Bende güzeldin, bana özlemdin.

  • Konbuyu başlatanblueice
  • Başlangıç tarihi
B

blueice

Ziyaretci
Hayatımdaki, ilk uzun metrajlı çekeceğim, bu aşk filminin başrol oyuncusuydun. Seni bu filmde oynatmakla, bir ilk'i gerçekleştirecek, hiç bitmeyen bir film yapacaktım. Senaryoyu yazarken, bende güzeldin, bana özlemdin. Beni bir yapımcı olarak reddedermiydin? Bunun yanıtını tiyatronun üst katında oturan, temizlikçi kadın biliyordu. Ben bilmezdim. O bilse de söylemezdi. Okuma yazma bilmezdi. Üstelik dil'i lal idi. Ben eğer biliyor olsam yanıtlarım hiç koşulsuz 'Evet' olurdu.

Senaryo taslağı elimde, duygu yoksunu bir Eylül'de kapını çalarken, içimdeki titreme yok olsun diye aslında dişlerimi sıkıyordum. Bir günün batışını izleyecek kadar geçen saatler sonrasında, vurgun yemiş bir Nisan bozgunu gibi kapıyı açtın. Üzerinde sıradan günlük bir kıyafet vardı. Gözlerinde ellenip koklanmamış bir hüzün duruyordu. Oysa ben hep güleç fotoğraflarını görmüştüm. Seni öyle sanırdım. Ya da görmezliğimden olsa gerek, güleçliğinin ardındaki hüznü negatif kopyalarında farkedemezdim. Ya da farkederdim de tutamazdım gerçeğin aynasını yüzüne, ki ellerim titrerdi belki kayıp düşürüp parça parça ederdim. Seni bana flu göstermeye çalışan hiçbirşeyin önemi yoktu. Senaryoda henüz böyle bir cümle varolmamıştı. Dedim ya, bana güzeldin, bende özlemdin.

Kapının önünde, bacaklarımın titremesini zaptedebilsin diye, sinir sistemimle savaşıyordum. Seni her görüşümde, bu titremeleri yaşıyordum. Kapının önünde, tüylerinin bir bölümü ezilmiş bir paspas vardı. Belli ki son çıkan ağır bir iz bırakmıştı. Üstelik kapının en ücra yerinde, mahur bir el izi durmaktaydı. Bazen insan ayrıntılardan daha çabuk çözülebiliyordu. Zira bütün bu şekilde, daha iyi algılanabiliyordu. İçeri davet ederken yüzünde, gülümsemen ve hüznün birarada asılıydı. Bir kahve içimi eşliğinde, senaryo üzerinde konuştuk. Bu hafta sonu, senaryodaki değiştirilecek bazı kısımları tartışmak için sana uygun değildi. İstanbul dışındaki bir akrabanın, taşınma olayında yanında olman gerekiyordu. Bu yüzden bir sonraki hafta Nezih'te buluşmak için sözleştik. Seninle görüşmek için zaman mefhumum yoktu. Dedim ya. bana güzeldin, bende özlemdin.

Asansör yerine merdivenleri kullanarak, asağı inip oturduğun binadan ayrılırken, içimde kuşlar uçuyordu. Bacaklarım yokuştan aşağı bırakılan araba misali kendini salıvermişti. Köşede parkettigim arabamın c***** iliştirilmiş, trafik polisinin yazmış olduğu ceza kağıdı bile beni sinirlendirmedi. Evime dönerken, Rodrigo'yu bir tören hususunda dinledim. Her zaman yaptığım gibi iç savaşta ölenleri mi hatırlamak istedim, yoksa net bir melodide seninle az önce geçirdiğim zamanı mı yudumlamak istedim bilmiyorum. Hatırlamıyorum, neden Rodrigo? Senin oturduğun cadde'den, kendi oturduğum sokağa yöneldim. Cadden kalabalıktı. Cadden nostaljik dükkanlarıyla, benim için ayrıcalıktı. Ya da aslında değildi. Ki ben kendimi, kendi sokağımda pek bir öksüz hissettim.

Anahtarı deliğe sokup, evimin kapısını açtım. Açmamla beraber yüzüme, ben çarptı. İçeri girip kapıyı kapattım. Sonra senin kapının önündeki düşüncelerim geldi aklıma, tekrar açip iyice gözden geçirdim. Hiç bir iz yoktu, zaman zaman anahtarı evde unuttuğumda, cağırdığım çilingir çocuğun izlerinden başka, yalnız üstteki kilidin etrafında, benim bir akşam tornavidayla istemeden yaptığım, kanırtma izleri vardı. Kapıyı kapatıp içeri girdim. Yine derin bir ben çektim içime.. Küçük bir mutluluk alevinin alazı, bir an yüzümü yalayıp geçti. Evimi seviyordum. Elimdeki senaryo taslağını, telefonun yanına bırakıp telesekreterin tuşuna dokundum. Mesajları dinlerken de soyunup dökünmeye başladım. Annem havaların soğuduğunu, sıkı giyinmeyi unutmamamı tembihlerken, güldüm. Beni bir türlü gözünde büyütemiyordu. Çoraplar bileğime oturmuştu. Tam çorap giymekten nefret ettiğimi düşünürken, senin sesini duydum. Hafta sonu eğer erken dönersen arayıp haber verecekmişsin, görüşebilecekmişiz. Söylemeyi unuttuğun için aramışsın. Yok eğer aramazsan gelecek haftaki randevu geçerliymiş. Hoşça kalmamı ilave etmişsin. Bir an bana baktığını düşünerek, aniden giysilerimi yerden toplayıp salondan kaçarcasına çıktım. Doğru banyoya yönelip, duş almak için kabine girdim. İçimde tarifsiz bir heyecan yaratmıştın. Üstelik bunu sadece sen yapabiliyordun. Dedim ya, bana özeldin, bende özlemdin.

Soğuk suyun altına bırakıyorum kendimi ve su akıp giderken, şehrin üzerime sinmişliğinin de akıp gittiğini düşünüyorum. Ancak senden arınamamışlığım, bu akıp gitmede eksik kalıyor. Duş faslını sarı-kırmızı bir bornozla finalleyip, aynaya bakıyorum. Yüzüm yorgun sayılabilecek gibi bugün, oysa ben hep yorgundum ancak yüzümde izi yoktu. Ya da yok diye düşündüğüm vardı da ben görebilecek kadar dikkatli bir şekilde aynaya bakmamıştım. Görmekle bakmak farklıydı. Tıpkı, sevmenin dokunma duygusunu kapsamasına rağmen, ikisinin farklı olması gibi, ya da aynalar bazen yalan söylüyordu. Rehavet içinde banyodan çıkarken, kapıyı açmamla beraber buharlar, kaçan kızın bohçası misali dağınık bir şekilde koridora fırladılar. Bu arada ortalığı, kısa bir zaman diliminde duş jelimin kokusu, oldukça yoğun bir şekilde taciz etti. Düşünceler içerisindeyken, fazla kullanmış olmalıyım. Mutfağa kahve almak için yöneliyorum. Buharlar pencerelerle yakın temas içerisindeler.

Mutfak dolabını fincan almak için açtığımda, dolabın içini şöyle bir gözden geçirmem, beni şaşkınlığa uğratıyor. Bilinçaltim bana bugüne değin her bardak ve fincandan, yalnızca iki tane aldırmış. Üstelik mutfak malzemelerini alma nedenim, ihtiyaçtan öte renkli cicili bicili porselenlerin beni her zaman cezbedişleridir. Kahve kokusu burnuma gelince, kapıldığım bardak fincan dalgasından, ani bir lodos'la geri dönüyorum. Fincana kahve doldururken, aslında bu evde senin kokunu duymak isteği, dudaklarıma hafifmeşrep bir gülümseme yayıyor. Her zaman olduğu gibi şekersiz bir şekilde, Brezilya ürününden bir yudum alıyorum. Şimdi Brezilya tadıyla sıcak kalorifere sırtımı dayayıp, seni kendi imlem çukurumda yorumlamanın tam zamanıdır.. Çünkü en ayık halim, kahve kokusuyla fingirdeştiğim dakikalardır.

Salonun bir köşesindeki kaloriferin önüne oturuyorum. Bu batı köşesinden bakış açısı, salonu daha farklı bir havaya bürüyor. Karşı köşedeki abajurun, tavanda yarattığı aydınlığın Bodrum perdelerine düşümü, oldukça güzel duruyor. Senaryoyu düşünüyorum. Bu filmde seni en güzel nasıl oynatabilirliğim kafamı kurcalasa da, aslında bunun hiç önemi yok. Çünkü film henüz çekilmedi. Çünkü güzelliğinin ve rolünün hakkını vermenin göreceliğini henüz bilemem. Bunun yanıtını bilse bilse, tiyatronun üst katında oturan temizlikçi kadın bilir. Ki o bu saatlerde kronik eklem ağrıları ile uykunun kucağına düşmüştür. Bilememezliğim, şu dakikalarda beynimi tırmalamaktan vazgeçiyor. Dedim ya, bir bende güzeldin, bir bana özlemdin. Aslında gerisi yalandı. Hiçbirsey yalan değildi.

Uzunca bir süre sonra, kahvem bittiğinde, kalkıp bir sigara yakıyorum. Sigarayı kahve ile birlikte hiç içmedim. Diğer kısa metrajlı öykülerde içtiysem, yalandır. Brezilya tadını bozar diye hep çekinmişimdir. İçtiysem, tig teber sah-i merdan yazarlığımdandır. Üstelik hep şekersiz içtim. Şekere bulanmışlığım yalandır. Kalem tutabildiğimdendir, ki kalem dediğin şey meydan gördümü oynacak, kendi şahsında bir müptezel bir dansözdür.

Sehpanın üzerindeki, bir magazin dergisinden kesip çerçevelediğim resmine, en aşağılayıcı bakışımla bakıyorum. Kahretsin ki, en aşağılık bakışlarda bile güzel duruyor yüzün ve gözlerindeki hüzün ,ki onlar görebilenler içindir. Bakmayı bilenler için değil Bakma bana öyle! Sana aşığım!.. Sana soğuk bir aşığım Aşığım! Sana göre soğuk ve mesafeli gibi duran Aşığım! Kac yıllık kahve tadımı, yazdığım senli şiirlerde, kafiyeye kaptırdım, şekere bulandım. Aşığım! Dizeler kovaladı beni masa üzerinden, kaleme takılıp düştüm. Düştüğüm yerden kalktığımda aşık değildim. Çünkü artık seviyordum. Bakma bana öyle!..

Seviyordum seni, kahve tadımda saklı bir rayihaydın. Yalan! Ben seni hiç tatmadım. Doğru olan, tadar gibi yaşamışlığımdın. Bunda yazarlığın bir numarası yok Kağıtlara seni tepsi böreği gibi döşerken, kalem tutmuşluğum kaç kez idam etmek istedi beni, biliyor musun? Kaç kez, böreğe kaçtım da elinden kurtuldum. Hiç haberin oldu mu? Bakma bana öyle! Haberin olsa, beni kendi köşelerine döşeyebilecek miydin? Ben ki hep yuvarlaktım. Köşelerim yoktu. Derler ki, yuvarlaklık emin olamamaktır. Sen ısırdığın börekte beni tadabildin mi? Seviyorum seni! Bundandır sevmem, yuvarlak harflerle başlayan kelimeleri Arama! Burada bulamazsın. O kelimeler, idamdan kaçtığım gecelerin şiirlerine denk düşer ki, hiç kimse bilmedi, görmedi. Sen bile Seviyorum seni! Benimle yaşlan. Yaşlan ve gövdeme yaslan, o ki gözümaydın'sız günlerde de hep seni sevdi. Gözüm aydığında zaten sevilmişliğin önümde duruyordu. Hiç bir şeyin önemi yoktu. Dedim ya, bir bende güzeldin, bir bana özlemdin. Hemde çıldırasıya..

Yerimden kalkıyorum. Kahve fincanı boşaldı. Mutfağa, resminin önünden geçip gidiyorum. Bornozun eteği, yerdeki Afrika menekşesinin yaprağıyla, resminin önünden her geçişimde aşna-fişne yapar. Ancak bir numara yoktur ortada Macide bu! Belki bilirsin. Diğer kısa metrajlı, hani şu kahve tadını kafiyeye kaptırdığım şiirden Macide yalandır, yazar kırıtkanlığında, Macide doğrudur. O şiirde, bir Macide bir seni sevdiğim doğrudur. Gerisi ortaya karışık bir hayal ki gerçekliği yazarın yaşamsal finalidir. Yok! Öyle her final düşündüğün gibi ölüm değildir. Kalem tutmuşluğum ölüme şerbetlidir. Ki arsızlığı bundandır. Macide iyi kızdır. İyice kızdı mı, açığa alınmış gecelerimde bana küser. Tıpkı bu senaryonun yazıldığı gecelerde olduğu gibi. Macide olduğu gibi bir kızdır. Öyle pencerenin önünden dünyaya bakar durur. Çünkü hayata duruşu böyledir. O duruşun içinde bazen çiçeklenir, çiçekli Macide olur. Ki tiyatronun üst katında oturan temizlikçi kadındır. Macide bu! Bilirsin. Hani şu kahve tadını kafiyeye kaptırdığım şiirden Temizlikçiliği yazar kırıtkanlığında yalandır. Bu senaryoda da bir Macide, bir seni sevdiğim doğrudur. Gerisi ticari bir hayal ki gerçekliği yazarın ölümüdür. Gerisi, senin belki de oynamaktan son anda vazgeçeceğin bir hayal ki, hayata geçme gerçekliği sende saklı durur.

Düşüne düşüne, kendimi yatağa atmışım. Kahve ayıklığında söylediklerimi tartmışım. Seviyorum seni! Benimle yaşlan, gövdeme yaslan. O ki seni, fiyasko ile sonuçlanan filmlerinde bile sevdi. Görünenin önemi yok! Dedim ya, bir bende güzeldin, bir bana özlemdin.

Bu senaryoyu mutlak çekmeliyim. Çünkü çekmezsem öleceğim. Çünkü ölüm bazen arzuların son durağıdır. Ve bazen gidemediklerin için inersin otobüsten Kahya'nın çığırtkanlığı mizansel bir aldatmacadır. Ve ben edemediğim, ama edebileceğimi düşündüğüm sohbetler için gidiyorum düşüme Kirpiklerim birbirini öpmek üzere, gidiyorum. Sabaha yeniden sarhoş uyanmak üzere Ki şimdiki zaman en ayık dakikalarımın artığıdır. Bu şarkıyı yazan yazar benim gelecek zamandaki halimi hiç düşünmemiş. Yazar bencilliği olsa gerek! Elbet birgün buluşacağız. Bu böyle yarım kalmayacak. Yandaki yaşlı ev sahibi, paşa kızı Letafet teyze aksamları hep bunu dinler. Kulağı ağır işittiği için bende dinlemek zorunda kalırım. Birgün niye hep bu şarkı ? diye sordum. Gözleri yaşlandı. Sevgilisi Şirket-i Hayriyye'de kaptanmış. Letafet teyzenin ailesi o zamanlar köşkte otururmuş. Bazen kumaş bakacağım diye yalan söyleyip, arabacıya yalvarır, kendisini kalfa ile birlikte sahile götürmesini istermiş. Sahile geldiğinde vapur yolcu almak için beklerken, Nizam bey kaptan köşküne çıkar ve vapur kalkana kadar bakışırlarmış. Babasının paşa'lık ünvanından dolayı evlenememişler. Babası bir kaptan'a kız vermezmiş. Sadece bir kez Kanlıca'da yoğurt yiyebilmişler. Nizam bey, mutlaka birgün buluşacaklarını söylermiş. Letafet teyze bir miralayla evlilik yapmış. Yıllar sonra kocası olmuş. Letafet teyze Sirket-i Hayriyye'ye koşmuş. Nizam bey'in uzun yol kaptanlığına gittiğini ve dönmediğini öğrenmiş. Bu şarkı onların şarkısıymış. Hala birgün doneceğine dair umut taşıyormuş.

Elbet birgün buluşmayacağız. Nasılsa gelecek hafta Nezih'in herhangi bir metrekaresinde buluşacağız. Bu böyle yarım kalmayacak.. Ve ben seni öyle ya da böyle ikna edeceğim, bu filmi çekeceğiz. Seninle konuşurken gözlerim yaşlanacak. Göz ağrısı deyip geçiştireceğim. Seviyorum seni! Benimle yaşlan. Görünüşün önemi yok. Dedim ya, bir bende güzeldin, bir bana özlemdin.

Deniz Güney
 
Üst Alt