Bilgi ahlâkı

Bilgi ahlâkı

Beşir Ayvazoğlu
b.ayvazoglu[MENTION=86693]Zaman[/MENTION].com.tr

Daha önce de yazmıştım; kütüphanelerde ve büyük kitabevlerinde kendimi çok aciz hissediyorum. Rafları dolduran renk renk, boy boy, yeni ve eski, okunması gereken binlerce kitap bende derin bir ümitsizliğe ve hayal kırıklığına yol açıyor.

Okumadığım, büyük bir kısmını okumaya asla zaman bulamayacağım o güzelim kitapları seyrederken, bilgilerini orada burada, özellikle ekranlarda pornografik bir eda ile teşhir ederek başkalarını bunları bilmedikleri için aşağılayan ve "Bakın, ben neler biliyorum!" edasıyla kurum kurum kurulan adamları düşünüyor ve içimden diyorum ki: "Ne kadar çok bilirsen bil, bildiklerin bilmediklerinin yanında hiç bile sayılmaz!"

Meseleyi bir de dünya ölçeğinde düşünürseniz, bırakın bildiklerinizi, kendinizi bile keenlemyekün addedebilirsiniz. Sadece bildiğiniz dillerde değil, bilmediğiniz onlarca dilde de her gün binlerce kitap, dergi ve gazete yayımlanıyor. Kadim zamanlarda üretilmiş bütün bilgiyi belki belli ölçüde kuşatmak mümkündü; bugün insanın kendi ihtisas sahasında bile böyle bir iddiada bulunması gülünçtür.

Bir insanın ömrü boyunca kaç kitap okuyabileceğini hesaplayınız, çok şaşırtıcı bir rakam elde edeceksiniz.

Mevcut bilginin akıl almaz cesameti karşısında "zerre miktar" değeri taşıyan bilgisini silah gibi, karşısındakini yere sermek için kullananları, yeni bilgiler "üretmek" yerine, onunla bununla itişip kakışanları, kibarca hatırlatılıp düzeltilebilecek hataların üzerine şehevî bir hazla atılıp ortalığı kan revan içinde bırakanları hiç anlamamışımdır.

Gerçek ilim, Yunus'un dediği gibi, "kendin bilmek"tir! Bunu -felsefî ve tasavvufî arka planını paranteze alarak- "haddini bilmek" diye de tercüme edebilirsiniz. Bütün bilgiyi edinmek mümkün olmadığına göre, ona hâkim olabilmek için mahiyetini, değerini, niçin üretildiğini ve en doğru şekilde nasıl kullanılabileceğini öğrenmek gerekir. Buna isterseniz "bilgi ahlâkı" diyebilirsiniz.

Bilgiyi kendini gerçekleştirmek, bilgeleşmek, hoşgörü sahibi olmak, insanlığın daha mutlu, daha huzurlu ve daha müreffeh yaşamasını sağlamak için değil, başkalarını ezerek kendi kendini tatmin etmek için kullanan adamlar, kurumlar, devletler ne kadar sevimsizleştiklerinin farkında görünmüyorlar. Hepsi kendi hüsnüne hayran!

Evet, kütüphanelerde ve kitabevlerinde kendimi çok aciz hissediyorum; fakat bu acz duygusu bende yılgınlık yaratmıyor, aksine okuma azmimi kamçılıyor ve yazmaya ara verip telefonları da susturarak kitaplara gömülme arzusu uyandırıyor.

Çalışma odamın en görünür yerine asmak için nazımın geçtiği hattat dostlarımdan birine bir "Hiç" yazmasını rica edeceğim. Baktıkça en iyi bildiğimi zannettiğim konularda bile bildiklerimin bilmediklerim yanında hiç mesabesinde olduğunu sürekli aklımda tutmak için...
 
Yazının son paragrafına ( Aşkın kımyası'ndan) ithaf edebilecegim bir söz aklıma geldı.

"Bilgının doruğuna çıktığımı zannederken bilinmiyenın eşiğinde gordum kendimi".
 
Üst Alt