• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Beden ölür ruh yaşar mı

Okunuyor :
Beden ölür ruh yaşar mı

Karekent

Acemi
Üye
İnsanlar dini konuları tartışırken, bir yandan da birçok konuda aynı ortak değerlere sahipler. Bunu insanların bedensel olarak aynı ortak yapılara sahip olması gibi düşünebiliriz.

Hemen hemen bütün inançlar da ortak yanlar var. Bunların başında da ruhla ilgili konular geliyor.

İster Hıristiyan, ister Hindu, ister Müslüman ya da başka bir inançtan olan kişiler olsun, bunların hepsi ruh konusunda aynı şeyleri iddia ediyorlar. Ya da inançları böyle.

İddia ve inanç şu: İnsanın bedenden ayrı yaşayabilen bir ruhu vardır.

Bunun ne olduğuna ise genellikle bir cevap verilmiyor. Yalnızca ruhun insan öldükten sonra da yaşamaya devam ettiği inancı yaygın. Dinler farklı olsa da bu kural geçerli. Hepsinde ölen kişinin ruhu öbür alemde yaşamaya devam ediyor diye söyleniyor.

Ruhun ölümden sonra yaşadığını söyleyenler, bunu inançlarının dışında da bir şekilde destekleyebiliyorlar mı?

Ben duyduklarımdan bazılarını sıralayayım:

Rüyalarda ölen kişilerin görülmesi

Bazı kişilerin astral seyahat diye tanımlanan deneyimleri yaşamaları

Nadiren görülen bazı vizyonlarda bu yöndeki destekler

Bu konu neden önemli bir konudur? Çünkü cehennem konusu olsun, cennet konusu olsun hep öncelikle bu ruh konusuna dayanır. Ruhun cehenneme ya da cennete gideceği konusu öncelikle ruhun öldükten sonra yaşamasıyla bağlantılıdır.

Soru şu: İnsan ölünce ruhuna ne oluyor?

Var mı cevabı olan? :icon_idea:
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Bu sorunun iki cevabi var... Ateist lere göre beden ölünce ... hersey biter...

Inananlar da bunu düsünmez.Cünkü Biz herseyin sahibinin Allah (cc) oldugunu ( Bedeninde ruhunda ) inanmisiz.. Beden ölürse Ruhumuzuda yaratan onu kiyamete kadar bir yerde tutacagindanda zerre süphemiz olmaz...

Aslinda bunun cevabindan ziyade , Ruhumuz bedenden cikana kadar beden ve ruh ; Dogumdan -ölüme kadar ki yasantimizi düsünelim, hesap verecegimizin farkinda olarak hayatimizi dizayn ederek yasayalim...

...Gerisi bo$....
 

SOSYALİST

Bağımlı
Üye
Ruhun varlığı bilimsel olarak kanıtlanmış mıdır?
Bunu cevabından sonra konuyu ele almak daha mantıklı bence..
 

KOMANDO

Tecrübeli
Üye
Ruhun varlığı bilimsel olarak kanıtlanmış mıdır?
Bunu cevabından sonra konuyu ele almak daha mantıklı bence..
Sosyalist, Hastaneler ilmi degil mi..? Sizler tüm dünyada günümüzün ilmi ile hatta sosyalist , komünist ülkelerde bile verilen Dr.Doc.Dr ve Prf.Dr ünvanlarini kabul etmiyormusunuz...?
 

merkür

Amatör
Üye
sayın karekent,

Mukaddes Kitap'ın can ve ruh hakkındaki görüşünü sizinle paylaşmak istiyorum, umarım ilginizi çeker.

“Can” ve “Ruh” Terimlerinin Anlamı Nedir?

“CAN” ve “ruh” sözcüklerini duyunca aklınıza ne geliyor? Birçok kişi bu sözcüklerin, içimizde var olan

görünmez ve ölümsüz bir şeyi kastettiğine inanıyor. Ölünce insanın bu görünmez kısmının vücuttan

ayrıldığını ve yaşamaya devam ettiğini düşünüyorlar. Bu inanç öyle yaygın ki, birçok kişi Kutsal Kitabın

böyle bir şeyi asla öğretmediğini öğrenince çok şaşırıyor. Öyleyse Tanrı’nın Sözüne göre can nedir, ruh

nedir?

KUTSAL KİTAPTA “CAN”

Öncelikle “can”ı ele alalım. Kutsal Kitabın büyük kısmının aslında İbranice ve Yunanca yazıldığını belki

hatırlıyorsunuz. Kutsal Kitabı kaleme alan kişiler, “can”dan söz ederken İbranice nefeş ve Yunanca

psykhe sözcüklerini kullandılar. Bu iki sözcük Kutsal Yazılarda 800’den fazla kez geçer. Yeni Dünya

Çevirisi’nde de bu sözcükler bağlamın izin verdiği ölçüde “can” olarak tercüme edilmiştir. Kutsal

Kitapta “can” sözcüğünün nasıl kullanıldığını incelediğimizde, bu sözcükle temelde (1) insanlardan, (2)

hayvanlardan veya (3) bir insanın ya da hayvanın yaşamından söz edildiğini anlarız. Şimdi can

sözcüğünün bu üç farklı anlamda kullanıldığı bazı ayetlere bakalım.

İnsanlar. “Nuh’un döneminde . . . . ancak gemideki birkaç kişi kurtulmuştu; onlar yalnızca sekiz candı” (1. Petrus 3:20). Buradaki “can” sözcüğüyle insanların, yani Nuh’un, karısının, üç oğlunun ve gelinlerinin kastedildiği açıktır.

Başka bir örnek Çıkış 16:16’da bulunur. Orada manın nasıl toplanacağı hakkında İsrailoğullarına verilen talimatlardan söz edilir. Onlara, “Çadırınızdaki canların sayısına göre . . . . toplayacaksınız” denmişti. Yani toplanacak manın miktarı, her ailede kaç kişi olduğuna bağlıydı.

Kutsal Kitapta “can” sözcüğüyle bir veya birkaç kişinin kastedildiğini gösteren başka örnekler görmek için Başlangıç 46:18; Yeşu 11:11; Elçiler 27:37 ve Romalılar 13:1’e bakabilirsiniz.

Hayvanlar.

Kutsal Kitaptaki yaratılış kaydında şöyle okuyoruz: “Tanrı şöyle dedi: ‘Sular canlı sürüleriyle dolup taşsın ve yer üzerinde, gök kubbede kanatlılar uçuşsun.’ Ve Tanrı şöyle dedi: ‘Yer, cinslerine göre canlılar meydana getirsin; yeryüzünde cinslerine göre evcil hayvanlar, yaban hayvanları ve diğer canlılar olsun.’ Ve böyle oldu” (Başlangıç 1:20, 24).

Bu ayetlerde balıkların, evcil ve yabanıl hayvanların hepsi için aynı ifade, “canlılar” ifadesi kullanılıyor. Başlangıç 9:10; Levioğulları 11:46 ve Sayılar 31:28’de kuşlardan ve diğer hayvanlardan da can olarak bahsediliyor.

İnsan yaşamı.

Bazen “can” sözcüğü insan yaşamını kasteder. Yehova Musa’ya “canını almak için peşine düşenlerin hepsi öldü” demişti (Çıkış 4:19). Musa’nın düşmanları neyin peşindeydi? Musa’nın hayatını sona erdirmek istiyorlardı.

Bundan önce, Rahel’in, oğlu Benyamin’i dünyaya getirirken ‘can verdiğini’ okuyoruz (Başlangıç 35:16-19). Rahel o sırada hayatını kaybetmişti.

Ayrıca İsa’nın “Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir” sözlerine de bakalım (Yuhanna 10:11). İsa insanlık uğruna canını, yani yaşamını verdi. Bu ayetlerde “can” sözcüğüyle açıkça insan s. 210yaşamından söz ediliyor.

1. Krallar 17:17-23; Matta 2:20; 10:39 ve Yuhanna 15:13’te “can” sözcüğünün bu anlamıyla ilgili daha fazla örnek görebilirsiniz.

Tanrı’nın Sözünü daha kapsamlı incelediğinizde, Kutsal Kitabın herhangi bir yerinde “ölümsüz” ya da “sonsuz” terimlerinin asla “can” sözcüğüyle bağlantılı kullanılmadığını görürsünüz.

Tam tersine, Kutsal Yazılar canın öldüğünü söyler (Hezekiel 18:4, 20). Bu nedenle Kutsal Kitap ölmüş birinden “ölü bir can” diye söz eder (Levioğulları 21:11).

“RUH”UN ANLAMI

Şimdi de Kutsal Kitapta “ruh” teriminin nasıl kullanıldığına bakalım.

Bazıları “ruh”un “can” sözcüğüyle eşanlamlı olduğunu sanıyor. Ancak bu doğru değildir. Kutsal

Kitap “ruh” ve “can” sözcükleriyle iki farklı kavramın kastedildiğini gösteriyor. Aralarındaki fark nedir?

Kutsal Kitabı kaleme alan kişiler “ruh”tan söz ederken İbranice ruah ve Yunanca pneuma sözcüklerini kullandılar. Bu sözcüklerin anlamını doğrudan Kutsal Yazılardan görebiliriz.

Örneğin Mezmur 104:29’da Yehova hakkında “Yüzünü gizlersin tedirginleşirler, ruhlarını [İbranice ruah] alırsın, ölür gider ve toprağa dönerler” dendiğini okuyoruz.

Ayrıca Yakup 2:26’da ‘ruhtan [Yunanca pneuma] yoksun bedenin ölü’ olduğu belirtiliyor. O halde bu ayetlerde “ruh”, bedene hayat veren kuvveti kastediyor.

Ruh olmadan beden ölüdür. Dolayısıyla Kutsal Kitapta ruah sözcüğü yalnızca “ruh” olarak değil, “hayat kuvveti” veya “hayat nefesi” olarak da tercüme edilir.

Örneğin, Tanrı Nuh’un zamanındaki Tufan hakkında şöyle demişti: “Yeryüzüne tufan getireceğim; gök altında, içinde hayat kuvveti [İbranice ruah] olan tüm canlıları yok edeceğim” (Başlangıç 6:17; 7:15, 22).

Öyleyse “ruh”, yaşayan varlıkların hareket etmesini sağlayan görünmez bir güç, yaşam kıvılcımı anlamındadır.

Dolayısıyla, can ile ruh aynı şey değildir. Nasıl bir radyonun çalışması için elektrik gerekirse, bedenin de ruha ihtiyacı vardır. Bir radyoyu düşünelim. Radyoya pil takıp düğmesine bastığımızda, pillerde depolanmış elektrik radyoyu çalıştırır. Fakat piller olmadan radyo çalışmaz. Fişi prize takılı olmayan bir radyo için de aynı şey geçerlidir. Benzer şekilde bedenimizin hareket etmesini sağlayan güç ruhtur. Elektrik gibi, ruh da hissedemez ve düşünemez. Kişilik özelliği olmayan bir güçtür. Fakat ruh, yani hayat kuvveti olmadığında, bedenlerimiz mezmur yazarının dediği gibi “ölür gider ve toprağa döner.”

Vaiz 12:7 ölüm hakkında ‘Toprak [yani beden] yere, önceki haline, ruh, onu veren Tanrı’ya döner’ der. Ruh, yani hayat kuvveti bedeni terk ettiğinde, beden ölür ve geldiği yere, toprağa geri döner. Aynı şekilde hayat kuvveti de kaynağına, Tanrı’ya geri döner (Eyüp 34:14, 15; Mezmur 36:9). Bu, hayat kuvvetinin gerçek anlamda göğe gittiği anlamına gelmez. Ölen birinin gelecekte yaşama ümidinin Tanrı’ya bağlı olduğu anlamına gelir. O kişinin yaşamı deyim yerindeyse Tanrı’nın ellerindedir. Tekrar yaşayabilmesi için ruhunu, yani hayat kuvvetini yalnızca Tanrı kişiye geri verebilir.

Tanrı’nın “mezarlarda” olan herkes hakkındaki amacının bu olduğunu bilmek gerçekten çok rahatlatıcıdır! (Yuhanna 5:28, 29). Dirilme zamanında Yaratıcımız ölüm uykusunda olanlar için yeni bir beden oluşturacak ve içine ruh, yani hayat kuvveti koyarak onları yaşama döndürecek. Bu gerçekten çok sevinçli bir zaman olacak!

Umarım yardımcı olabilmişimdir, hoşçakalın...
(Yehova'nın Şahitlerinin yayınlarından alınmıştır.)
 

Karekent

Acemi
Üye
Sayın merkür teşekkürler cevap için, uzun ve açıklayıcı olmuş. Ben de ruh ve can hakkındaki bu görüşlere katılıyorum. Ayetler bayağı çok olmuş. Demek ki bu konuda ne denilmek istendiğini merak eden biri zaman ayırarak bunları tek tek inceleyebilir.

Cevaplar çok doğru olsa da insanların ruh konusunu bir sır gibi gördüklerini farkettim. Gerçekten de yaşamın en büyük sırrı gibi görünüyor. Nasıl olmasın ki! Acaba bizler bu konularda daha fazla açıklama yapabilir miyiz? Demek istediğim farklı açıklama değil, daha fazla açıklama yapabilir miyiz? Ben bunlara biraz kafa yorup, ruh kavramını değişik anlayışla anlayan kişiler için, onların düşüncelerini elimden geldiğince gözönüne almaya çalışarak küçük çapta da olsa bazı açıklamaları hazırladım. Bunlarda elbetteki birçok eksiklikler olacaktır. Sonuçta ruh gibi bir konuyu a dan z ye açıklıyorum diyebilecek bir kişi bile çıkamaz. Ama ben Kitabı Mukaddes'teki ruh ve can kavramının dışında, biraz da insanların kendi kavramlarıyla konuya yaklaşmak istiyorum. Baştan belirteyim ki, bu açıklamaları ruha farklı anlamlar yükleyen insanlar daha kolay anlayabilsinler diye yapıyorum. Yani açıklama yaparken, bir yandan da haddimi bilmem gerektiğini de bilmiyor değilim. Yine de bilgiçlik yapmak istemesem de, konu gereği bunlardan bahsetmek te fayda var diye düşünüyorum. Ruh konusuna girersek:

İnsanlar bu konularda kendi fikirlerine sahipler ya da genel görüşlerin peşinden gidiyorlar. Maddeci görüşe göre ruh diye birşey yoktur. Diğerlerine göre ise vardır. Aslında burada bir yanlış anlama var diye düşünüyorum. Benim bu konudaki görüşüm şöyle:

Evrendeki herşey enerjiden oluşmuştur.

Maddenin ana yapıtaşı enerjidir.

Enerji ruhtur.

Yani madde = enerji denklemi aynı zamanda madde = ruh şeklinde de yapılabilir. Buna göre:

Madde = Enerji

Madde = Ruh

Ruh = Enerji

Ya da bunları şöyle yanyana dizebiliriz:

Ruh = Enerji = Madde

Ben burada ruhu ilk başa bilerek koydum. Bunun nedeni ruh sözcüğünün daima görünmez bir enerji türünü anlatıyor olmasıdır. Birçok madde türünün olduğu gibi, birçok enerji türleri de vardır. Öte yandan madde olan herşey kolayca görülüp tespit edilebilirken, bazı enerji türleri böyle kolayca görülüp tespit edilemezler. Örneğin atomun içindeki güçler bile son yüzyılda bir ölçüye kadar tespit edilen enerji türleridir. Radyasyonun varlığı atom bombasının atılmasından sonra anlaşıldı. Giderek görünmez enerjilerin olduğu tespit edilmeye başlandı. Bugün gelinen noktada çok önemli iki yeni enerji daha keşfedildi ama henüz anlaşılamadı. Bu yüzden adlarını karanlık olarak koydular:

Karanlık enerji: Karanlık enerji - Vikipedi

Karanlık madde: Karanlık madde - Vikipedi

Özetle demek istediğim şey şu. Maddenin evrendeki herşey olduğu ve ruhun olmadığı görüşü, bana göre bir yanlış anlamadan kaynaklanmaktadır. Bana göre ruh ta bir enerjidir. Üstelik te bütün enerjilerin aslı ve özüdür. Maddenin ve enerji türlerinin asıl özü ruhtur diyebiliriz.

Burada şunu da düşünmek gerekiyor: Sayısız madde türleri vardır, ancak bunların hepsi canlı varlıklar değildirler. Yine aynı şekilde bunu enerjiler için de düşünebiliriz: Sayısız enerji türleri vardır, ancak bunların hepsi canlı varlıklar değildirler. Isı, ışık, yerçekimi, nükleer güç benzeri enerjileri canlı olmayan maddelere benzetebiliriz. Öte yandan maddeden olan insan ve hayvan gibi varlıkların olduğu gibi, enerjiden (görünmez enerjiden) meydana gelen varlıkların olduğunu da düşünebiliriz. Eski zamandaki terimle bu ruh sözcüğüyle açıklanmış. Yine de başka sözcüklerle ne anlama gelebildiği de anlatılmaya çalışılmış. Örneğin ruh varlıkların ateş, rüzgar, şimşek gibi terimlerle bazı özelliklerinin anlamı verilmeye çalışılmış.

Burada kullanılan terimler ve sözcükler biraz farklılık yaratıyor. Örneğin "enerji" sözcüğü bizim yaşadığımız çağa ait bir terimdir. Günümüzden yüzlerce yıl önce yaşamış birisine radyasyonu, nükleer enerjiyi nasıl anlatacaktık? Belki şu gibi terimleri kullanmamız gerekecekti. Bak bazı ateşler var ve bunlar rüzgar gibi görünmüyorlar. Yani "ateş" ve "rüzgar" terimlerini kullanabilirdik. Ya da yine bunların gücünü anlatabilmek için "şimşek", "yıldırım" gibi sözcükleri de kullanabilirdik. Ama bu kişilere burada durmamamız gerekiyor, burada tehlikeli oranda radyasyon var desek, hiç birşey anlamayacaktı.

Bunu şöyle bir örnek vererek açıklayabiliriz. Dünyamızda küçük büyük milyonlarca canlı çeşitleri bulunuyor. Bunların birbirlerine uymayan sayısız çeşitlilikte farklı özellikleri olabiliyor. Örneğin bir yarasa radar sistemini, bir yunus balığı sonar sistemini kullanıyor. Bazı hayvanlar bizim göremediğimiz renkleri ve sesleri duyabiliyorlar. Bazı hayvanlar bizim algılayamadığımız enerjileri hissedebiliyorlar, örneğin deprem öncesi bazı şeyleri. Yani aynı maddi elementlere sahip varlıklar bile çok farklı algılamalara sahipler. Bir insanın koku yok dediği yerde, bir köpek hayır hem de ne kadar çok koku var diyebiliyor.

Biz bu konuda yalnızca insanlara yönelik bir örnek verebiliriz. Örneğin bazı insanların beş duyularından bazıları çalışmamaktadır. Bazı insanlar doğuştan kör, sağır olabiliyorlar. Şimdi sağır bir kişiye müziğin ne olduğunu nasıl anlatılabilir? Ya da görmeyen birine renkler nasıl anlatılabilir? Bir algılamanın olabilmesi için öncelikle insanın içinde o konudaki alıcıların işlevini yerine getiriyor olması gerekiyor. Aksi takdirde müzik çalmasına rağmen sağır biri böyle bir şeyin olduğunu düşünmeyecektir. Bu konudaki örnekleri çoğaltmak gerekli değildir.

Fakat ruh konusunda şöyle bir sorun var: Çağımızın modern insanı bilimde çok ileri gittiğini düşünerek ruh adı verilen bir enerjinin olmadığnı iddia edebiliyor. Peki varsa, neden bunu tespit edemiyoruz diye düşünüyorlar. Biliminsanları birçok görünmeyen enerjileri tespit edebildiler ve ruhun da aynı şekilde tespit edilebilir birşey olması gerektiğini düşünüyorlar (herhalde). Ancak öte yandan biliminsanları da evrendeki herşeyi tam olarak bilemediklerini kabul ediyorlar. Diğer tarafta ise dinsel anlamda ruhtan bahsedenler de bu işi biraz daha karışık hale getiriyorlar. Bunların başında da sayısız dini inanışın ruhun ölümsüzlüğü konusundan bahsediyor olmasıdır. Ayrıca şu ayrımın yapılmaması da bir karışıklığa yol açıyor:

1- İnsanın ruhu

2- Ruh varlıklar (melekler ...)

Tam net olmasa da genellikle insanlar bunları şu şekilde algılayabiliyorlar.

İnsanın ruhu = Gökteki ruh varlıklar

İşte burada ruhun ne olup olmadığı konusu kafa karıştırıcı oluyor. Bu konuyu iki ayrı cümleyle şöyle sormamız yerindedir:

1- İnsanın ruhu nedir?

2- Ruh varlıkların ruhu nedir?

Biz burada "beden ölür ruh yaşar" konusu açısından, yalnızca insanın ruhu nedir sorusuna bir bakalım. Öteki konu zaten çok daha bilinmez bir konudur. İnsan daha kendisiyle ilgili olanı bilemezken, diğerini nasıl anlayabilir?

Bu konuya devam edeceğim.
 

Karekent

Acemi
Üye
İNSANIN RUHU = İNSANIN ALEVİ

Ruh sözcüğü GENEL BİR TANIMDIR. Tıpkı madde sözcüğü gibi. Nasıl ki maddelerin türlü türlü çeşidi varsa, ruhun da çeşitlerini vardır. Bunların kaç çeşit olduğunu bilemeyiz, ama en azından iki çeşidinin olduğunu anlıyoruz. Bunlardan biri insanların ve aynı zamanda hayvanların yaşamalarını sağlayan ruh çeşididir. Bir diğeri ise, melekler olarak adlandırdığımız varlıkların yapısını oluşturan ruh çeşididir. Kitaba göre ise her ikisi de "RUH - RUAH" sözcükleriyle açıklanır. Bu sözcük çok genel bir ifadedir. Örneğin "SIVI" sözcüğü tıpkı "RUH" sözcüğü gibi genel bir ifadedir. Su bir sıvıdır ve başka sıvı çeşitleri de vardır. Ama bunlar farklı maddeler olsalar da, yine de hepsi sıvı olarak değerlendirilir. Ya da ışık terimi de benzerdir. Işığın dalga özelliğine göre birçok çeşidi vardır. Demek istediğim RUH sözcüğü hem insanların (ve hayvanların), ruhunu, hem de melekleri kapsıyor. Burada "meleklerin ruhu" demiyoruz, çünkü meleklerin kendileri zaten ruhturlar.

RUH = ENERJİ

RUH = ALEV

Kısaca tekrarlamak gerekirse RUH = ENERJİ dir.

Enerjinin ise çok çeşitleri vardır. Bunlardan bazıları gözümüze ışık olarak geldiğinde farkına vardığımız enerji türleridirler. Bazılarının ise, gözümüzle farkına varmasak da, teknik aygıtların yardımıyla var olduklarını anlarız. Örneğin alevi gözümüzle görebilirken, elektriği göremeyiz. Hatta bazen ateşi bile her zaman göremeyiz. Örneğin sobanın içindeki ateşi görebiliriz ama sobanın demirindeki ateşi gözümüzle göremeyiz. Ateşin enerjisi sobanın demirine işlemiştir ve bunun yalnızca sıcaklığını duyarız. Bizler gerçek anlamda RUHU tarif edebilecek durumda değiliz. Ama yine de bilginin çok arttığı bir çağda yaşadığımız için, geçmiş devirlerde yaşamış insanlara göre çok daha rahat anlayabiliriz. Az öz söylemek gerekirse, EVRENDEKİ HER ŞEY ENERJİDEN YAPILMIŞTIR. MADDE DE ÖZÜNDE ENERJİDEN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. ASLINDA BİZLER DE ENERJİYİZ.

Biz insanlar enerjinin maddeleşmiş şekliyiz. Ve madde olan bedenimizi hareket ettirebilmek için, yine de madde olmayan enerjilere ihtiyaç duyarız. Örneğin beynimiz ve bütün sinirlerimizin iletişimi elektrik enerjisiyle yapılır. Ya bütün bedenimizi çalıştıran nedir? Aslında bedenimiz ne kadar karmaşık bir yapıda olsa da, temelde RUH adı verilen başka bir enerji türüyle çalışır. Ama burada dikkat edilmesi gereken nokta bu enerji türü elektrikle aynı olmadığıdır ve bu enerji türü (RUH) OKSİJEN VE KARBONA ihtiyaç duyar. Ama melekler ruh oldukları halde, onların ruhu farklı bir enerji türünden olduğu için böyle şeylere ihtiyaç duymazlar. Tıpkı uzaya gönderilen araçlarda oksijene ihtiyaç duymayan enerjilerin kullanılma zorunluluğu gibi. Çünkü uzayda oksijen yoktur ve karbon özellikli yakıtlar kullanılamaz.

İnsan Ruhu: Hücreleri yaşatır. Hücrelere enerji verir. Bu ruh bir mumun alevi gibi hücrelerde varlığını sürdürür. Ancak bunu yapabilmek için, solunum yoluyla OKSİJENE ve sindirim yoluyla da KARBONA ihtiyaç duyar. Kan dolaşımı bütün gerekli maddelerin yanı sıra, bu İKİ GAZI hücrelere kadar götürür. Bu arada hücrelerde alev şeklinde göremesek de, bir RUH (ENERJİSİ) vardır ve yanmaktadır.

Hücrelerde yanan RUH ile bir mumda yanan ALEV birbirine benzer.

Bir mumun alevinin sönmeden yanmaya devam edebilmesi için KARBON ve OKSİJEN gereklidir. Mum karbonu kendi gövdesinden harcar. Oksijeni de havadan alır. Böylece alev sönmez.

Bir mum yalnızca KARBON ve OKSİJEN ile yanmaz. Yanmanın olabilmesi için önce mumun yakılması gereklidir. Yani bir ilk ATEŞ gerekir. Mum yakılırken önce ATEŞ başka bir kaynaktan getirilir ve daha sonra muma aktarılır. Örneğin bir kibritin aleviyle içinde karbon olmayan demiri yakamayız. Fakat mum yanar, çünkü mumun gövdesi KARBON gazıyla doludur. Ama yanma için ayrıca OKSİJEN de gereklidir. Oksijen gazı havadan kolayca alınır ve MUMUN ALEVİ YANMAYA DEVAM EDER. Eğer mum bir şişenin içinde yanıyorsa ve dışarıdan hava giremiyorsa, oksijen tükendikçe ALEV DE SÖNMEYE BAŞLAR. Oysa hala daha mumun gövdesi tükenmemiştir. Yani gövdesinde hala daha KARBON bulunmaktadır. Öyleyse yanma için üç unsur bir araya gelir:

YANMA = ALEV + OKSİJEN + KARBON

ALEV + OKSİJEN + KARBON

Bunlar biraraya geldiğinde YANMA OLUŞUR.

Yanma esnasında ALEV, karbondaki enerjiyi ortaya çıkararak, kendi varlığını sürdürebilmek için kullanır. Yalnız bunun meydana gelebilmesi için mutlaka oksijen gereklidir. Bu olay gerçekleştiğinde, karbonun içindeki enerji alınmış olur. Artık karbon eski karbon değildir. Bu işlemler sonucunda oksijenle karbon birleşmiş olurlar ve ortaya KARBONDİOKSİT GAZI çıkar. Bir mumun bu gazı havaya vermesi için kan dolaşımına ve solunum sistemine ihtiyacı yoktur. Mum bu karbondioksit gazını doğrudan havaya verir.

YANMA = RUH + OKSİJEN + KARBON

İnsanın hücreleri de benzer şekilde çalışırlar. Tıpkı bir mumun yanması için, başlangıçta dışardaki bir kaynaktan ateşin verilmesi gerektiği gibi, insanların bedenlerindeki ruhun da ilk olarak dışarıdan verilmesi gereklidir. Fakat bir mum tek bir kibritle yakıldığında, artık ortaya çıkan alevle başka mumlar da yakılabilir ve başka bir kibrite ihtiyaç duyulmayabilir. Benzer şekilde insanların ilk atası Adem'e DIŞARIDAN BİR İLK ATEŞ yani RUH verilmesi gerekiyordu. Tanrı önce Adem'in bedenini topraktan yarattı. Bunu bir mumun gövdesine benzetebiliriz. Daha sonra da Adem'in içine RUHU (ATEŞİ-YAŞAM ENERJİSİNİ-YAŞAM SOLUĞUNU) üfledi ve Adem "YAŞAYAN VARLIK" oldu.

Yaratılış 2:7 RAB Tanrı Adem'i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu (RUH-RUAH) üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu (NEFEŞ: Nefes alıp veren).

Öyleyse ilk ateş olmadan beden nefes alıp veremez. Yani bedende karbon olsa da (karbonhidrat-şeker), bu kullanılamaz. Beden bu durumdayken ölüdür. Ayrıca havada bol bol oksijen olmasına rağmen, RUHSUZ durumdaki beden bunu da kullanamaz.

ATEŞ: Ateş olmadan yanma olmaz. Bu enerji dışardan verilir. Mum bir kez yandığında sistem kendiliğinden çalışmaya başlar. Mumun ALEVİ yanarken mumdaki KARBONU ve havadaki OKSİJENİ kullanır. Ortaya çıkan KARBONDİOKSİT gazı da doğrudan havaya verilir.

İnsan da durum benzerdir. Yalnızca biraz daha karmaşık sistemlere ihtiyaç duyar. Bunları sindirim, solunum ve kan dolaşımı olarak özetleyebiliriz. Sindirim yoluyla KARBON, solunum yoluyla OKSİJEN alınır ve kan dolaşımıyla da hücrelere götürülür. Burada zaten bir RUH VARDIR. Nasıl vardır? İnsanlar ilk ataları Adem'den beri bu ilk RUH ENERJİSİNİ almışlardır. Yani bir kişi daha doğmadan önce de bu RUHA sahiptir ve bunu ana babasından almıştır. Bu ruh olmasaydı zaten cenin ölü olurdu!

Bir hücre canlıysa, RUH vardır demektir.

Bir hücre canlı değilse RUH yoktur demektir.

Bir canlının ana rahminde gelişmesi için, ta BAŞINDAN İTİBAREN RUHUNUN OLMASI GEREKİR. Ruhun olmadığı anda beden ölür. Aynı şekilde bir cenin de ölür. Çünkü RUH OLMADAN HÜCRELER CANLI KALAMAZ, ÖLÜR!

Eğer böyleyse, CENİNLERE BİRKAÇ AY SONRA RUHUN ÜFLENDİĞİ KONUSU GERÇEK DEĞİLDİR.

Karbon gazını yediğimiz bazı yiyeceklerle alıyoruz. Bunlara çeşitli adlar verilebilir. Biz kısaca karbonhidrat desek yeterlidir. Karbonhidrat ta temelde hububat türleridir, yani bildiğimiz ekmek vs. Biz burada bir hücrenin karmaşık yapısını anlatmıyoruz ve anlatamayız da. Yalnızca ruhla ilişkisi bakımından değiniyoruz. Elbetteki insan yalnızca karbonhidratla yaşayamaz. Buradaki karbonhidrata (hidrat: su) ihtiyaç duyan asıl şey RUHTUR. Ruh ta dediğimiz gibi bir tür yaşam enerjisidir. Tıpkı bir mumun yandığında ortaya KARBONDİOKSİT gazı çıktığı gibi, insanda da aynısı olur. Ruh ta yine yanarken ortaya KARBONDİOKSİT gazını çıkarır ve bu solunum yoluyla bedenden (hücrelerden) dışarı atılır.

Demek ki, bir mumun alevi ile ruhun işlevleri hemen hemen aynı şeydir.

MUMUN ALEVİ: YANARAK ENERJİ VERİR.
İNSANIN RUHU: YANARAK ENERJİ VERİR. (HÜCRELERE)

MUMUN ALEVİ: YANMA İÇİN KARBON VE OKSİJEN KULLANIR.
İNSANIN RUHU: YANMA İÇİN KARBON VE OKSİJEN KULLANIR.

MUMUN ALEVİ: YANMA SONUCU ORTAYA KARBONDİOKSİT ÇIKAR.
İNSANIN RUHU: YANMA SONUCU ORTAYA KARBONDİOKSİT ÇIKAR.

Bu benzerliği bir arabanın motoruyla da yapabiliriz. Örneğin karbon yakıtla çalışan bir motorun çalışabilmesi için, yine üç unsura ihtiyaç duyulur. Bunlar yine ATEŞ, KARBON ve OKSİJEN dir. Buradaki karbonun türü ise BENZİN dir. Bir motorun yanma odasına bir miktar benzin (sıvı KARBON) püskürtülür ve yine gerektiği kadar OKSİJEN verilir. Akü ise gereken kıvılcımı göndererek ateşlemeyi (ATEŞ) sağlar. Burada bir patlama, bir yanma olur ve ortaya bir güç çıkar. Motor bu güçle HAREKET EDER (CANLANIR). Yine bu yanma esnasında ortaya KARBONDİOKSİT gazı çıkar ve bu gaz egsozdan dışarıya verilerek atılır.

Bir örneği de odundan yaparsak, bu olayın başka bir yönünü daha görmüş oluruz. Bir odunun yanması da tıpkı bir mumun yanması gibidir. Odunun kendisinde KARBON vardır. Bir odun yanarken yine aynı maddeleri kullanır ve havaya aynı gazı verir. Bazen odunlar yanarken alevlerinin kaybolduğu görülür. Bu durumda odunun tekrar alev alabilmesi için, oduna doğru üflenerek hava verilir. Gerçekte odunun ihtiyaç duyduğu şey OKSİJEN dir. Bir odunun alevi sönmüş olsa bile, alev yanarken odunu oldukça sıcak hale getirmiş olduğundan, bu alev yeniden canlanabilir. Aynı şekilde bir insanın da kalbi durduğunda solunumu da durmuş olur ve hücrelere OKSİJEN gitmez. Ve bu hücrelerdeki RUH yavaş yavaş sönmeye başlar, tıpkı bir odunun alevini yitirmesi gibi. Ama odunun kendisinde hala bir miktar ATEŞ enerjisi olduğundan sıcak olduğu gibi, insanın bedeninde de RUH enerjisi tamamen kaybolmamıştır. Böyle bir durumda kalbi duran kişiye OKSİJEN verilmeye çalışılır. Ama bu yetmez, çünkü oksijenin hücrelere kadar gitmesi de gerekir. Bu yüzden ayrıca dönüşümlü olarak kalp masajı da yapılır. Solunum ve kan dolaşımı sistemleri çalışmaya başlarsa gerekli OKSİJEN hücrelere kadar gider ve HENÜZ TAM OLARAK SÖNMEMİŞ RUH ENERJİSİ-YAŞAM SOLUĞU TEKRAR GÜÇLENMEYE BAŞLAR. Tıpkı bir odunun kaybolmaya yüz tutan alevinin yeniden canlanması gibi RUH ta yeniden gücünü kazanır ve hücreyi canlı tutmaya devam eder.

Bir motorun yanma dolayısıyla ısınması gibi, RUH ENERJİSİ DE bedende yanarken aynı şekilde BEDENİ ISITIR. Böylece insanların ve hayvanların bedenleri, RUHUN YANMASIYLA CANLIYKEN SICAK VE ÖLDÜKLERİNDE DE SOĞUKTURLAR. ÇÜNKÜ ARTIK RUH SÖNMÜŞTÜR VE HÜCRELERDE YANMA OLAYI DURMUŞTUR.

Bunu bir de doğadaki GÜNEŞ-BİTKİ-İNSAN ilişkileriyle tamamlayalım:

Dünya'daki yaşam güneş enerjisine bağlıdır. Biz insanlar güneş enerjisiyle çalışıyoruz ama bu enerjiyi doğrudan güneşten almıyoruz. Yani güneş enerjisini elektriğe çeviren sistemlerden farklı bir yapıdayız. BEDENİMİZİN ÇALIŞMA SİSTEMİ GÜNEŞ ENERJİSİ PANELLERİNDEN FARKLI ÇALIŞIYOR. BİZLER ELEKTRİĞE DEĞİL KARBONA İHTİYAÇ DUYUYORUZ.

Önce bitkiler fotosentez yoluyla bu güneş enerjisini kendi bünyelerine alıyorlar. Örneğin bir ağaç güneşten aldığı enerjiyi gövdesinde KARBON olarak topluyor. Ve bu ağaç daha sonra yakıldığında ortaya çıkan şey, aslında daha önce güneşten alarak KARBON şeklinde depoladığı GÜNEŞ ENERJİSİDİR. Bir bitkinin bunları yaparken yaptıkları karmaşık olsa da, yine de biz basit olarak şöyle diyebiliriz:

Güneş ışığını (ateşi-enerjiyi) verir. Bitki bunu KARBON olarak depolamak için havadan KARBONDİOKSİT gazını alır. Bu arada yanmanın karşılığı gibi görebileceğimiz bir süreç işler. Buna fotosentez deniliyor. Fotosentezle KARBONDİOKSİT gazı İKİ FARKLI GAZA AYRILIR. Ortaya KARBON ve OKSİJEN çıkar. Bitki bu iki gazdan KARBONU kendi gövdesinde depolar ve kendisine gereksiz bir gaz olan OKSİJENİ atık gaz olarak havaya verir. Buna göre bitkilerin yaptığı şey, insan ve hayvanların yaptığının tam tersidir diyebiliriz. Bu bilgileri aslında hemen herkes biliyor elbette, ve konumuz "ilkokul hayat bilgisi" değil tabiiki. Ancak bu ayrıntılara bakarak bizler RUHLA ilgili konuyu daha iyi kavrayabiliriz herhalde.

Öyleyse şu çevrimler var:

BİTKİ: FOTOSENTEZ İÇİN GÜNEŞ ENERJİSİ + KARBONDİOKSİT (Su karbon-HİDRAT-SU için gereklidir) KULLANIR.

BİTKİ: FOTOSENTEZ ESNASINDA ORTAYA OKSİJEN VE KARBON ÇIKAR.

BİTKİ: OKSİJENİ HAVAYA VERİR.

BİTKİ: KARBONU GÖVDESİNDE TOPLAR. (Güneş enerjisi)


İNSAN: YAŞAMAK İÇİN OKSİJEN + KARBON + RUH KULLANIR.

İNSAN: YANMA ESNASINDA ORTAYA KARBONDİOKSİT GAZI ÇIKAR.

İNSAN: KARBONDİOKSİT GAZINI HAVAYA VERİR.

İNSAN: KARBONU (Güneş enerjisi) YAKIT OLARAK KULLANIR.

Demek ki, özünde insanlar ve hayvanlar güneş enerjisiyle yaşamlarını sürdürüyorlar. Bu arada bitkiler insanlara aracılık ederek güneşin enerjisini veriyorlar. Yalnız bu enerji KARBON ŞEKLİNDE olduğundan doğrudan kullanılamıyor. Önce karbonun yakılması gerekiyor. Bunun yapılabilmesi için de ATEŞE ihtiyaç var. Odun ve mumda buna ATEŞ denirken, insanda bu ATEŞE RUH deniyor. Ama işlevler aynıdır. Sonuçta insanlar karbonla çalışıyorlar. Güneş enerjisini elektriğe çeviren paneller gibi bir ELEKTRİĞE DAYALI BİR SİSTEMLE ÇALIŞMIYORLAR. Bu yüzden KARBONU YAKACAK BİR RUHA İHTİYAÇ DUYULUYOR.

CENİNDEKİ RUH EN BAŞINDAN BERİ VAR

İnsanlar ruhun ceninlere ana rahmine düştükten birkaç ay sonra üflendiğine inanıyorlar. Bir ceninin bu aradaki gelişmesinin bir bitki gibi olduğu inancı var. Oysa bitki ile insan farklı yapılardaki varlıklardır. Bitki FOTOSENTEZ ile çalışan apayrı bir sisteme sahip bir canlıdır ve ne insanla ne de hayvanla karşılaştırılamaz.

Herşeyden önce RUH hücreleri yaşatan bir enerji olduğundan, BİR CENİNİN BU RUHA EN BAŞINDAN İTİBAREN SAHİP OLMASI GEREKİR. Ve zaten böyledir de. Yaratıcı gerçekte hiçbir cenine ruh üflemez, ne de bunu bir melek yapar. Yaratıcı bunu bir kez ADEM İÇİN YAPTI. Ondan sonraki bütün insanlar aynı ruhu Adem'den almış oldular ve buna Havva bile dahildir. Havva'ya bile ayrıca ruhun üflenmesi gerekli değildi.

Bir mum tek bir kibritle yakıldıktan sonra, o mumun ateşi başka mumlara da aktarılabilir. İnsanlar bunu genellikle sigarayla yapıyorlar. Bazen birbirlerinin sigaralarıyla kendi sigaralarını yakıyorlar. Adem'e ruh verildikten sonra, Adem'in çocukları bu ruh enerjisini daha ana rahminde döllenmeden önce bile sahiptiler. Tıpta canlı olmayan ölü spermlerden sözedilir. Canlı olmayan bir spermde ruh yoktur. Ruhun olmadığı bir hücre ölüdür. İnsanın oluşması için RUHUN OLDUĞU BİR SPERM ile RUHUN OLDUĞU BİR YUMURTA gereklidir. Her ikisinde de ruh bunları oluşturan hücreleri yaşatmak için VAR OLMALIDIR. Aksi takdirde değil ana rahminde gelişmeyi, daha ana rahmine düşmeden öncesinde bile CANLI OLAMAZLAR. Hücrelerin faaliyeti için RUH gerekir ve bu ruha bir cenin de muhtaçtır.

Sözde ruhun daha sonra cenine üflenmesi konusu gerçeği yansıtmamaktadır. Üstelik bu inanç doğmamış küçük ceninleri yalnızca kişiliği olmayan BİR ET PARÇASI gibi görülmesine yol açabilir. Oysa canlı bir varlığın kişiliği onun ruhunda değildir. Canlı bir varlığın tüm özellikleri hücrelerin içinde taa en başından beri var olan DNA denilen programlanmış planlarda yatmaktadır. Bir ceninin gelişmesine izin verildiğinde bu plan aşama aşama bu plana göre canlıyı inşa eder. Ama bütün bu inşa sürecinde yalnızca DNA gibi bir planın olması yeterli değildir. Nasıl bir inşaatın yapımında tuğla, demir, çimento gibi malzemeler gerekiyorsa, aynı şekilde bir ceninin gelişimi için de hücreleri oluşturan proteinler, yağlar, mineraller, vitaminler vs. gereklidir. Ve bütün bunlarda yeterli değildir. Bir inşaatı yaparken bu malzemeler olsa bile İŞÇİLİK gereklidir. Yani FAALİYET-EYLEM olmadan inşaat olmaz. Faaliyetin olabilmesi için de ENERJİ gereklidir. Bu enerji kısmen insanlardan, kısmen de makinalardan sağlanır. Onlar da enerjilerini sonuçta Güneş enerjisine borçludurlar.

Aynı şekilde bir ceninin gelişiminde de vitaminler, proteinler, mineraller vs. birer yapı malzemeleridirler. Ancak bunların bir FAALİYET sonucu biraraya getirilmeleri gerekir. Yine bu faaliyetin, eylemin olabilmesi için bir ENERJİYE ihtiyaç vardır. Bu enerji olmadan DNA planı tıpkı bir mimarın elindeki yapı çizim planı gibidir. Hücrelerin planı uygulayabilmesi için gerekli enerjiyi RUH verir. Ruh ta zaten sonuçta kendi enerjisini Güneş enerjisinden sağlamaktadır.

RUH TEK BİR KEZ ADEM'E ÜFLENDİ

HAVVA BU RUHU TANRI'DAN DEĞİL ADEM'DEN ALDI

BÜTÜN İNSANLAR RUHU ANA BABALARINDAN ALDILAR

BÜTÜN ATALAR AYNI RUHU ADEM'LE HAVVA'DAN ALDILAR

DNA bir yapıdaki projenin planını oluşturan bir kitaba benzer.

Mezmurlar 139:13-16

İç varlığımı sen yarattın,
Annemin rahminde beni sen ördün.
Sana övgüler sunarım,
Çünkü müthiş ve harika yaratılmışım.
Ne harika işlerin var!
Bunu çok iyi bilirim.
Gizli yerde yaratıldığımda,
Yerin derinliklerinde örüldüğümde,
Bedenim senden gizli değildi.
HENÜZ DÖL YATAĞINDAYKEN GÖZLERİN GÖRDÜ BENİ;
Bana ayrılan günlerin hiçbiri gelmeden,
HEPSİ SENİN KİTABINA YAZILMIŞTI.


:icon_idea:
 
Üst Alt