Aydınlanma Çağı

Birinci Aydınlanma Çağı

Aristoyu kaynak edinen; Kopernik, Kepler, Galile ve Newtonla devam eden bir dizi buluş ya da keşif sonucunda kitabi dinlerin, yani Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın, Dünya ve Kâinata dair açıklamalarını reddeden, onlara yeni açıklamalar getiren sürecin adıdır.

Birinci Aydınlanma Çağı öncesinde Kâinata ilişkin doğrular ya din kitaplarında yazılı vahiyler ya da usavurum yoluyla saptanır. Isaac Newtonun 1687 basımı Principiası ile birlikte doğruların gözlem sonucu olarak belirlenmesi ilkesi kesin olarak benimsenir. Gözlem ve deney, bilimsel düşüncenin olmazsa olmazları olarak yerleşir.

Vahiye dayalı düşünce biçimini reddeden Newton, Kâinat ve Dünyanın çok sayıda olmakla birlikte gözlemlenebilir ve çözümlenebilir verilerden oluştuğunu söyler. Kâinatı ve Dünyayı oluşturan parçacıklar, belirli fizik kurallarına göre hareket ederler. Parçacıkların birbirleriyle olan ilişkileri nedensellik çerçevesinde gelişir. Biz insanlar, nedensellik kurallarının neler olduğunu keşfedersek, Kâinatın ve Dünyanın nasıl işlediğini kesin olarak öğrenebiliriz. İnsanlığı Kâinatın nasıl işlediğini öğrenmekten alakoyacak hiçbir şey yoktur. Böyle denir.

Newton, parçaların gözlemlenmeleri ve çözümlemeleri sonucunda ortaya çıkacak birkaç sade, basit ve kesin kanunun bütüne uygulanabileceğini, bu sade ve basit kanunların bütünü kesin olarak açıklayabileceğini savunur. Böylece, Newton Fizikinin tanımladığı fiziki hayat, belli kurallara göre işleyen, deterministik bir sistemdir. Her olay, bir takım nedenlerin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkar. Ne Kâinatta, ne de Dünyada belirsiz olan, bulanık olan, ortada olan hiçbir şey yoktur. Böyle bilinir.

Bir başka ifadeyle, Birinci Aydınlatma Çağının dünyası, Aristo mantığın doğrusal kurallarına tabidir. Bir ya-ya da dünyasıdır. O yılların anlayışına göre, bir şey, ya doğrudur, ya da yanlış. Ya siyahtır ya da beyaz. Hem doğru hem de yanlış olamaz, çünkü doğru tektir.

Şimdi Newtonian dünya görüşü, sadece fiziği değil, fiziğin dışındaki diğer tüm bilimleri de etkilemiştir. Modern dünyayı şekillendiren başta hukuk, sosyal bilimler, sanat, edebiyat, hatta müzik Newtonian veya Klasik Fizikin kuralları doğrultusunda şekillendi.

Örneğin, ekonomide, Newtonun atomlardan oluşan Kâinat paradigması, Adam Smithin şahsi çıkarlarını kovalayan bireysel girişimcilerden oluşan, kapitalist/liberal anlayışının temelini oluşturur. Fizikte münferit atomların birbirleriyle olan ilişkileri, ekonomide bireylerin birbirleriyle olan ilişkileri olarak algılanır. Gerek fizikte, gerekse ekonomide kullanılan araştırma yöntemi de aynı esasa dayanır: sistemi mümkün olan en küçük parçasına indirmek ve bu parçacıkların davranışına bakarak bütünün geleceğine dair karar vermek, tahmin yürütmek.

Newtonun dünyada belirsizlik, bulanıklık yoktur; bir şey ya öyledir ya da öyle değildir; ya siyah ya da beyazdır, gri yoktur, anlayışını, siyaset bilimine taşıdığımızda iki olgu ile karşılaşırız: keskin ideolojiler ve onların pratikteki sonuçları olan toplum mühendisliği. Ve ideolojiler/toplum mühendisliği doğrultusunda şekillenen hukuk sistemleri.

Toplum mühendisliği, baskıcı ya da en azından Jakoben yani tepeden inmeci yönetimlerle sonuçlanır. İdeolojiler pratikte daha da keskinleşir. Örneğin, Birinci Aydınlanma Çağının siyah-beyaz dünyasında ya sağcı, ya da solcu olunur. Hem solcu, hem de sağcı olduğunu savunan birisi ciddiye alınamaz. Ya da, daha güncel bir örnek: hem laik, hem de Müslüman olunabileceği şeklindeki bir iddia ya kabul edilemez bir yozlaşma olarak nitelendirilir ya da marjinal bir tutum olarak kenara itilir.

Gelelim hukuka: hukukta da neyin suç olup, neyin suç olmadığı kesin olarak belirlenir. Cinayet, hırsızlık vb. suçlar, ve cezaları matematiksel bir hassasiyetle maddeler, fıkralar şeklinde tanımlanır. Bir sanık, ya katildir ya da değildir, ya hırsızdır ya da değildir. Biraz katildir, biraz değildir diye bir şey yoktur. Tıpkı Klasik Fizikte olduğu gibi, burada da gri alanlar olmamalıdır. Tersi, keyfilik, hukuksuzluk sayılır. Kadı Nasrettin, Nasrettin Hoca, gibi, Davalıya sen haklısın, davacıya sen de haklısın, ikisinin birden haklı olamayacağını savunan dava katibine, vallahi sen de haklısın! diyen bir mahkeme düzeni olamaz. Komik olur.

Günümüzde, Birinci Aydınlanma Çağının mimarı olan Newton Fiziğine, artık Klasik Fizik diyoruz. Klasik Fizikin dünya görüşüne mekanize dünya görüşü diyoruz. Neden mekanize, çünkü dünyayı bir makine olarak görüyor. Nitekim, devlet çarkının dişlileri, hükümet mekanizması gibi sözler dile girmiştir. Dikkat ederseniz insana dair pek çok olgunun makine terimleriyle - kafası tıkır tıkır işliyor gibi - ifade edildiğini duyarsınız.

Birinci Aydınlanma Çağının mekanize dünya görüşünün sarsılmaya başladığı yıllar, 1920ler. Nedeni, o yıllarda filizlenen parçacık ya da Kuantum Fiziğindeki ilerlemeler.
alevalatli.com.tr
 
Üst Alt