• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Bu Gun CUMA!!!

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 158
  • Görüntüleme 24K

Okunuyor :
Bu Gun CUMA!!!

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

El- HAYY
Hayat bir sıfâtdır ki sahibinin âlim ve müdrik(idrâk eden) olmasını icâb ider.
Çünkü bu ismi gördünki Allahu Teâlâ isimlerinden bir isimdir.
Bildinki Allahu Teâlâ cemi eşyâya ilmi muhîtdir.
Zîrâ zâtında nice mutlak ise her bir sıfâtta da öyle mutlaktır.
İmdi mevcûdattan bir şey yokdur ki Hakk Teâlâ anı
künhiyle (özüyle) bilmeye ve dahi mevcûdattan bir mevcûd da yoktur ki
ol Hakkı bilmeye nitekim buyurmuştur.
17.44.Ve in min şeyin illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum
zîrâ işitdin ki cemi halk Hakkı bilmek için halk olunmuştur.

Eğer
bu mahlûkattan bir zerre veya şemme Hakkı bilmese idi ol halk olmaz idi.

Çünkü
gördün ki halk olmuş bildin, Hakkı alimdir.

Eğerçi
halkı(Hakkı?) bilmezse de zîrâ halk ne idiğün bilmez çoktur.

Amma
halkı bilmez yokdur. Ve lâkin Hakkıda bilir idüğin bilmez çoktur.

İmdi
eşyâdan her neye baksan onda Hakkı bilmeğe bir ilim var
idiğün müşâhede ve mutalaa itsen Hakkı El-Hayy ismiyle
zâkir olmuş olursun.

Dilin sakit ise de.

Muhammed Niyazi-i Mısrî
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

isa'nın mülkü, bu dünya değildi. Eğer Hristiyanlık, belli bir hükümet veya teşekküle bağlı olsaydı, bu din arada kaynar giderdi. Müslümanlıkta ise, bunun tamamen aksi olduğu görülür. Muhammed peygamber, yalnız bir din adamı değil, aynı zamanda, çok büyük bir liderdi. Kendisini ziyarete gelenler, Ona karşı, Papaya ve Sezara duyulan saygıların birleşimi halinde bir saygı duyarlardı. Muhammed peygamber, daima dikkatli bir devlet adamı olmuş, yaptığı fevkalade işlere ve bütün mucizelerine rağmen, kendisinin tevazu sahibi bir insan olduğunu söylemiştir. Hayatında hiç bir hatası yoktur.

Müslümanlığın en güzel bir tarafı da, vatandaşları ve yabancıları birbirinden ayırmayışıdır. İslamiyetin insana verdiği önem çok büyüktür. Mesela, İslamiyete inananların en güzel örneklerinden olan Türk askeri, son derecede emir dinler. Diğer milletlerde böyle bir asker hemen hemen yoktur. Türk askerinin disiplini, amirlerine itaat etmesi, cesareti, onun Müslüman oluşundan ileri gelmektedir. Bu güzel huyları ona Müslümanlık öğretmektedir. Müslümanlık aynı zamanda, (Zekât vermek) sayesinde, insanlar arasında (servet birliği)ni de kurmakta, birçok felaketlere sebep olan zengin fakir farkını kaldırmaya gayret etmektedir. Bu haşmetli din, herkesin anlayacağı kadar basittir. Muhammed peygamberin hayatı üzerinde insaflı ve etraflı tetkik yapmış olanlar, Ona karşı büyük bir muhabbet ve hürmet duyarlar.

Turkey in Europe
1900 -Sir Charles Eliot
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Hazret-i Muhammed bir yalancı peygamber miydi?

Onun eserlerini ve tarihini inceledikten sonra bunu düşünemeyiz; çünkü yalancı peygamberlik iki yüzlülüktür. İki yüzlülükte inandırma kuvveti yoktur; nasıl ki, yalanda da doğruluğun kudreti bulunmaz.

Mekanikte bir cisim atıldığı zaman onun varabileceği yer, fırlatma gücüyle orantılıdır. Bir manevi ilhamın gücü de onun meydana getirdiği eserle orantılıdır. Bu kadar çok şey taşıyan, bu kadar uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı kudrette devam eden İslamiyet yalan olamaz. Bunun çok samimi ve çok inandırıcı olması gerekir. Onun hayatı, uğraşmaları, memleketinin hurafelerine ve putlarına kahramanca saldırıp onları parçalaması, puta tapan çoğunluğun hiddetlerine karşı koymak ataklığı, kendine saldırdıkları halde, 13 sene Mekkede buna dayanması, hemşerileri arasında türlü hadiseler çıkartmak ve kendini adeta kurban yerine koymak gibi hallere tahammül etmesi, Medineye hicreti, durmadan yaptığı teşvikler ve verdiği vaazlar, çok üstün düşman kuvvetleriyle yaptığı savaşlar, kazanacağına olan güveni, en büyük felaket zamanında bile duyduğu insanüstü güvence, zaferde bile gösterdiği sabır ve tevekkül, dini tebliğ etme azmi, sonsuz ibadeti, Allah ile mukaddes konuşmaları, ölümü, ölümünden sonra da devam eden şan ve şerefi, zaferleri, Onun hiçbir zaman bir yalancı peygamber olmadığını, tam aksine büyük bir imana sahip bulunduğunu gösterir.

İşte bu imanı, Rabbine olan itimadı, Ona, ortaya iki yeni itikad, iman koymasını sağladı: Biri, Tek ve ebedi varlık olan bir Allahın bulunduğu, ikincisi ise Putların tanrı olmadığı idi. Birincisiyle Araplara, o zamana kadar bilmedikleri, bir olan Allahı tanıtıyor, ikincisi ile de, o zamana kadar tanrı zan ettikleri putları onların elinden alıyordu. Kısaca, bir kılıç darbesi ile yalancı ilahları, putları kırıyor, bunun yerine onlara Tek Allah inancını yerleştiriyordu.

Lamartine,
Histoire de Turquie
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

“Muhammed, gayet güzel huylu, güler yüzlü, kibar tavırlı ve çok dürüst bir zat idi. Daima hiddet ve şiddetten kaçmış, hiçbir zaman zulüm yapmamıştır. Müslümanların daima iyi huylu, güler yüzlü olmasını istemiş, Cennete iyi huy ve sabır ile gidileceğini bildirmiştir.

Doğru sözlülüğü, merhameti, fakirlere yardımı, misafirperverliği, şefkati, daima Müslümanlığın esas temelleri olduğunu beyan etmişti. Daima kanaat ile yaşamış, debdebe ve gösterişten kaçınmıştır.

Müslümanlar arasında hiçbir sınıf farkı tanımamış, en fakir bir Müslümanın bile hatırını gözetmiştir. Büyük bir zaruret olmayınca, zora başvurmamış, bütün meseleleri tatlılık ile, anlaşma ile, nasihat ve izah ile hâl etmeye uğraşmış ve çok kereler bunda muvaffak olmuştur.

630 tarihinde tekrar Mekke’ye dönerek, bu şehri kolayca feth etmiş ve çok kısa zaman içinde, yarı vahşi Arapları, dünyanın en medeni insanları hâline getirmiştir.”

Kürschners Volkshandbuch
Stuttgart 1888
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Yaratılış hakikatleri üzerinde detaylı düşünmek

Selam!

Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi - 269)

Göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünmek, insanı bambaşka yaratılış mucizelerine götürür. Canlı ve cansız yapıları oluşturan atomların içinde, hiç ivme almadan 1000 km hızla dönmeye başlayan elektronlar, üzerinde düşünülmesi gereken başlı başına bir mucizedir. Zira ivme alarak hızlanan elektron modeli, atomun oluşmasına izin vermeyeceği için canlı ve cansız hayat diye bir şeyin olması da söz konusu olamazdı.

Saatte 1670 km hızla dönen dünyanın üzerinde bu hızdan hiç etkilenmeden yaşıyor olabilmemiz, yer çekimi, suyun kaldırma kuvveti, zaman, rüya ve daha pek çok konu insanın düşünüp Allahın gücünü gereği gibi takdir etmesi için birer fırsattır. Ancak insanların çoğu, bu gerçeklerden habersiz, gaflet içinde şeytanın sistemine hizmet ederek, ahiretlerine hiçbir fayda sağlamayan boş işlerle ömürlerini tüketirler.

Unutulmamalıdır ki, yalnızca düşünen insanlar akledebilir ve diğer canlılardan farklı bir konuma ulaşabilirler. Çevresindeki mucizeleri göremeyen, görüp de akledemeyen
İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (Bakara Suresi, 171)
İbrahim Akın

Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Meselin Özellikleri:
Zemahşerî, Meseller, hâlis Arapların fesahatlerinin son noktası, cevami-i kelimi, hikmetlerinin nâdirleri, mantıklarının ürünü, konuşmalarının özü ve selîm karihalarını gösteren belagatlarıdır. Lisânın açılmasına ve garabetine bediî bir temeldir. Onda lafızlar kısa, mânâlar dolgun ve ibare kısadır der. Zemahşerînin bu ifâdelerinden mesellerin iki hususiyetini öğreniyoruz: Lâfız vecizdir, mânâ geniştir.

İbrahim en-Nazzâm (121/738),
meselin şu özellikleri taşıdığını ve başka bir sözde bunların bir araya gelmediğini söyler: Lâfzın veciz oluşu, mânânın kullanıldığı yere uygunluğu, teşbihin güzelliği ve kinâyenin hoş olması (cevde). Bu hususiyetleriyle meseller ona göre belagatın son merhalesidir.

İbnus-Sikkit (243/857) de
Onu başkasının işlendiği bir örneğe benzetirler der. El-Müberrid, Mesel, misalden alınmıştır. O ikincinin halinin birinciye benzetıldiği yaygın bir sözdür. Onda asıl teşbihdir der. Bu edib ve dilcilerin ifâdelerinden de mesellerde teşbih ve kinâye unsurlarının bulunduğunu öğreniyoruz.

İbn Abdi Rabbih ise şöyle der:
Meseller sözün damgası, lâfzın cevheridir. Şiirden daha kalıcıdır, hitabetten daha yüksektir. Hiçbir şey onunla atbaşi yürüyemez ve onun gibi yayılamaz. Onun için Meselden daha yaygın (hızlı) sözü darb-ı mesel olmuştur. Bu ifâdeden de meselin halk arasında yaygınlık özelliğini öğreniyoruz.

Bu özellikleri şöylece özetleyebiliriz: Meseller, benzetme ve bazen kinâye ifâde ederler. Kısa ve vecizdirler. Mânâları geniş, dolgun ve zengindir. Halk arasında şüyû bulup yayılmışlardır. Bazen birisi güzel bir temsil getirir; ancak yayılmadığı için mesel olamaz.

Meseller, genellikle, bir teşbih, temsilî teşbih yahut bir istiâre-i temsîliyye veya bir teşbîh-i zımnî ihtivâ ederler. Bunlar bir kıssa (olay)dan, bazen Eyyâmül-Arabdan, örf ve âdetten doğabilir. Arapçadaki bazı meseller beynelmilel mahiyette mesellerdir. Mesellerin çıktığı olay, gerçek ve tarihî olabildiği gibi, şahsiyetler tarihî, olay uydurma, ikisi de hayal mahsûlü ve hatta bazen teşhis ve intak yoluyla ifâde edilen bir fabl bile olabilir.
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Yahya,
halkı Beyti Makdiste topladı mescid doldu, insanlar her tarafı doldurdular. Yahya şöyle dedi: Allah beş konuda benim yapmam gerekenleri ve sizin de yapmanız gerekenleri size emretmemi emir buyurdu.

Bunlardan ilki kulluğunu sadece Allaha yapıp ona hiçbir şeyi ortak koşmanızdır. Allaha ortak koşan kimsenin örneği şöyledir: Bir kimse ki, kendi öz malından altın ve gümüşle bir köle satın alan ve sonra o köleye işte malım, işte evim, çalış ve bana hakkını öde diyen kişinin örneği gibidir. O da çalışmakta ve kendi efendisinden başka birine ödeme yapmaktadır. Hanginiz kölesinin bu durumda olmasına râzı olur?

Allah size namaz kılmanızı emretti. Namaz kılarken yüzünüzü sağa sola çevirip bakmayınız. Çünkü Allah, kulu namazında yüzünü sağa sola çevirmediği sürece yüzünü kulundan ayırmaz.

Ve Allah size orucu emretti. Bunun örneği ise şöyledir. Bir gurup arasında olup beraberinde bir misk kabı bulunan kişinin durumuna benzer hepsi ona hayran olur veya o koku onların hepsini hayran eder. Oysa oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur.

Ve Allah size sadaka vermeyi de emretti. Bunun örneği de düşmen güçlerinin esir ettiği ellerini boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere ileri sürdükleri kimsenin durumuna benzer. Kişi vereceği sadakalarla az veya çok bu boynu sizden kurtaracağım der ve canını onlardan kurtarmış olur.

Allah size kendisini daima hatırlamanızı emretti. Bunun örneğini de düşman tarafından süratle takip edilen ve sonunda kendisini sağlam bir köleye atıp kendisini onlara karşı koruyan kimsenin durumu gibidir. Kul da böyledir. Allahı hatırlamakla kendisini şeytana karşı korumuş olur.

Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:
emrediyorum:
Dinlemek, İtaat, Cihâd, Hicret ve cemaati
kim cemaatten bir karış ayrılırsa İslâm bağını boynundan çıkarmış olur
ancak cemaate tekrar dönerse o zaman başka...

Kim câhiliyye davası iddia eder ve
câhilî sistemleri müdâfaa ederse Cehennemlik kimselerdendir.
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

RUH
Sözlükte gitmek, geçmek; (hava) rüzgârlı olmak; (bir şey) geniş ve ferahlık verici olmak mânalarındaki revh kökünden isim olan rûh kelimesi terim olarak genellikle canlılarda hayatı sağlayan unsur şeklinde tanımlanmaktadır.

Ruh, bir anlamda kendisinin bir cüzünü teşkil eden ve devamlılığını sağlayan nefes mânasına da gelir
(Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, rvḥ md.; Lisânül-ʿArab, rvḥ md.).

Farklı tarifleri yapılmakla birlikte ruhun âlimlerin çoğunluğunun anlayışı çerçevesinde şöyle tarif edilmesi mümkündür:Ana rahminde oluşması sırasında melek tarafından insanın bedenine üflenen ve ölümü anında insan bedeninden çıkarılan idrak edici ve bilici hakikati.
Nazzâm, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Gazzâlî, Râgıb el-İsfahânî ve Seyyid Şerîf el-Cürcânînin tercih ettiği tanımlar da buna benzer şekildedir.

İnsanın algılayıcı ve bilici varlık olabilmesi için öncelikle biyolojik canlılığa sahip kılınan bedeni yaratılır, canlı organizma teşekkül etmeye başlayınca algılayıcı ve bilici özü de buna eklenir
(Mâtürîdî, Teʾvîlâtü Ehlis-sünne, III, 213, 421; Gazzâlî, İḥyâʾü ʿulûmid-dîn, III, 3).

İnsan ruhu denilince canlılık, bilinç, akıl, idrak, irade gibi niteliklere sahip bir özden söz edilmiş olur. İnsanların hayvanlardan farklı olması ruhlarının değişik yaratılmasından kaynaklanır. İnsanlar arasındaki fark da aynı ruh türü içinde değişik mertebelerde bulunmalarının sonucudur.

Peygamberlerin gayb âleminden bilgi almaları yüksek bir ruhî mertebeye sahip kılınmalarıyla irtibatlıdır
(Elmalılı, I, 408-410).

Dinî literatürde nefis kavramını ruhla eş anlamda kullananlar bulunduğu gibi nefis ve ruh arasında fark gözetenler de vardır. Bazı âlimlere göre ruh hem biyolojik canlılığı hem de algılayan ve bilen insanî özü ifade ettiği halde nefis sadece ikinci anlamı içerir. Nefsi ateş ve toprak kaynaklı, ruhu nûrânî tabiatlı kabul edenler de vardır
(Âlûsî, XV, 157-158; Reşîd Rızâ, IV, 328-329).

Nefis kelimesi insanın ruh ve beden bütünlüğüne isim olarak verildiği halde ruh bedeni ifade etmek için kullanılmaz.
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Kuranda ve Hadiste Ruh.
Kurân-ı Kerîmde ruh kelimesi yirmi bir yerde geçer. Bunların dördü er-rûh şeklinde yalın olarak kullanılmış, on ikisi çeşitli terkiplerle Allaha izâfe edilmiş, dördü rûhul-kuds, biri er-rûhul-emîn şeklinde yer almıştır
(M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, rûḥ md.).
Ebül-Ferec İbnül-Cevzî, Kuranda geçen ruh kelimelerinin sekiz mânaya geldiğini belirtir: Canlıların hayatiyetini sağlayan ruh, Cebrâil
(rûhul-kuds, er-rûhul-emîn),
büyük bir melek, vahiy, rahmet, emir, üflemekle meydana gelen bir tür yel, hayat
(Nüzhetül-aʿyün, s. 322-324).
Cenâb-ı Hakkın uyku halindeki insanın nefsini aldığını
(ez-Zümer 39/42)
ve ölümünden sonra ibret olması için Firavunun bedenini geride bıraktığını
(Yûnus 10/92)
bildiren âyetlerde bedenin yanı sıra insanın nefsinin de bulunduğu belirtilerek ruh-beden ayırımına işaret edilmiş, âlimlerin çoğunluğu bu âyetlerdeki nefsin ruh anlamına geldiğini söylemiştir
(Taberî, XI, 106; Mâtürîdî, Teʾvîlâtül-Ḳurʾân, VII, 105).
İnsanın yaratılışından söz eden âyetlerde bildirildiğine göre Allah,
Âdemi önce çamur halindeki topraktan şekillendirmiş, ardından ona ruhundan üflemiş
(el-Hicr 15/28-30; Sâd 38/71-72),
Âdemin soyunu ise önemsenmeyen bir sıvıdan (sperm) üretip belli bir şekle soktuktan sonra ana rahminde ona ruhundan üflemek suretiyle insan haline getirmiştir
(es-Secde 32/7-9).
İnsan türünün üreme mekanizmasına temas eden diğer bir yerde
(el-Müminûn 23/12-16)
rahimde başlayıp devam eden merhalelerden sonra başka bir yaratmadan söz edilmiştir ki başta İbn Abbas olmak üzere birçok müfessire göre bu ruhundan üflemeye yapılmış bir atıf olmalıdır
(Taberî, XVIII, 10-11; Mâtürîdî, Teʾvîlâtü Ehlis-sünne, III, 396).
Musluman
Cuman
mubarek olsun!
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Reklam amaçlı yazı ve link içeren yorumlar onaylanmaz.
Üst Alt