• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

BİR GÜNLÜK BEKLEME - hemıngway

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 1K

Okunuyor :
BİR GÜNLÜK BEKLEME - hemıngway

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Herkesler yataktayken, pencereleri kapatmıya odaya geldi, hasta gibi göründü bana.
Titriyordu, yüzü bembeyazdı, sanki hareket etmek acı veriyormuş gibi yavaş yavaş yürüyordu.

«Nen var, Schatz?»
«Başım ağırıyor.»
«Yatağa dönsen daha iyi.»
«Hayır. Bir şeyim yok.a
«Yatağa git. Giyinince gelir, bakarım sana.»

Fakat aşağı indiğimde giyinmiş, ocağın yanında oturuyordu.
Dokuz yaşlarında, zavallı, çok hasta bir oğlana benziyordu.
Elimi alnına koyunca ateşi olduğunu anladım.

«Yukarı yatağına çık,» dedim, «hastasın.»
«Bir şeyim yok,» dedi
Doktor geldi, çocuğun ateşini aldı.
«Kaç?» diye sordum.
«Yüz iki.»

Aşağıda, doktor ayrı renkli kapsüller içinde üç ilâç bıraktı.
Birisi ateş düşürmek içindi, ikincisi bir müshildi, üçüncüsü de asit durumunu yenmek içindi.
Grip mikroplarının ancak asit durumlarında yaşayabildiklerini anlattı.
Gripi iyi bilir görünüyordu ve ateş yüz dördü aşmadıkça endişelenecek bir şey olmadığını söyledi.
Ortalıkta çok görülen hafif bir gripti.
Zatürrie önlendikçe hiç bir tehlikesi yoktu.
Odaya dönünce çocuğun ateşini yazdım ve ilâçları vereceğim değişik saatlerin bir listesini yaptım.

«Bir şeyler okuyayım ister misin?»
«Olur. Eğer sen istersen,» dedi çocuk.

Yüzü bembeyazdı, gözlerinin altında mor halkalar vardı.
Yatakta kıpırdamadan yatıyor, olan bitenle hiç ilgisiz görünüyordu.
Howard Pyle'nin Korsanlar Kitabı'nı yüksek sesle okumaya başladım; ama beni hiç izlemediğini gördüm.

«Nasılsın, Schatz?» diye sordum.
«Hep aynı,» dedi.
Öteki ilâcı vereceğim saati beklerken yatağın ayak ucunda oturup kitabı kendi kendime okudum.
Uyuması çok normal olurdu ama başımı kaldırıp baktığımda çok garip bir şekilde yatağın ayak ucuna bakıyordu.

«Niçin uyumaya çalışmıyorsun? Ben seni ilâç için uyandırırım.»
«Uyumak istemiyorum.»
Bir süre sonra, «Belki sıkılırsın, burda benimle kal-masan da olur baba.» dedi bana.
«Sıkılmıyorum.»
«Hayır, ben eğer sıkılacaksan kalmasan da olur demek istedim.»

Biraz dalgın diye düşündüm ve saat on birdeki ilâçları verip bir süre için dışarı çıktım.
Açık, soğuk bir gündü, yer donmuş, ince bir kar örtüsü ile kaplanmıştı, bunun için de
bütün çıplak ağaçlar, çalılar, fidanlar, çimenler ve toprak sanki buzla cilalanmış gibiydi.
Donmuş ırmağın yanındaki yoldan kısa bir yürüyüş yapmak için yanıma genç Manda seterini de aldım,
ama cama dönmüşlerde durmak da, yürümek de çok güçtü.
Kırmızı köpek kayıp yuvarlandı, ben de iki kez fena düştüm.
Birinde tüfeğimi düşürdüm, buzun üstünde kaydı gitti.
Çalılarla kaplı yüksek bir tepenin altındaki bıldırcın sürüsünü havalandırdık, tepenin üstünde kaybolurlarken ikisini vurdum.
Bıldırcınlardan kimisi ağaçlara sindi, fakat çoğu çalı yığınları arasında dağıldı.
Onları kaçırtmak için buzla örtülü çalı yığınlarının üstünde bir çok kez sıçramak gerekiyordu.
Buz tutmuş yay gibi çalıların üstünde güçlükle pusu kurmuşken;
birden çıkıp ateş etmemi güçleştirdiler, ikisini öldürdüm, beşini ıskaladım.
Dönüş yolunda, evin yakınlarında bir bıldırcın sürüsü olduğunu bildiğimden sevinçliydim,
ertesi güne pek çok av bulacaktım.
Evde çocuğun odasına kimseyi sokmadığını söylediler.

«Giremezsiniz,» demişti «Benden size geçmesin.»
Yukarı yanına çıktım, onu aynı bıraktığım biçimde buldum, solgun yüzünde yanakları ateşten al al olmuştu,
aynı eskisi gibi kıpırdamadan karyolanın ayak ucuna bakıyordu.Ateşini aldım.

«Kaç?»
«Yüz kadar,» dedim. Yaz bir onda dörttü ateşi.
«Yüz ikiydi,» dedi.
«Kim söyledi?»
«Doktor.»
«Ateşin fena değil. Endişelenecek bir şey yok.»
«Endişelenmiyorum,» dedi. «Ama düşünmeden yapamıyorum.»
«Düşünme,» dedim. «Aldırma.»
«Aldırmıyorum,» dedi, ve gözlerini karşıya dikti.
Besbelli kendini koyvermemek için çok çaba harcıyordu, bir şey vardı.

«Bunu su ile al,»
«Bir faydası olur mu dersin?»
«Elbette olur.»
Oturdum korsan kitabım açtım, okumaya başladım, fakat dinlemediğini görünce kestim okumayı.

«Ne zaman öleceğim dersin?»
«Ne?»
«Ölmeme ne kadar kaldı?»
«Ölmiyeceksin. Ne oldu sana böyle?»
«Öleceğim ben. Doktorun yüz iki dediğini duydum.»
«însan yüz iki ateşle ölmez. Bu aptalca bir konuşma.»
«Ölür, ben biliyorum. Fransa'da, okulda çocuklar insanın kırk dört derece ateşle yaşayamadığım söylemişlerdi. Benim ateşim yüz iki.».
Bütün gün, sabahın dokuzundan beri ölmeyi beklemişti.

«Vah zavallı Schatz,» dedim. «Zavallı koca Schatz. Mil ile kilometreye benzer bu. Sen Ölmiyeceksin.
Değişik bir termometre o. Onda otuz yedi normal ateştir. Bunda ise doksan sekiz.»
«Tıpkı,» dedim. *Mü ve kilometre gibi. Arabayla yaptığımız yetmiş milin kaç kilometre ettiğini biliyormusun?» ,
«Oh,» dedi.
Yatağın ayak ucuna dikili bakışları yavaş yavaş çözüldü.
Üstündeki gerginlik de çözüldü sonunda, ertesi gün iyice gevşemişti, çok önemsiz şeyler için bile kolayca ağladı.

SEÇiLMiŞ HİKÂYELER-Türkçesi: YAŞAR ANDAY
CEM YAYINEVİ-istanbul 1972
Dizgi-Tertip : Yüksel Matbaası,
Baskı : Ahmet Sarı Matbaası,
 
Üst Alt