• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Aşkın kimyası

Okunuyor :
Aşkın kimyası

YukseLL

Emektar
Yönetici
Admin
Moderatör
Üye
Hayranlık nerede bitiyor? Aşk nerede başlıyor? Psikologların görüşleri...

Aşk, hayatımızın en büyük gizemlerden biri... Milyonlarca kez şarkılara konu olmuş, hakkında makaleler yazılmış, açıklanmaya çalışılmış, üzerinde kafa patlatılmış ve incelenmiş... Aşkın sırrına varıp varamayacağımız belli değil, belki de o gün hiç gelmeyecek. Daha neye aşk diyoruz, o bile tam olarak belli değil. Hayranlık nerede bitiyor? Aşk nerede başlıyor? Neden itibaren birini seviyorum?

Psikologların dediğine göre...

Aşkı tanımlamaya çalışan uzmanlar bu duyguyu çok yoğun, kısıtlı zamanlı ve başka bir insana bağlı bir ruh hali olarak ele alıyor. Gerçekten de aşık bir insanın zihni ve tüm bedeni, biraz sıra dışı bir durumda. Kişinin bilinci, mantığını kaybediyor ve sadece sevdiği kişiye yöneliyor. Sürekli o insanı düşünüyor. Aşık olanlar, algı ve yargı güçlerini kaybediyor ve yüzlerine o meşhur "pembe gözlüğü" takıyorlar. Uyuyamıyorlar, iştahları kaçıyor. Arzuladıkları kişi onları tüketiyor ve o kişiye bedensel olarak yakın olma ihtiyacı duyuyorlar. Aşklarına karşılık aldıkları zamansa kendilerini harika bir uyuşturucu almış gibi hissediyorlar. İki tarafa da benzersiz güçler veren ve onları her türlü soruna karşı kör eden bir uyuşturucu... Aşkın coşkusu sona erdiği zamansa beraberlik, sevgi birlikteliği veya çöküş haline geliyor. Sonucun ne olacağı, beklenenin ne kadar gerçekleştiğine bağlı.

Biraz da biyoloji...

Aşık olma hissine henüz nörobiyolojik bir açıklama getirilememiş. Yine de aşık olmakla birlikte özellikle vücudumuzdaki dopamin hormonunun ("ödüllendirme maddesi" de deniyor) bir rol oynadığı düşünülüyor. Aşık olduğumuz zaman, vücudumuz bol miktarda dopamin üretir ve bu da tipik bir sarhoşluğa benzeyen bir mutluluk hissine neden olur. Mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin seviyesiyse düşer. Artık tamamen aşık olduğumuz kişiye odaklanmışızdır. Bu, "obsesif kompulsif bozukluk" denen saplantıya çok benziyor. Bazı sinir hastalarında (nevrotiklerde) bu düşük serotonin seviyesi çok tipik bir özellik. Kısacası aşık olmak ve nevrotik davranışlar akraba sayılıyor. Aşık olduklarında, sonsuz bir coşkuyla delice şeyler yapan ve sonrasında hiç bir şey hatırlamayanlar, herhalde aradaki bu bağı pek de garip bulmayacaklar. "Aşın gözü kördür" sözü boşuna değil...

Marie Claire
 

İnci

Kıdemli
Üye
Aşkın Kimyası

Beynin belli bölümleri aşkın başlatılması, ilerletilip, doyuma ulaştırılmasında farklı derecelerde rol almaktadır. Beyin korteksi (dış yüzeyi) kişinin duygusal ve cinsel anlamda yaşadıklarından öğrendiklerini daha sonra kullanılmak üzere depolama işlevini görmektedir. Beynin frontal korteksi (beynin ön bölgesini örten beyin dış yüzeyi) kişiler arası ilişkiler, duygusal ve cinsel seçimlerde ve kişisel eğilimlerde görev alacak öğrenme işini üstlenmiştir. Bazal ganglion olarak adlandırılan “accumbens çekirdeği” bir ilişkiyi ya da cinsel işlevi başlatmada ve zevk alma işlevinde uyarıcı görev üstlenmektedir. Gene buraya komşu “striatum” bölgesi karşı cinse olan duygusal ya da cinsel çekimi izleyen dönemde yapılacak hareketleri kolaylaştırma, ilgiyi aktif eyleme dönüştürme konusunda ön plandadır. Duygusal yaşantılamada en büyük rolü üstlenen Limbik Sistem; görerek, işiterek, koklayarak ve dokunarak bir takım hislerin edinilmesinde ve duygusal çekim hissetmede önemlidir. Daha önce öğrenilen bilgiler ve yeni edinilen izlenimlerin birleştirilmesi gene bu alanda gerçekleştirilmektedir. Hipotalamus ön çekirdeklerinde, erkeklerden beklenen duygusal ve cinsel davranışlar yönetilir. Erkeklik hormonu “testesteron” ve “dopamin” adlı bir başka hormon bu sistemi aktive etmektedir. Hipotalamus’un arka çekirdeklerinden kadına özgü cinsel ve duygusal yaşantılar yönlendirilmektedir. Bu sistem de kadınlık hormonu olan “östrojen” ve “serotonin” dediğimiz başka bir hormonca aktive edilir. Son olarak hipofiz bezi de beyinden çıkan yapılması uygun bulunan davranışların, hissedişlerin vücudun gerekli organlarına iletilmesini sağlar.

Testesteron, östrojen, melatonini uyaran hormon, tiroid bezi hormonları, progesteron ve prolaktin düzeylerinin artışı cinsel çekim ve eylemleri kuvvetlendirirken; serotonin, dopamin ve GABA denilen hormonların düzeylerindeki artışlar bu durumu azaltmaktadır.

İçinde büyüdüğümüz ailenin bize etkileri ve oluşan alışkanlıklarımız yanında toplum içinde karşılaştığımız bazı olumsuz, örseleyici durumlar da aşkın hissedilişi ve yaşantılanmasına yön vermektedir. Bunlar arasında; ailenin aşırı baskıcı ve kısıtlayıcı yapısı, ailede kişinin kendi cinsiyetinden olan ebeveyni ile ilişkileri, onu örnek alabilme durumu, karşıt cinsiyetteki ebeveynin kişiye ve aynı cinsiyetteki ebeveyne olan yaklaşımı, daha önceleri yaşanılan çeşitli boyutlardaki fiziksel, duygusal ve en çok cinsel tacizler sayılabilir. Bu durumlarda kişilerde travma sonrası stres bozuklukları, dissosiyatif bozukluklar, depresyonlar ve kaygı bozuklukları oluşturup, sinir sistemimize ait hormonel dengeleri bozarak insanlarla etkileşimi dolayısı ile aşkın kimyasını olumsuz etkilemektedirler.

Yaşanılan bazı vücutsal sorunlar ve hastalıklar da kişilerle ilişkileri ve karşı cinsle ilişkileri olumsuz etkilemektedir. Kişide yaşın ilerlemesi eğer yetersizlik, pişmanlık ve değersizlik duygularını oluşturursa, kişi zamanında sağlam dostluklar, doyum sağlayıcı işler yapmışsa, kendisiyle barışık olduğundan ileri yaşlarda bile aşkı gençlik yıllarındaki kadar kuvvetli yaşayabilir.

Mevsimlerin etkisi de aşkın yaşanmasında önemlidir. Özellikle bahar ve yaz aylarında güneş ışınlarının insan hormonel sistemine etkileri aşkın daha yoğun hissedilmesine yol açar. Bahar ve yaz ayları tüm doğanın canlanıp, uyanmasına yol açtığı gibi duygusal bakış açımızı da zenginleştirip, cesaretlendirir. Melanosit denen vücuda renk veren hücreler, bu aylarda artar.

Uzm.Dr. Bahadır Bakim

kaynak
 
Üst Alt