Asma Altı'na övgüler:)

Serin bir asma altı rüyası

Hâlâ orada, artık orada bile olmayan asmanın gölgesindeSanki güzün, yorgunca toprağa serdiği, kışın derin bir sabırla eskitip çürüttüğü gazelleri, inatçı bir rüzgâr, kaldırıp kovsa yerinden, silkinip kalkacakmış gibi Bunu bekliyormuş gibi; geçen zaman denen o durağan satıhta Ne hüzün ne sitem ne küskünlük Her ifadenin dilsizliğini seçip giymiş doygun bir yüzle, gözlerinde ölmeyen zamanın feriyle, dilinde çocuk sesinden aşırılmış, acemi, aceleci, kuralsız bir nağmeyle

Belki, akıldan hali tüm yaratıklar, geçip giderken oradan, dokunuyorlar her seferinde ona. Mesela, hangi vesileyle bilinmez, kuyruğu kopmuş bir kertenkele aceleyle seğirirken, çarpıyordur saydam varlığına; su damlasına dahil olan toz parçası gibi dalgalanıyordur vücudu. Ya da, komşu dala ağ kuran sabırlı bir örümceğin, görüş açısı bulanıyordur onun yüzünden. Belki, yarasaların radarına giriyordur akşam vakitleri, tanımlanamayan bir cisim olarak Tanımlanamayan, tanımlanmasına gerek duyulmayan; hissedilmesi, varlığına tazim için, yeter sebep sayılan

Oysa, rüya sahibinin adımları kesişince onlarca yıl sonra o keçi yolunda onunla, ne asmanın artık olmayan cismi, ne artık toprağı çoktan terk edip gitmiş sabankıranların ağırbaşlı kokusunun yokluğu, ne artık giderek seyrekleşen karınca şeritleri, ne şehrin oraya bile yetişip çöken, koyu, ağır havası, hiçbir şey, ama hiçbir şey engelleyemez, ona göre anlamsızca içinin ezilmesineBakışları, aklıyla sıkı bir dostluk kuralı hayli olmuştur çünkü

Haşarı bir yorgunlukla, çimenlerin üzerine uzanmış,sırtında hırçın denizin savurup tepeden aşırdığı nemi, dilinde siyah üzüm lezzeti, avuçlarında üzümlerin koyu lekeleri,dudaklarında,giderek ritimden düşen, bir çoban kızına adanmış eski bir nağme, gözleri uykuyla ağırlaşmış küçük bir kızın ayıkken bile gördüğü rüyaların en vakitlisi Gün genç,güneş müşfik,rüzgâr muzip, yürek çocuk ve rüya, aceleci zamanın sımsıkı avuçlarını açıp, coşkun bir cömertlikle sunduğu, paha biçilmez düş narı Düşünce hafifçe uykunun derinine bu narı avuçlayıp, bir saniye bin oluyor ayrılıp tanelerine;

Artık ne beden yükü ne endişe

Uçmak için tek ihtiyaç hevese

Lâl olan her ne varsa gelir dile

Ölüm bile zavallı bir vesvese

Çocuk uyanıp uzaklaşırken oradan, nar rengi rüya, perdeleri hiç inmeyecek bir oyun sahnesi gibi asılı kalıyor asmanın altında; yaşanılıp bittiği yerde duran, hiçbir şeyi beklemeden, sadece duran, sadece durmadan yaşayan, yaşabilmek için, yalnızca olmuş olmaya ihtiyacı olan her şey gibi, arada bir mekanıyla yolu kesişen müdahillerin yüreğini anlamsızca sızlatmak için belki de, öylece duran her olmuş gibi

Ayşe Çabuk
Kendi sitemizden...:)
 
Asmalarda üzümgölgesinde gözüm

Belki rengince değil meyvesi

Belki uzanılası uzaklıkları var dalların

Henüz olgunluğu da olmamış olabilir

Bilinesi bile değildir belki

Amma,

iddiasındayım;

Gölgesine asılmak gibisi yok
D.A.
 
Üst Alt