• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Aşağılık ruhlar

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 33
  • Görüntüleme 8K

Okunuyor :
Aşağılık ruhlar

B

bursali68

Ziyaretci
Merhaba,

konu din değilki,
Sn.TANSEL , " ha şunu bileydiniz "....Konu din değil de , ne diye iki de bir , olmadık şekilde alakası ilgisi olmayan konuları dine sokup çıkarırsınız...Bunu kendize sorun...Baktım yanıt veren , mesaj yazan arkadaşlar zaten dini olarak " algılamamış "....Ama siz konunun içine , ortasına gelmişsiniz kantarın topuzu gibi DİNİ SÖYLEMİ oturtu vermişsiniz....

Sonra da kalkıp bana yukarıdaki şu çok basit - gülünç / komik ve düzeyi düşük cümleyi...;

konu din değilki,
Söyleyebiliyorsunuz...Yeni mi dank etti AZİZİM...!!!

Sağlıcakla kalınız...
 

tansxx

Kıdemli
Üye
selam ederim;

bu muhabbet uzar arkadaşım. din'in önce ne olduğunu sorgulayın ondan sonra diğer konulardan tecrit edin. edemezsiniz. din doğanın kanununda vardır. bütün konular gelir çatar doğruya dayanır. her iş eninde sonunda doğruya dayanır. yargı ve vicdan ve düşünce işin içine girer. doğru düşünce ye ulaşmak için din bir elektir.
 

mopsy

Emektar
Üye
Devletin bileşenleri

Merhaba

İster politik, isterse dinsel, sanatsal, ya da genel olarak herhangi bir kültürel yapı olsun, bir dizge kendi kavramlarının mantıksal olarak zorunlu bütünüdür.

Nesneldir,
onu çözümlemeye çalışan öznel bakış açısının ona kattıklarından ya da ondan sildiklerinden ayrı olarak yapılanmıştır.
Onu öznel amaçlara uygun olarak seçilen tekil fenomenlerinden ya da olgularından betimlemeye çalışmak geçersizdir.
Bir dizgede onun özüne ait olmayan sayısız olgu ya da görüngü gösterilebilir.

Ama
bunlar kendi başlarına bütünü açıklamada kullanılamazlar, onu temsil etmez ya da anlatmazlar.

Bir dinsel bütün ona bağlanan pozitif öğelerinin, olgularının ya da olaylarının terimlerinde kavranamaz.
Bir Devlet ona bağlanan pozitif olguların ve bileşenlerin terimlerinde kavranamaz.

"Duyunç Özgürlüğüne asla karışılamaz, çünkü bu bireyin doğal haklarının en önemlilerinden biri olarak kabul edilir. ...
Her birey istediğini düşünme, istediğine inanma, kendine özgü politik bir düşünceye sahip olma,
ait olduğu bir dinin gereklerini yapma ya da yapmama hak ve özgürlüğüne sahiptir.
Kimsenin düşüncesine ve duyuncuna egemen olunamaz.
Türkiye'de her yetişkin dinini seçmede özgürdür."
Mustafa Kemal Pasa
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Aydın kimliği bir matematikçi, bir fizikçi, bir sanatçı, bir felsefeci kimliği değildir. 'Aydın' aydın-olmayana karşı, Halka karşı Aydındır. 'Aydın' politik bir kategoridir, ve politikanın despotik yanına aittir. Kendini karşıtında, karanlık olanda tanımlar ve vareder. Böylece modern değil, ön-modern bir kategoridir. Aydın 85 yılda değil, 85.000 yılda da Demokrasiyi anlayamaz, çünkü kendi için Yurttaşın üzerindedir ve istenci Yurttaşın istenci olmalıdır, çünkü bu ikincisi onun için Özgür İstenç değil ama salt bir uyruk, bir 'vatandaş'tır.

Aydın istençsiz kitleler ve yığınlar için doğal önderdir. Aydın salt Aydın olduğu için, Yurttaştan daha çoğu olduğunu sandığı için politik despottur. Aydının modernleşme dediği şey dışsaldır, altyapısal ya da özdekseldir, çünkü modernleşmenin, gelişmenin, büyümenin saltık olarak Duyunç Özgürlüğüne, böylece Düşünme Özgürlüğüne dayandığını bilmez, çünkü kendisinde Duyunç Özgürlüğü ve Düşünme Özgürlüğü yoktur ve bilincinde olmayanı anlamayı ve tanımayı başaramaz. Ve hiçbir biçimde bilmediği birşeyi olamaz.

Kültürünü düşüncesiz, felsefesiz, bilimsiz tutmayı başaran Aydın gelişmediğini fizik yapmayarak, matematik, tarih, felsefe, sanat vb. yapmayarak, ama ideoloji yaparak, sevmeyerek ve nefret ederek, yok ederek tanıtlar. Düşüncesizliğini düşünmeyerek, Batıdan felsefeyi, bilimi, güzel sanatları değil ama yalnızca orada da Doğu despotizmine ait ideolojiyi alarak tanıtlar. Kültüründe taş üstüne taş koymaz. Kültüründe hiçbirşey onun değildir ve onu bir türev-kültür, bir alt-kültür, tarihsel bir önemsizlik yapar.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Özgürlüğünü yadsımak insan niteliğini, insanlık haklarını, giderek ödevlerini bile yadsımak demektir.
Herşeyden vazgeçen biri için bunun karşılığının ödenmesi olanaklı değildir.
Böyle bir vazgeçme insan doğası ile bağdaşmaz; ve istencinden tüm özgürlüğü kaldırmak
eylemlerinden tüm ahlakı kaldırmaktır.


Renoncer à sa liberté cest renoncer à sa qualité dhomme, aux droits de lhumanité, même à ses devoirs. Il ny a nul dédommagement possible pour quiconque renonce à tout. Une telle renonciation est incompatible avec la nature de lhomme, et cest ôter toute moralité à ses actions que dôter toute liberté à sa volonté.
Du contrat social

Jean-Jacques Rousseau

Savaş tüzesini dünyadaki başka her ulustan daha iyi anlayan ve daha çok sayan Romalılar bu konudaki titizliklerini öylesine ileri götürdüler ki, bir yurttaş kesin olarak düşmana karşı, ve adıyla şu ya da bu düşmana karşı savaşmaya söz vermedikçe bir gönüllü olarak hizmet etmesine izin verilmezdi. Popilius altında ilk hizmetini gören genç Catonun ait olduğu bir lejyon yeniden düzenlenirken, yaşlı Cato Popiliusa eğer oğlunun onun altında hizmetini sürdürmesini istiyorsa ona yeni bir askeri ant içirmesi gerektiğini yazdı, çünkü birincisi geçersiz olduğu için artık düşmana karşı silah taşıyabilmesi söz konusu değildi. Aynı Cato oğluna yazarak ona bu yeni andı içmeden savaşa gitmemeye çok dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Biliyorum ki Clusium kuşatması ve tek tek başka olaylar bana karşı alıntı olarak kullanılabilir; ama ben yasaları ve görenekleri alıntılıyorum. Romalılar yasalarını en az çiğneyen halktır; ve başka hiçbir halkın böyle iyi yasaları yoktu.

[1782 yayımında Rousseaunun elyazması.]

Birçok insan bir kenti bir site/yurt ile, ve bir burjuvayı/kentli bir yurttaş ile karıştırır.
Evlerin bir kent, ama yurttaşların bir site oluşturduğunu bilmezler.
Aynı yanılgı uzun bir süre önce Kartacalılara pahalıya patlamıştı.
Herhangi bir prensin uyruklarına yurttaşlar sanının verildiğini hiçbir zaman okumadım
giderek eski Makedonyalılara ya da özgürlüğe başka herkesten daha yakın olmalarına karşın bugünün İngilizlerine bile.
Yalnızca Fransızlar her yerde teklifsizce yurttaşlar adını benimserler,
çünkü sözlüklerinden görülebileceği gibi, anlamı konusunda hiçbir düşünceleri yoktur;
yoksa onu gaspetmiş, lèse-majesté suçunu işlemiş olurlardı; aralarında ad
bir erdemi anlatır, bir hakkı değil.
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Diktatörlük bütün bir toplumun İstencini silmek, onun üzerinde saltık Güç tekeli kurmaktır. Diktatörlük kurumu Roma Cumhuriyet döneminde çok ağır bunalım koşullarında uygulanırdı ve tüm yasama gücünü elinde tutan Diktatöre bu saltık yetki en fazla altı ay süre için teslim edilirdi
(Plutark).

Modern diktatörlüklerin o tarihsel biçim ile hiçbir benzerliği yoktur, çünkü özgürleşmeye başlayan toplumların bölümsel direncinin Zor ve Şiddet yoluyla bastırılması koşulu üzerine kurulurlar. Diktatörlük ancak bütününde boyun eğme kültürünün ötesine yükselememiş kitleler üzerinde olanaklı ve zorunludur. İstençlerinin, Duyunçlarının, Haklarının, Özgürlüklerinin bilinçsizi olan kitleler gerçekte kendilerini yönetme yetkinliğini taşımazlar. Diktatörlük bir bireyin fiziksel gücü değil, ama en sonunda bütün bir nüfusun tek bir bireyde yoğunlaşmış istencidir.

Dünya-Tininin, bütün bir insanlığın gelişimi kavramının bir çıkarsaması insanlığın henüz olabileceği insanlık olmamış olduğudur. Gelişimin henüz bu Ereğin ne denli gerisinde olduğunu ölçebilecek gerçek ölçüt insan doğası kavramı, Tinin özü kavramıdır. Tin entellektüel, etik ve estetik bir gizilliktir. Bir Tür olarak Doğanın üretebileceği en yüksek varoluş biçimi olarak Yeryüzünde ortaya çıktığı andan başlayarak homo sapiens göründüğünden daha çoğudur, doğal değil ama kültürel bir varlktır, salt özsel gizilliğinden ötürü bir gelişime belirlenmiştir. Bu gelişim süreci Tarih dediğimiz süreçtir ve Usun, İstencin tam açınımı Ereği tarafından belirlenir.

nswers.com
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

İnsan Doğanın ve Tinin birliğidir. Doğal yanı nedeniyle köleleştirilebilir, Tinsel yanı nedeniyle değil, çünkü Tin İstenci kapsar ve İstenç Köle yapılamaz ve Köleliği isteyemez. Kölelik istencin tanınmamasıdır. Bu yüzden Kölelik kurumu kendini her zaman İnsan doğasını yadsıyarak aklar. Antik dünyada kölelik ırk temeli üzerine dayanmıyordu. Irkçılık insanın özgür olduğunun bilincinin doğduğu bir evrede insanı insana köle yapmanın aklanması için biricik zemindir.

İinsan doğal olarak değil, ama tinsel olarak özgürdür; doğal olduğu için değil, tinsel olduğu için saltık değer taşır. Buna göre, değer insanın doğallığın üzerine yükselişi ile, tin olarak kendini gerçekleştirmesi ile bağlıdır. İnsan değerlidir, çünkü Düşüncesinde, Duygusunda ve Duyarlığında saltıktır, bu gizilliklerini edimselleştirmek için insandır.

Köleliğin fiziksel zor, savaş tutsaklığı, yaşamın kurtarılması ve korunması, besleme, yetiştirme, iyilikte bulunma, kendiliğinden boyuneğme vb. yoluyla tüm daha yakın temellendirmelerine dayalı sözde aklanışı gibi, bir Efendiliğin yalnızca genelde egemenlik olarak aklanışı ve kölelik ve egemenlik hakkı üzerine tüm tarihsel görüşler de, insanı genelde doğal bir varlık olarak, Kavr***** uygun olmayan bir varoluş (ki özenç de buna aittir) olarak alan bakış açısı üzerine dayanırlar.

Başkaları bir efendinin köleler üzerindeki egemenliğinin doğaya aykırı olduğunu, köle ve özgür insan arasındaki ayrımın doğal olarak değil, yalnızca yasa yoluyla varolduğunu, ve öyleyse doğaya karışılmasının haksız olduğunu doğrularlar

Bir ailenin düzeninde bir köle dirimli bir iyeliktir
Doğal olarak kendinin değil ama bir başkasının olan biri bir köledir.

Hegel / Tüze Felsefesi 57
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Özgürlüğü kavramak için Us gerekir, yorumlayıcı Anlak değil, çünkü Usun kendisi Özgürlüğün tözüdür. Ve modern Tarih Özgürlüğü kavramada Halkların pekçok entellektüelden daha başarılı olduğunu tanıtlar. Halklar despotik Aydından daha çabuk değişirler, çünkü Duyunç Özgürlüğü ile tutucu geleneklerinden ve boşinançlarından kurtularak Dünya Tarihinin özbilinçsiz özneleri olurken, Aydın bu Tarihin gelişiminin kendisinin önüne halkların Özgürlükten yalnızca kapitalizm yapacağı sanısı içindeki despotik tutuculuk olarak çıkar. Tarihin gerçeği Tarihi yapan sıradan bilincin kavrayabileceği birşey değildir, çünkü Eyleminde her zaman yaptığını sandığından daha çoğu vardır. Ve kavramsız, felsefesiz görüşler, sanılar, yorumlar, sözde çözümlemeler kendileri de o Tarihin gerecine katılırlar.

Sıradan bilinç için karşıtlardan birine karşıtlık ötekini doğrulamaktır. Karşıtlığın ve dolayısıyla her iki yanının da yalancı olabileceğini düşünemez. Despotun despotla kavgasında taraf olmak Özgürlüğün bilinçsizi olmayı gerektirir. Boşinanç ve Aydın arasındaki kavga despotizmi ortadan kaldırmayı amaçlamaz. Her iki yanın, Aydının olduğu gibi Boşinancın utkusu da Despotizmin utkusudur. Ama bu utku kendine karşı kazanılan bir utkudur, çünkü her iki yan karşıtında, düşmanında yalnızca kendi varlık nedeni ile savaşır, onda yalnızca kendi gerçeğini tanır. Ama şiddetsiz olarak yürütüldüğü düzeye dek bu kavga moral büyümenin ve törel büyümenin koşulu ve olanağıdır. Despotik bilinç için despotizmini anlamanın biricik yolu deneyimdir: Çatışmalı, karşıtında kendi ile kavga etmeli, böylece eyleminde kendini ortadan kaldırmalıdır. Kendini tanıması sonudur, çünkü kendinde ussaldır. Doğal bilinç a priori öğrenemez. Kendini ancak bir hiçlik olan özünü sergilediği zaman öğrenir
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Henüz bir üstünlük konumunu olmasa da, en azından Devletin doruğunda bulunan başkaları ile bir eşitlik konumunu yitirme ve ona düşman olmak üzere olanlara yenik düşme tehlikesi içinde olan Sezar özsel olarak bu sınıfa aittir. Aynı zamanda kendi kişisel ereklerinin peşinde olan bu düşmanlar biçimsel anayasayı ve bir tüze görünüşünün gücünü kendi yanlarında tutuyorlardı. Sezar konum, onur ve güvenliğini koruma uğruna savaşıyordu, ve karşıtlarının gücü Roma İmparatorluğunun illeri üzerindeki egemenlik olduğu için, onlar üzerindeki utku ona bütün İmparatorluğun fethini getirdi; böylece, anayasa biçimini olduğu gibi bırakmasına karşın, Devletin Diktatörü oldu.

Ama ilkin olumsuz olan ereğine, Romanın Tek Egemeni olmaya ulaşmasını sağlayan şey böylece aynı zamanda kendinde Romanın ve Dünyanın Tarihinde zorunlu bir belirlenimdi, öyle ki bu yalnızca onun tikel bir kazanımı değil, ama kendinde ve kendi için zamanı gelmiş olanı yerine getiren bir içgüdüydü.

Bunlar Tarihteki büyük insanlardır ki, kendi tikel erekleri Dünya-Tininin İstenci olan Tözseli kapsar. Onlara Kahramanlar denir çünkü ereklerini ve görevlerini yalnızca şeylerin kalıcı dizge tarafından kutsanan dingin ve düzenli gidişinden değil, ama öyle bir kaynaktan türetmişlerdir ki, içeriği gizlidir ve şimdide varoluşa ulaşmış değildir; onları henüz yüzeyin altında gizlenen iç Tinden türetmişlerdir ki, dış dünyaya bir kabuk gibi vurarak onu kırar, çünkü o bu kabuğun çekirdeğinden başka bir çekirdektir; öyleyse onları kendi içlerinden türetmiş görünürler ve eylemleri öyle bir durum ve dünya koşulu üretmiştir ki, yalnızca onların davası ve onların işi olarak görünür.

Hegel, Tarih Felsefesi, s. 29
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Makedonyalı İskender Yunanistanın bir bölümünü ve daha sonra Asyayı ele geçirmiş, öyleyse fetih özlemine kapılmıştır. Ün özleminden, fetih özleminden davranmıştır, ve bunlar tarafından güdülmüş olduğunun kanıtı ona ün kazandıran şeyleri yapmış olmasıdır.

Hangi pedagog Büyük İskender gibi, Jül Sezar gibi insanlar hakkında onların böyle tutkular tarafından güdüldüklerini ve buna göre ahlaksız insanlar olduklarını tanıtlamamıştır? ki bundan dolaysızca şu çıkar ki, o, pedagog, onlardan daha eşsiz bir insandır, çünkü böyle tutkuları yoktur ve bunun kanıtını Asyayı ele geçirmemiş, Dariusu, Porosu yenmemiş, ama yaşamın keyfini çıkarmış ve başkalarının da çıkarmasına izin vermiş olmasında gösterir.

Bu psikologlar büyük, tarihsel adların onlara özel kişiler olarak ait olan tikelliklerini irdelemeye özellikle düşkündürler. İnsan yemeli ve içmelidir; dostlar ve tanıdıklar ile ilişki içindedir, anın duygularını ve heyecanlarını yaşar. Bir oda hizmetçisi için bir kahraman yoktur; bu bilinen bir özdeyiştir; ona şunu ekledim ve Goethe tarafından on yıl sonra yinelendi : Gene de ikincisi bir kahraman olmadığı için değil, ama birincisi uşak olduğu için. O kahramanın botlarını çıkarır, yatmasına yardım eder, şampanya içmeyi sevdiğini vb. bilir.

Tarihsel yazında böyle psikolog uşaklardan hizmet gören tarihsel adlar için işlerin gidişi kötüdür; onlar bu kendi oda uşakları tarafından budanırlar ve böyle ince insan sarraflarının ahlakları ile aynı düzleme ya da daha doğrusu birkaç basamak aşağı indirilirler. Homerosun krallara söven Thersitesi tüm zamanlar için kalıcı bir kişiliktir. Hiç kuşkusuz her çağda Homerosun zamanında olduğu gibi vuruşlar almaz, e.d. sağlam bir değnekle dayak yemez; ama hasedi, dikkafalılığı etinde taşıması gereken dikendir ve onu kemiren ölümsüz kurt eşsiz amaçlarının ve sövgülerinin dünyada herşeye karşın bütünüyle sonuçsuz kalmalarından duyduğu acıdır. Ama Thersitesciliğin yazgısından duyduğumuz sevincin zararlı bir yanı da vardır."

Hegel, Tarih Felsefesi, s. 31
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Reklam amaçlı yazı ve link içeren yorumlar onaylanmaz.
Üst Alt