• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Bediüzzaman Hıristiyanlara veya Anzaklara Şehit demiş midir?

Okunuyor :
Bediüzzaman Hıristiyanlara veya Anzaklara Şehit demiş midir?

tolonbey

Acemi
Üye
Iste böyleee,

Neo, Osmanli saraydaki binlerce cariyeye(oglan kiz) para yetistirmel icin Avrupalara ahinlar yaparken verdigi ölüler SEHIT sayiliyorsa ANZAHLAR neden sehit sayilmasinki.

Aslinda bir insanin SEHIT sayilabilmesi icin YURDUNU düsmana karsi savunmada vurulup ölmesi gerek.

Saraydaki CARIYALARA para toplamaya giden orduda nallari dikersen o sehit deyil .....oh yoluna getti Niyazi olur.
Bu durumda Kürt Saidi Nursi haltedmis.ANZANLAR sehit deyil NIYADIRLAR..

Varmi öyle 3 kurusa 10 köfte.
Nursiler denen nursuzlardan hec hoslanmam.
Basta Fettullah Nursiden.

Görüsmek üzere
Canlarim cigerlerim.

Tolonbeg
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Evet...
Kaldığımız yerden devam ediyoruz tüm sabırsız ve seviyesiz yorumlara rağmen..

Birinci Grup; Devletin kendisidir ve bütün organlarıyla, yani MİT’i, askeriyesi, polisi ve benzeri kollarıyla devlet Bedîüzzaman ile mücadele etmiştir. Suçladıkları dört nokta vardır:
1) Kürtçülük.
2) Laik düzeni yıkmaya çalışmak.
3) Şeriʿatçılık ve nihayet
4) Tarikatçılık.

Yarım asra yakın bu suçlamalar yapıldığı halde hiçbir ciddi suç isnad edilememiştir. Bugün devlet bu tavrından vazgeçmek üzeredir.

İkinci Grup: Devletin borazanlığını yapan bazı bilim adamları ve yapay aydınlardır. Ayrıca tamamen din düşmanı olan bazı yazarlar da dinsizlik n***** Bedîüzzaman'a itiraz etmişlerdir. Bunların içinde ilahiyat profesörleri bile vardır. Neşet Çağatay ve eski Diyanet İşleri Başkanı Dr. Lütfü Doğan bunlardandır.

Üçüncü Grup: Makam ve unvan elde etmek için gayret gösteren bazı bilim adamlarıdır. Bunlara örnek göstermek istemiyoruz. Bedîüzzaman'ın ilmî şahsiyeti, İslam âleminde ve Türkiye dışında bütün dünyada tam olarak takdir edildiği halde, Türkiye'de özellikle ilim adamları çevresinde yete*rince tanınmamıştır. Bunda, yapılan menfî propaganda*ların tesiri büyüktür. Bir zamanlar, ilâhiyât öğretim üye*lerinin Doç. yahut Prof. olabilmeleri için, Bedîüzzaman ve onun 6.000 küsur sayfayı bulan Risâle-i nur adlı eserleri aleyhinde konferans yahut makale bulunması şartı arandığını, hâdiseyi yaşayan hocalarımız anlatmak*tadır.

Dördüncü Grup ise; maalesef Bedîüzzaman'ın tabiriyle ‘meşrebini çok beğenen bazı zâtlar ve hodgâm bazı sofi-meşrebler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u câh vartasından kurtulamayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak’tır.[3] Bunların bir kısmı karanlık mihraklar tarafından desteklenmektedir. Bir kısmı ise tam Bedîüzzaman'ın tarif ettiği insanlardır. Samimi Müslümandırlar; ancak Risale-i Nuru okumamışlardır ve yukarıdaki gruplardan birinin itirazlarını tevil yoluyla işaret etmektedir. Hâlbuki işaret ettikleri kimselerden bazıları kendileri de cahillikle suçlamakta ve hatta tekfir etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri, bu grubun, ‘ileride, Risale-i Nur'a ve şakirtlerine karşı kendi meşreplerini ve mesleklerinin revacını ve etba'larının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler, belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hâdiselerin vukuunda, bizlere itidal-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de manevi reislerini çürütmemek gerektir.’[4]

Hâlbuki biz Nur talebeleri şuna inanıyoruz: Şahsî araştırma ve tesbitlerime göre, asrımızın ferîd ve müceddid makamını ihrâz eden zat, Risâle-i Nurun şahs-ı ma‘nevîsidir ve o şahs-ı ma‘nevî adına onun tercümanı olan Bediüzzaman Said Nursi’dir. Bu zatın, daha evvelki veya olsa dahi şu zamandaki bir kutb-ı a‘zamın tasarrufu altına girmeye mecburiyeti yoktur. Zira kendisi kutb-ı a‘zamlık makamının da üzerinde olan ferdiyyet makamını ihrâz eylemiştir. Vefâtından sonra onun bu manevî tasarrufunu, şahs-ı man‘nevîyi temsil eden talebeleri devam ettirmektedirler. Mustafa Sungur, Fethullah Gülen Hoca Efendi ve Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi gibi Nur Talebeleri, en az bir kutub kadar hizmet ettikleri halde, ferîd makamını ihrâz eden Bediüzzaman ve Risâle-i Nur şahs-ı ma‘nevîsinin tasarrufu altındadırlar. Bahsettiğimiz zatlar da, asrımızda yaşayan maneviyât reislerinin başlarında gelen şahsiyetlerdir.

Bediüzzaman’ın ferîd ve müceddidlik vazifesini ihrâz etmesi, asrımızda başka kutubların ve imâmların olmasına mani değildir. Ancak bilinse de, bilinmese de, kutb-ı a‘zamın ve ferîd makamını ihrâz eden zatın manevî tasarrufundan manevî yardım almaktadırlar. Bu çeşit kutubların ve imamların başında
Süleyman Hilmi Tunahan Efendi,
Muhammed Zâhid Kotku ve
Abdülhakîm Arvâsî gibi manevîyât erenleri gelmektedir. Ancak bu zatlar, günümüze kadar manevî tasarrufları devam eden Kutb-ı A‘zam Abdülkâdir-i Geylânî yahut Şah-ı Nakşibend ve İmâm-ı Rabbânî gibi maneviyât reislerinin manevî tasarrufları altında hizmete devam etmektedirler.

Biz Nur Talebeleri olarak Bediüzzaman’ın şu tesbitine de aynen katılıyoruz: "Bu dürûs-u Kur'aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Nurlar’ın şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve izah haricinde bir şey yazsa; soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklidcilik hükmüne geçer. Çünkü çok delillerle ve emarelerle tahakkuk etmiş ki: Risale-i Nur eczaları, Kur'anın tereşşuhatıdır; bizler, taksim-ül a'mal kaidesiyle, her birimiz bir vazife deruhte edip, o âb-ı hayat tereşşuhatını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz!.." [5]

Bunun en güzel misalini şu hadisede görüyoruz. Eş’arilere göre cüz’i iradeyi Allah yaratır.
Çünkü bu emr-i itibari değildir ve mahlûktur; belki cüz’i iradedeki tasarruf kula aittir. Matüridîlere göre ise cüz’i iradeyi Allah yaratmaz; çünkü bu emr-i itibaridir. Bediüzzaman Hazretleri bu ihtilafı zikrettikten sonra bu farklılığın terminolojide ihtilaf ibaret olduğunu Kader Risalesinde açıkça belirtmiştir. ‘Cüz'-i ihtiyarînin üss-ül esası olan meyelan, Matüridîce bir emr-i itibarîdir, abde verilebilir. Fakat Eş'arî, ona mevcud nazarıyla baktığı için abde vermemiş. Fakat o meyelandaki tasarruf, Eş'ariyece bir emr-i itibarîdir. Öyle ise o meyelan, o tasarruf, bir emr-i nisbîdir. Muhakkak bir vücud-u haricîsi yoktur.’[6]
Dikkat edilirse meyelan ve tassarufu arka akaya zikretmiştir. Böyle bir tercih Bediüzzaman gibi bir allamenin hakkıdır ve ehl-i sünnet dışında bir görüş değildir.

D. edecek....
 

M ü e l l i f...

Kıdemli
Üye
Devamı.....

3. Ehl-i İmanın İhtilafları Tartışırken Riayet Etmesi Gereken Prensipler

Bu konuda çok ciddi problemlerimizin olduğu aşikârdır. Önemle ifade edelim ki, ‘Gaybı Allah’tan başka kimse bilemez’ kaidesince, ehl-i velayet, gaybî olan şeyleri bildirilmezse bilmezler. En büyük bir veli dahi, hasmının hakikî halini bilmedikleri için, haksız olarak mübareze etmesini Aşere-i Mübeşşere'nin (Cennetle müjdeli 10 sahabenin) arasındaki muharebe gösteriyor. Demek iki veli, iki ehl-i hakikat birbirini inkâr etmekle makamlarından sukut etmezler. Meğer bütün bütün zahir-i şeriata muhalif ve hatası zahir bir içtihad ile hareket edilmiş ola.’

Bu sebeple Müslümanların kendi aralarındaki tartışmalarda şu düsturlara riayet etmesi şarttır:

Birincisi: ‘Öfkelerini yutabilenler ve insanlardan sadır olacak hataları affedebilenler’ diye Kur’an’ın hakiki müminler hakkındaki yüksek ahlak kaidesine riayet etmek. Bazı ehl-i imanın Hoca Efendi gibi bir şahsiyeti hâşâ CIA ajanı diye itham etmeleri elbette ki bu düstura yüzde yüz muhalefettir. Her insanın peygamber olmadığı sürece hata yapması mümkündür.

İkincisi: Müslümanların avam tabakasının şeyhlerine karşı hüsn-ü zanlarını kırmamak ve böylece imanlarını sarsılmadan muhafaza etmek bütün Müslümanların asli vazifesidir. Hakiki ihlâs ve hakperestlik, Müslümanların kimden ve nereden olursa olsun istifade etmelerine taraftar olmaktır.

Üçüncüsü: Müslümanlar kendi meslek ve meşreplerine karşı yapılan haksız itirazlara karşı haklı fakat zararlı hiddetlerinden kaçınmak zorundadırlar. Aksi takdirde kazanan din düşmanları olacaktır.

Dördüncüsü ve en önemlisi de; dine ve dindarlara kaşı olan ekibin ikisi de hak olan iki grubun veya cemaatin arasındaki husumetten istifade ederek, birinin silâhıyla, itirazıyla ötekini yaralayıp ve tenkit edip; ötekinin delilleriyle berikini çürütüp ikisini de yere vurmak ve çürütmekten kaçınmalarıdır. Mesela eski bir Diyanet İşleri Başkanının haklı bile olsa, Süleyman Efendi hizmeti ile alakalı dindarlara olumsuz tutumu ile bilinen bir büyük gazetede yazı yazması ve yine bir tarikat erbabı Hoca efendinin Bediüzzaman ile alakalı Erzurum İlahiyat hocalarından birinin 20 noktada ehl-i sünnete muhalif gittiğini umumun dinlediği bir TV kanalında söylemesi gibi.

Onun için biz de, bu dört esasa binaen, muarızlara hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i bil misille karşılık vermemeliyiz. Yalnız gerçekleri müdafaa için barışçıl bir şekilde, itiraz edilen noktaları izah etmek ve cevap vermek vazifemizdir. Bu makalemizde hem 1950’li yıllarda necip Fazıl Kısakürek’in ve hem de onun şeyhinin itiraz ettiği bir meseleye cevap vereceğiz
 

Ahrariyye

Amatör
Üye
Savaşta ve felaketlerde ölen mazlum ve masum Hıristiyanlar da şehit sayılır ve ahirette mükâfatları vardır. Hatta kâfir bile olsalar..." (S. Nursi, Kastamonu Lahikası, s. 75)

Tescillenmiş din ajanlarının büyük İslam ve Ehli Sünnet Uleması SEYYİT Abdülhakim Arvasi Kuddisesirruh hazretleri hakkında konuşmaya ne haddi olabilir.Defalarca bu Seyyit Hazretlerine karşı zamanında yaptığı edepsizliği tarihte mevcuttur.Kendisi , vazgeçmesi için emir aldığı halde Seyyit hazretlerinden , emri çiğneyip bu günkü risale denilen kitapları kaleme alıp bir çok yerinde dinden çıkmıştır.Bu itaatsizlik iki cihanda yakasına yapışacak vebali beraberinde omuzuna yüklemiş ve iflas etmiştir.

Dolayısı ile söylenenler ve söylenecekler pek fazla dikkate alınmaz diye düşünüyorum.
 

Ahrariyye

Amatör
Üye
Said-i Nursi'yi de Kut'bu Azam yaptınız ya , bütün Kut'bu Azam'lara ( kuddisesirruhuma )hakaret olarak görüyorum bunu.Ve en derin itirazlarımızla RED ediyoruz.

Kut'bu Azam'ı tanımayan bilmeyenler belki inanır bu düzmecelerinize...Herşeyin bir had ve sınırı var , bunun adı haddini bilmezlik ve gelmiş geçmiş İslam büyüklerine büyük saygısızlıktır.

Ortada duran bunca yanlış ve Sünnet dışı kelam varken böyle ulu bir yakıştırma hiç yerinde olmamış , bunun ancak bir o kutlu makam sahiplerine bir gıpta olarak görmek lazım.Yada yapılan din istismarcılığına bir kamufledir.

Oysa ki İblisi boş oturuken görenler , O'nun işini din'de bid'at yapan cahillerin yaptığına , dini kullanıp insanları egemenlikleri altına almaya kalkan münâfıkların yaptıklarına inanmaktadırlar.
 

RABİA

Bağımlı
Üye
Said-i Nursi'yi de Kut'bu Azam yaptınız ya , bütün Kut'bu Azam'lara ( kuddisesirruhuma )hakaret olarak görüyorum bunu.Ve en derin itirazlarımızla RED ediyoruz.

Kut'bu Azam'ı tanımayan bilmeyenler belki inanır bu düzmecelerinize...Herşeyin bir had ve sınırı var , bunun adı haddini bilmezlik ve gelmiş geçmiş İslam büyüklerine büyük saygısızlıktır.

Ortada duran bunca yanlış ve Sünnet dışı kelam varken böyle ulu bir yakıştırma hiç yerinde olmamış , bunun ancak bir o kutlu makam sahiplerine bir gıpta olarak görmek lazım.Yada yapılan din istismarcılığına bir kamufledir.

Oysa ki İblisi boş oturuken görenler , O'nun işini din'de bid'at yapan cahillerin yaptığına , dini kullanıp insanları egemenlikleri altına almaya kalkan münâfıkların yaptıklarına inanmaktadırlar.
Ben ise asıl hakaret ve saygısızlığı,bir müslümanın gıyabında kat'i bilgi sahibi olmadan çirkince ve iftiravari konuşmak,adeta Ahkam-ul Hakim'i hiçe sayar vaziyette insanlar hakkında hüküm vermekte görüyorum.
 

forumdayim

Tecrübeli
Üye
cüpbeli ahmet hocanin risalelerdeki kuskulu yerleri aciklamasini cok önemli buluyorum... mühim olan husus ehli sünnete uymiyan düsünce ve ifadelerin olup olmamasidir... onun icin cüpbeliyi dikkatle takip edecegim... birileriunin hocalarini yüceltmeleri nin kendi sorunlari oldugunu düsünüyorum... yanliz bildigimiz ve inandigimiz sevgide ölcü, peygamberimiz o kadar sevilmelidirki Allah (c.c.) denilmiyecek sekilde, üstad o kadar sevilmelidirki peygamber denilmiyecek sekilde olmalidir....
 

Ahrariyye

Amatör
Üye
Ben ise asıl hakaret ve saygısızlığı,bir müslümanın gıyabında kat'i bilgi sahibi olmadan çirkince ve iftiravari konuşmak,adeta Ahkam-ul Hakim'i hiçe sayar vaziyette insanlar hakkında hüküm vermekte görüyorum.
Hanımefendi etnik taraftarcılıkla verdiğiniz cevaba saygı duyuyorum.

Fakat gıyabında konusundaki söyleminiz doğru değildir.Neden ? çünkü geçmişte İslam'a zarar veren kişilerin kitaplarındaki dinin içinde olmayan itikadi zehirleri yok veya olmamış göremeyiz.Bu gıybette olmaz , gıyabında hüküm de olmaz.Hataları müslüman kardeşlerimize bildirmek lazımdır.

Bilgi sahibi olmadan demişsiniz ; Said-i Nursinin hangi kitabında hangi dinsizliği yaptığını madde madde size sıralayabilirim.Bu bizim bilgisizliğimizi değil sizin görmezliğinizi ortaya koyar.

Hem demekki sizde Said-i Nursi'yi Kut'bu Azam kabul ettiğinizde göre , neden bizim bu yazdıklarımıza o engin tasarrufu ile DUR demiyor.Oysa biz O'na ve yaptıklarına buğz ediyoruz.Azam ise sustursun bizi.Ama gördüğünüz gibi yaptıklarını ifşaa edenlere dahi bir tasarrufta bulunamıyor.

Yoksa siz Kut'bu Azam'ın yetkilerinden de mi bihaber siniz ?
 

Ahrariyye

Amatör
Üye
cüpbeli ahmet hocanin risalelerdeki kuskulu yerleri aciklamasini cok önemli buluyorum... mühim olan husus ehli sünnete uymiyan düsünce ve ifadelerin olup olmamasidir... onun icin cüpbeliyi dikkatle takip edecegim... birileriunin hocalarini yüceltmeleri nin kendi sorunlari oldugunu düsünüyorum... yanliz bildigimiz ve inandigimiz sevgide ölcü, peygamberimiz o kadar sevilmelidirki Allah (c.c.) denilmiyecek sekilde, üstad o kadar sevilmelidirki peygamber denilmiyecek sekilde olmalidir....
Ahmed hoca yine insaflı davrandı 11 madde dedi , oysa ki çok daha fazlası yapılmıştır sünneti dışı...
 

Mevt

Tecrübeli
Üye
kısaca

İşimiz İman ve Kur'an Hizmeti...
Tahriklere kapılmadan Tahrip etmeden Hizmet...
Namazsız kimselerin bizim için söyledikleri..
Bize bir fayda da vermez zarar da.

Konu başlığına cevaben.
Beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan
olanlar, eğer on beş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehit hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfât-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.On beşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfâtı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem ahirzamanda Hazret-i İsânın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslamiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsaya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zalimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmine hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten teselli buldum. (Kastamonu Lahikası Sayfa 75 )

Bediüzzaman Hazretleri bu paragrafta özetle diyorki:

1-) Ahirzaman İslamın hakkıyla bilinmemesi , yanlış tanınması noktasında bir Fetret devridir.

2-) Fetret devrinde , Ehl-i Sünnet İtikadı İmalarından a) İmam-ı Maturidye göre ; kendilerine bir peygamber'in daveti ulaşmayan kimseler de Allâh'a iman ile mükelleftir.Yani, kâinatta, her biri bir kitap binlerce delil varken Allahı bilmeyen mâzur olamaz !b) İmamı Eşariyye ye göre ;kendilerine bir peygamber'in daveti ulaşmayan kimseler Allâh'a iman ile mükellef değillerdir , azaba müstahak olmaları için, seviyeli tebliğin olması şarttır.

3-) Kominism, Lenin ve Mao dikta rejimleri ve benzer rejmler altında doğmuş ve büyümüş , İslamiyeti duymamış veya kendilerine seviyeli tebliğ yapılmamış Kafir, Hristiyan veya yahudiler, İmamı- Eşariye göre inşallah kurtulur! İmamı Maturidiyeye göre ise en azından bir yaratıcıya inanan Kafirler kurtulur!

Dolaysıyla, Bediüzaman Hazretlerinin 15 yaşının altındakilerin (baliğ olmadıklarından) ehl-i necat ve şehit , 15 yaşın üstündeki Hristiyanların masum olmaları ve zulme uğramaları halinde, İmamı Eşari noktasından inşallah cehennemden kurtulur demiş ve bu yaklaşım Ehl-i sünnet vel cemaat anlayışına uygundur !

Efendimiz (SAV) 'min konu ile ilgili bir Hadis-i Şeriflerinde (mealen) :

Benden sonra ümmetim içinde fetret devri olacak. O devirde herkes helali aramadan mal talebinde bulunacak, kanlar akıtılacak ve şiir Kur'an'a bedel tutulacak. (2) demiştir !
 
Üst Alt