Beş gezginin anlaşmazlığı

Merhaba

Asyanın muhtelif bölgelerinden gelen beş hacı, Sultanhan(1) Kervansarayında karşılaştıklarında, kendi aralarında anlaşmışlar ve birlikte devam etmeye karar vermişler; zaten hepsi de Mekkeye gidiyorlarmış.

Ertesi gün Konya istikametinde sohbet edip yürürlerken, içlerinden biri yerde bir gümüş Dinar görmüş. Onu yerden alan hemen şu teklifte bulunmuş: Mafil satın alalım ve aramızda taksim ederlim.

İkincisi ise; Kabul, aramızda taksim edelim; ama ben üzüm satın alınmasını tercih ederim demiş. Ben ne üzümü bilirim ne de mafili; fakat, tam da canım balesh istiyor. Bir miktar balesh alalım ve onu eşit şekilde taksim edelim demiş Üçüncüsü. Fakat Dördüncü hiçbir şeyin bestandan daha iyi olamayacağını belirterek karşı çıkmış. Bestan için de tam bir Dinar lazımmış.

Ama beşincileri biraz sinirlenerek bağırmış: Hepiniz susun. Konyada rektaf alacağız, benim memleketimde Konyanın rektaf ını çok methederler ve ben bundan şimdiye kadar hiç yemedim. Sadece rektaf satın almalıyız, başka bir şey değil.

Hepsi bağrışmaya ve tartışmaya koyulmuşlar. Hatta neredeyse kavgaya da başlayacaklarmış ki, biraz uzaktan geçmekte olan bir üstad sufiyi görmüşler. Bu münakaşanın çözümü için ona danışmaya karar vermişler ve gidip kendisine bütün meseleyi izah etmişler.

İyi, diye cevap vermiş, gelin benimle; sizin meselenizi hepinizi tamamen tatmin edecek bir şekilde çözeceğim.

Konyaya varınca onları bir meyve satıcısına götürmüş ve buradan üzüm satın almışlar. Hepsi memnun kalmıştı, çünkü zaten istedikleri de bu imiş, fakat onu herkes kendi lisanında ifade etmiş.

Evet sadece kelimeleri değiştirerek aynı şey ifade edilebiliyorsa, Tanrıdan bahsettiğimizde niçin tartışılır ki?

Gabriele Mandel, İslam Bilgeliği, Arion Yayınevi, Kasım 2004
 
Üst Alt