Bir KERAMETE gelen bir OSURUĞA gider.

Merhaba

  • Gel bakalım Mehmet, şöyle biraz konuşalım. Üzüntülü gördüm seni.
  • Şeyyy, efendim!
  • Hayırdır Mehmet söyle sıkıntını.
  • Nasıl diyeyim şeyhim bilemiyorum.
  • Yahu söyle Mehmet.
  • Efendim, biz daha önce yalnızdık. Ama sürekli beraberdik. Siz bana anlatırdınız, ben dinlerdim. Ben sorardım, siz söylerdiniz. İlmim ve bilgim sürekli artardı. Sizin bana karşı gösterdiğiniz ilgi ve şefkat beni ziyadesi ile memnun ederdi, size olan bağlılığım ise daha da perçinlenirdi. Ama bu benim kalın kafam yok mu? Ahh, bu kalın kafam olayı anlayamadı. Siz her zaman, başka dergahlara bakarak durumu değerlendirmememi söylediniz. Ben ise sizin bu söylediklerinizi bir zaaf zannederek, kusuru sizde aradım. Hakkınızı helal ediniz. Şimdi sizinle iki kelâm edememenin verdiği sıkıntı, hizmet etmekten yorulup erken yatmanın ve sizin ile gece dahi görüşememenin verdiği ızdırap beni yakıp kavurmaktadır. Şimdi bu hale düştüğüme mi üzüleyim, yoksa sizi üzdüğüme mi?

Şeyh gülerek,

  • Anladım Mehmet. Kafana taktığın şeye bak. Halledilemeyecek meselelere üzül sen. Üzüldüğün şey bu tür basit şeyler olmasın.
  • Nasıl efendim anlayamadım?
  • Söyle bakalım bu ahali buraya neden toplandı?
  • Sizin kerametinizi gördüler de ondan.
  • Yani demek ki hala cehalet devam ediyor. Bunlar ilim için, hizmet için değil, kendilerine hiçbir faydası olmayan keramet için buraya geldiler öyle değil mi?
  • Evet, efendim!
  • O halde gelmelerini nasıl sağladık ise aynı şekilde de gitmelerini sağlarız olur biter dervişim.
  • Nasıl olacak bu efendim? Bu kadar insanı nasıl göndereceğiz.
  • Kolay Mehmetim kolay. Hadi sen bana deri bir torba getir. Küçük olsun.

Mehmet durumu anlayamaz. Ama Şeyhinin istediği deri torbayı getirir.Yatsı namazı vakti gelmiştir. Dergah ağzına kadar dolmuş. Tıklım tıklım. İğne atsan yere düşmez. Mehmet merakla beklemektedir. Neyse, namaz vakti, kamet getirilir ve farz kılınmak için saf tutulur. Şeyh önde, millet arkada, en arka saflarda derviş Mehmet namaza dururlar.

Şeyh, Allahü Ekber diyerek namaza başlar. Daha sonra rükuya gider ancak rükuya giderken zart diye bir ses duyulur. Cemaat sesi duyar ama anlam veremez, namaza devam ederler. Rükudan doğrulan şeyhten bu defa da zurt diye bir ses gelir. Nihayetinde Secdeye giderken ve secdeden kalkarken de bu zart, zurt sesleri duyulur. Olaya anlam veremezler. Şeyh namaza devam eder hala. Oysa "şeyhin abdesti bozulmuştur ve yine namaza devam etmektedir diye düşünür ahali". Yavaş yavaş saflar boşalmaya başlar.

  • Hiç abdestsiz namaz olur mu?
  • Bu nasıl Şeyh?
  • Töbe Töbe

Sesleri ile namazlar bozulur. Saflar dağılır ve dergah hızlıca terk edilir. Yalnız Derviş Mehmet kalmıştır en arkada. Şeyh efendi selam verir ve namazı bitirir. Arkasına döner. Mehmetten başkası olmadığı görür. Şeyh, Mehmetin şaşkın bakışları karşısında, hava doldurmuş olduğu deri torbayı kasıklarından çıkartırken, Derviş Mehmete şunları söyler.

Gördün mü Mehmet? Bir KERAMETE gelen bir OSURUĞA gider.
 
Bizim insanımız da biraz böyledir. Göklere çıkardığı birini en ufak bir olumsuzlukta yere indirebilir.
 
Üst Alt