• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Bilinmeyen bir fırst lady’mizin öyküsü

  • Konbuyu başlatan ajan
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 1K

Okunuyor :
Bilinmeyen bir fırst lady’mizin öyküsü

ajan

Tecrübeli
Üye
Cumhuriyet’in kurucu kadroları bugünlerde “seçkinci” olmakla itham ediliyor. Sahi öyle mi? Teorik bilgiler yerine somut olgular üzerinden tartışmanın daha aydınlatıcı olacağını sanıyorum. Bu nedenle Müveddet Hanım’ın hayatından bahsetmek istiyorum. Bakın bakalım; Balkanlar’dan canını zor kurtaran; ilk eşi Yüzbaşı Mehmet Saim’i Sakarya Savaşı’nda şehit veren; o güç koşullarda Anadolu’nun orta yerinde, annesi ve iki evladıyla kalakalan ve yazdığı bir mektupla hayatı değişen Müveddet Hanım seçkinci miymiş?

Yıl: 1895…
Yer: Makedonya/Köprülü…
Camileri, kiliseleri ve havraları olan bir Osmanlı şehri...
Vardar Nehri’ne bakan üç katlı bir konakta dünyaya geldi; Müveddet.
Konak kalabalıktı; halası Yıldız Hanımlarla aynı evi paylaşıyorlardı.
Eniştesi İsmail Nazmi de, babası Recep de subaydı. Ailede neredeyse herkes askerdi.
Müveddet’in babasının tayininin İştip’e çıkmasına en çok Yıldız Hanım’ın oğlu Kazım Fikri üzüldü. Müveddet’e ayrı bir düşkündü.

Müveddet’in ilk evliliği

Yıl: 1911
On altı yaşındaki Müveddet’e dünür geldi.
Damat yeni subay çıkmış Çanakkaleli Mülazım Mehmet Saim idi.
Bu evliliğe razı olmayan tek kişi vardı: Harp Akademisi’nden mezun olup Selanik 36’ıncı Alayı’nda görevli Kazım Fikri Bey! “Çok erken değil mi” diye karşı çıkıyordu. Sebebi belliydi:
Birkaç yıl önce Kâzım, askeri okuldan eve geldiğinde çocuk olarak bıraktığı Müveddet'in koyu yeşil gözlerine aşık olmuştu. Kendisine “ağabey” diyen Müveddet’e “seni seviyorum” diyebilir miydi? Diyemedi.
Bir gün…
Kâzım öylesine şaşkın ve yaralıydı ki bahçeye çıkıp Müveddet'i buldu; bir köşeye sıkıştırıp evlilikle ilgili rızasını sordu. Müveddet sıkılarak kararı anne ve babasına
bıraktığını, onların bileceğini söyledi. Genç subay Kazım, “galiba onun da gönlü var” diye düşündü. Sustu. Ve derdini bir daha kimseye söyleyemedi.

Müveddet ile Mehmet Saim’in düğünü Köprülü’deki konakta yapıldı.
Kazım düğüne gelmedi.
Müveddet eşinin görev yaptığı Serez’e gelin gitti.
İlk çocukları “Enver” bu şehirde doğdu. Çocuklarına o yılların moda ismini; Hürriyet Kahramanı Enver Paşa’nın adını koymuşlardı.
Tayinleri önce Selanik’e sonra Şam Trablusu’na çıktı.
Müveddet ikinci çocuğuna hamileydi. Annesi ve babasını Selanik’e çağırdı; Şam’a gitmedi.
Fakat Selanik günleri de kısa sürdü. Osmanlı’nın bu güzide şehri Yunanlıların eline geçince Hacı Davut Vapuru’yla doğup büyüdükleri toprakları terk ettiler.
Yapayalnızdılar.
Kocası Mehmet Saim bir cephede, halasının oğlu Kazım bir cephede düşmana karşı bir avuç kalmış Osmanlı topraklarını savunuyorlardı.
“Hasta Adam” Osmanlı çöküyordu.

Evlerini terk ediyorlar

Hacı Davut Vapuru İzmir Limanı’na geldi.
Onları ağabeyi İzmir Nahiye Müdürü Hasan Bey karşıladı.
Binlerce Balkan göçmenini başına gelen onların başına gelmemişti. Sığınacakları bir liman bulmuşlardı.
Müveddet’in en büyük endişesi bir türlü haber alamadığı cephedeki eşiydi. Elinde Enver, karnında bebeği haber yolu gözlüyordu.
Aile dört bir yana dağılmıştı.
Hala oğlu Kazım’dan da haber yoktu…

Müveddet, dünyalar güzeli kızı Neriman’ı o zor koşullarda doğurdu.
Sevinçleri yarım kaldı.
Mehmet Saim esir düşmüş; Korfu Adası’na götürülmüştü.
Korfu Adası neresiydi? Masanın üzerine haritayı yayıp baktılar; Korfu Adası'nı aradılar. Adanın Akdeniz'de Yunan ve İtalyan sınırı üzerine yakın bir Yunan adası olduğunu gördüler. Ada harita üzerinde nokta gibi görünüyordu. Enver "benim babam çok büyük buraya sığmaz ki " deyince o zor günlerde ilk defa yüzlerinde tebessüm oldu.

Yüzbaşı Mehmet Saim iki yıl Korfu’da esir olarak yaşadı.
Kurtulunca hemen İzmir’e Müveddet ve iki yavrusunun yanına koştu. Ancak kavuşamadı. Çünkü onlar, Müveddet’in ağabeyi Hasan Bey’in yeni tayin yeri Şarkikaraağaç’a gitmişlerdi.
Güç de olsa buluştular.
Ancak bu mutlu günler kısa sürdü; Birinci Dünya Savaşı başlamıştı.
Mehmet Saim, her rütbeden Mehmetçik’in yaptığını yaptı; vatanı korumak için
tekrar cepheye koştu.

Sakarya Savaşı’nda şehit oldu

O savaş yıllarında Müveddet eşi Mehmet Saim’le çok az baş başa kalabildi.
Eşini son gördüğü yıl: 1919 oldu.
Havza’da bir araya geldiler. Mehmet Saim Bey'le Müveddet gözyaşlarına hakim olamadı. Enver babasının kollarına atıldı; Neriman ise babasına hayretle bakıyordu. O kadar az görmüştü ki babasını.
Aile bir arada olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Bu uzun zamandan beri hasretini çektikleri bir tabloydu. Çok zorluklar çekilmiş, nihayet bir araya gelebilmişlerdi.
Ama talihsizlikler burada da peşlerini bırakmadı. Müveddet babasını kaybetti.
Dul kalan Sakine Hanım yanlarına taşındı.
Mutlulukları uzun sürmedi.
Mehmet Saim Ulusal Kurtuluş Savaşı’na katıldı.
Sonra…
Mustafa Kemal’in “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa” dediği Sakarya Savaşı…
Türkiye’nin de Müveddet’in de yazgısını değiştirdi.
Mehmet Saim şehit düştü…

Mektup hayatını değiştirdi

Müveddet, annesi ve iki çocuğuyla Kırşehir’de görev yapan ağabeyine sığındı. Kimseye yük olmak istemiyordu. Şehit maaşı almak için Ankara Hükümeti’ne başvurdu. Ancak bir türlü yanıt alamadı.
Ve tuttu Ankara Hükümeti’nin Savunma Bakanı, halasının oğlu Kazım Bey’e mektup yazdı.
Kazım Bey, kırk yaşındaydı ve hala evlenmemişti…
Evlenmemesinin nedeni, kimine göre o savaş yıllarında bir türlü fırsat bulamamasıydı. Kimine göre ise Müveddet’i unutamamasıydı…
Aslında annesi Yıldız Hanım, oğlu için güzel gelin adayları bulmuş ancak Kazım Paşa her birine bir neden bulup “hayır” demişti.
Sanki Müveddet’i bekliyordu…

İki kuzen; Müveddet ile Kazım Bey mektuplaşmaya başladılar.
Kazım Bey, onları Ankara’ya çağırdı. Müveddet tereddütteydi.
Bir gün Kırşehir’deki evlerinin kapısı çalındı. Kazım Paşa’nın emir subayı, onları Ankara’ya götürmeye geldi.
Ağabeyi Hasan Bey’in de ısrarıyla Müveddet, annesi Sakine ve iki çocuğu Ankara’ya gitti.
10 yıldır cepheden cepheye koşan; Ankara Hükümeti’nin kudretli Bakanı Kazım Paşa, Müveddet’i karşısında görünce ne yapacağını şaşırdı; eli ayağı birbirine dolandı.
Müveddet, Kazım Paşa sayesinde Ankara’da yeni bir hayat kurdu. Enver Okulu gitmeye başladı.
Kazım Paşa sık sık ziyaretlerine geliyor; tüm ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyordu. Müveddet’i hala seviyordu.
Sonunda en yakın arkadaşı ve komutanı Mustafa Kemal’e açılmaya karar verdi.
Gazi Mustafa Kemal arkadaşını gülümseyerek dinledi. “Hemen evlenmen gerekiyor; akraban bile olsa dul bir kadının evine sık sık gitmen dedikodulara neden olur” dedi.
Demek Gazi Paşa, Savunma Bakanı’nın iki çocuklu dul bir kadınla evlenmesine karşı çıkmıyordu.
Bu moralle Müveddet’e evlenme teklif etti.
Müveddet heyecanlandı; yüzü kızardı. Nasıl olacaktı; o iki çocuklu dul bir kadındı. Kazım Paşa ise koskoca bir Bakan’dı. “Hayır” dedi.
Kazım Paşa üsteledi. Müveddet, “halam ne der” dedi.
Yıldız Hanım oğlunun bu fikrini duyunca "Ama Müveddet dul bir kadın, hem de iki çocuklu. Onu severim ama senin için başka düşünmüştüm" dedi.
Kazım Paşa ısrar edince annesi de razı oldu.

Bakan eşi oldu

Müveddet Hanım ile Kazım Paşa 1923’te evlendiler.
Nikahta Kazım Paşa’nın şahidi Ahmet (Ağaoğlu) Bey,
Müveddet'in şahidi de Paşa'nın yaveri Nusret (Evcen)
Bey oldu.
Enver'le Neriman yine eskisi gibi Paşa'ya "Paşa Dayı" diyeceklerdi.
Müveddet'in Kazım Paşa ile evliliği örnek oldu; iki çocuklu dul bir kadının bekar bir Paşa ile evlenebileceğini herkes gördü.
Bu evlilikten (adını Atatürk’ün koyduğu) Teoman ve Güner doğdu.
Şimdi…
Söyler misiniz böylesine bir aşk yaşamış Kazım Özalp mı seçkinci?
Ya da bu kadar acılar çekmiş Müveddet Hanım mı?
Neyse…
Gelelim “gölgedeki first lady” meselesine:
Kazım Özalp, 1924–35 yılları arasında TBMM Başkanlığı görevinde bulundu.
Kazım Paşa Büyük Millet Meclisi Reisi iken, Latife Hanım Mustafa Kemal Paşa'dan ayrılmıştı. Cumhurbaşkanı’nın eşi yoktu. Böyle olunca Kazım Paşa'nın on senelik başkanlığı döneminde Müveddet Hanım, Latife Hanım'ın yerini aldı. Protokol icabı resmi yemeklerde daima Cumhurbaşkanı’nın sağında yer aldı. Türkiye'yi ziyarete gelen yabancı devlet başkanlarının eşlerini Müveddet Hanım ağırladı.
Yani…
Müveddet Hanım Türkiye Cumhuriyeti’nin gölgede kalmış first lady’siydi!

Soner Yalçın
Odatv.com
 
Üst Alt