinin RABla bağlaşıklığı hiçbir zaman
tapınmaya göre düzenlenmiş bir özdeşleşme
sorunu sayılmıyordu.

Musevinin kendini RABbiyle özdeşleştirmesine izin yoktu.
Bu da ona tüm yeteneklerini ve zekâsını
kendini RAB Tanrıya karşı savunmada
harekete geçirme olanağını veriyordu.

Gerçekte sıradan Museviyle RAB arasındaki ilişki,
keskin bir nişancıyla hareket halindeki hedefi
arasındaki ilişkiyi andırmaktaydı.

Musevi bir anadan doğmuş olmakla Musevi,
çok kolay öfkelenen ve anında yıkıcı olabilen
RABbin huzurunda ve tapınağında tüm insanlığın
keskin zekalı avukatı rolünü oynamakla onurlandırılmıştı.

Dolayısıyla sadık Musevi, salt insan aklı ve standartlarının
tasavvur edemeyeceği kadar yüce bir güçle mücadele ettiği için,
-Yakub gibi- paganların Herculesinden daha güçlü
bir kahraman olmak zorundaydı.
Görevi her insanınkinden daha seçkin ve derinlikliydi.
RABbe karşı önce direnecek ve bunda başarılı olmadığı takdirde,
derhal uzlaşıp Onunla pazarlığa oturabilecek konumda olan,
yalnızca oydu.

Çünkü bu dünyada barışı sağlamak uğruna bu sonsuz tartışmayı
sürdürebilsin diye olağanüstü kurnazlık ve bilgelik ile
donatılmış olan tek varlık oydul

Zaten İbranice Israel adı, TANRIYLA MÜCADELE EDEN
anlamına gelmekteydi.
(Bu lakap, Kadir-i Mutlak Tanrıyla gece boyunca tartışan
Yakub Peygambere bizzat Tanrı tarafından verilmişti.)
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Musevi, ruhani önderlerince itaatiyle (teslimiyetiyle değil) ve
Hikmetiyle, yani Logos la RABbini hoşnut edip
Ondan bağışlanma elde etmeye ikna edilmişti,

İsrailin Yasasına göre ancak Tanrı
haksızlık, ihlal ve günahları bağışlayabilirdi
(Çıkış, 34:7/Yerema, 31:34/Daniel 9:9).
İnsan bunu yapamazdı.

Bu nedenle RABbin kudret yetisini ve potansiyel yüceliğini
kavrayabilmesi İçin Musevinin yüreğinin korkuyla dolu
olması gerekiyordu.

Onu Tanrının huzuruna yaklaştıracak olan bir tek
BU KORKU ve BU KAVRAYIŞtı.

Musevi kitabını İbadet etmek İçin değil,
kavrayabilmek ve inceleyebilmek İçin okuyordu.

Oysa paganlar için Zeitgeistı,
yani zamanın ruhunu ve zekasını kavrayabilmek,
özel bir önem taşımaktaydı.

Ne ki, İsrailoğulları İçin RAB, her-yerde-mevcuttu,
herşey Ona aitti ve kendileri yalnızca Hikmet anlamında
Logosla donatılmışlardı.

Dolayısıyla Musevinin kültürel, felsefi, sanatsal
ya da kültik bilgiye gereksinimi yoktu.
Çünkü Tanrının kudreti/gücü, insanlığın Sophiasının
(Bilgi) çok ötesinde, onun ulaşabilirliğinin çok uzağındaydı.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Ne ki, israilin Tanrısı aynı zamanda iyicildi ve
seçtiği cemaatiyle ilgilenirdi de.

Musevi anlayışına göre,

tüm ulusların atası sayılan İbrahim peygamberden bu yana,
İnsan Oğluyla Tanrı RAB arasında bir diyalog sürmekteydi.
İbrahim zaman zaman RABbi kendi görüşlerine ikna edebilmişti.

Musa bundan da fazlasını yapmış ve Tanrıya
rakiplerinin kendisi hakkında söylediklerini kabul etmemesini
telkine cesaret edebilmişti
(Sayılar, 16:15).

Paganlar için böylesi bir diyalog anlaşılmaz bir bağdı.
Tanrılara talimat vermek, ya da Tek Tanrı tarafından
dayatılmış bir Ahit işareti (Sünnet) temelinde
sürekli bir diyalogu sürdürmek, kendi hayat tarzları içinde
onlar için bildik bir konu değildi.

Musevi,
yeryüzünde hayatta kalabilmek için modus operondisinin
(çalışma tarzı) denetimini Tanrıya sunuyor ve karşılığında
Ondan bir anlaşmanın kazançlarını, bir toprak
ve korunma vaadini alıyordu.

O andan İtibaren Musevinin hayat tarzı.
Yüce Efendiye ait bir hanenin bir hizmetkârı
ya da mensubu gibi Tanrıya ait olmaktaydı.

Çünkü
İsrail Evindeki tarzlar Devlet ya da büyük meydanlı,
her yurttaşın fikrini söyleyebildiği site ya da polislerin
seküler kültürlerince değil, Tanrı/RABbin
başlangıçta yarattığı aile ilişkileriyle biçimlenmekteydi.
Musluman
Cuman ve kadir gecen
mubarek olsun!
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Reklam amaçlı yazı ve link içeren yorumlar onaylanmaz.
Üst Alt