Aziz Hatırana!

Boyunu göklere kadar yükseltmiş bir duvarın karşısına geçip sur aşmaz sesimle adının manasını çınlattığım yüreğime yazık. Kış kıyamet üstelik.

Suskunluğunda konuşmak gibi bir nedeni var. Konuşmanın nedenleri gözlerini kapattığında seslilik sessizliğin yoldaşı olup kalbin bir köşesine ister istemez çekiliyor.

Ve adını sır kendi sır simsiyah bir gece iniltisi olan sen binler dikenli çalılarınla içimden bir ülkeyi söküyorsun.

Her gün gönlümde günlük yayınlanan gazetenin hiçbir yerinde yoksun. Yavaş yavaş düştüm hayallerinim şahikasından. Her şeyim kupkuru bir ağacın dallarında sapsarı yüzlü ölüme döndü ve döküldüler. Şehir şehir kasaba kasaba kaybettim olan biteni. Yaz günü bir masada kumara verdiğim sözlerde oldu. Kendi kendime konuşmamın yıl dönümünü kutladığım rüyanın sabahında ise aynı boşluğa eyvallah çekiyorum.

Hatırına atfedeceğim neyim var.Bir kaç kelimelik naftalin kokulu sandıktan bir şeyler mi çıkarayım his görümlüğüne.Acaba o mudur deyip yine havayı ve civayı mı yoklayım.Adsız şansız namsız gördüğüm her şeye sırrım diye mi bakayım.İnce işçiliktin sen cümlelerimde.Cesetli cesetsiz ince işçilik.Sımsıkı iğne oyasıydın düşlerimde.Ayrılık ilmik ilmik söküyor ha yarınlarını..Derin izler,derin yaralarlar ile hiçbir yolcusu kalmamış istasyon yaşlılığındayım şimdi

Sen bilirsin kışın ne demek olduğunu ve Akdenize doğru kıvrılan yolların Egeyi nasıl vurduğunu.Ve benim bunu hiçlikte nasıl kaybolduğumu.

Yine üşüdüm çokça

Hem hastalandım da

Yine boğazım faranjite teslim

Yine belimi incittim aynı yerden

Yine karlar yağıyor üzerime

Yine ıslanıyorum

Yine yoksun

Tesellim teneşirde ak kefenli bir umud...

Murat Safitürk
Eser sahibinin izni ile yayınlanmıştır.
 
Üst Alt