• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Bediüzzaman Hıristiyanlara veya Anzaklara Şehit demiş midir?

Okunuyor :
Bediüzzaman Hıristiyanlara veya Anzaklara Şehit demiş midir?

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Sevgili Müellif kardeşim... hala aynı açıklamayı yapıyorsun ama bu bir cevap değil bunu idrak edemiyorsun sana özelde de sorduğum gibi "İslamiyete 15 yaş altı diye bir genelleme varmıdır bir insanın mükellef olması için ne lazımdır? Bunu cevabı eğer sizde ve Bediüzzaman da 15 yaş ise burda ehli sünnetten ayrılıyorsunuz.. bu çok önemli bir nokta...
Şimdi 15 yaş ve üstüğ konusundaki yazını bekliyorum
Sevgili kardeşime / sayın abime kısa ve öz söyliyecem, 15 yaş kelimesini/ mevzusunu.

Değerli kardeşim; Bediüzzaman Said Nursi Hz. nın kullanmış olduğu "15 yaş"sözü "SİNNİ TEKLİFTEN İBARETTİR". Ben öyle biliyor ve öyle anlıyorum.

Not: Harfleri büyütüp renlendirdiğim için özür diliyorum kardeşimden. O renkli sözlerimin muhatabı ; beni anlama da gabileşenler içindir.
 

Ahrariyye

Amatör
Üye
Nurcuların ileri gelenleri ve Fetullahcılar şu an oldukça popüler olan Cübbeli Ahmed'in Risalelere önde gelen biri olarak dil uzatmasına seyirci kalmaları beklenemez.

Çok ciddi şekilde üzerine gidilmiştir.

Hakikati kapatmak isteyenler ahiretlerini perişan ediyorlar.Bu gün maddi imkanların gücü ile , başka zülm tehtitleri ile bu işleri yapıp Ehli sünneti olduğundan farklı göstermeye kalkanların akibetinin perişanlığını insanlar izleyecek ve tarih yazacaktır.

Nurculuğun korkulacak hiçbir yanı yoktur.Zira itikadlarının bozukluğunu Ehli sünneten ayı olduklarını ,aklı başında olan her ilm ehli müslüman bilmektedir.Birliktelikler menfaatperest topluluğunun tezahürüdür.Menfaatlerin tükendiği noktada , koltuk kavgası da eklenince bölük pörçük olacaklarından kimsenin şüphesi olmasın.

Cübbel Ahmed'e gelince kendisini rezil etti.Lafı böyle yuttururlar adama.Güya kendisini Ehli sünnetin temsilcisi zannetmektedir fakat öyle omadığını herkese kendisi de göstermiştir.Bilenler zaten biliyordu.Kendini kurtarabilirse büyük iş başarmış olur fakat Ehli sünnet uleması olarak söz sahibi olması mümkün değildir.Hocalarının icazetinin kimleden alındığı muallaktadır.
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Nurcuların ileri gelenleri ve Fetullahcılar şu an oldukça popüler olan Cübbeli Ahmed'in Risalelere önde gelen biri olarak dil uzatmasına seyirci kalmaları beklenemez.

Çok ciddi şekilde üzerine gidilmiştir.

Hakikati kapatmak isteyenler ahiretlerini perişan ediyorlar.Bu gün maddi imkanların gücü ile , başka zülm tehtitleri ile bu işleri yapıp Ehli sünneti olduğundan farklı göstermeye kalkanların akibetinin perişanlığını insanlar izleyecek ve tarih yazacaktır.

Nurculuğun korkulacak hiçbir yanı yoktur.Zira itikadlarının bozukluğunu Ehli sünneten ayı olduklarını ,aklı başında olan her ilm ehli müslüman bilmektedir.Birliktelikler menfaatperest topluluğunun tezahürüdür.Menfaatlerin tükendiği noktada , koltuk kavgası da eklenince bölük pörçük olacaklarından kimsenin şüphesi olmasın.

Cübbel Ahmed'e gelince kendisini rezil etti.Lafı böyle yuttururlar adama.Güya kendisini Ehli sünnetin temsilcisi zannetmektedir fakat öyle omadığını herkese kendisi de göstermiştir.Bilenler zaten biliyordu.Kendini kurtarabilirse büyük iş başarmış olur fakat Ehli sünnet uleması olarak söz sahibi olması mümkün değildir.Hocalarının icazetinin kimleden alındığı muallaktadır.
Bekliyeceğiz " la tezelu taifetün min ümmeti, hiyye zahirine alel hak, hetta eitiye llahu bi emrihi " Resülü zişanın kawlinin tezahürünü. Taaaa.... o vakte kadar Nurlar dünyayı sarmalamaya devam edecek hiç merak etmeyin. Varsa Ruhul Kuran ve Kawli zişana ters bir durumları, zaten hesabını verecekler mizanda.....

Hoş geldin kardeşim,
Seviyeli ve faideli paylaşımlarla...
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
4. ye devam ......

4. Bediüzzaman’ın Gayr-i Müslimler ile Alakalı Mektubuna Yapılan itirazlar ve Cevabı

Başta Necip Fazıl olmak üzere bir kısım ehl-i imanın ve ehl-i tarikatın bu konudaki itirazlarını nazik bir üslub ile izah etmek bizim vazifemizdir. Evvela bu mesele, başta izah ettiğimiz gibi, insanı ehl-i sünnetin dışına çıkaracak imanî meselelerden değildir; belki ehl-i sünnetin âlimleri arasında da tartışılan ve hakkında farklı görüşler bulunan bir mesele ve hatta meseleler topluluğudur.
Sırasıyla meseleyi inceleyelim:

4.1 Gayr-i Müslimlerin Çocuklarının Manevi Akıbeti Meselesi
Bu mesele Kur’an-ı Kerim’de geçen şu ayet sebebiyle İslam alimleri arasında tartışılmıştır: ‘Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.’[9]. Bu ayeti değerlendiren İslam âlimleri meseleyi hem fetret devri açısından ve hem de gayr-i Müslimlerin çocukları açısından değerlendirmişlerdir. Fetret devri meselesini biraz sonra inceleyeceğiz. Ehl-i sünnet âlimleri gayr-i Müslimlerin çocukları hakkında farklı görüşlere sahiptir. Bu konuda mesela Ibn-i Kesir isimli büyük müfessir, müstakil bir Risale sayılabilecek uzunlukta müstesna bir tefsir kaleme almıştır. Bunları özetleyelim.

Birincisi: Bir grup âlimler (Mu’tezile, Hanbeliler ve Malikilerin mütebahhirin ulemasının da içinde bulunduğu önemli bir Müslüman alimler topluluğu), bu çocukların ehl-i cennet olduklarını kabul ve kendilerine ispat etmişlerdir. Bu konuda onların görüşlerini destekleyecek çok sayıda hadisler vardır. Ancak bir tanesi önemlidir: Enes ibn Malik’ten nakledildiğine göre, Hz. Peygamber’e Müşriklerin çocuklarından sorulmuş ve cevap olarak şunu ifade etmiştir: ‘Onlar cennet ehlinin hizmetkârlarıdırlar.’

İkincisi: Bir kısım İslam âlimleri ise onların babalarına tabi olduklarını ileri sürmüşler ve bu konudaki bazı hadisleri delil olarak getirmişlerdir. Hz. Aişe’nin naklettiği şu hadis bunların başında gelmektedir: ‘Müşriklerin çocukları babaları ile birliktedir.’ Bu yoruma muhtaç bir hadistir. Israrlı sorular üzerine Resulullah bir seferinde ‘Allah onların amellerini ve hallerini herkesten daha iyi bilir’ buyurmuştur.

Üçüncüsü: Bu konuda kesin bir hükme varmayıp meseleyi Allah’ın iradesine bırakmaktır (tevakkuf). İmam-ı A’zam başta olmak üzere çoğu âlimler bu kanaattedirler. Bu konudaki en önemli dayanak İbn-i Abbas hadisidir. ‘Allah onların amellerini ve hallerini herkesten daha iyi bilir’.

Bu arada bazı alimler bunların toprak olacaklarını beyan etseler de çoğunluk alimler yukarıda saydığımız görüşlerden birini tercih eylemilerdir.

Bediüzzaman Hazretleri, bu kanaatleri değerlendirerek şu neticeye varmıştır: ‘O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten (I. Ve II. Dünya Harplerinden) vefat eden ve perişan olanlar eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.’ Burada iki kelimenin açıklanması gerekmektedir:
Birincisi: Şehittir demiyor belki şehit hükmündedir, bir nevi şehittir diyor.
İkincisi: Bu cümleyle birinci ve ikinci görüşü bir nevi telif ediyor. Bunda da ehli- sünnetin dışına çıkmak gibi bir durum asla mevzubahis değildir. Unutmayalım ki, Allah yolunda cihad ederken öldürülen hakiki şehitler olduğu gibi, hükmen şehit sayılan mü’minler de vardır. Mü’minlerden yanarak, suda boğularak, karın sancısı, vebâdan ölen veya çocuk doğurmaktan gelen kırk günlük loğusa döneminde vefat edenler hükmen yani bir nevi şehit sayılır. Ancak, peygamberlik gibi şehitlerin de dereceleri vardır. Nice mübârek hastalıklar vardır ki, şehâdet gibi yüksek dereceleri kazandırır.
Devam edecek...
Devamı...........
4.2 Fetret Devri İnsanlarının ve Özellikle de Fetret Devri Sayılabilecek Hallerdeki İnsanların ve Musibetzedelerin Hükmü

Bu konu da İslam âlimleri arasında tartışılmıştır. Özellikle konuyu ikiye ayırmak icabetmektedir:

4.2.1 Birincisi: Fetret Devri İnsanlarının Hükmü
Fetret kelimesinden kasıt, iki peygamber arasındaki meydana gelen ve Hakkın tebliğine engel olan uzun zaman dilimidir.
Bazıları Hz. İsa’nın getirdiği dinin bozulması ile Resulûllah Efendimize vahyin tebliği arasında geçen dönem gelir. Ancak, bu tabir bir peygamberin getirdiği dinin nurundan haberdar olmayan her fert ve her dönem için kullanılabilir. Bu dönemde yaşayan insanların sorumluluk sınırları hakkında itikat mezhepleri arasında az da olsa farklılık görülüyor.

Bu konuda dört ayrı görüş bulunmaktadır:

Birincisi: Maturidî ve Eşarî imamları, “Biz bir resul gönderinceye kadar tazip etmeyiz. (azap verici olmayız)” meâlindeki âyet-i kerimeye dayanarak Fetret devri insanlarının tebliğ edici bir peygamber gelmeden sorumlu olmadıkları kanaatindedirler. Ancak
Maturidilere göre, fetret, iman için değil amel için geçerlidir. Eşʿariler ise, peygamber gelmeyen bir kavim için hiçbir sorumluluk da olamayacağını savunmuşlardır.

İkincisi: Bunların tebliğ ulaşmasa da sorumlu olacaklarına dair görüştür ki, İbn el-Kayyım başta olmak üzere bazı âlimler bu kanaattedirler.

Üçüncüsü: Bunlar hakkında kararı Allah’a bırakmak (tevakkuf) şeklindeki görüştür.

Dördüncüsü ise: Fetret ehlinin kıyamet günü yeniden imtihana tabi olacakları ve bunun neticesine göre muamele görecekleri şeklindeki görüştür. Selef-i salihin bu kanaattedirler.

Bunların durumu ile alakalı şu hadisi zikr etmeden geçemeyeceğiz: ‘Resulüllah şöyle buyurmuştur:
Dört grup vardır ki, onlar kıyamet günü kendilerini mazur göstereceklerdir:
Hiçbir şey duymayan sağırlar;
Gel-git akıllı ahmaklar;
aşırı yaşlılar;
fetret devrinde ölen insanlar.


Sağırlar derler ki, Yarab! İslamiyet geldi ama biz bir şey duymadık.
Gel-git akıllılar diyecek ki, İslamiyet geldi ama benim üzerime çocuklar pislik atıyorlardı. Yaşlılar diyecek ki, İslamiyet geldi ama bir şey anlayamadık.
Fetret devrinde ölenler diyecek ki, Yarab! Bize peygamber hiç gelmedi. Bunlar cehenneme de girseler, Allah orayı onlar için bir nevi cennete çevirir.’

Önemle ifade edelim ki, bu dört görüşten birini tercih etmek insanı ehl-i sünnet dairesinden çıkarmaz. Zaten Bediuzzaman da bu konuda farklı bir görüş beyan eylememiştir.

D. edecek......
 

Ahrariyye

Amatör
Üye
Bekliyeceğiz " la tezelu taifetün min ümmeti, hiyye zahirine alel hak, hetta eitiye llahu bi emrihi " Resülü zişanın kawlinin tezahürünü. Taaaa.... o vakte kadar Nurlar dünyayı sarmalamaya devam edecek hiç merak etmeyin. Varsa Ruhul Kuran ve Kawli zişana ters bir durumları, zaten hesabını verecekler mizanda.....

Hoş geldin kardeşim,
Seviyeli ve faideli paylaşımlarla...
Teşekkürler efendim , elbetteki verecek hesabını , varsa değil var zaten.Said-i Nursi yolundan gidenlerin dahi bunları düzeltmesini beklemek doğru mudur bizim tarafımızdan.Yoksa hayal mi kuruyoruz , bunu sizleri göstereceksiniz müslümanlara.

fakat görünen o ki yanlışlarınızı söyleyenmüslüman kardeşlerinize teşekkür edip ellerini ayaklarını öpeceğinize , nefsi davranıp kabul etmek dahi zor geliyor.Onların tutumu size değer verildiğini göstermektedir.Değer verilmese idi umurlarında olmaz hataları onları bağlar der yanmanıza seyirci kalırlardı.

Onlar ortaya koymuş ,siz dahi kabul edip düzeltin ve sizi bu hatadan uyandıranlara dua edin.Müslümanlık bu değil midir?

Müslüman hatasını söyleyen kardeşine ne kadar teşekkür etse azdır.
 

forumdayim

Tecrübeli
Üye
Sevgili kardeşime / sayın abime kısa ve öz söyliyecem, 15 yaş kelimesini/ mevzusunu.

Değerli kardeşim; Bediüzzaman Said Nursi Hz. nın kullanmış olduğu "15 yaş" sözü "SİNNİ TEKLİFTEN İBARETTİR". Ben öyle biliyor ve öyle anlıyorum.


Not: Harfleri büyütüp renlendirdiğim için özür diliyorum kardeşimden. O renkli sözlerimin muhatabı ; beni anlama da gabileşenler içindir.

"SİNNİ TEKLİFTEN İBARETTİR " bu ne demektir??...
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Teşekkürler efendim , elbetteki verecek hesabını , varsa değil var zaten.Said-i Nursi yolundan gidenlerin dahi bunları düzeltmesini beklemek doğru mudur bizim tarafımızdan.Yoksa hayal mi kuruyoruz , bunu sizleri göstereceksiniz müslümanlara.

fakat görünen o ki yanlışlarınızı söyleyenmüslüman kardeşlerinize teşekkür edip ellerini ayaklarını öpeceğinize , nefsi davranıp kabul etmek dahi zor geliyor.Onların tutumu size değer verildiğini göstermektedir.Değer verilmese idi umurlarında olmaz hataları onları bağlar der yanmanıza seyirci kalırlardı.

Onlar ortaya koymuş ,siz dahi kabul edip düzeltin ve sizi bu hatadan uyandıranlara dua edin.Müslümanlık bu değil midir?

Müslüman hatasını söyleyen kardeşine ne kadar teşekkür etse azdır.
Sevgili kardeşim;
Risalei Nurları ve aziz Müellifini, serapa Kuranı azimüşşana ve Mübelliğine ( Tebliğ eden. Hz. Muhammed Mustafa A.S.V.) sadık bir hizmetçi, sahabei kirama ve müştehidi izama bağlı bir değer biliyor ve öyle seviyoruz.
Bunu iddia ediyorum.
Çünkü O Nurlu eserleri okuyor, biliyor, ve rezil nefsim galebe çalmadığı sürece uymaya çalışıyorum.
Buna hiç bir ehli imanın itiraz edeceğini sanmıyorum.

"SİNNİ TEKLİFTEN İBARETTİR " bu ne demektir??...
"Akıl baliğ" diyebiliriz aladin abey.
 

Ahrariyye

Amatör
Üye
Sinni teklif olması hiçbirşeyi değiştirmez.Aksine konuyu daha da netleştirir.

15 yaş yahut akıl baliğ olmuş bir kafir kesinlikle şehit hükmüne sokulamaz ve İslamiyette bunun yeri yoktur.
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Devamı...........

4.2 Fetret Devri İnsanlarının ve Özellikle de Fetret Devri Sayılabilecek Hallerdeki İnsanların ve Musibetzedelerin Hükmü

Bu konu da İslam âlimleri arasında tartışılmıştır. Özellikle konuyu ikiye ayırmak icabetmektedir:

4.2.1 Birincisi: Fetret Devri İnsanlarının Hükmü
Fetret kelimesinden kasıt, iki peygamber arasındaki meydana gelen ve Hakkın tebliğine engel olan uzun zaman dilimidir.
Bazıları Hz. İsa’nın getirdiği dinin bozulması ile Resulûllah Efendimize vahyin tebliği arasında geçen dönem gelir. Ancak, bu tabir bir peygamberin getirdiği dinin nurundan haberdar olmayan her fert ve her dönem için kullanılabilir. Bu dönemde yaşayan insanların sorumluluk sınırları hakkında itikat mezhepleri arasında az da olsa farklılık görülüyor.

Bu konuda dört ayrı görüş bulunmaktadır:

Birincisi: Maturidî ve Eşarî imamları, “Biz bir resul gönderinceye kadar tazip etmeyiz. (azap verici olmayız)” meâlindeki âyet-i kerimeye dayanarak Fetret devri insanlarının tebliğ edici bir peygamber gelmeden sorumlu olmadıkları kanaatindedirler. Ancak
Maturidilere göre, fetret, iman için değil amel için geçerlidir. Eşʿariler ise, peygamber gelmeyen bir kavim için hiçbir sorumluluk da olamayacağını savunmuşlardır.

İkincisi: Bunların tebliğ ulaşmasa da sorumlu olacaklarına dair görüştür ki, İbn el-Kayyım başta olmak üzere bazı âlimler bu kanaattedirler.

Üçüncüsü: Bunlar hakkında kararı Allah’a bırakmak (tevakkuf) şeklindeki görüştür.

Dördüncüsü ise: Fetret ehlinin kıyamet günü yeniden imtihana tabi olacakları ve bunun neticesine göre muamele görecekleri şeklindeki görüştür. Selef-i salihin bu kanaattedirler.

Bunların durumu ile alakalı şu hadisi zikr etmeden geçemeyeceğiz: ‘Resulüllah şöyle buyurmuştur:
Dört grup vardır ki, onlar kıyamet günü kendilerini mazur göstereceklerdir:
Hiçbir şey duymayan sağırlar;
Gel-git akıllı ahmaklar;
aşırı yaşlılar;
fetret devrinde ölen insanlar.


Sağırlar derler ki, Yarab! İslamiyet geldi ama biz bir şey duymadık.
Gel-git akıllılar diyecek ki, İslamiyet geldi ama benim üzerime çocuklar pislik atıyorlardı. Yaşlılar diyecek ki, İslamiyet geldi ama bir şey anlayamadık.
Fetret devrinde ölenler diyecek ki, Yarab! Bize peygamber hiç gelmedi. Bunlar cehenneme de girseler, Allah orayı onlar için bir nevi cennete çevirir.’

Önemle ifade edelim ki, bu dört görüşten birini tercih etmek insanı ehl-i sünnet dairesinden çıkarmaz. Zaten Bediuzzaman da bu konuda farklı bir görüş beyan eylememiştir.
D. edecek......
Devamı....
4.2.2 Fetret Devri Sayılabilecek Hallerdeki İnsanların Hükmü

Gelelim asıl tartışma konusuna yani Fetret Devri sayılabilecek hallerdeki insanların hükmüne. Tartışmanın asıl temeli şu sorunun cevabıdır: Acaba Hz. Peygamber’den sonra fetret devri olur mu? Ayrıca Hak dinden haberdar oldukları halde onun hidayetinden nasip alamayan veya gelen Hak din ile alakalı doğru bilgilere ulaşamayan insanların hükmü nasıldır?

İslam âlimlerinin çoğunluğu Hz. Peygamber’den sonra fetret devrinin olamayacağı yönünde izahlar getirmişlerdir. Fakat İmam-ı Gazali’nin başını çektiği bir grup âlimler farklı kanaattedirler. Son zamanlarda Muhammed Abduh ve bazı âlimler de aynı kanaati savunmuşlardır.
Bu konuda İmam-ı Gazali’yi dinleyelim: ‘Derim ki, Allah’ın rahmeti cehennem azabına çarpılsalar bile, geçmiş ümmetlere de şamildir. Zira cehennem azabının da şiddetlisi vardır, hafifi vardır. Diyebilirim ki, zamanımızda Bizans sınırları içinde kalan Hıristiyanların ve Türkistan’daki Türklerin çoğu, inşallah özellikle de bu memleketlerin uzaklarında bulunanlar bu rahmete mazhar olanlardır. Zira bunları üç gruba ayırmak mümkündür:

Birincisi: Hz. Muhammed’in ismi bile kendilerine asla ulaşmamış olanlardır ki, bunlar mazurdurlar.

İkincisi: Kendilerine Hz. Muhammed’in hem ismi ve hem de sıfatları ulaştığı ve kendileri de İslam ümmetine komşu yahut bizzat birlikte yaşadıkları halde inkâr edenlerdir ki, bunlar inkârcı kâfirlerdir. Bediüzzaman Hazretleri bunlar hakkında şunları demektedir: ‘Eğer o felâketi gören zalimler ise ve beşerin perişaniyetini ihzar eden gaddarlar ve kendi menfaati için insan âlemine ateş veren hodgâm, alçak insî şeytanlar ise, tam müstahak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.

Üçüncüsü: Yukarıdaki iki derece arasında kalanlardır ki, bunlara Hz. Muhammed’in ismi ulaşmıştır; ancak özellikleri ve sıfatları tam ulaşmamıştır. Çocukluklarından itibaren onun yalancı bir peygamber olduğu telkin edilmiştir. Bana göre bunlar da birinci grup hükmündedir.

Bediüzzaman Hazretleri de bu kanaati benimseyerek şöyle demektedir: ‘Onbeşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır. Çünki âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedî'ye (A.S.M.) bir lâkaydlık perdesi gelmiş ve madem âhirzamanda Hazret-i İsa'nın (A.S.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (A.S.) mensub Hristiyanların mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaîfler, müstebid büyük zalimlerin cebr ü şiddetleri altında musibet çekiyorlar.’
Dikkat edilirse fetret devri demiyor;
bilakis ‘fetret derecesinde’ diyerek meseleyi vuzuha kavuşturuyor. Kaldı ki, bu görüşü tercih etmekle ne İmam Gazali ve ne de Bediüzzaman’ın ehl-i sünnet dışına çıkmadıklarını, zira bu meselenin doğrudan imanın şartlarıyla alakadar olmayıp içtihadi bir mesele olduğunu daha evvel belirtmiştik.
 
Üst Alt