Atina Metrosu

Merhaba

Dokuz metrelik bir derinlikten tüneli kazmaya başladılar. 11 metreye indiklerinde topraktan kafatasları, çanak çömlek, vazolar, küpeler ve kolyeler yağmaya başladı. Yer sallanır gibi oldu, ürperdiler, altını kazdıkları caddenin üzerindeki evler üzerlerine yıkılırsa diye korktular. Ama nerede olduklarını biliyorlardı, ne yaptıklarını da... Kalabalık bir ekip halinde Atina metrosu için Monastiraki’ye gidecek tüneli açmaya çalışıyorlardı, biraz durdular, ‘haydi devam’ dediklerinde bu refa önünü alamayacakları kadar çok parça kafalarına düşmeye başladı. Yüzyıllar öncesinin yaşamları, ‘bizi yok sayamazsınız’ dercesine dizildiler önlerine.

Şehrin altından şehir çıkar mı? Çıktı. Şehrin ihtişamı karşısında modern yaşamın koşuşturmacasına dalmış Atinalılar, şimdi o şehre merakla bakıyorlar. Kentin eski sakinlerinin, yani hemşehrilerinin özel yaşamlarının izini, yıllar süren bir ‘Arkası Yarın’ dizisi gibi takip ediyorlar. Dizinin ilk bölümlerini hayranlık içinde seyrederken şehirlerinin kıymetini daha iyi anlıyorlar.

Yunanistan’ın başkenti Atina, yıllardır çalışmalarını sürdürdüğü metrosuna kavuştu, ama aynı zamanda dünyada bir ilke imza attı. Metro çalışmaları sırasında yapılan kazılarda bulunan tarihi eserler, şehrin çeşitli istasyonlarında sergileniyor. Ocak ayı sonunda açılışı yapılan 14 istasyonun şimdilik üçünde, orijinal eserlerle kopyalar birarada. Metroya binmek için yerin altına indiğinizde karşınıza çıkan katmanlar bir zamanlar bu şehirde kimlerin oturduğunu anlatırken vitrinlerde sergilenenler eski Atinalıların ellerniden çıkmış sanat eserlerini gözler önüne seriyor. Artık Atinalılar işlerine, evlerine giderken mutlaka metrodaki vitrinler önünde duraklıyor, anlamaya çalışıyor, sonra yollarına devam ediyorlar. Tarihi bir şehirde oturduklarını biliyor olsalar da, her gün kullanmak zorunda oldukları modern dünyanın icadı metronun yapımı sırasında bu geçmişin çıkarıldığını bilmek onlara müthiş heyecan veriyor. Bir dönem mimarisinin gözbebeği İyon sütun başlıkları, desenlerle bezeli mozaik yer kaplamalarıyla adeta konuşuyor, şarap amforalarının büyüklüğüne şaşırıyor, küçücük çocuk kumbaralarını görünce içlerini sıcaklık kaplıyor. Kandiller, dokumada kullanılan ağırlıklar, zeytinyağı şişeleri... Bir dönemin tanığı bu eserler şehrin kimliğinin önemini vurgularken metroya girip çıkanları da karşılıyorlar.

Atina metrosu için 1978’den 1982 yılına kadar ön etüt çalışmaları sürdürüldü. Bu çalışmada tarihi bir şehirde yaşıyor olma gerçeğinden yola çıkarak dev bir arkeolog ekibi projenin hatlarını oluşturmaya çalıştı.

Metronun yapımından sorumlu olan firma Attika Metro’nun genel müdürü Leonidas Kikiras o dönemi şöyle anlatıyor: “1983’te hazırlık çalışmalarını tamamladık, gerekli fonları oluşturmaya koyulduk. 1987’de teklif için çağrı yapıldı, bu da 1988’de tamamlandı. İhale 1991’de imzalandı ve 1992’de çalışmaya başladık. Projenin başından beri arkeologlar vardı, ön etütlerde projenin uygulanabilirliği için arkeologlarla ayrıntılı çalışma yapıldı. Arkeolojik ve mühendislik açısından en uygun yerler arandı, arkeologların kesinlikle emin olduğu bölgeler ortaya çıkarıldı, mühendislerden buna göre dizayn etmeleri istendi. Arkeolojik faktöre sonuna kadar saygı gösterildi. Kontratta araştırma için bu süre altı aydı ama arkeologlar daha fazla süreye ihtiyaç duyunca iki yıla çıkardık. Şimdi beş istasyonda çalışmalar sürüyor.”

Atina metrosunun en yoğun döneminde 40 bin işçi, teknisyen ve mühendis çalıştı, şimdi bu sayı 420’ye düşmüş durumda, beş istasyonda arkeologların araştırması son bulunca bu sayı 500 kişiye çıkacak. Günde 400 kişinin kullandığı Atina metrosunun kazısında, ister inanın ister inanmayın tam 70 arkeolog görev aldı. Şimdi sadece beş hatta çalışıldığından-Akropolden Dafne istasyonuna kadar- bu sayı 45’e düşmüş. Attiko Metro, çok hissedarlı, hisseleri devlete ait bir özel şirket, bu çalışmada işverense Maliye Bakanlığı. Metro ihalesini Fransız, Alman ve Yunan ortaklı bir konsorsiyum yürütüyor. Kazı ile ilgili maddi desteği Attiko Metro sağlıyor. Arkeologların kimi kazıda, kimi kazı sonrası temizlemede ve eser tasnifinde çalışıyor. Kazı sonrası çıkan eserlerin yayınını, sergilenmesini Yunanistan Kültür Bakanlığı yürütecek.

Kikiras, en büyük zorluğu kazılarda ortaya çıkan çok sayıdaki tünelde yaşadıklarını belirtiyor. Tamamlanan en büyük istasyonlardan biri olan Syntagma’da pek çok eser bulununca en büyük sergilemeyi bu istasyonda yapmaya karar vermişler. Akropole yakın olan bir başka istasyon olan Monastiraki’de ise Syntagma’dan da çok eserle karşılaştıkları için çalışmaları yavaşlatmışlar:

“Monastiraki’de toprak uygun değil, aynı zamanda çevresi eski eser dolu, eski kuyular var burada, 110 metrelik tünellerde 18 kuyu bulduk mesela. Çok zordu, bütün kuyular taş, toprak, eser doluydu, üstelik toprak gevşekti. Kazıya başlar başlamaz bütün kuyunun içindekiler düşüyordu, eğer üstünde bir bina varsa, taşıyıcılar ve sütunlar hasar görüyordu. Çok zor çözdük bu tünelleri ve kuyuları. Monastiraki araştırmaları 1994’te başladı, hâlâ sürüyor, düşünün... Tarihe ve arkeologların işine saygı duyuyoruz ama öte yandan metroyu da bitirmek zorundayız. Sanırım bütün sıkıntılara değdi. Çünkü şimdilik 30 binden fazla eser bulduk, hepsi çok önemli eserler, bunların arasından 514’ünü bir müzede sergiliyoruz.”

Evet, metro kazı çalışmalarından çıkan 30 bin eserin 514’ü bir vakıf tarafından kurulmuş Kiklad Eserleri Müzesi’nde sergileniyor. Müzenin en çok ilgi gören yeri de metro kazılarından çıkanlarla oluşturulmuş üç katlı bu özel bölüm, şehrin içindeki afişlerle turistler buraya yönlendiriliyor. 29 Şubat’ta burada açılan serginin adı ise ‘Şehrin Altındaki Şehir’. Sponsorluğunu yine Attiko Metro yapmış, Kültür Bakanlığı Prehistorik ve Klasik Eserler Müdürü Dr. Liana Parlama ile -.bakanlıkta prehistorik bölüm ayrımı var, dikkat!- Kiklad Eserleri Müzesi Müdürü Prof. Nikolaos Stampolides’in hazırladığı katalog kapışılıyor. Sonbahardan itibaren okullar buraya eğitim progr***** gelecekler, sergi 2001 Aralık’a kadar açık kaldıktan sonra dünyayı dolaşacak. İnsan ister istemez Kültür Bakanı’nın bir kadın olmasının – Elissavet Papazoi- değerlerine sahip çıkmada etkisi olabilir mi diye düşünmeden edemiyor.

Yunanistan’da halkı ilgilendiren işlerle özel bir bakanlık ilgileniyor; metro, otoyollar gibi hizmetler Kamu İşleri Bakanlığı gibi çevrilebilecek kurumun sorumluluğunda. Kamu İşleri Bakanıl K. Laliotis, tarihin gün yüzüne çıkmasından duyduğu memnuniyeti anlatırken dünyanın ilgisinin Atina metrosu üzerine yöneldiğini, çıkan yazılardan, haberlerden çok mutlu olduğunu söylüyor.

Kiklad Müzesi’ndeki ‘Şehrin Altındaki Şehir’ sergisi çok etkileyici. Bronz aynalar, saç tokaları, iğneler, bronz-mermer heykeller, lahitler, kırmızı figür denilen teknikle yapılmış seramikler, kutsal kaplar... MÖ 17. Yüzyıldan MS 6. Yüzyıla kadarki döneme ait eski Atinalıların özel ve kamu yaşamları, dinleri, ölü gömme teknikleri... Zirvedeki dönemlerinden çöküşe, sanatsal ihtişamdan ekonomik sıkıntılara Atinalıların yaşamını anlatan, ilginç ayrıntılarla dolu bir sergi bu.

Birkaç örnek verelim: Arkeologlar Keramaikos istasyonu civarında 6,5 metre çapındaki yuvarlak çukur içinde yakılmış tam 89 ceset buldular, kenarında büyükçe bir çanak içinde yakılmış çocuklar da vardı. Toplam 150 cesetlik bu toplu mezarın içinde hediye olarak konmuş çanak çömlek, küpe, bilezik, vazolar, parfüm şişeleri bulunuyordu. Dönemin adeti olduğu üzere ölülere hediye vermeyi unutmamışlardı. Arkeologlar çıkanları incelediler, teknik deneyler yaptılar ve MÖ 430 ile 429 yılı dediler. Bu tarihte şehirdeki veba salgını yüzlerce kişiyi öldürmüştü, bu tarihin bilinen yanıydı. Yorum yaptılar: Sokaklardaki cesetler toplanıp hep birlikte bir çukurda yakılmışlardı. Ya,Syntagma’da bulunmuş deri tasmasıyla birlikte gömülmüş köpek mezarına ne demeli... Tasmanın üzerindeki bronz işlemeler köpeğin hayatlarında ne kadar önem taşıdığını gösteriyordu, hemen yakınında bir atla bir başka köpeğin mezarını buldular. Roma dönemine ait bu mezarda öbür dünyaya giderken parfüm şişeleri hediye olarak yanlarındaydı. Agios Ioannis, Acadimia, Acropolis, Herodu Attikou, Peiraus en çok eserin çıktığı sokaklardan oldu.

Metro içindeki sergilerden en muhteşemi Akropoli istasyonunda olacak. Kikiras, bazı buluntuların röprodüksiyonlarını da koyarak çok etkileyici bir istasyon yapacaklarını anlatıyor. Eserleri metroda sergileme fikri, Kamu İşleri Bakanı Laliotis’den gelmiş. Amaç neydi diyoruz: “Antik eserleri onları bulduğumuz istasyonlarda sergiledik. Metroyu kullanan insanlara, birazcık da olsa sanatın kokusunu yaymak istedik. Sanat daimidir, evrenseldir, ayrıca iyimserdir de. Sanata küçük bir dokunuş yaptığımız... Unutmayın ki metro istasyonu müze değildir, ama bu küçük sergilemelerle her sabah giden gelenler bir göz atsalar dahi iyi, iyimserlik hissi vermekti amacımız. Atinalılar çok takdir etti bunu, aynı zamanda dünya basınından ilgi gördük, bütün eleştiriler pozitifti.”

Bir yanda bitmesi gereken metro, bir yanda tarihi katmanlarla dolu bir şehir. Haliyle çok zorluk çekmişler. Bir sürü mahkemeyle uğraşmak zorunda kalmışlar: “Arkeologlar inşaat sırasında sıkılıyordu, mühendisler onları sıkıştırıyordu çabuk çalışın diye, ama şimdi sonuca bakınc herkes mutlu.”Arkeolojik buluntular hesap edilenden farklı çıkınca metro hatlarını değiştirdikleri bile olmuş: “1995’te normalde metro Keramaikos mezarlığından geçecekti. 1996’da arkeologlar deliye döndü, buradan geçiremezsiniz, dediler, çünkü bir sürü şey çıkıyordu, sonunda bakan onay verdi ve güzergahı değiştirdik. Bu bize çok paraya mal oldu, oysa arkeolojik çalışma sırasında bize izin vermişlerdi, sonra tarihe zarar vereceksiniz, size güvenimiz yok, dediler.”

Metro şimdi saatte 80 km hız yapıyor. 600 metrede, 800 metrede, en fazla 1 km’de bir yavaşlıyor, duruyor ve yine aynı hızla devam ediyor. Derinliği en az 9, en fazla 30 metre. Attika Metro’nun müdürü Kikiras’a İstanbul metrosundan haberdar olup olmadığını soruyoruz, “Hayır, bilmiyorum” diyor. Sonra önündeki kitapçığı karıştırıyor: “Bizim bağlı bulunduğumuz, benim de üyesi olduğum UETP, yani Union International Des Transport Public’te (Uluslar arası Taşımacılar Birliği) İstanbul yer almıyor. Oysa bu kuruluşta Güney Kore’den Azerbaycan’a, İspanya’dan ABD’ye metro sahibi tüm ülkeler var. 16 Mayıs’taki kongremizde Atina metrosunun sunumunu yaptım ve büyük ilgi gördü. İstanbul yoktu kongrede.”

Dünyada tarihi açıdan zengin şehirler metro yapımını, arkeolojik kazı yapmak ve kentin geçmişini ortaya çıkarmak için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Roma metrosunda çıkarılan eserler buna bir örnek, ancak Atina gibi metro içinde eser sergileyeni, insanları geçmişleriyle böyle bir ilişkiye sokan başka şehir yok. İstanbul metrosundansa hiç bahsetmemek en iyisi, hiçbir arkeologun çalışmadığı İstanbul metrosu herhalde bu açıdan tarihe geçecek... Bu yazı, İstanbul’da metro çalışmasını kapalı kapılar ardında yürütenlere ithaf edilir.

Emine Çaykara
 
Üst Alt