Aşk-ı Beka...

YEDİNCİ ŞUA.

Bismillahirrahmanirrahim..

Hasbunalallahu wenimel wekil.

Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiklerinden, beş çeşit gurbetlere düşmüştüm.
Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum.

Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur'un teselli ve medet edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım.
Gördüm ki,
gayet kuvvetli bir aşk-ı beka
ve şedit bir muhabbet-i vücud
ve büyük bir iştiyak-ı hayat
ve hadsiz bir acz
ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar.

Halbuki müthiş bir fena o bekayı söndürüyor.

O hâletimde yanık bir şairin dediği gibi dedim:

Dil bekası, hak fenası istedi mülk-ü tenim.

Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber.

D. Edecek (inş.)

R.N.K.
 
YEDİNCİ ŞUA.

Bismillahirrahmanirrahim..

Hasbunalallahu wenimel wekil.


Bir zaman ehl-i dünya beni her şeyden tecrit ettiklerinden, beş çeşit gurbetlere düşmüştüm.
Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum.

Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur'un teselli ve medet edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım.
Gördüm ki,
gayet kuvvetli bir aşk-ı beka
ve şedit bir muhabbet-i vücud
ve büyük bir iştiyak-ı hayat
ve hadsiz bir acz
ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar.

Halbuki müthiş bir fena o bekayı söndürüyor.

O hâletimde yanık bir şairin dediği gibi dedim:

Dil bekası, hak fenası istedi mülk-ü tenim.

Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber.

D. Edecek (inş.)

R.N.K.



Meyusâne başımı eğdim.
Birden
Hasbunallahi wenimel wekil. âyeti imdadıma geldi,
dedi: "Beni dikkatle oku."
Ben günde beş yüz defa okudum.
Benim için aynelyakîn sûretinde inkişaf eden çok kıymettar envârından bir kısmını ve yalnız dokuz nurunu ve mertebesini icmalen yazıp,
eskiden aynelyakîn ile değil,
belki ilmelyakîn ile bilinen tafsilâtını Risale-i Nur'a havale ediyorum.

D. Edecek inş..

R. N. K.
 
Meyusâne başımı eğdim.
Birden
Hasbunallahi wenimel wekil. âyeti imdadıma geldi,
dedi: "Beni dikkatle oku."
Ben günde beş yüz defa okudum.
Benim için aynelyakîn sûretinde inkişaf eden çok kıymettar envârından bir kısmını ve yalnız dokuz nurunu ve mertebesini icmalen yazıp,
eskiden aynelyakîn ile değil,
belki ilmelyakîn ile bilinen tafsilâtını Risale-i Nur'a havale ediyorum.

D. Edecek inş..

R. N. K.

BİRİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE

Bendeki aşk-ı beka,
bendeki bekaya değil, belki sebepsiz ve bizzat mahbub olan kemâl-i mutlak sahibi Zât-ı Zülkemâlin ve Zülcemâlin bir isminin bir cilvesinin mâhiyetimde bir gölgesi bulunduğundan, fıtratımda o Kâmil-i Mutlakın varlığına
ve kemâline
ve bekasına müteveccih olan muhabbet-i fıtreye, gaflet yüzünden yolunu şaşırmış, gölgeye yapışmış, aynanın bekasına âşık olmuştu. " HASBUNALLAHİWENİMEL WEKİL " geldi, perdeyi kaldırdı.
Gördüm
ve hissettim
ve hakkalyakîn zevk ettim ki, bekanın lezzet ve saadeti, aynen
ve daha mükemmel bir tarzda Bâkî-i Zülkemâlin bekasına ve benim Rabbim ve İlâhım olduğuna imanımda ve izânımda ve îkanımda vardır.
Çünkü onun bekasıyla benim için lâyemut bir hakikat tahakkuk eder.
Zira "Benim mâhiyetim
hem bâki,
hem sermedî bir ismin gölgesi olur;

"daha ölmez" diye şuur-u imanı ile takarrur eder.


R.N.K
 
BİRİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE

Bendeki aşk-ı beka,
bendeki bekaya değil, belki sebepsiz ve bizzat mahbub olan kemâl-i mutlak sahibi Zât-ı Zülkemâlin ve Zülcemâlin bir isminin bir cilvesinin mâhiyetimde bir gölgesi bulunduğundan, fıtratımda o Kâmil-i Mutlakın varlığına
ve kemâline
ve bekasına müteveccih olan muhabbet-i fıtreye, gaflet yüzünden yolunu şaşırmış, gölgeye yapışmış, aynanın bekasına âşık olmuştu. " HASBUNALLAHİWENİMEL WEKİL " geldi, perdeyi kaldırdı.
Gördüm
ve hissettim
ve hakkalyakîn zevk ettim ki, bekanın lezzet ve saadeti, aynen
ve daha mükemmel bir tarzda Bâkî-i Zülkemâlin bekasına ve benim Rabbim ve İlâhım olduğuna imanımda ve izânımda ve îkanımda vardır.
Çünkü onun bekasıyla benim için lâyemut bir hakikat tahakkuk eder.
Zira "Benim mâhiyetim
hem bâki,
hem sermedî bir ismin gölgesi olur;

"daha ölmez" diye şuur-u imanı ile takarrur eder.


R.N.K



Hem o şuur-u imanla
mahbub-u mutlak olan Kemâl-i Mutlakın varlığı bilinmekle, şedit ve fıtrî olan muhabbet-i Zâtî tatmin edilir.
Hem Bâki-i Sermedînin bekasına ve varlığına ait o şuur-u imanı ile kâinatın ve nevi insanın kemâlâtı bilinir ve bulunur.
Ve kemâlâta karşı fıtrî meftuniyet, hadsiz elemlerden kurtulup zevk ve lezzetini alır.

Hem o şuur-u imanı ile
o Bâki-i Sermedîye bir intisap
ve o intisabın imanıyla umum mülküne bir münasebet peydâ olur.
Ve o münasebet-i intisabı ile, hadsiz bir mülke bir nevi mâlikiyet gibi İmân gözüyle bakar, mânen istifade eder.

Hem şuur-u imanı ile
ve intisap ve münasebetle umum mevcudata bir alâka, bir nevi ittisal peydâ olur.
Ve o halde, ikinci derecede vücud-u şahsîsinden başka hadsiz bir vücud, o şuur-u imanı
ve intisap
ve münasebet
ve alâka ve ittisal cihetinde güya onun bir nevi varlığıdır gibi var olur; varlığa karşı fıtrî aşk teskin edilir.

Hem o şuur-u imanı ve intisap ve münasebet ve alâkadarlığı cihetiyle bütün
ehl-i kemâlâta karşı bir uhuvvet peydâ olur.
O halde Bâki-i Sermedînin varlığıyla ve bekasıyla
o hadsiz ehl-i kemâl mahvolmayıp zayi olmadıklarını bilmekle,
takdir ve tahsinle merbut ve dost olduğu hadsiz dostlarının bekaları ve devam-ı kemâlâtı o şuur-u imanı sahibine ulvî bir zevk verir.


R.N.K.

D. Edecek inş...
 
Hem o şuur-u imanla
mahbub-u mutlak olan Kemâl-i Mutlakın varlığı bilinmekle, şedit ve fıtrî olan muhabbet-i Zâtî tatmin edilir.
Hem Bâki-i Sermedînin bekasına ve varlığına ait o şuur-u imanı ile kâinatın ve nevi insanın kemâlâtı bilinir ve bulunur.
Ve kemâlâta karşı fıtrî meftuniyet, hadsiz elemlerden kurtulup zevk ve lezzetini alır.

Hem o şuur-u imanı ile
o Bâki-i Sermedîye bir intisap
ve o intisabın imanıyla umum mülküne bir münasebet peydâ olur.
Ve o münasebet-i intisabı ile, hadsiz bir mülke bir nevi mâlikiyet gibi İmân gözüyle bakar, mânen istifade eder.

Hem şuur-u imanı ile
ve intisap ve münasebetle umum mevcudata bir alâka, bir nevi ittisal peydâ olur.
Ve o halde, ikinci derecede vücud-u şahsîsinden başka hadsiz bir vücud, o şuur-u imanı
ve intisap
ve münasebet
ve alâka ve ittisal cihetinde güya onun bir nevi varlığıdır gibi var olur; varlığa karşı fıtrî aşk teskin edilir.

Hem o şuur-u imanı ve intisap ve münasebet ve alâkadarlığı cihetiyle bütün
ehl-i kemâlâta karşı bir uhuvvet peydâ olur.
O halde Bâki-i Sermedînin varlığıyla ve bekasıyla
o hadsiz ehl-i kemâl mahvolmayıp zayi olmadıklarını bilmekle,
takdir ve tahsinle merbut ve dost olduğu hadsiz dostlarının bekaları ve devam-ı kemâlâtı o şuur-u imanı sahibine ulvî bir zevk verir.


R.N.K.

D. Edecek inş...

Hem o şuur-u imanı
ve intisap
ve münasebet
ve alâkadarlık
ve uhuvvet vasıtasıyla bütün dostlarımın -ki hayatımı
ve bekamı maalmemnuniye onların saadetleri için feda ediyorum
-onların mesuliyetleri ile hadsiz bir saadet kendimde hissedebilir gördüm.
Çünkü, bir samimi dostun saadetiyle şefkatli dostu dahi saadetlenir ve lezzetlenir.
Şu halde Bâki-i Zülkemâlin bekası ve varlığıyla,
başta Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
ve âl
ve ashabı olarak, umum sâdâtım
ve ahbabım olan enbiya
ve evliya
ve asfiya
ve bütün sair hadsiz dostlarım idam-ı ebedîden kurtulduğunu
ve bir saadet-i sermediyeye mazhariyetlerini o şuur-u imanı ile hissettim.

Ve münasebet, alâka, uhuvvet, dostluk sırrıyla saadetleri bana inikâs edip saadetlendirdiğini zevk ettim.


R. N. K...
 
Hem o şuur-u imanı
ve intisap
ve münasebet
ve alâkadarlık
ve uhuvvet vasıtasıyla bütün dostlarımın -ki hayatımı
ve bekamı maalmemnuniye onların saadetleri için feda ediyorum
-onların mesuliyetleri ile hadsiz bir saadet kendimde hissedebilir gördüm.
Çünkü, bir samimi dostun saadetiyle şefkatli dostu dahi saadetlenir ve lezzetlenir.
Şu halde Bâki-i Zülkemâlin bekası ve varlığıyla,
başta Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
ve âl
ve ashabı olarak, umum sâdâtım
ve ahbabım olan enbiya
ve evliya
ve asfiya
ve bütün sair hadsiz dostlarım idam-ı ebedîden kurtulduğunu
ve bir saadet-i sermediyeye mazhariyetlerini o şuur-u imanı ile hissettim.

Ve münasebet, alâka, uhuvvet, dostluk sırrıyla saadetleri bana inikâs edip saadetlendirdiğini zevk ettim.


R. N. K...


Hem o şuur-u îmaniyle rikkat-i cinsiye
ve şefkat-i akraba yüzünden gelen hadsiz teellümattan kurtulup,
hadsiz bir zevk-i ruhanî duydum.
Çünkü, hayatımı ve bekâmı maaliftihar onların tehlikelerden kurtulmaları için feda etmeyi fıtrî arzu ettiğim başta
pederlerim
ve vâlidelerim
ve bütün neslî
ve nesebî
ve ma’nevî akrabalarım, Bâki-i Hakîki’nin bekâsı
ve varlığiyle mahvdan
ve ademden
ve i’dam-ı ebedîden
ve hadsiz elemlerden kurtulup o hadsiz rahmetine mazhariyetlerini şuur-u îmaniyle hissettim.


Ve medâr-ı gam ve elem olan cüz’î ve tesirsiz şefkatime bedel, nihayetsiz bir rahmet, onlara nezaret ve himayet ettiğini duydum, hissettim.

Bir vâlide veledinin lezzetiyle, zevkiyle, rahatiyle zevklenmesi gibi;
ben de o bütün şefkat ettiğim zâtların, o rahmetin himayeti altındaki necatlariyle ve istirahatlariyle zevklendim ve ferahlandım ve çok derin şükrettim.




R.N.K.
 
Hem o şuur-u îmaniyle rikkat-i cinsiye
ve şefkat-i akraba yüzünden gelen hadsiz teellümattan kurtulup,
hadsiz bir zevk-i ruhanî duydum.
Çünkü, hayatımı ve bekâmı maaliftihar onların tehlikelerden kurtulmaları için feda etmeyi fıtrî arzu ettiğim başta
pederlerim
ve vâlidelerim
ve bütün neslî
ve nesebî
ve ma’nevî akrabalarım, Bâki-i Hakîki’nin bekâsı
ve varlığiyle mahvdan
ve ademden
ve i’dam-ı ebedîden
ve hadsiz elemlerden kurtulup o hadsiz rahmetine mazhariyetlerini şuur-u îmaniyle hissettim.


Ve medâr-ı gam ve elem olan cüz’î ve tesirsiz şefkatime bedel, nihayetsiz bir rahmet, onlara nezaret ve himayet ettiğini duydum, hissettim.

Bir vâlide veledinin lezzetiyle, zevkiyle, rahatiyle zevklenmesi gibi;
ben de o bütün şefkat ettiğim zâtların, o rahmetin himayeti altındaki necatlariyle ve istirahatlariyle zevklendim ve ferahlandım ve çok derin şükrettim.




R.N.K.


Hem o şuur-u imanı ile,
netice-i hayatım
ve sebebi saadetim
ve vazife-i fıtratım olan Resâil-i Nur dahi ziyadan, mahvdan, faydasız kalmasından
ve mânen kurumasından kurtulmalarını
ve meyvedar, bâki kalmalarını o intisab-ı imanı ile bildim, hissettim, kanaat getirdim; kendi bekamın lezzetinden çok ziyade bir mânevî lezzet duydum, tam hissettim.
Çünkü, İmân ettim ki, Bâkî-i Zülkemâlin bekası ve varlığıyla, Resâilü'n-Nur yalnız insanların hafızalarında ve kalplerinde nakşolmuyor. Belki, hadsiz zîşuur mahlûkatın ve ruhânîlerin bir mütalâagâhları olmakla beraber, rıza-i İlâhîye mazhar ise, Levh-i Mahfuzda ve elvâh-ı mahfuzada irtisam ederek sevap meyveleriyle tezeyyün eder.
Ve bilhassa
Kur'ân'a mensubiyeti ve kabul-ü Nebevî ve inşaallah marzî-i İlâhî cihetiyle bir anda vücudu ve nazar-ı Rabbâniyeye mazhariyeti, umum ehl-i dünyanın takdirinden daha ziyade kıymettar bildim.

İşte hayatımı ve bekamı o resâilin hakaik-ı imaniyeyi ispat eden her bir risalenin bekasına, devamına, ifadesine, makbuliyetine feda etmeye her vakit hazır olduğumu ve saadetimi onların Kur'ân'a hizmet etmelerinde bildim. Ve o halde, beka-i İlâhî ile, yüz derece insanların tahsinlerinden daha ziyade bir takdire mazhariyetlerini o intisab-ı imanı ile anladım. Bütün kuvvetimle
HASBUNALLAHİ WE NİMEL WEKİL dedim.
 
Hem o şuur-u imanı ile,
netice-i hayatım
ve sebebi saadetim
ve vazife-i fıtratım olan Resâil-i Nur dahi ziyadan, mahvdan, faydasız kalmasından
ve mânen kurumasından kurtulmalarını
ve meyvedar, bâki kalmalarını o intisab-ı imanı ile bildim, hissettim, kanaat getirdim; kendi bekamın lezzetinden çok ziyade bir mânevî lezzet duydum, tam hissettim.
Çünkü, İmân ettim ki, Bâkî-i Zülkemâlin bekası ve varlığıyla, Resâilü'n-Nur yalnız insanların hafızalarında ve kalplerinde nakşolmuyor. Belki, hadsiz zîşuur mahlûkatın ve ruhânîlerin bir mütalâagâhları olmakla beraber, rıza-i İlâhîye mazhar ise, Levh-i Mahfuzda ve elvâh-ı mahfuzada irtisam ederek sevap meyveleriyle tezeyyün eder.
Ve bilhassa
Kur'ân'a mensubiyeti ve kabul-ü Nebevî ve inşaallah marzî-i İlâhî cihetiyle bir anda vücudu ve nazar-ı Rabbâniyeye mazhariyeti, umum ehl-i dünyanın takdirinden daha ziyade kıymettar bildim.

İşte hayatımı ve bekamı o resâilin hakaik-ı imaniyeyi ispat eden her bir risalenin bekasına, devamına, ifadesine, makbuliyetine feda etmeye her vakit hazır olduğumu ve saadetimi onların Kur'ân'a hizmet etmelerinde bildim. Ve o halde, beka-i İlâhî ile, yüz derece insanların tahsinlerinden daha ziyade bir takdire mazhariyetlerini o intisab-ı imanı ile anladım. Bütün kuvvetimle
HASBUNALLAHİ WE NİMEL WEKİL dedim.



İşte hayatımı ve bekamı o resâilin hakaik-ı imaniyeyi ispat eden her bir risalenin
bekasına,
devamına,
ifadesine,
makbuliyetine feda etmeye her vakit hazır olduğumu ve saadetimi onların Kur'ân'a hizmet etmelerinde bildim.
Ve o halde,
beka-i İlâhî ile,
yüz derece insanların tahsinlerinden daha ziyade bir takdire mazhariyetlerini o intisab-ı imanı ile anladım.

Bütün kuvvetimle " HESBUNALLAHİ WE NİMEL WEKİL " dedim.
 

Benzer konular ↴

Benzer konular ↴

Üst Alt