Bak Dediklerine Sefih Avrupanın....

Sefih ve tahakkum..

Bir gencimiz, “ben hürüm,” deyip dursun, batılı alaylı bir tebessümle onu seyrediyor ve kendisine şöyle sesleniyor:

Sen benim kültür esirimsin! Zevklerine ambargo koymuşumdur. Şu müziği sevip, şunu sevmeyeceksin.

Sadece şu topluluklara katılacaksın. Sakın ha bu zinciri kırayım deme. Seni demokrasi ve hürriyet düşmanı ilân ederim.

Namus, iffet, haya... Bunları zinhar ağzına almayasın. Seni gericilikle damgalarım.

Konuşma hürriyeti mi? Benim hoşuma giden her şeyi konuşabilirsin.

Seyahat hürriyeti mi? Benim arzu saham içinde dilediğin gibi dolaş. Yeter ki hoşlanmadığım yerlere gitme.

Kıyafet hürriyeti mi? Dilersen Paris’e uy, dilersen Londra’ya. Ama, sakın ha dedelerine, ninelerine benzemeyesin.

Sen benim bir parçam olmağa çalış. Diyeceksin ki bünyelerimiz ayrı, örf ve âdetlerimiz uymuyor. Dinlerimiz farklı. Bunun kolayı var. Erimeyi ve yok olmayı öğreneceksin.

Utanmak ne kelime? Hangi asırda yaşıyoruz. Deniz dibinde kuru çakıl mı arıyorsun? O devir geçti gencim.

Ve sözlerine şu cümleyi sırıtarak ekleyecektir: Hepinize geçmişler olsun. Bilhassa dedeniz Osmanlıya.

Onun bu sırıtması aslında acı bir tebessümdür. Zira o, şahsiyetini bulmaya azmetmiş yeni bir neslin ayak seslerini duymakta, tedirgin olmaktadır. Güneşin ilk huzmelerini, şafağın ilk parıltılarını bir baykuş edâsıyla acı acı seyretmektedir.

Ve bir gün gelecek, bu nesil ona iâde-i ziyaret yapacak ve onun ‘geçmiş olsun’una karşılık kendisine ‘âcil şifâlar’ dileyecektir.

Hülya ya mektup' dan
 

Benzer konular ↴

Benzer konular ↴

Üst Alt