• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Bu Gun CUMA!!!

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 158
  • Görüntüleme 24K

Okunuyor :
Bu Gun CUMA!!!

mopsy

Emektar
Üye
İstizâde

Selam!

İstizâde,[“Eûzü besmele”“kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım”] sözlükte, "sığınmak, korunmak" anlamına gelir. Dînî bir terim olarak ise, "kötülüklerden Allah’a sığınıp O’ndan yardım isteme" anlamında kullanılmaktadır

Namazda istiâze Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre birinci rek’atta, Şafiîlere göre her rek’atta sünnettir. Malikîlere göre ise nafile namazlarda gizli okunmak kaydıyla sünnet, farz namazlarda ise mekruhtur. Cemaatle kılınan namazlarda imama uyan kimse istiâzede bulunmaz. Çünkü istiâze namaz için değil, Kur’an okumak için gereklidir. Ebu Hanife ve Ahmed b. Hanbel’e göre istiâze namazda sessiz okunur. Şafiî’ye göre ise âşikâre (açıktan) okunan namazlarda istiâze sesli okunabileceği gibi sessiz de okunabilir.

Namaz dışında Kur’an okurken dinleyicinin bulunması halinde istiâzenin aşikare yapılması gerekir. Çünkü kıraatin sesli olacağının ilanı için buna ihtiyaç vardır.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Köpeğin olduğu yere melek girmiyor öyle mi!

Selam!

Kuran eksiksizdir.
Kuran’da bütün safsataların ve bütün uydurmaların,
din adına söylenen bütün yalanların cevabı var.

Maide 4’de, av köpeklerinin ağzıyla tutup getirdiklerini yemeniz size helaldir,
denilirken melekler o köpeklerden kaçıyorlar mı?

Ya da Kehf 18’de Allah’ın en takvalı kullarından Kehf arkadaşları yanıbaşında ayaklarını öne uzatmış köpekleriyle beraber üç yüz yıl aynı mağarada uyurken
yanlarına melekler uğramıyor muydu!

Ustelik
onlari yanlari ustunde ceviriyorduk
derken......[Cevirenler kim!]

Kehf 22’de Üç kişiydiler dördüncüsü köpekleri, yedi kişiydiler sekizincisi köpekleriydi
diye gabya taş atanların aklına köpeklerle aynı yerde kaldıkları için
ashabı kehfin salâtlarının kabul edilmediği mi geliyordu!

Size meleklerin girmeyeceği yeri söyleyeyim mi?
Melekler,
Allah’ın yaratışının,
yaratış sanatının olmadığı hiçbir yere girmezler.

Var mı bildiğiniz böyle bir yer?
Eğer yoksa susun artık.

Ne peygambere,
ne meleklere
ne de hayvanlara
iftira etmeyin.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Kilise Babaları’nın, özellikle de Aziz Augustinus’un kurumsallaştırdığı Katolik Doktrini
zamanla bu zayıf hususları silerek İsâ’nın öğretilerini evrensel Kilise’nin iradesine uydurdu.

Kilise’nin otoritesini kurumsallaştırabilmek için Aziz Augustinus’un ifadesi kullanılmıştı:
“Deus homo factus es, et homo deus fieret”
(Tanrı insanı İlahiieştirmek için kendini insan(l)leştirdi).

Geleceğin regiloaot’ları ordusu ellerindeki bu yorumla
İlahi konularda En Yüce otorite makamı kisvesine bürünerek ve
yeryüzünde Kendini-Kutsamış Kent (ya da Kentler)’de Egemen Tanrı’nın
Bir ve Tek Kutsal (yarı-tanrı) Vekilleri olarak hareket etmemek için bir neden görmemişlerdi.
İsâ’nın oluşturmaya çalıştığı hoşgörüye-mazhar bireyinin kilise İçinde
yeni özgürlükleriyle çok kısa bir ömrü oldu ve kısa zamanda unutuluverdi.

Bunun yerine, religiocratlar İsâ’yı esas alan bilim üzerine değil,
kendi tasarladıkları Mesih’i esas alan bilim üzerine temellenen,
efsane ve sırlarla dolu yeni bir İsâ imgesi oluşturdular.

Sekülerleşmiş Musevi, hoşgörüye-mazhar bireyin seküler ve
doğal haklarını arayıp savunan Nasıralı insan İsâ’yı gözlerden saklayan,
Kilise-yapısı-İsâ’nın bu hayalet imgesi oldu…

Devam edecek....
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Eski Ahid’de Tanrı, insanlar arasında kayırmacılığı yasaklamaktaydı. Korumacılığı ve Kayırmacılığı sadece kendisine saklamıştı. Örneğin Nuh (ve ondan sonra başkaları) dürüstlüklerinden ötürü Tanrı tarafından kaykılmışlardı. Eski Ahid’in Tanrı tarafından gözetilen Musevisi, özde İsâ’nın hoşgörüye mazhar bireyini önceler. Yine de çağdaş Hıristiyanlaşmış sınıfı ulus-devletleri ve toplumlarına yön veren Sekülerleşmiş yurttaşın öncüsü, İsâ’nın hoşgörüye-mazhar bireyi olmuştur. Burada önerildiği üzere, eğer İsâ kendi zamanında özgürleşmiş bireyin haklarının peşinde idiyse o zaman günümüzdeki mümin Hıristiyan da İsâ’nın hoşgörüye-mazhar şahi yönetici kültün kurumsallaştırdığı yasa ve düzenlemelerin boyunduruğundan ve köleliğinden özgürleşmiş, özerk ‘BEN’İM’dir.

Kilise-Yapısı-Tanrı yorumuyla Nasıralı İsâ kurumsallaştırmış bir Tanrı’dır ve gerçek anlamıyla, bir zamanların güçlü Kent-Devleti, Papalık Devleti’nin Tanrısı olarak Bir ve Tek ‘Sözel İmge’yi temsil eder. Ve yirminci yüzyılın başından beri bu ‘sözel imge’ ondokuzuncu yüzyıl papaz-aleyhtarlığının şu tanrı-karşıtı vaazını izleyen çağdaş kiniklerin ve ateistlerin bir dizi meş’um reddiyesiyle karşı karşıya kalmıştır.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 
Son düzenleme:

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Homo homini deus est
(İnsan insanın Tanrısı’dır).

İŞTE BU BAKIŞ AÇISIYLA ATEİSTLERİN ELEŞTİRDİKLERİ İSÂ
GERÇEKTE RELLGİLOTRAFLAR’IN DENETİMİNDEKİ KİLİSE’NİN
ONLARIN ÖNÜNE KOYDUĞU,
KİLİSE’NİN KENDİ ÇIKARLARINA UYGUN OLARAK
KURGUSAL PLANDA YENİDEN İNŞA ETTİĞİ,
BİR GÖLGE-OYUNUNUN BAŞ AKTÖRÜ YAPILMIŞ OLAN
İS’DAN BAŞKASI DEĞİLDİR.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Bu ne demektir?

En kısa deyişle eğer Birey İsânın İnsan olduğuna,
Tanrı olmadığına KARAR vermişse, belki de
gerçekten Tanrı olan İsâyı İnsanlaştırmış olmaktadır.

Yani Birey,
Tanrıyı İnsanlaştırma hakkını ve yetkisini
kendisinde top*layabilmiş demektir.

Hayır,
eğer Birey İsâyı Tanrı olarak
kabul etmeye KARAR vermişse,
bu kez de belki de gerçekten İnsan olan İsâyı
Tanrılaştırmış olmaktadır.

Yani
İnsanı Tanrısallaştırmak hakkını ve
yetkisini kendisinde toplayabilmiş demektir.

Kısacası,
Hıristiyanlıkta İsânın, Tanrı mı, İnsan mı,
Tanrının Oğlu mu ya da tümü mü değil mi
olduğu konusunda KARARI VEREN DE
KUŞKU DUYAN DA BİZZAT BİREYDİR/İNSANDIR.

devam edecek......
Musluman
Cuman mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Musevilik’te ve İslamiyet’te insan’ı Tanrı yapmak,
ya da Tanrı’yı İnsan yapmak diye bir ol*gudan ve kuşkudan söz edilmez.

Bu iki sistematikte insanın böylesi bir KA*RARI alabilmeye
ya da kuşku duyabilmeye yetkisi yoktur.

Çünkü
bu iki sistematikte insanoğlu kendisini ve tüm evreni
Yoktan varettiğine inandığı Yaratıcısını,
yani Tanrı’sını bizzat kendi kararıyla kendisi Yaratamaz.

En kısa söyleyişle Hıristiyanlığa benimsemek isteyen Birey,
kendisi için önce bir Tanrı (İsâ) yaratmak zorundadır.

Bu tür yaratım faaliyeti sadece Kültler için geçerlidir.
Ancak bir Kült’te Birey kendisi için bir İnanç ve
onu temsilen bir Tanrı yaratabilir.

Musevilik’te ve İslamiyet’te birey’e böyle bir otorite verilmemiştir.
Bu Otorite-tipi, Tek-Tanrılılığa İsâ ile girmiştir.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
devam edecek.....
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

SEÇKİN VE KUTSAL OLAN BİZİZ, ÇÜNKÜ BİZ MUSEVİYİZ

İsrail’in Tanrısı, Kadir-i Mutlak; her zaman ve her yerde
var olan, tüm-güçlerin-sahibi, eril Tanrı’ydı.

Yaratan ve ulaşılamaz olan Tanrı’ydı.
Gökleri ve yeryüzünü ve mekân içinde yer tutan
her şeyi Kutsal Kitap İncil’in Eski Ahit bölümünde
anlamını bulan “Altı İncil Günü” için*de yaratmıştı.

(Halk inancasında bir İncil günü 144 000 dünya yılına denktir,
ama hiç kuşkusuz, ölümlü olan insanoğlu,
Kutsal Kitap İncil’in bir gününün gerçekte ne kadar olduğunu,
tam süresini kesin olarak hesaplayamaz.)

Tabiidir ki, Tanrı’nın Kendisi kendi yarattığı
“Başlangıç” da yer almamıştı.
Yarattığı her şey gibi Sonlu (Ölümlü) değildi.
Tanrı yaratılmamıştı, dolayısıyla da
kendine özgü Zaman’ı ve Mekân’ı vardı.
Musluman
Cuman mubarek olsun!
devam edecek.....
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Kutsal Kitap’ın yedinci tekvin (doğuş) gününde Tanrı,
planı uyarınca Kendisini Yaratılış’dan ayrıştırdı ve
görkemli yaratıcı faaliyetini noktaladı.
Yedinci günü (Sebt) kutsayıp dinlenmeye çekildi.
Tanrı’nın suretinden yaratılan İnsan (Âdem)
İlk mübarek kılınan ve Sebt de ilk takdis edilen idi.

Ancak kendi tasarımına göre Tanrı’nın yeryüzündeki görevi devam ediyordu.
Çünkü O’nun yarattığı her şey iyiydi, ama mükemmel değildi.
Yaratılış ve insanlığın mükemmelliğe ulaşma çabası
O’nun ‘eserleri’ arasındaydı, ama misyonerlik hizmetleri ve
Tanrı’nın ‘uluslar’a alt olan görevleri çoğunlukla O’nun Ruh’u ve
melekleri tarafından yürütülmekteydi.

Tanrı’nın tasarımına göre insanlığın kötü İşleri -ki
insanların tasavvurları gençliklerinden başlayarak
kötülüğe eğilimliydi (Tekvin, 8:21)-

0’nun Ruh’u ve melekleri tarafından arındırılacaktı.
Sonradan Şeytan’a dönüşen Lüsifer bile,
başlangıçta Tanrı’nın bir meleğiydi,
Lüsifer Tanrı’ya başkaldırısından dolayı
O’nun inayeti’nden uzaklaşmıştı,
Musluman
Cuman mubarek olsun!
devam edecek.....
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

İsrail’in Rab’binin kararlı ve buyurgan bir doğası vardı.
Yahudiler İçin Tanrı, Kendini Elohim/Eloah, el Shaddai,
Yahve/Sabaoth (Yehova/RAB), Adonol ve
Kabalistik anlamında da Şekina gibi kimi
adlarla ortaya koyuyordu,

Ad’ını oluşturan dört İbranice harf (ya da ses)’in
Tetragrammaton‘u dile getirilmez, telaffuz edilemezdi.
Bu harfler tümüyle gizli bir adın işaretleriydiler.
Yasa-Yapıcı Musa Tanrı’ya
Ad’ını sormaya cesaret ettiğinde şu yanıtı almıştı:

“BEN BEN OLA*NIM”.
İsrailoğulları’na böyle diyeceksin:
Beni size BEN’im gönderdi.
Ebediyen adım bu
ve devirden devire anılmam budur.”

Çıkış 3:12-15
Musluman
Cuman mubarek olsun!
devam edecek.....
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Reklam amaçlı yazı ve link içeren yorumlar onaylanmaz.
Üst Alt