• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Aselsanda sır gibi ölümler (lütfen okumadan geçmeyin)

İnci

Kıdemli
Üye
ASELSANDA SIR GİBİ ÖLÜMLER (LÜTFEN OKUMADAN GEÇMEYİN)

Ülkemizde olan olaylara neden bu kadar duyarsızız, niye seyirci kalıyoruz? Bizleri ilgilendiren ve geleceğimize yön veren her şeye müdahil olmamız gerekirken, bizler oralı bile olmuyoruz. Bunlara bir örnek olarak Aselsandaki gerçek yüzü belli olmayan ama kamuoyundaki intiharların asıl sebebi nedir?

Tarih: 7 Ağustos 2006
Yer: Pursaklar-Ayancık Yolu(Ankara)
Aselsan'da çok önemli projolere imza atan 31 yaşındaki makine mühendisi Hüseyin Başbilen bir aracın içinde ölü bulunuyor. ODTÜ mezunu mühendisin sol el bileğinde ve boynunda kesik izleri var. Otopsi sonucu "intihar etmiştir"deniliyor.

Tarih: 16 Ocak 2007
Yer: Gölbaşı(Ankara)
Aselsan’da çalışan ODTÜ mezunu elektrik mühendisi 30 yaşındaki Ali Ünsem Ünal aracının içinde tabancayla intihar ediyor.3 yıldır Aselsan'da çalışan mühendis ölüyor.

Tarih: 26 Ocak 2007
Yer: Batıkent(Ankara)
26 yaşındaki ODTÜ mezunu elektrik mühendisi Evrim Yançeken evinde intihar ediyor.2 yıldır ASELSAN'da görev yapan 26 yaşındaki Evrim Yançeken, 7.kattaki evinin pencerisinden atlıyor. Genç mühendis ölüyor. Yüksek lisans yapan genç mühendisin, uzun süredir tez için çalıştığı ve bu nedenle psikolojisinin bozulduğu iddia edildi. Bir de intihar notu bırakmış: "Artık *dayanamıyorum. Psikolojim çok bozuldu. Yüksek lisans tezimle ilgili büyük sıkıntılar yaşıyorum. İntiharımdan kimse sorumlu değil. Ailemin üzülmesini istemiyorum.

7 Ağustos'taki ilk intiharda şüpheler vardı. Mühendis Hüseyin Başbilen'in vücudundaki kesikler için "kendi yaptı" dendi.

Gölbaşı'ndaki 2. intihar da mühendis Ali Ünsem Ünal,aracının içinde başından vurulmuş bulundu. "İntihar etti" dendi.

Batıkent'teki 3. intiharda ise Evrim Yançeken intihar notunu yazıp 7. kattan kendini attı.

Dikkat ederseniz 3 ölüm de farklı biçimde gerçekleşiyor. 3 farklı intihar metodunu uyguluyor mühendisler. İntiharlar son 6 aya sıkışmış.

İlginç. Aselsan, TSK'nın dışa bağımlılığını azaltmak için kurulmuş bir şirket.En önemli özelliği aviyonik bakımından bunu büyük ölçüde başarmış olması.Bu aviyonik meselesi çok önemli. 650 milyon dolara F-16'larımızı ABD modernize edecek ya, işte o uçaklarda bizimkilerin yapamadığı tek şeyaviyonik sistemler.Dışa bağımlılık o yüzden.

Türkiye'nin en parlak üniversitesinden mezun olmuş 3 parlak mühendis. Türkiye'nin en parlak kuruluşlarından birinde iş buluyorlar.
Türkiye standartlarına göre hayli iyi maaş alıyorlar. Ve "yüksek lisans tezi sıkıntısı" onları intihara sürüklüyor.
Yüksek lisans neden yapılır? Daha iyi maaş, daha iyi mevkii için. Adam zaten 26 yaşında bunu başarmış.
Diğerleri de... Aselsan'ın internet sayfasına giriyorum,intiharlarla ilgili tek açıklama yok.

Türkiye'nin en gözde kurumunun 3 mühendisi intihar ediyor, herkes "sus-pus". Ölenler Aselsan'ın çalışanı değil yalnızca, Bu ülkenin yetiştirdiği beyinler,

Olay sadece "ruhsal sıkıntı" ise, ilk intiharın ardından çalışanlarına yönelik tedbir almayan Aselsan yönetimi yine kusurlu sayılır.Türkiye'nin en gözde mühendisleri bu ölümleri görünce Aselsan'da çalışmak ister mi? Kurum, adeta içine kapanarak kendi bacağına kurşun sıkmış olmuyor mu?

Amerikanın uyguladığı bir yöntem aklıma geldi.Bu yöntem sayesinde Amerika radyo dalgalarıyla insan beynini yönlendirerek karşıdaki insana istediğini yaptıra bildiğini biliyormuydunuz. Dünyada belli merkezlerin bulunduğunu örneğin ABD nin Nevada 51. bölge denilen merkezinden radyo dalgalarıyla Güney Koredeki bir çocuğun gözündeki iltihabın yok edildiğini gözleriyle gördüğünü ifade eden Prof.Dr.Ahmet Maranki, "Bu radyo dalgalarımıza göre, her şey yapılabiliyor. Faydalı veya zararlı hale getirilebir. En çarpıcı örnekte Apaçi helikopterlerinin Iraktaki 400 bin devrim muhafızını inlerinden çıkarıp evlerine göndermesidir. Sonradan akılları başlarına geldi. Aynı sistem Bosnada uygulandı. Şu an TVlerdeki 24. kareden sonra bizim göremediğimiz 25. kareler var. Bunlar bilinçaltını yönetmektedir. ABye giren haindir veya girmeyen haindir diye düşünürken bugün başka bir şey düşünebiliriz. Beyin kontrolü, zihin kontrolü vardır. 25. kareler beyin alt modunda, şekil ve ritm dalga boyutlarıyla beyin merkezlerini uyarır. Böyle inanırken başka türlü inanmaya başlarsınız" açıklamasını yaptı.

Maranki, "Kastamonuda 11 kuyudan 3ünde petrol var" dediğini, ancak "yok" deyip bu kuyuların kapatıldığını, bunun kimsenin umurunda olmadığını da iler sürerek, şöyle devam etti:

"Türkiyede açılan kuyuların hepsinde petrol var. 1998 yılında BM temsilcisiyim. Petrol yataklarını araştırıyorduk. Bartın-Sinop arasında petrolleri görüntüledik, akan yerleri tespit ettik. Ama izleniyoruz. Engel oluyorlar.

Çıkarttırmıyorlar. Birileri bizi gözetliyor mu? Her an kontrol altında mıyız? Evet, uzaktan zihin, beyin kontrolü mümkün. Radyo dalgalarıyla nelere tesir edebiliriz?

Yanıtı gizlidir ama yine soralım:

1-Bu mühendisler hangi proje üzeride çalışıyorlardı?
2-Geleceklerini garanti altına almış 3 kişinin ard arda intihar etmesini "yüksek lisans" notu açıklamaya yeter mi?
3-Bu konu özerine neden detaylı inilmiyor?

Hani nerde bu ülkenin milliyetçi geçinen insanları. Ülkenin geleceği yok ediliyor ve kimsede ses yok. Demek ki bu milliyetçi geçinenlerde palavracı.Ama Irakta yaprak kıpırdasa milliyetçi geçinen insanlar burada feryat figan içinde. Bırakın oraları da gelin kendi ülkemizde neler oluyor onlara bakalım, sahip çıkalım, biz buradakilere sahip çıkamıyoruz orada ne yapabiliriz ki? Zaten ülke olarak büyük çaplı beyin göçleri veriyoruz, geride kalanlara da sahip çıkmıyoruz, onlarda bu şekilde faili meçhul oluyor. Tabi altında yatan gerçekler farklıdır. Bizler bu değerlerimize sahip çıkamazsak geleceğimizi de teslim edeceğimiz kesindir. ‘’Bir Türk dünyaya bedeldir’’ söylemlerini bırakalım artık. Çabuk gaza gelen toplum olduğumuz için bunlar hoşumuza gidiyor. Artık gerçekleri görmenin zamanı geldi. Başka Türkiye yok.

CAN ÇAĞDAŞ

Radyohipnotik sistemler
Prof.Dr. Nevzat Tarhan

Bütün dünyada muhtelif alanlarda zihin kontrol operasyonları ile insan beynini etkileme çalışmaları yapıldığını belirten emekli tabip albay Prof.Dr. Nevzat Tarhan, "Elektromanyetik dalgalar ile insan beyninde zaman duygusunu kaybettirme, şaşkınlık hali oluşturma, mekan bulamama gibi durumlar oluşturmak mümkün" dedi.

Radyohipnotik sistemleri savaş silahı olarak kullanmak isteyen projelerin bütün dünyada elektromanyetik projeler içerisinde kullanıldığını, insan deneylerinde de savaş esirlerine uygulanmış olabileceğini, bir insanı robot gibi kullanabilmek için elektromanyetik uyaran ya da ilaçlar vermek suretiyle kişinin de isteğiyle geçici hipnozlar yapılabileceğini belirten Tarhan, "Bu sistemlerle kişinin bazı tepkilerini yok edebilirsiniz.

Bazı kararlar vermesini o anda bloke edebilirsiniz. Geçici olarak duygularını değiştirebilirsiniz" diye konuştu. Çalışmalardaki hedefin beynin ürettiği dalgaların frekansını belirleyip buna uygun frekansı üreterek, zihinsel bir dönüşüm yaptırtmak olduğunu ifade eden Tarhan, "Bir insanın beynindeki bilgileri bilgisayara, bilgisayardaki bilgileri de beyne aktarma yolunda çalışmalar var.

Düşünce ve cisim dijital formata çevrilebilirse bir insanın düşüncesini bilgisayara aktarmak, cismin de naklini yapabilmek mümkün olabilecek" dedi. Elektromanyetik dalgalarla insan beyninde değişim yapıldığını belirten Tarhan şöyle konuştu:

"Hastanemizde dirençli vakalarda bu sistemi kullanıyoruz. Bu yöntem beynin uyarılarını değiştirmeye yönelik bir çalışma olduğu için istihbarat örgütlerinin de ilgisini çekiyor. Uzaktan focusla elektromanyetik uyarı göndererek kişide farklı bilinç oluşturulabilinir mi, ona istediğimiz şeyleri yaptırtabilir, söyletebilir miyiz? tarzında çalışmalar yapılıyor. Tedavide 30-40 elektrotluk beyin elektrotları kullanarak beyin ölçümleri yapıyoruz. İstihbari araştırmalarda ise 256 elektrotluk beyin dalgaları kullanılıyor."

Hayvanların beyinlerine implant yerleştirilerek kablolarla uzaktan hareket ve duygularının kumanda edildiğine, Amerika da zeka geriliği olanlarda ve eşcinsellerde uygulanarak onlarda değişiklik yapıldığına dair bilgiler olduğunu belirten Tarhan, "Dünya af örgütü zihin kontrol çalışmalarını etik dışı olarak kabul etti. Bu çalışmalar artık yapılıyorsa bile gizli olarak yürütülüyor" dedi.

Elektronik zihin kontrolü
14/4/2009 ·

Elektronik zihin kontrolü

1. GİRİŞ
Bu yazıda, titreşimleri (vibrasyon) ve frekansları, elektromanyetikleri ve sayısal (skalar) dalgaları ele alacağız.

2. TİTREŞİMLER, FREKANSLAR VE DALGALAR
Kâinat, titreşim ve dalgaların ahenginden müteşekkildir. Her şey, kendi frekans ve titreşiminden oluşan birer enerjiden ibarettir. Titreşimler vasıtasıyla en hayret verici şeyleri bile başarmamız mümkündür.

Titreşimler, günlük hayatımızın bir parçasıdır. Hepimiz neşeli ve tasasız, karamsarlık ve uyuşukluk arasındaki farkı biliriz. Medyumlar kendi titreşimlerini o kadar arttırırlar ki çıplak ellerini insanların mideleri sokabilirler. Yüksek titreşim, daha düşük yoğunluk ve geçirgenlik demektir. Medyumlar (ruhsal cerrahlar) enerjiyi kullanarak çalışırlar; hastalıkların teşhisi ve tedavisinde enerjiyi ve titreşimleri kullanırlar.

DNA, titreşim ve enerjidir. DNA, ışığı emer ve yayar. Aura, elektrostatik bir alandır. Auralarımız ve yeryüzünün manyetik alanı birbiriyle iç içedir. Michael Tsarion[1] un belirttiği gibi, havadan ve yıldızlardan etkilendiğimiz kadar zihinsel ve duygusal durumumuz da gezegenimizi etkiler. Bu çift yönlü bir alışveriştir.

3. BEYİN

Beyin, çok yönlü bir kontrol merkezidir: Tüm vücut işlevlerini yönetir ve aralarında işbirliği sağlar. Bütün zihinsel durumlar, düşünceler, duygular, fiziksek duyular ve hareketler ayrı frekanslara sahiptir. Bunlar EEG testleri ve MRI taramaları ile görüntülenebilen elektromanyetik işaretlerdir. (EEG: Electro Encephal Graphy Elektro Beyin Grafisi, MRI: Magnetic Resonance Imaging Manyetik Rezonans (yankılanma) Görüntüleme)
Beş duyu organımızla algıladığımız her şey, belirli bir beyin faaliyeti meydana getirir. Tüm hastalıklar kendi dalga şekillerine sahiptir. Her kelime ve düşünce beynimizde kendi frekans dalgasını meydana getirir. Tüm hareketler, düşünceler, duygular ve algılamalar kendi frekans işaretlerine sahiptir.

Birinin beyin faaliyetleri, bilgisayar ekranına çıkarılabileceği gibi, bunlar TAM AKSİ YÖNDE DE GÖNDERİLEBİLİR. Bir bilgisayar herhangi bir beyin faaliyetini çözümleyebilir ve bunu aynı yoldan GERİ İLETEBİLİR. Geçmişte, bu verilere ulaşmak için insanların kafalarına elektrotlar yerleştirilirdi ama günümüzde her şeyi kablosuz olarak yapmak mümkündür.

Beyinlerimizin uzaktan idare edilebilmesi, uçsuz bucaksız bir çalışma alanıdır. Her beyin kendine özgüdür. Beyin taraması, beyin tanımlaması, uydudan takip, gözetleme ve süperbilgisayarlar bir araya getirilerek insan davranışları, tüm yönleriyle, uzaktan idare edilebilir.

Beyne ait parmak izlerimiz, bilindik nesnelerin tanınmasıyla alakalı beyin bölümünde bulunur. Beyne ait bu parmak izlerinin tespiti %100 isabete sahiptir. Mesela birinin suç mahallinde olup olmadığını belirlemek bununla mümkündür. Bununla birlikte bir kişinin beynine gerçek olmayan hatıralar yerleştirmek de mümkündür.

Beyin-Bilgisayar Bağlantısı yapılarak (BCI[2] ) bilim adamları bir joystick (oyun çubuğu) ile insan ve hayvanları idare etmeyi başarmıştır. Ayrıca bilim adamları bir kedinin gözünden tanımlanabilen bir görüntüyü bilgisayar ekranına yansıtmayı başarmıştır.

Yani, gözlerinizle gördüklerinizi bilgisayar ekranına yansıtmanız mümkündür. Bu işlem, talamusdaki, gözle görülenlerin yönetildiği ve yorumlandığı LGNleri (Lateral Geniculate Nucleus) bölgesini hafifçe uyarılmasıyla gerçekleştirilir. Bunun yanında retina nakli ve kör birine tekrar görme yeteneği verebilen nakiller yapılmaktadır.

Yapay (takma) organlara sahip insanlar, beyinlerine yerleştirilen BrainGate[3] çipleri sayesinde robot kolları ve bacakları hareket ettirebilmektedir. Sibernetik[4] nöroteknolojik, iki beyin yarıküresi arasında bağlantı ve bilgi akışı, telekayıt (uzaktan kayıt), telestimülasyon (uzaktan uyarım), elektronik beyin haritası, telemetri (uzaktan ölçüm), nörogörüntüleme, kablosuz beyin uyarımları bu uygulama sonrası gerçekleştirilebilmektedir.

Bir tuz tanesi büyüklüğündeki mikroçip, insan beynine yerleştirilebilir ve bu, o kişiyi uzaktan yönetmek için yeterlidir. Ancak mikrodalgaları ve sayısal dalgaları bir insanın beynine iletmek o kişinin beyninde mikroçip olmasa bile mümkündür. Bir insanın kolundaki VeriChip[5] çıkarılabilir fakat beyindeki bu çok ufak boyuttaki çipten kurtulmak mümkün değildir.

4. MOLEKÜLER, NANO VE SÜPERBİLGİSAYARLAR
Bilgisayarlar aşırı küçük boyutlarda üretilmeye başlamıştır. Bir tuz tanesi kadar küçük ve sıradan bir kişisel bilgisayarın 100 katı hızda çalışabilen moleküler bilgisayarlar şu anda mevcuttur. Sınırsız saklama kapasitesine sahip ucuz bir süperbilgisayar, bilgiyi insan düşüncesinin 4 milyon katı hızla işleyebilmektedir.

Walmart[6] ın veritabanı şu anki internetin iki katı bilgiye sahiptir. Gelecek yıllarda, yaptığımız her şey gözlemlenip kaydedilebilecektir. Gelişmiş bilgisayar programları tüm bilgileri inceleyip sınıflandırabilecektir. Satın aldığımız eşyalar RFID (Radyo Frekans Kimliği) çiplerine sahip olacak ve böylelikle takip edilebileceklerdir. Bindiğimiz arabalar kara kutu aktarıcılarına sahiptir. Kullandığımız cep telefonları GPS (Global Positioning System Küresel Yön Bildirim Sistemi) üzerinden izlenebilmektedir.

Beyindeki oksijen oranını düşürerek kişinin yorgunluk ve bitkinlik gibi belirli hisleri hissetmesi sağlanabilir. Ya da herkesi uyutabilirsiniz. Bunun yanında, kalabalıktaki bir kişiyi seçebilir ve akustik işaretleyicilerle hedef seçebilirsiniz. Bu tür uyuşturucu etkilere sahip ilaçlara genel olarak öldürücü olmayan silahlar denir. Ancak, pek tabii ki, seviyeleri yükseltildiğinde öldürücü olabilirler.

Elektromanyetik enerji ile bir kişiyi uzaktan telkin altına alabilir, sakatlayabilir ya da öldürebilirsiniz. Birçok davada, kişinin birden düşüp ölmesine bir açıklama getirilemediği için yasal süreç askıya ve dava kapatılmıştır.

8. ZİHİN KONTROLÜ
İnsan toplulukları ölçeğinde zihin kontrolü teknolojisi şu anda kesinlikle mevcuttur. Akıl okuma makineleri, uydular ve süperbilgisayarlar, bir insanın beynine herhangi bir zihinsel, duygusal ve fiziksel durumunu telkin etmek için mikrodalga ve sayısal dalgalar gönderebilir. Paranoid şizofreni hastaları güçlü sanrıların (halüsinasyon) ne demek olduğunu çok iyi bilirler ve bu insanların çoğu gizli polis servislerinden şüphelenirler.

Telepati, psikotronikler ve şizofreni arasındaki farkı anlatmak oldukça güçtür. Beyin, tüm vücuda hükmeder. Meditasyon ustaları kendi kalp atışlarını durdurabilir; nefes alışverişlerini kontrol edebilirler. Elektronik zihin kontrolü ile bir kişiyi mutlu, üzgün, yorgun, uyanık, intihara meyilli, yürüyen bir ölü, ölümcül hasta, etkisiz, nefret dolu yapabilirsiniz. Bu listeye her türlü zihinsel ve duygusal durumu ekleyerek uzatabilirsiniz.

Belirli bir hareketin frekans dalgasını yönlendirerek bir kişiyi dışarıdan yönetebilirsiniz. Bu şekilde düşünce, fikir, hipnotik tetiklemeler ve beyin programlamalarını insan aklına sokmanız mümkündür. Timothy McVeigh[11] in uzaktan idare edildiği ve suikaste programlandığı iddia edilir. Buttons ve Svoboda isimli pilotların kullandığı uçağın 1997de bir dağa çakılması ya da Kaptan Hessin birden oturup kendini 26 defa bıçaklaması da diğer gizemli vakalar arasındadır.

Frekans silahları 6.6 hz ile depresyona yol açabilir. 7.83 Hz (Schumann Rezonansı[12] , yeryüzünün doğal titreşimi) kendini iyi hissettirir. 10.80 Hz panik hali oluşturur. 16-25 Hzlik ölümcül ELF ise hayata kasteder. (ELF: Fazladan Düşük Frekans, ULF: Aşırı Düşük Frekans). Titreşimi hafifletilmiş mikrodalgalar doğal beyin frekanslarını taklit eder. Mesela frekans dalga boylarına maruz bırakarak uyuşturucu kullanmayan bir kişiye ketamin[13] kullanmış etkisi verilebilir.

İbadet eden kişilerin beyinlerinin ilahi bölümünün salgıladığı kendini iyi hissetme kimyasalları salgılatılarak bir keyif hali yaşadıkları kanıtlanmıştır. Bir insanı bu frekans dalga boyuna maruz bırakırsanız o kişide yapay bir dindarlık ve derin bir mutluluk hissi uyandırabilirsiniz. Ayrıca hükmedilen rüyalar, görüntüler ve kısa süreli hafıza silmeyle bir kişiye UFO deneyimi yaşamış biri gibi yapabilirsiniz.

İçten geçen düşüncelerin oluşumları gözlemlenebilir ve çözümlenebilir. Düşünceler ve fikirler aklınıza sokulabilir. Artık ne düşünüp hissedeceğimize kendimiz karar veremeyebiliriz. Bu işlemler oldukça karışıktır. Sadist birileri akılları kontrol etmek için bilgisayarın başına geçebilir ve bilgisayarlarıyla her şeyi belirli bir yöne yönlendirebilir.

Bilgisayar düşüncelerinizi size geri iletebilir ve tekrar tekrardüşünmenizi sağlayabilirler. Hatta bu anlamsız bir tekrarlamaya
dönüşebilir. Ultrasonların iletilmesiyle bir kişiyi, sesler duyarak çılgına çevirene kadar bunu tekrarlayabilirsiniz. Bununla bitkinliğe, uykuya veya bir uyanıkla sebep olunabilir. Duyulan yüksek frekanslarla hırsızlığın azaltılabildiği bilinmektedir.

Voodoo rahipleri, psikokinezi[14] (telekinezi) veya uzaktan telkin yapalar, insanların ve nesnelerin enerji yardımıyla etkilenebileceğinin farkında olan kişilerdir. Ama bilgisayar, beyinden daha kuvvetlidir. Daha güçlü etkiler oluşturabilir. Bu etkilerden birkaçı tecrübeleri tekrar oluşturmak ve imrendirmek, oynamak, işitilmeyen bilinçaltı etkileri, telkin ve hipnotize etmek olarak sıralanabilir.

9. FİZİKSEL BELİRTİLER
Zihin kontrolü, fiziksel tepkilere ve hislere de neden olabilir: Sesler duyma, kokular alma, görüntüler, mide bulantıları, ishal, el- ayak kontrolünde bozulma, orgazm hissi oluşturma, kusma, idrar ve dışkı çıkarma isteği gibi bağırsak hareketleri, kasılma, ateş, görsel yanılsamalar, felç, kalp krizi, kalp yetmezliği, nörolojik etkiler, fiziksel acılar, yönlendirilen göz hareketleri…
(Alıntıdır)

Yorum (0) Yorum yaz!
DİJİTAL TERÖRİZME DOĞRU
2/4/2009 ·

DİJİTAL TERÖRİZME DOĞRU
Beynin uzaktan kontrolü ve yönlendirilmesi olarak tanımlanan digital terörizm, insanlığa yönelik yeni bir tehdit mi oluşturuyor?
Kapsamlı ve ciddi bir şekilde, ilk olarak John St. Clair Akwei adındaki bir Amerikan vatandaşının, 1996′da Amerikan Ulusal Güvenlik ajansı (NSA) aleyhine açtığı bir davayla gündeme gelen, uzaktan düşünceleri okuma ve yönlendirme teknolojisinin, gizliden gizliye kullanıldığını kanıtlayacak pek çok delil artık mevcut….
Akwei, NSA’nın kendisini sürekli takip edip davranışlarını kontrol ettiğini iddia etmişti, mahkemeye yüzlerce sayfalık delil sunmuştu. Kısmen kanıtlanan iddialara göre NSA, bunu “sinyal istihbaratı” adı verilen bir sistemle yapıyor. Bu sistem, dünyada elektrik taşıyan her şeyin çevresinde manyetik alan olduğu ve alanların elektromanyetik dalgalar yaydığı teorisine dayanıyor. NSA’nın geliştirdiği sistemle, uydular aracılığıyla, dünyanın neresinde olursa olsun, bir canlıyı kontrol altına almak ve izlemek mümkün… NSA’nın sinyal istihbaratının ilk aşaması, kontrol altına alınacak kişinin elektromanyetik dalga boyunun tespit edilmesi. Herkese göre değişen ve 3-50 Hertz arasındaki elektromanyetik dalga boyutunun tespitinden sonra, bu dalga boyu bilgisayara giriliyor ve artık 24 saat o kişi uydular ve çeşitli araçlar aracılığıyla şüpheli kişideki elektriksel hareketleri analiz eden NSA, kişinin beyin haritasını çıkararak düşüncelerini de okuyabiliyor. Konuşma merkezindeki elektrik akımının analizi sayesinde, hedef kişinin sözleri dahi tespit edilebiliyor, görme merkezi analiziyle kişinin gördüklerine ulaşılabiliyor. Sinyal istihbaratı sistemi tersten de kullanılıyor. Bu teknolojinin ürperten boyutu da, aslında burada yatıyor. Yani bir kişinin elektromanyetik dalgalarına kilitlenip uydu aracılığıyla yapılan takip, onu yönlendirmede de kullanılabiliyor. Hedefin beynindeki çeşitli merkezlere gönderilen elektromanyetik sinyallerle kişinin görme, işitme, koklama, hareket etme gibi her türlü duyu ve davranışı değiştirebiliyor. Gönderilen sinyaller sayesinde hedef kişi, başkalarının duymadığı sesleri duyabiliyor ya da görüntüleri
görebiliyor.
Burada, yukarıda değindiğimiz bir noktanın altını tekrar çizmekte yarar var: Beyindeki elektromanyetik dalga frekansı her insanda farklı olduğu için, belirli bir kişiye gönderilen görüntü, ses ve benzeri sinyalleri diğer insanların hissetmesi mümkün olmuyor. Bu nedenle elektromanyetik tacize maruz kalan kişilerin itirafları, yeterli delil olmadığı için tamamıyla kanıtlanamıyor.

PANDORA PROJESİ BAŞLANGIÇ OLDU

Uzaktan beyin okuma ve yönlendirme teknolojisinin doğuşu Batı’da olsa da, bu teknolojinin temellerini atan Sovyet Rusya oldu. 1960-65 arası Moskova’daki büyükelçilik binasında görevli Amerikalı personelin (Amerikan elçisinin daha sonra ölmesini de içeren) çeşitli fiziksel ve zihinsel hastalığa neden olan elektromanyetik sinyallerle kuşatıldığının farkına varılmasıyla, bu teknolojiden haberdar oldu.
Geçmişte ABD Savunma Bakanlığı’nda Bilim Danışmanı olarak görev yapan dr. Stephan Possony, ABD nin bu alandaki ilk kapsamlı projesi olan PANDORA projesinin nasıl başlatıldığını sonradan şu sözlerle açıklayacaktı. “Moskova’daki elçinin ve diğer çalışanlardan bir çiftin, lösemi nedeniyle ölmesinden sonra orada ne olduğunu çok dikkatli araştırmamız için ani bir emir geldi. Dev bir proje yürürlüğe girdi.Bu tümüyle Pandora projesi olarak bilinen hale geldi ve bu CIA’yi, İleri Araştırma Proje Ajansı (ARPA) nı, devlet departmanını , donanmayı ve orduyu da içeren TUMS, MUTS ve BAZAR Projeleri gibi çok sayıda paralel projeyi kapsıyordu. Sonradan Moskova Sinyalleri olarak adlandırılan elektromanyetik sinyallerin, Amerikan elçiliğini hergün hedeflediğini söyleyen Dr.Possony, ARPA nın 20 Aralık 1966 tarihli”çok gizli” notuyla bu projenin önemini gösteriyor. Dr. Possony,”Tehdidin ne olduğunu belirlemek için Beyaz Saray, ABD haberalma heyeti vasıtasıyla, Devlet departmanı, CIA ve savunma bakanlığı içinde bir araştırma çalışmasının yürütülmesi için direktif verdi. Ulusal programın koordinasyonu “TUMS” kod adıyla Devlet departmanı tarafından yapıldı. ARPA, insan üzerinde düşük seviyeli elektromanyetik radyasyon etkileri bulunan ve potansiyel tehditlerden birisiyle ilgilenen tüm programın seçilmiş bir kısmında temsil edilmekte ve bunu üzerinde araştırma yürütmektedir. Bu not “pandora” diye adlandırılan bu programdan elde edilen ilk sonuçları
özetlemektedir.” diyor. ABD bu yeni teknolojiyi tanımaya ve geliştirmeye çalışırken, 1974 yılında, V.P. Kaznacheyev adındaki bir bilim adamı, ölümün uzak bir mesafeden ultraviyole ışınlarının nakledilmesiyle gerçekleştirilebileceğini kanıtladı. Aynı yılda bir Çek mühendis, Robert Pavlita ise böcekleri uzak bir mesafeden “psikotronik” cihazlar kullanarak öldürebildiğini gösterdi. CIA’nın Pavlita’nın çalışmalarıyla ilgili raporlarına göre, bu bilim adamı insanda güçlü psikolojik rahatsızlıklara ve ölüme neden olacak kapasiteye sahip olan, biri 320 km., diğeri daha uzun mesafeden etkili olan iki “psikotronik ” silah geliştirdi.

NÖRO-ELEKTRO MANYETİK SİLAHLARIN ETKİLERİ
Nöro-elektromanyetik silahların insan üzerinde kullanılmasıyla ortaya çıkan etkiler, silahların geliştirlmesinde habersizce denek olarak kullanılanları n psikolojik yardıma ihtiyaç duymalarıyla ortaya çıktı. Bu etkilerin bazıları şöyle:

Hafıza kaybı ve davranış bozuklukları
Duyulan sesin yönü, şiddeti ve içeriğinin değişmesi.
Göz kapaklarını denetleyerek konuşmanın bozulması.
Şiddetli kalp çarpıntısı.
Zahmetli işler sırasında omuzları ve kolları zorlanarak kazalara neden olma.
Bir şey yaparken dirseklerin dürtüklenmesi ve işe engel olma.
Bacaklarda ağrı ve gereksiz hareketlenme, sağ ve sola sallanma ve aşırı sertleşme.
Ayağın zor ulaşılan yerlerinde kaşınma ve kızarmalar.
Sırttaki büyük kaslarda kasılmalar.
El hareketlerinin kontrol edilmesi
Düşüncelerin okunması ve ya dışarıdan düşünce iletilmesi.
Rüyaların denetlenmesi.
Hareket eden hayali görüntüler görülmesi.
Göz kapaklarının sürekli açık tutturulması.
Sürekli kulak çınlaması.
Çene ve dişlerin neden yokken titremesi.
KAYNAK : BİLMİN İLMİ

Yorum (3)
'Yabancı servis bana zihin kontrolü yaptı' 22/3/2009 ·
''Ergenekon'' davasının 59. duruşmasında, tutuklu sanıklardan Erkut Ersoy'un çapraz sorgusu tamamlandı. Ersoy sorgusunda hayli ilginç açıklamalarda bulundu.03 Mart 2009 20:29

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, tutuklu sanık Semih Tufan Gülaltay'ın rahatsızlığı nedeniyle katılmadığı duruşmanın öğleden sonraki oturumunda, Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, Ersoy'a emniyet ve savcılık ifadelerini okudu.

Daha sonra Ersoy'a sorular yönelten Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, ifadesinde, 2001 yılında bir rahatsızlık geçirdiğini ve zihninin kontrol edildiğini belirttiğini hatırlatarak, ''Zihniniz nasıl kontrol ediliyor?'' diye sordu.

Ersoy da ''Benim algılamama göre yabancı bir servis, Türkiye'deki elemanları aracılığıyla yaptı'' dedi.

Savcının ''Ne yaptılar size?'' sorusuna Ersoy, ''Bunu teknik olarak anlatmak çok zor. Elektromanyetik cihazlarla, hassas dinleme araçlarıyla yapılır. Türkiye'de bu konuda birçok mağdurla konuştum. Zihin kontrolü konusu belli bir servis tarafından uygulandığı halde maalesef gizleniyor. Bu konuda savcılığa yapılan başvurular da bu nedenle ciddiye alınmıyor. Savcılığa müracaatta bulundum, ama delillendiremediğim için takipsizlik kararı verildi'' yanıtını verdi.

-''SİZE NE YAPTIRIYORLAR''-
Savcı Pekgüzel'in, ''Size ne yaptırıyorlar yani?'' demesi üzerine de Ersoy, kendi iradesi dışında yaptığı bir şey bulunmadığını, çok kontrollü bir insan olduğunu savunarak, ''Ama beni 7 gün 24 saat gözlem altında tuttular'' dedi.

Pekgüzel'in, ''İBDA-C'den Salih Mirzabeyoğlu'nun da bunu iddia ettiğini'' belirterek, ''Buna inanıyor musunuz?'' diye sorduğu Ersoy, zihin okumanın mümkün olmadığını, ancak bunu yapanların kişiye zihninin okunduğu mesajını verdiklerini, kişinin de düşüncelerini kontrol etmeye çalıştığını ve sonunda psikolojik rahatsızlık geçirdiğini savundu.

Konu : Uzaktan Beyin Kontrolü... 6/3/2009 ·
Günümüzde, Batı Dünyası’nda özellikle İngiltere’de ve A.B.D.’de gizliterörizm sıkça kullanılmaktadır. Bu terörizm, meselâ halka açık bir
mekânda bir bomba patlatılarak yüzlerce masum insanı ya da - doğru veya yanlış bir şekilde- suçlanan aşırı uçlardaki politikacıları öldüren veya yalanlayan tipte bir hâdise değildir.Bu hâdise temelde, çok sayıda masum insanın uzak bir bölgeden ferdî veya kitlesel olarak sistematik bir şekilde, fizikî ve ruhî saldırıya maruz kaldığı bir hâdisedir.Bu silâhların sahip olduğu esas güç, kurbanların saldırıya maruz kalırken, bunların dış kaynaklar tarafından yapıldığının farkında bile olmamaları ve bu sebeble de kendilerini koruyacak hiçbir imkâna sahip olmamalarıdır.Bu saldırılar, böyle bir saldırıdan hiç şüphelenmeyen kurbanlarda:

Hafif veya şiddetli baş agrisi, sinirlilik ve huzursuzluk, atalet ve bitkinlik, stres
Mide bulantısı uykusuzluk Göz hasarı, felç, saldırganlık ve öfke Paranoya ve panik atak, isteri, şizofreni, halisünasyonlar Hafıza kaybı, düzensiz düşünceler, karakteristik olamayan duygulanmalar
Tedirgin davranışlar, akıl karışıklığı, ümitsizlik Beyin ve sinir sistemi hasarı, kalp çarpıntısı, hızla ilerleyen kanser İntihara varan şiddetli depresyon
Gibi sayısız değişik emarelere sebep olabilir.

GERÇEKTE HERHANGİ BİR DUYGUSAL, ZİHNÎ VEYA DUYARLI ALGILAMA SUNÎ OLARAK OLUŞTURULABİLİR VE KİŞİ NEREDE OLURSA OLSUN UZAK BİR YERDEN OLUMSUZ YÖNDE MANİPÜLE EDİLEBİLİR (YÖNLENDİRİLEBİLİR).

Bu teröristler kimlerdir? Bunların toplumun masum ferdlerini gizli bir şekilde öldüren ve sakatlayan silahları nelerdir? Bu silâhların kullanımı niçin halkın bilgisi dışındadır?

Cevap basittir. Bu teröristler, gerçekte İngiltere’de çalişan istihbarat ajanlaridir. Evet bu doğrudur. Bunlar büyük ihtimalle toplumumuzu terörist saldırılardan korumak için varolan aynı istihbarat ajanlarıdır.

İlk açığa çıktığında tuhaf ve inanılmaz olduğu kadar, şu bir gerçektir ki, bu silahlar mevcuttur ve toplumumuza karşı kullanılmaktadır. Bu gerçek kendilerine “psikotronik” saldırılar yapıldığını iddia eden çok sayıda kişinin iddialarıyla beraber tetkikler sonucu elde edilen delillerle desteklenmektedir. İngiltere’de, MIT (Askerî İstihbarat), M.D (Savunma Bakanligi), G.C.H.Q (Genel Haberleşme Karargahi), ve Menwith Hill, Nurth Yorkshire’de üslenen A.B.D. Ulusal Güvenlik A.B.D Ulusal Güvenlik Teşkilatı, Ingiliz halkinin üzerindeki bu gaddarca saldirilarin esas suçlularidir.

Bunların kullandığı silâhlar, “ticaret”te öldürücü olmayan silâhlar veya sessiz silâhlar olarak vasıflandırılmaktadır. Bu silâhlar yeni değildir. 50 yıldan daha uzun süredir bunlar operasyonlarda ve toplumun masum bireyleri üzerinde ve “mücadele”de kullanılmaktadır.

Rusya Ordusu, 50′li yıllar boyunca yüksek standartlı teknoloji kullanarak günümüzde “Psy-Ops Mücadelesi” olarak adlandırılan hâdisede ilk liderdi. Bu sessiz silâhlar Rusya Ordusu tarafından kendi ülkelerini savunmak için geliştirildi. Fakat bunlar durumdan şüphelenmeyen Rus halkı üzerinde deneyler yapılarak mükemmelleştirildi.

Bu aşiri olumsuz ve otoriter anlayiş dünyada “sessiz silâh” teknolojisinin liderleri olan ve bunu inanilmaz seviyede geliştiren Ingiliz ve Amerikan askerî ve polis istihbarat ajanlarinin hiyerarşik yapisi içinde bugün hâlâ mevcuttur.

“UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ” İLE DAVRANIŞ DEĞİŞTİRME DENEYLERİ VE MEVCUT STATÜKOYU DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞAN İNSANLARA KARŞI

SUİKASTLER YAPILMASI İÇİN, GÜNÜMÜZDE BİRÇOK MASUM VE HABERSİZ İNSAN, KİTLESEL VEYA FERDÎ OLARAK BU ZİHNİYETİN NETİCELERİNDEN ZARAR GÖRMEKTEDİRLER.

DÜZEN TARAFINDAN İSTENMEYEN VE BU SEBEBLE DE GÖZDEN ÇIKARILAN İNSAN GRUPLARI OLABİLECEĞİ GİBİ, HERHANGİ BİR KİŞİ DE “İSTİHBARAT AJANLARI” TARAFINDAN “UZAKTAN BEYİN KONTROLÜ” DENEYLERİ İÇİN HEDEF OLABİLİRLER.

Bu hedefler içinde etnik azınlıklar da vardır. Fakat “hedefler” sadece bunlarla sınırlı olmayıp, psikolojik olarak dengesiz kişiler, mahkumlar, suçlular, yabancılar, cinsel sapmaları olanlar, uyuşturucu bağımlıları ve ölümcül hastaları da içermektedir.

SUİKAST TEŞEBBÜSLERİNDE BU SESSİZ SİLÂHLARIN ASIL KULLANILMA SAHASI, DÜZENİN STATÜKOSUNU BOZMAYA ÇALIŞAN VEYA ÇALIŞABİLECEK HERHANGİ BİR KİŞİYE-KİŞİLERE KARŞIDIR. BU, “HASSAS” SAHALARDAKİ -VE MEDYADA NORMAL OLARAK AÇIKLANAMAYAN- BİLGİLERE ULAŞAN VE BUNLARI AÇIKLAYAN KİŞİLERİ DE KAPSAR.

Askerî ve polis istihbarat personeli ve karanlık devlet görevlerinde çalışan fakat bu organizasyonların gerçek gündemini gören ve onların
hareketlerini sorgulamaya başlayan kişiler de suikast “hedefleri” arasında yer alır.
Buna misâl olarak, “intihar eden” veya “esrarengiz şartlarda” ölen 30 veya daha çok sayıdaki, Marcuni’de çalışan bilim adamları
gösterilebilir. Birçok araştırmacı, bu öldürülen bilim adamlarının, gerçekte, topluma karşı davranış kontrolünde kullanılan, “Uzaktan Mikrodalga Beyin
Kontrolü Teknolojisi”ni mükemmelleştirmeyi hedefleyen, “karanlık” hükümet projesinde çalışan kişiler olduklarına inanmaktadır.

Bu bilim adamlarının, insanlığa yapabileceği kuvvetli etkiden korkarak, kendi projelerinin gerçek gündemindeki hiyerarşilerini sorgulamaya başladiklarina inanilmaktadir. Bu bilimadamları, ironik bir şekilde, kendi geliştirdikleri “Uzaktan Beyin Kontrolü” silâhlarıyla sistematik biçimde suikasta uğradılar. Bir başka misâl, 80′li yıllarda nükleer silâhlara karşi protesto eylemlerinde bulunan Greenham Genel Kadinlari’na yapılan ve çok iyi bilinen gaddarlıktır. Bunların, barış protestoları esnasında, mikrodalga ışımayla, yanıkları, şiddetli baş agrilarini, göz hasarlarını, geçici felçleri ve kanseri de içeren çeşitli saldırı emarelerine maruz kaldıkları belgelenmiştir. Bunların bir çoğu saldırılar sebebiyle ölmüştür.

Halkın büyük çoğunluğu “davranış kontrolü” gayesiyle, kendilerine karşi bu silâhlarin kullanildigindan haberdar olmadigi için, bu, “Uzaktan Beyin Kontrolü Silâhları” çok güçlüdür. İsihbarat Ajanları bu gerçeği iyi bilmektedirler ve bu sebeble de, bu bilgiyi toplumun gözünden uzak tutmak için ellerinden gelen herşeyi yapmaktadirlar.

İstihbarat Ajanları bu gerçeği açıklamak isteyen kişilerin de itibarını yok etmek için çaba sarfetmektedirler.

Yıllardır askerî ve polis istihbaratı, “Uzaktan Beyin Kontrolü” silâhlarının varlığını inkar etmek için halka yalan söylediler.

A.B.D. Ordusu’nun “Körfez Savaşi” sırasında toplu halde Irak taburlarına karşı, “Uzaktan Mikrodalga Beyin Kontrolü Silâhları”nı kullandığı, medya (Discovery Kanalı) tarafından topluma açıklandı.

Daha da önemlisi son günlerde Channel 4 televizyonunda yayınlanan (Büyük Birader’in..…. Sevgisi İçin) isimli belgeselde, İngiltere istihbarat ajanlarının toplumun bir bölümünü bu silâhlarla hedef aldığı gerçeği gösterildi. İstihbarat ajanları bu öldürücü olmayan silâhların varlığını artık inkâr edememelerine rağmen, hâlâ bu silâhların, sürekli olarak ve artarak toplum üzerinde, “Uzaktan Beyin Kontrolü Deneyi”nin Davranış
Manipülasyon ve Suikast” için kullanıldığını inkâr etmeye devam edeceklerdir. Yalnızca toplumun büyük çoğunluğu sonunda bu gerçeği gördüğü zaman, bu askerî ve polis istihbarat hiyerarşisinin otoriteci ve vahşi zihniyetinin, toplumumuzu gizli olarak idaresi altına almasını önleyebilecek miyiz?.. “Uzaktan Beyin Kontrolü Silâhları”nın varlığı ile ilgili gerçek aydınlığa çıktığı zaman, bunların bizim masum toplumumuza karşı kullanılmasını ilgilendiren gerçek de ortaya çıkacaktır. Bu yalnızca bir zaman meselesidir. Sevgiye ve barışa doğru, içtenlikle,

Geoge Farquhar.
“Tüm gerçek üç safhadan gider:
Birincisi onunla alay edilir.
Sonra ona karşi şiddetle direnilir.
Sonunda o kendisini aşikâr olarak belli eder.” Schcpenhauer.

Dipnot: Birçok bilim adamı, Prenses Diana suikastının sadece, İngiliz ve Fransız istihbarat işbirliği ile yürütüldüğünü değil, fakat “başariya” ulaşmak için ve “başari” süresince, “Uzaktan Beyin Kontrolü Silâhları”nın sinsice yaygın olarak kullanıldığı konusunda iknâ olmuştur.

Waco: “Büyük Yalan Devam Ediyor” video belgeselinde, 130 erkek, kadın ve çocuğun sistematik olarak F.B.I. / B.A.T.F. ortak operasyonuyla katledildikleri zaman, Waco Teksaitak, “Davidien Tarikatı katliamı”nda kullanılan üç ayaklık “Uzaktan Beyin Kontrolü Silahları”nı göstermektedir. Bu gerçeklerin delili “Özgürlük Projesi/Project Freedom” websitesinde sunulmaktadır.
kaynak

Zihin Nasıl Kontrol Edilir?

İnsanları kontrol etmenin verdiği haris tamahın iç gıcıklayıcı baskısı, eh bir de konunun "esrarengiz" yapısı "zihin kontrolünü" müthiş çekici yapmakta.

Neler yok ki bu dosyada. Tek kelimeyle tetik çekenler, hayvanları silaha dönüştürenler, ezoterik bilgiler, gizli servisler ve daha neler neler!

Günümüzdeki alt kolları birer ahtapot gibi yerküreyi saran "psikolojik" operasyonlar için, çok ama çok eski dipnotları var. Hasan Sabbah´ın Haşhaşi Tarikatı´nda, müritlerin, haşhaş etkisiyle intihar ve suikastları kolayca yapmaları gibi. Size ne ifade eder bilemeyiz, ama "cennete" inandırılan Haşhaşinler, mutlulukla ölüme/öldürmeye koşuyorlardı. Bu tarihsel olayın etkileri öyle derin oldu ki, günümüzde suikast anl* gelen İngilizce "assassination" kelimesi bile "haşhaşin"den türetildi.

Amerika´nın boynuzları "ustasını" geçse de, gerçekte kötülüğün kaynağı bir zamanların "Şeytan İmparatorluğu"na gidiyor... Soğuk savaşın "Demir perde" arkasında kalan laboratuarlarında, "pis savaşlar"ın akla ziyan "zihin savaşları"na giden yolu açan etikette yazılı dört harf var. SSCB... Yani, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği!

Günümüzde bazı çok basit sorular sorulabilir. "İnsan zihni nasıl kontrol edilebilir?" gibi, "Peki ama ne için?" gibi. Bilinen o ki, masum bilimsel meraklar, kısa sürede tehlikeli fantezilere yol açabiliyor. "Askeri, politik ve istihbarat alanlarında "zihin kontrolü" yapılması örneklenebilir. Niyet masumdu başlangıçta. Zihin kontrolü ile hastalıklar tedavi edilebilirdi. Ancak "soğuk savaş" ve devamındaki yıllarda masumiyet yitirildi. Sonuç dramatik.

Konu zihin olunca, psikoloji ve psikiyatri ivme vermiş. Hemen ardından parapsikoloji, dinsel motifli uygulamalar, medyumluk, duru görü, 6. his, 7. his, 8. his (17´ye kadar gidiyor), uyuşturucular, vücuda elektronik implantlar takılması, enerjinin tahrip amacıyla hedeflere yöneltilmesi, radyasyon, duyu azaltılması, hipnoz, propaganda teknikleri, beyin yıkama vb. kavramlar virüs gibi yayılmış gizli merkezlerde. Alt başlıklar böyle olunca, derinliği ve çapı bilinmeyen bir alana milyonlarca dolar, yüzlerce proje ayrılmasının sonuçları pek iyi olmamış. Bugün hangi tehlikeyle karşı karşıya insanlık?" derseniz eğer...

Beatiful Mind!..

İlk bilgilerin izi 20. yüzyılın ilk çeyreğine, SSCB´de, Prof. Vassiliyev´in l930´larda yaptığı araştırmalara kadar sürülebiliyor. Onun ulaştığı bilgiler, "Zihin Telkini Tecrübeleri" adı altında l962 yılında yayınlandı. Vassiliyev, çalışmalarını, telepati yoluyla düşüncelerin beyinler arasındaki nakline yöneltmişti. Vassiliyev, ruhen hasta olan İvanovna ve Fedorova isminde iki denek üzerinde çalışmaya başlar. Deneklere beyin dalgaları, cilt direnci ve diğer biyolojik fonksiyonlarını ölçecek aletler bağlayıp, telkinle hipnoza sokar. Önceleri ayrı ayrı odalarda, sonra da uzak mesafelerde transa giren deneklerin düşünce yoluyla birbirlerine gönderdikleri mesajlar kaydedilir.

İki kadının kurşun levhalardan bile geçen telepatik zihin dalgalarını izleyen Vassilyev, ruhi olayları mekanik görüşe bağlayamayınca endişelenir. Çünkü tanrıyı reddeden rejim açısından geçerli bir açıklama yapma olanağı yoktur. Önceleri deneklerin trans halini şartlı refleks olarak değerlendiren Vassiliyev, değişik insanlarla deneyi tekrarlar. Sonuç aynıdır. Tüm deneklerde önce şuur kaybı olur, sonra transa girerler. Denekler arasındaki uzaklığı 1.500 kilometreye kadar çıkaran Vassiliyev, neticenin değişmediğini görür. Telepatik iletişim sürmektedir.

Vassilyev uyuşturucu ilaçlarla da deney yapar. Meskalin verdiği bir kızdan, sekiz kutunun içine yerleştirdiği pamuklara sarılı cisimleri tanımlamasını ister. Denek, üzerinde Moskova Merkez Postanesi´nin bulunduğu resimli pulu; "Bu koca taştan binayı kutu içine nasıl soktunuz" olarak tanımlar.

Sovyetler işe koyuluyor!

SSCB´de, 1970 başlarında 20´den fazla laboratuar kurulur. Sovyet Bilimler Akademisi sayısız deney gerçekleştirir. Parapsikolog Naumov´un o tarihlerdeki açıklamaları, masum bir bilim adamının görüşlerini yansıtıyor gibidir;

"Biz, insanda şuur dışı gerçekleşen bir haberleşme sistemini bulmak üzereyiz. Bir insan, normal şuuru dışında başka bir insanı etkileyebilir mi? Bu telesomatik akımların yayılmasına neden olan şartlar neler? Bu telesomatik akımlar belirsiz bir boyutun bilinmezliği içindedir. İşte bu bilinmeyen enerji üzerinde yapılacak çalışmalar beşeri münasebetleri mükemmel bir ahenk içine sokabilir."

Bu iyi niyetli açıklamalar, gün gelecek dünyanın en güçlü ülkeleri arasında keskin rekabet yaratacak; milyonlarca dolarlık bütçeleri tüketecek, gizli belgelerin sayısı milyonları, gizli operasyonların sayısı da yüzleri aşacaktır. Asıl trajik ve korkutucu olan ise bu "bilim dalında" ortaya çıkacak buluşlar ve dehşetengiz uygulamalar olacaktır bundan böyle. Bir zamanlar "çiçeği burnunda" bir bilim dalı olarak kabul gören parapsikoloji artık askeri ve istihbari alanda kullanılmaya başlayacaktır. Zihnin okunması ve kontrolü çağı başlamıştır artık...

Hijyenik fikirler: Beyin yıkama...

Haber alma örgütleri tarafından uygulanan beyin yıkama yöntemleri, bir çeşit "zorunlu hipnotik trans. CIA tarafından yayınlanan gizli bir raporda, soğuk savaş döneminde KGB´nin beyin yıkama ve insan eğitme yöntemleri incelenmiş. Yani insanlardaki savunma sistemi nasıl yıkılır, yeni model insan nasıl yaratılır.

Beyin yıkama yöntemleri, SSCB´de rejim muhaliflerine uygulandığı gibi, rejimle tam bir uyum içerisinde, birer robot gibi çalışabilmeleri için gönüllülere de uygulanmış. Böylece, rejimin istediği insan tipini yaratmak; insanları, gerektiğinde bir terörist, bir sabotajcı gibi eğitmek amaçlanmış.

CIA eski başkanlarından Richard Helms; Watergate soruşturmasında Warren Komisyonu´na şu açıklamayı yapıyordu; "Yapılan araştırma göstermiştir ki, SSCB kendi sisteminin isteklerine uygun politik görüşe bağlı olacak, halkının davranışlarını düzenleyebilecek bir kontrol teknolojisi geliştirmeye çalışmaktadır. Bundan böyle aynı teknoloji, bilgiler kodlanarak insan hedeflerine yöneltilebilecektir. Ve bu, insan zihinleri harbi olacaktır."

CIA raporlarında, ABD´deki yeni tip bir casusluk şebekesinden de söz edilir. Buna göre; hipnoz, telapati, düşünce okuma ve düşünce nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltını etkileyerek, düşüncelerini KGB´nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışıyor. Ajanlar, çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfuz ederek, bunları, konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek istiyorlar.

Aynı raporlarda; Sibirya´da, beton sığınaklar içinde oluşturulan nükleer infilak etkisinin, bir grup yetenekli psjiko-süje tarafından, istenilen hedeflere zihinsel olarak nakledildiğinden söz ediliyor. Raporda, Sovyetler´in laboratuvarda ürettikleri bakteri türlerini kullanarak, psişik süje yardımı ile ve zihin yoluyla çok uzaklarda hastalık çıkarabildikleri anlatılıyor. İnanılmaz gibi, ama bu işlemler için askeri hedefin fotoğrafını kullanmak yeterli olmakta. Öyle ki, 1963 yılında kaybolan ABD Nükleer Denizaltısı Tehresher´in, bu yolla batırıldığı dahi söyleniyor.

Demirperde ülkelerinden Bugaristan, daha 1960Prof. Dr. Lozanov başkanlığında oluşturduğu "Telkinbilim ve Parapsikoloji" kurumunda; zihin kontrolü, zihinsel şifa, retina ötesi görme, süratli öğrenme (saggestoloji) çalışmaları başlatır. Çekoslavakya´da ise, psikotronik adı altında yapılan bilimsel çalışmalar; telepati, telegnosis ve psikoknesis üzerinde yoğunlaşır. Çekler işi o kadar ciddi tutarlar ki, Çek Bilimler Akademisi çalışmaları destekler, Charles Üniversitesi Nörofizyoloji Bölümü deneylere yardımcı olur. Günümüzde bu tür kurumların en ünlüsü, ABD´de, direkt Beyaz Saray´a hizmet veren "Zihin Araştırmaları Merkezi"dir.

Ezoterik bilgilerden parapsikolojiye

Tibet Budizmi, Zen Budizmi, Sufizm ve Yoga gibi öğretilerin içerikleri, Batı da tam anlamıyla bilinmiyor. Bugün, zihnimizin normal çalışmasının dışında, sezgiye dayanan bilince sahip olduğumuz kabul ediliyor ve insanın akıl ile sezgiye dayanan kabiliyetleri arasındaki fark inceleniyor. Dini ve mistik batıni sistemlerdeki meditasyon ve vecd ise batıda yeterince bilinmiyor.

Bugün modern bilimin ortaya koyduğu madde ve enerji kanunları, medeniyetimizi oluşturuyor. Ancak bu kanunlar yalnızca maddeye ilişkin ve canlıların duyumlar dışı yeteneklerine cevap bulamıyor. Bu nedenle, bir grup bilim insanı metafizik ve mistik öğretilerden yola çıkarak, dünya yaşantısının bir hayalden ibaret, bir rüya hali olduğundan yola çıkarak sezgileri inceliyor.

Yeni bir bilim dalı olarak kabul edilen ve giderek gelişen Parapsikoloji, eskinin batıni öğretileri ve bilgilerini, modern-teknolojik cihaz ve vasıtalarla inceliyor. Londra Üniversitesi King´s College Matematik Profesörü John G. Taylor, The Shape of Minds to Come (Zihnin Gelecekteki Şekli) adlı kitabında şöyle diyor;
"Zihin ihtilalinin yarı yolunda bulunduğumuz anlaşılıyor. Daha parlak gelişmeler olacak. Zihnin yeni anlayışı; insanın hislerini, hareket tarzlarını yahut zekasını kontrolde güçlü metotlar meydana getirdi. Biz şimdi birçok zihin halini, hemen hemen bütünüyle, fiziki vasıtalarla kontrol edebiliyoruz."

Parapsikoloji terimi ilk kez 1880 yıllarında Dessouir tarafından kullanılmış. Normal yaşantımızda karşılaştığımız, ancak mevcut müspet bilgilerimizle açıklanamayan ruhi olayları tanımlayan bir terim. Parapsikoloji bugün; beş duyumuzun dışında, bazı olayları sezebilmek, etkileyebilmek ve geleceğe, geçmişe ait bazı şeyleri anlamaya yardımcı olan bir bilim dalı haline gelmiş bulunuyor.

Parapsikoloji´nin, ABD ve dünyada yayılmasındaki en etkin isimlerden birisi olan Dr. J.B.; bir insanın duyumlarını kullanmadan, dış dünyadan ve diğer insanların zihinlerinden bilgiler alabileceğine inanıyordu. Yani "Duyumlar Dışı Algılama".

CIA devreye giriyor

New York Times Gazetesi´nin l6 Temmuz l977 tarihli sayısında şöyle bir haber yayınlandı; "ABD, insanlığı esir edebilecek görünmez silahlar geliştiriyor." Bir yıl sonra, Arizonalı gazeteci Walter Boward, "Operation Mind Control" (Zihin Kontrol Harekatı) adıyla yayınladığı kitabında ciddi suçlamalarda bulunuyordu;

"CIA tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler, ABD hükümetinin uyguladığı çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar; hipnoz tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik mikrodalgalar ve alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi, davranış değişiklikleri terapisidir.

CIA, psikolojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini geliştirmeyi başarmıştır. Bu yöntemlerle, yeni tip bir harbe girişmesi mümkündür. Bu savaşın görünmez muharebe sahası insan zihnidir. Parapsikoloji silahları devletler vatandaşlarını kendi ideolojik ve politik sistemleri içinde tutmak için veya diğer ülke insanlarının zihinlerini etkileyerek değiştirmek ve kendi gayelerine uygun yönlendirmek amacıyla kullanacaklardır."
En hayret edilecek konunun, milli güvenlik etiketi altında zihin kontrolünün araştırılması olduğunu vurgulayan Boward, kitabında zihin kontrolü için uygulanan "MKUTRA Projesi"ne de değiniyor;

"Senato istihbarat komitesine; Amiral Turner, ´CIA uyuşturucu ilaç deneylerini durdurdu´ demiştir. Sorulmadı ve kendisi de zihin kontrol projelerinden bahsetmedi. Amiral Turner, zihin kontrol harekatının durdurulduğunu söylemedi, yalnızca deneyler durduruldu" dedi.

Günümüzde insanların zihnine çeşitli araçlarla (gazete, kitap, radyo, internet ve televizyon) ulaşma imkanı sınırsız ve kontrolsüz bir halde. İnsan denilen biyolojik varlık, çok kolay programlanabilmekte. Okült (batıni, gizli) bir bilgi olan tekno-maji´nin (teknik büyü) sırları da son 300 yıl içinde insanlar tarafından çözülmüş durumda. Bu bilgi yığını korkunç silahları da beraberinde getirdi.

Teknokrat, bilim adamı ve askerlerden oluşan bir grup, bu güçlerin kontrolünü şimdi elinde bulundurmakta. Son 25 yıl, parapsikoloji ve psikotronik gibi adlar altında psikomaji´nin (ruhsal büyü) uygulama alanına konulduğu yıllar oldu. Hedef insan zihinlerini kontroldür. Geleceğin insanının-hatta günümüzün-kaderini; psikologlar, psikiyatristler, nörologlar, nörobiyologlar, biyokimyacılar, kuantum fizikçileri çiziyor."

Blue Bird!

CİA; Sovyet, Çin ve Kuzey Kore´nin zihin üzerindeki çalışmalarına karşı ilk programı 1950´de "Blue Bird" (Mavi Kuş) adıyla hayata geçirdi. Sonraki her gelişme Mavi Kuş´un kanatları altında serpildi. Bugün ilgilenenlerin elinde, CIA´in 1953´te Güvenlik Bürosu, 1962´ye değin Teknik Servisler Kadrosu eliyle yürüttüğü kirli projelere ilişkin 215 bin sayfa doküman var. Ancak bunların tamamı, işin finansal yönüne ilişkin ipuçlarından ibaret. Öze ilişkin kayıtların miktar ve içeriği bilinmiyor, nedeni bu döneme ait tüm belgelerin imha edilmiş olması. Yine de işin içinde yalnızca CİA´nin değil; ABD Savunma Bakanlığı, askeri kurumlar, Avrupa´daki bir çok bilimsel kuruluş ve özel laboratuvarların da bulunduğu anlaşılıyor bu dokümanlardan.

CIA´in başlangıç çalışmaları parlak sonuçlar verdi. İnsan davranışlarını ve dengesini kimyasal yöntemlerle zayıflatmayı amaçlayan bir ekip, "Scopaline, Barbiturates, Peyote, Mariyuhana ve Mescaline" türü maddeleri kullanarak "gerçek serumu" üretmeyi planladılar. Ekip bununla da kalmayıp, "Beyinlerarası Radyo-Hipnotik Kontrol" projesinin ilk adımlarını da attı. İnsanların içine, onları kontrol edecek küçük alıcıların yerleştirilmesi idi projenin görünmez yüzü. Ve zamanla insanların kobay olarak kullanıldığı projelerin efsaneye dönüşecek isimleri ardı ardına belirginleşmeye başladı; MKULTRA, MKSEARCH, MKACTION ve ARTICHOKE.

MKULTRA...

Sayılan projelerden MKULTRA´nın ne olduğunu bilmek, bu konuda neden korku duyulması gerektiğini yeteri kadar açıklıyor. MKULTRA´da yalnızca uyuşturucular üzerinde çalışılmıyor. Duyumda azaltma, dini cemaatler, mikrodalga deneyleri, psikolojik şartlanma, psiko-cerrahi, beyin nakli gibi pek çok araştırma yapılıyor proje kapsamında.

MKULTRA´da tamamı gizli bütçelerden finanse edilen 180´in üzerinde alt proje bulunuyor. Ana proje çatısı altında kimyasal, biyolojik ve radyolojik maddelerin insan hareketlerini kontrol etme amaçlı ve gizli operasyonlarda kullanılmasına yönelik bir seri araştırma yapılıyor. Kâğıt üzerinde 1964´te sona eren projenin 1970´lere kadar sürdürüldüğü biliniyor. Tüm belgelerin 1973´te yok edilmesi nedeniyle projenin tamamı soruşturma ve kovuşturmalardan sıyrılmayı başardı.

"Duyu Ötesi Algılama"; insanın gelecek, geçmiş veya şimdiki zaman hakkında, bilinen beş duyuyu "kullanmaksızın" bilgi edinebilmesine deniyor. Yani "6.his"ten başlayarak! 1970´lere kadar parapsikolojik bir altyapı mevcutsa da, bu tarihten sonra "psişik" çalışmalar çok daha kalibreli, geniş ve tehlikeli bir boyuta tırmanıyor.

Örneğin, ölülerden istihbarat temini için medyumlardan faydalanıldığı, bunlara bütçe ayrıldığı biliniyor. Bunlar ABD´de olanlar. Ya Sovyetler?

1975 yılına gelindiğinde, Sovyetlerin bu alandaki faaliyetlerinin gideri 300 milyon Ruble´yi aşmıştı. Bu rakam tek başına işin ciddiyetini gösteriyordu. Ancak ABD için buradaki problem farklıydı. CIA istihbarat alamıyordu ve kongreyi bu alana yatırım yapmaya ikna edebilecek delillerden yoksundu. Yine de konuyu NSA´ye taşıyarak gerekli desteği aldı.
1971´de "duru görü" üzerine çalışmalara başlandı. Bio-insanın klasik 5 fiziksel duyusunun dışındaki bilgiyi organize edebilmek için ek algılayıcılara sahip olup olmadığı araştırılıyordu ve bu başarıldı. Uzmanlara göre, insanın tam 17 tane farklı duyusu vardı ve projeler, deneyler ardı ardına hayata geçiriliyordu.

Bugün için söylenecek çok fazla şey yok ne yazık ki. Yöntem ve pratiğin daha sarsıcı hale gelmesinin, ya da uygulama alanının daha tehlikeli çapa erişmesinin kaygıları artırmaktan başka bir önemi yok. Çünkü ilkel haliyle de olsa, bir grubu ya da bir ülkedeki tüm insanları topyekûn etkileyebilecek de olsa "zihin kontrolü" lanetli bir iş. "Uluslararası Af Örgütü" de tam olarak bunu söylüyor zaten:
"Bireyin kendi zihin kontrolünü sağlama yetisine zarar verilmesini, düşünce kontrolü ve beyin yıkama bahsinde yer alan bir ahlaki suç olarak ele alıyoruz. Zira bir insanın zihni yetilerini bozmayı ya da yok etmeyi hedefleyen herhangi bir sorgulama ve uygulama prosedürü, yaygın olarak kabul edilen fiziksel işkence sınıflandırmaları kadar insanlık dışıdır."
kaynak
 

İnci

Kıdemli
Üye
ASELSAN ölümleri 'casus' dosyasında!

Kayıtlara intihar olarak geçen ASELSAN’da 3 mühendisin kapatılan dosyaları Ankara Cumhuriyet Savcılığı’ndan istendi.

İstabul Organize Şube Müdürlüğü, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla 2006 ve 2007 yıllarında kayıtlara intihar olarak geçen ASELSAN’da milli projelerde görevli 3 mühendisin kapatılan dosyalarını Ankara Cumhuriyet Savcılığı’ndan istedi.


Askeri casusluk ve şantaj iddialarıyla ilgili operasyonu yürüten İstanbul Organize Şube Müdürlüğü, ASELSAN’da görevli Hüseyin Başbilen, Halim Ünsem Ünal ve Evrim Yançeken adlı mühendislerin kayıtlara intihar olarak geçen ölümlerini mercek altına alıyor. İstanbul Polisi, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla Ankara Cumhuriyet Savcılığı’ndan şifre çözümü alanında uzman 3 mühendisin kapatılan dosyalarını istedi.

HÜSEYİN BAŞBİLEN:

ASELSAN’da makine mühendisi olarak görev yapan ODTÜ mezunu 30 yaşındaki Başbilen, 7 Ağustos 2006 günü Ankara Pursaklar Ayancık yolu üzerinde otomobilinde ölü bulundu. Otomobilin ön sağ koltuğunda, bir intihar mektubu ve Başbilen’in alyansı ile ucu kanlı bir falçata vardı. Jandarma tutanağında Başbilen’in sol bileğinde iki, boynunun sol tarafında da iki santimetre falçata kesiği olduğu belirtildi. Ölüm nedeni ise kan kaybı olarak gösterildi. Jandarma tarafından otomobilde bulunan çantada, Başbilen’in üzerinde çalıştığı milli tank projesiyle ilgili sunumların olmadığı görüldü. Başbilen ölümünden 3 gün sonra, ASELSAN’da, Türkiye’nin savaş teknolojisinde dış bağımlılığını ortadan kaldıracak çalışmalarına ilişkin bir sunum yapacaktı. Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki üst rütbeli subaylarla uzun süredir ‘milli tank’ projesi üzerinde çalışıyordu. 10 yıl ASELSAN’da görev yapan ve birçok projenin içinde yer alan Başbilen, özellikle suikast silahı ‘Kanas’ üzerinde uzmanlaşmıştı. İmza attığı projeler arasında F-16 savaş uçaklarında sinyal kırıcı sistemi de bulunuyordu.

HALİM ÜNSEM ÜNAL:

Elektrik Elektronik Mühendisi Halim Ünsem Ünal’ın cesedi 17 Ocak 2007 günü Ankara Eymür Gölü kenarında bulundu. Otopside Ünal’ın kafasına sıkılan tek kurşunla öldüğü bildirildi. Ölümü savcılık kayıtlarına ‘intihar’ olarak geçti.

ODTÜ’den 2000 yılında ‘şeref öğrencisi’ unvanıyla mezun olan Ünal, F-16 savaş uçaklarının modernizasyonuyla ilgileniyordu. Yurtdışında savaş teknolojileri alanında çalışan şirketlerden iş teklifleri alıyordu. ASELSAN’ın yan kuruluşu Mikes, Ünal’ı 2011 yılına kadar Amerika’da kalarak Türk-Amerikan ortak yapımı F-16 savaş uçaklarının modernizasyonunda çalışması için görevlendirdi. Düğününden birkaç gün önce cesedi bulunan Ünal öldüğü gün, savunma sanayii ile ilgili bir seminere katılacaktı.

EVRİM YANÇEKEN:
ODTÜ mezunu elektrik mühendisi Evrim Yançeken, 26 Ocak 2007’de Ankara Batıkent’te oturduğu binanın arkasında ölü bulundu. 26 yaşındaki Yançeken’in oturduğu apartmanın 7. katından atladığı kayıtlara geçti. “Artık dayanamıyorum. Psikolojim çok bozuldu. İntiharımdan kimse sorumlu değil” yazan bir intihar notu bulundu.

ŞİFRE ÇÖZÜMÜ YAPIYORLARDI

ODTÜ mezunu olan mühendislerin ortak özellikleri ise şifre çözücü olmalarıydı. Hüseyin Başbilen, Halim Ünsem Ünal ve Evrim Yançeken, özellikle şifre çözme konusunda uzman mühendislerdi. Uçak tanıma sistemlerinin ‘millileştirilmesi’ ve ABD güdümlü elektronik sistemlerinin kontrol dışı bırakılması çalışmalarını yürütmüşlerdi. Üç mühendisin üzerinde çalıştığı en önemli proje ise Amerika’nın elinde olan sattığı silahların kontrolünü 6 ayda uçak tanıma sistemiyle çözdü. ABD’nin uydular aracılığıyla gönderdiği sinyallerle savaş araçlarını saf dışı bırakma sistemini de çökertti. (Habertürk)

Bu davalarıda ergenekona bağlarlarsa hiç şaşırmayacağım.:(
 
Z

Ziyaretci

Ziyaretci
Geçen hafta Aselsan da mühendis olarak çalışan Erdem Uğur’un da evde ölü bulunması dünya medyasının ilgisini Aselsanda ki ölümlere çekti. Aselsan mühendislerinin şüpheli ölümleri İspanyol basınında tartışılmaya başlandı.

Ülkenin önde gelen gazetelerinden ABC, "Türkiye’de neden askeri araştırmacılar ölüyor?" başlığı ile yayınladığı haberinde mühendis Erdem Uğur’un ölümü ile birlikte askeri araştırmaların yapıldığı ASELSAN’da 2006 yılında bu yana ölen araştırmacı sayısının 6’ya çıktığı belirtildi. Adli Tıp raporunda Erdem Uğur’un gaz zehirlenmesinden öldüğünün açıklandığını vurgulayan gazete, aynı şirkette son 8 yıl içinde peş peşe görülen ölümlerin tesadüf olamayacağını savundu. ABC gazetesi, ilk önce 31 yaşındaki kriptoloji uzmanı Hüseyin Başbilen’in boğaz ve bileği kesilerek öldüğünü yazdı. Haberde, şöyle denildi: "Ardından 2007 yılında 29 yaşındaki mühendis Halim Ünsem Ünal babasına ait olan bir silahla kafasına sıktığı tek kurşunla intahar ettiği belirtildi. Bu olaydan 8 gün sonra ise diğer bir mühendis, 28 yaşındaki Evrim Yançeken evinin balkonundan kendisini aşağı atarak kendisini öldürdü.

Askeri araştırmaların yapıldığı ASELSAN’daki şüpheli ölümler bununla da sınırlı kalmadı. Aynı yılın Ekim ayında bu seferde askeri görevde bulunan Bilgisayar mühendisi Burhaneddin Volkan silahı ile intahar ettiği kayıtlara geçti. Volkan’ın kısa bir süre önce evlendiği ve psikolojik tedavi aldığı kaydedildi. 2013 yılında ise diğer bir mühendis Hakan Öksüz bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Kaza şüpheli bulundu çünkü Öksüz’ün üzerinde hiçbir kimliğe rastlanmadı." İspanyol ABC gazetesi, ASELSAN’da peşpeşe gelen şüpheli ölümlerin İran’da nüklüer araştırmalar yapan bilimadamların ölümlerine benzediğini öne sürerek Türk yetkililerin bunları sürekli resmi ağızdan intahar demesine rağmen bu açıklamalara halkın pek fazla itibar etmediğini ifade etti. Türkiye’de insanların bu ölümlerin arkasında gizli askeri projelerin yapılmasına izin vermeyen güçlerin olduğuna inanmaya başladığınada yer veren ABC gazetesi, dönemin başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu ölümlere el atacağım sözü vermesine rağmen henüz ilerleme katledilmediğini hatırlattı. (DHA)
 
Z

Ziyaretci

Ziyaretci
CHP aselsandaki intihar olaylarının araştırılması için önerge hazırlayıp meclise sunmuş ve aselsan intiharlarının araştırılması önergesi HDP ve AKP milletvekilleri tarafından reddedilmiş.
 

karafetva

Tecrübeli
Üye
Feridun Dengizek isimli üst düzey yönetici Hüsyin Başbilenin zamanında yanlarında staj gördüğünü ve zeki birisi olduğunu anlatıyordu...

Ayrıca ismi geçmeyen birisi daha vardı. Bir bayan. O da kocası cuma namazına gittiği esnada kendisini banyo kalorifer peteğine asarak intihar ettiği şeklinde haber aldık ailesinden. Bilkent Burslu Elk/Elektronik.. O zamanlar Türkiyenin en yüksek puanlı bölümüydü. Ve gizli proje yürütmekteydi bildiğimiz.
 
Ü

Ümit Edikli

Ziyaretci
Dünyadaki bütün sistemlerin ve doğanın çalışma prensipleri matematiksel olarak rezonans frekansından geçmektedir. Hayattaki herşey titreşim ve rezonans frekansı ile alakalıdır. Herhangi bir konuda başarılı olmak istiyorsanız titreşim sayısını artırmalısınız. Hayattaki titreşim sayısı bir konu hakkındaki deneme sayısıdır. Amaçladığınız bir alandaki deneme sayısı kendinizin hayattaki rezonans frekansıdır. Tabiki titreşimin dalga boyuda önemlidir.İyonlar ve elektronlar uzay ortamında yani havasız ortamlarda çapları büyüktür. Atmosfer ortamında ise çapları çok küçüktür ve enerjilerini çabuk kaybetmeye mahkumdurlar. Frekans ne kadar artarsa bobin üzerinden o kadar hızlı yüklü parçacıklar kopar. Yükselen elektrik etkisiyle bobin üzerine sığamayan yüklü parçacıklar hızlı bir etkiyle dışarıya kayar. Yüklü parçacıklar ne kadar hızlı atılırsa o kadar sürede etkisini atmosferin zararından dolayı yitirmeden uzağa ulaşabilir. Bu şekilde telsiz yayınlarının mesafeleri belirlenmiş olur. Bobine yüklenen voltaj miktarını yüklü parçacıklar taşır. Buda telefonlarda ve telsizlerde SAR değerini belirler. Yani kopan pozitif ve negatif yüklü parçacıkların enerjileri ile orantılıdır. Dalga boyu titreşimin şiddetini belirler. Denemelerdeki tecrübe miktarı ve çalıştığınız alandaki kararlılığınızdır. Sesde havayı titreştiren bir frekans içerir. Bu frekans duyulmayacak kadar yüksek ise ve aynı zamanda bu frekansa enerji yüklerseniz ki bu gücün voltaj etkisiyle artırılması ve uygun çok ince kesit alınmış ama yüzeyi büyük bir kuartz kristali ile mümkündür. Böylece ultrasonik diğer anlamda akustik saldırılar yapılabilir. Uzun bir süre bu frekansın odağına kalan bir kulak zarar görür. Çünki bu frekansta titreşen bir kulak zarı buna bağlı görev yapan hücreleri bozar. İnsan beyni mantıklı dizilim yapılmış frekansa sahip bilgi aktarımı ile programlanabilir. Kadın sesinin frekansı yani titreşim sayısı daha yüksektir. Bu yüzden kadınların etki alanları erkeklere göre daha yüksektir.
Yüksek frekans eşittir yüksek hız. Bir insana yüksek frekansa sahip ve yüksek enerji yüklenmiş odaklı sinyaller gönderilirse bu o kişinin intihara eğilimini artırır. Bu sebebten yüksek frekansların olduğu yoğun sinyal alanlarında mutsuzluğu, kavgaları ve gerginliği artırır. O bölgede yaşayan insanlar daha mutsuz ve huzursuzdurlar her zaman. X ışıması yada yüksek frekanslı radyo ve gsm ışımaları hep bu katagoridedir. Hız arttığında maddelerin ve enerjilerin davranışları değişiklik gösterir. Mikroişlemciler düşük hızda olsaydı hiçbir iş yapamazlardı. Frekans arttığında etkinlik artar. Bütün enerjiler uygun şartlar oluştuğunda çok az kayıplarla birbirine dönüşebilir. Bunun için uzay ortamı ideal koşuldur. Uzay ortamı yerçekiminin olmadığı sürtünmenin olmadığı havasızlık ortamdır. Bu ortam dünyada da oluşturabilir. Ümit Edikli 05.11.2017
 
Üst Alt