• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Arapça Eğitimi Kaynakları

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Arapça Eğitimi Kaynakları

mopsy

Emektar
Üye
İSHÂK NÛRÎ RİZEVÎ VE ZÜBDETÜL-İZHÂR ADLI ESERİ

Bu çalışmada, Osmanlı devletinin son dönemlerinde yaşamış olan ilim adamı Rizeli İshâk Nûrî Efendinin hayatı ve Zübdetül-İzhâr adlı eseri konu edilecektir.

Ancak konuya geçmeden önce, bu vesileyle bir hususu da burada vurgulamak yerinde olacaktır. Süleymaniye Kütüphanesi başta olmak üzere, ülkemizin kütüphanelerinde ve şahsî koleksiyonlarda çok sayıda yazma eser, araştırmacıların ilgisini beklemektedir. Bu kütüphanelerde edebiyat, tarih, felsefe, matematik, astronomi ve bu şerhte olduğu gibi Arap dili alanında çok sayıda yazma eser olduğu malumdur. Bunlardan bazıları da Arapça ve Farsça yazılmıştır. Osmanlıca eserlerle uğraşanlar yetersiz olmakla birlikte, Arapça ve Farsça eserlerle uğraşanlara göre daha fazladır. Ancak ülkemiz kütüphanelerinde bulunan Arapça ve Farsça eserlere gereken ilgi gösterilmemektedir. Bunların en önemli sebeplerinden birisi, klâsik Arapça ve Farsçayı bilenlerin az olmasıdır. İkincisi de bu eserler üzerinde çalışmaya teşvik edici bir motivasyonun olmamasıdır. Böyle olunca da milletimizin hafızası denilebilecek bu eserler, kütüphanelerimizin tozlu raflarında kaybolmaya yüz tutmaktadır.

Kültür mirasımız olan bu değerli eserlerin disiplinler arası çalışmalarla süratli bir şekilde bugünkü dilimize aktarılması ve matbu hâle getirilmesi gerekmektedir. Bu açıdan Arapça ve Farsça bilen değerli ilim adamlarımızın kendi alanlarında yapacakları çalışmalar yanında, farklı alanlarda uzmanlaşmış ilim adamlarıyla ortak çalışmalar yapmaları yararlı olacaktır. Zira tarihin bütün yükselişlerinin temelinde, önce kendini tanıma ve dolayısıyla hatalı yanların tespiti, sonra revaçta olan medeniyetin tahlil edilmesinin yattığı ortadadır. Geçmişi bir kenara bırakarak hiçbir ilerlemeyi meydana getiremeyiz. Bu nedenle yükselişin ilk basamağını, kendini ve tarihini tanıma oluşturur. Kendini ön yargılardan kurtararak değerlendirmeyen milletlerin hatalardan kurtulamaması kaçınılmazdır.

Osmanlı kültüründe kişinin devletine ve milletine iki borcu vardır. Bunlardan birincisi Arapça öğrenmek, ikincisi de Farsça öğrenmektir. Kim ki bilir Fârisî, gider deynin yarısı sözü yaygındır. Bu söze göre, Farsça öğrenen kişi borcunun yarısını ödemiş olur. Kişi borcunun geri kalan yarısını ise, Arapça öğrenerek öder. Bu düşünceden hareket eden Osmanlı âlimleri, bu iki dili, aldıkları sağlam bir medrese eğitimiyle iyi bir şekilde öğrenmişlerdir. Aynı ilmî düşünceden hareket ettiğini düşündüğümüz İshâk Nûrî Efendinin bu dillerden Arapçaya olan hakimiyeti, Arapça olarak kaleme alınan İzhâr adlı esere yazdığı Osmanlıca şerhte açıkça görülmektedir.

İshâk Nûrî Efendi, 1855 (r. 1269/h.1271) yılında Rizenin Akatoz[1] Köyünde doğmuştur. Mânioğlu Hâcı Kâsım Efendinin oğludur. 1869 (h. 1285) yılında İstanbula gelerek Süleymaniye medreselerinde ilim tahsil etmiş, 11 Temmuz 1880 (r. 28 Haziran 1296) tarihinde ulûm-ı Arabiyyeden icazetnamesini ve Dârul-Muallimînin rüşdiye kısmından vasat dereceyle diplomasını almıştır. 30 Ocak 1881 (r. 17 Kanûn-ı Sânî 1297) tarihinde Beylerbeyi ve Şehzade Galata Rüşdiyeleri muallim-i sânîliğinde bulunmuştur. 6 Şubat 1889 (h. 5 Cemaziyelahir 1306)da İbtidâ-i Hâric İstanbul Müderrisliğine tayin edilmiştir. 15 Mayıs 1897 (r. 2 Mayıs 1313) tarihinde devamsızlığı sebebiyle görevinden azledilmiştir. 2 Aralık 1897 (r. 19 Teşrîn-i Sânî 1313)de Unkapanı Rüşdiyyesinde muallim olmuştur. 8 Mart 1905 (r. 23 Şubat 1321) tarihinde Mekâtib-i Rüşdiyye müfettişliğine terfi etmiştir. Nisan 1907 (Rebiulevvel 1325)de İbtidâî Altmışlıya terfî etmiştir. 1908 (h. 1326) yıllarında Fatihte Hasanzâde ile Pir Mehmed Paşa medreseleri müderrislikleri de uhdesinde olmuştur. Süleymaniye Câmii Dersiâmlığı da yapan İshâk Nûrî Rizevî, Temmuz 1910 (r. 1326)da kadro harici ve Haziran 1911 (r. 1327)de mazûl addedilmiştir. Toplam 28 sene muallimlik ve müfettişlik hizmetlerinde bulunan İshâk Nûrî Efendi, 5 Haziran 1913 (r. 23 Mayıs 1329) tarihinde İstanbulda vefat etmiştir[2].

Yapılan geniş çaplı araştırmada, İshâk Nûrî Rizevînin hayatı ve eserleri konusunda, İstanbul Müftülüğü, Meşihat Arşivinde bulunan 197 nolu dosya içerisindeki 6941-6950 arası 10 adet belgede yer alan bilgiler dışında bir bilgiye rastlanamamıştır.

İshâk Nûrî Rizevînin 1883 (h.1301) yılında basılan Zübdetül-İzhâr adlı eseri[3], İmam Birgivînin İzhârul-Esrâr adlı kitabının şerhidir.

İmam Birgivînin asıl adı, Mehmed b. Pir Ali Efendidir. 27 Mart 1523 (h. 10 Cemaziyelevvel 929) tarihinde Balıkesirde doğdu. Birgivî, ilk tahsilini kendisi gibi müderris ve fâzıl bir zât olan Ali Efendinin yanında tamamladı. Daha sonra İstanbula giderek sırasıyla Küçük Şemseddîn, Ahîzâde Mehmed ve Rumeli Kazaskeri Abdurrahman Efendilerden dersler aldı ve icazet alarak müderrislik payesini elde etti.

İstanbulda çeşitli görevlerde bulunduktan sonra, sultan II. Selimin hocası Atâullah Efendinin, günümüzde İzmire bağlı Ödemiş kazasının bir nahiyesi olan Birgide yaptırdığı medreseye müderris tayin edildi ve ömrünü burada tedris, irşat ve telif faaliyetleriyle geçirdi.

İmam Birgivî, bir İstanbul seyahati sırasında veba hastalığına yakalanarak, 21 Eylül 1573 Pazartesi (h. 24 Cemaziyelevvel 981) günü 52 yaşında vefat etti ve Birgiye götürülüp defnedildi[4].

Kendisinden geriye Arap dili grameri, ahlâk-tasavvuf, fıkıh, akait, tefsir-kıraat, hadis gibi sahalarda, çoğu Arapça, birkaçı da Türkçe olmak üzere tespit edilebilmiş altmışa yakın eser kalmıştır[5].

Birgivînin İzhârul-Esrâr adlı eseri, Arap nahvi (sentaksı) konusunda kaleme alınmış bir eserdir[6]. Müellifin Avâmil adlı eserinin ayrıntılı bir şerhi niteliğindedir. Uzun zaman Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuş[7] ve Arapça öğrenmek isteyen herkesin bildiği bir eser olmuştur. Bu şöhretinden ötürü eserin yalnızca Osmanlı döneminde kırktan fazla baskısı yapılmıştır[8].

Eserde müellif meselelerin ayrıntılarına girmez; nahivciler arasında ihtilaf konusu olan hususlardan söz etmez. Zira onun gayesi, dilin detaylarını değil de, esaslarını öğrenmek olan başlangıç düzeyindeki öğrencilere yol gösterecek bir kitap telif etmektir. Kendi ifadesiyle bu kitap: Her muribin (nahiv kâidelerine uygun olarak düzgün ve güzel konuşan ve nahiv kaidelerini uygulayan kimse) en muhtaç olduğu husûslar hakkında bir risâledir.[9]

Arap nahvi (sentaksı), üç ana başlıkta sistematik bir şekilde işlenmektedir.

Bunlar; âmil, yani etkileyenler. Mamûl, yani etkilenenler ve irâb, yani etkidir. Arap nahvine dair konuları, bu üç ana başlık altında alt başlıklara da ayırarak özlü bir şekilde işleyen İzhârul-Esrâr adlı bu eser üzerinde bir çok ilim erbabı Arapça ve Türkçe olmak üzere çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmaların amacı, bu değerli eserden Arapça öğrenmek isteyenlerin en iyi şekilde yararlanmalarını sağlamaktır. Kendisi şerhinin başında belirtmemesine rağmen, İshâk Nûrî Efendinin de bu düşünceden hareketle bu eseri şerh ettiği düşünülmektedir.

Ancak İshâk Nûrî Efendinin şerhine geçmeden önce, bu eser üzerine yazılan şerhlere bir göz atmamız yararlı olacaktır[10]:

1. Birgivînin talebelerinden Avlamışlı Muslihuddîn Efendi tarafından Keşful-Esrâr adıyla şerh edilmiştir[11].

2. Kuşadalı Mustafâ b. Hamzanın 1085/1674-75te yazmış olduğu Netâicül-Efkâr adlı şerhi İzhâr şerhlerinin en meşhurudur. Geniş bir inceleme ürünü olan bu şerh matbudur[12].

3. Abdullah b. Muhammed b. Velînin Zübdetül-İzhârı 1122/1710-11 tarihinde yazılmıştır (Müellif nüshası, Süleymaniye, Denizli, nu: 292).

4. Subicalı Muhammed b. Muhammed b. Ahmed (ö.1141/1728)in Fethul-Esrâr adlı şerhi[13], 1271/1854-55de Matbaa-i Âmirede Adalının şerhinin kenarına basılmıştır.

5. Dâvûd b. Muhammed el-Karsî (ö.1160/1747)nin de bir şerhi vardır (Süleymaniye Ktb, Fatih, nu: 4933, 1b-96b)[14].

6. Reîsül-Küttâb Süleyman Feyzî Efendi (ö.1206/1791-92)nin Feydul-Bihâr alâ Riyâdil-İzhâr adlı şerhi (Çorum İl Halk Kütüphanesi, nr.2660, 283 vr.)[15].

7. Kasapzâde İbrahim Efendinin şerhi[16].

8. Reîsül-Kurrâ Eyyûbî Abdullah b. Muhammed b. Sâlih b. İsmâilî (ö.1252/1836-37)nin Fevâyihul-Ezkâr fî Halli Netâicil-Efkâr adlı şerhi, 1310 yılında İstanbulda basılmıştır.

9. Osmanpazarî Niyazî Şeyh İsmail Efendinin Reful-Estâr fî Halli Muğlakâtil-İzhâr isimli şerhi de, Eyyûbînin şerhinin kenarına basılmıştır.

10. Karslı Hâmid Efendinin İzhâr şerhi[17].

11. Mustafa Tevfîk Efendinin İmtihân adlı şerhi[18].

12. Hâfız Mustafâ b. el-Hâc Mustafâ el-Mihaliçînin Şerhu Şevâhidi Netâicil-Efkâr maa İzhâril-Esrâr adlı şerhi, 1286/1869-70 yılında İstanbulda basılmıştır.

13. Harputlu Ömer Naimî Efendinin (ö.1299/1881-82) şerhi[19].

14. Edirne Müftüsü diye meşhur olan Mehmed Fevzî Efendi (ö.1318/1898-99)nin Miftâhul-Merâm adlı şerhi, 1305 yılında Matbaa-i Âmirede basılmıştır.

15. el-Hâc Şamlı Mustafâ Efendinin Bedâiul-İzhâr adlı şerhi, 1309/1891-92 yılında İsmail Efendi Matbaasında basılmıştır.

16. Mehmed Hâlis Efendinin Telhîsun-Nahv adlı tercüme ve şerhi, 1328/1910-11 yılında İstanbulda basılmıştır[20].

Birgivînin İzhârının şerhlerine bir göz attıktan sonra, onun bu eserinin Osmanlı medreselerinde okutulan Arapça kitaplar arasındaki yerine bakmamız uygun olacaktır. Osmanlı medreselerinde okutulan dersler iki ana bölümde incelenir. Bunlardan birincisi; ulûm-i âliyye denilen, âlet ilimleridir. Ulûm-i cüziye ya da muhtasarât da denilen âlet ilimleri, kelâm, mantık, belâgat, nahiv, hendese, hesap, heyet, felsefe, tarih ve coğrafyadır. İkincisi; ulûm-i âliye denilen yüksek ilimlerdir ki, bunlar âlet ilimlerinin öğrenilmesine yardımcı olan Kurân, Hadis ve Fıkıh ilimleridir[21].

Dolayısıyla Arap grameri de, öğrencileri ulûm-i âliye denilen yüksek ilimlere hazırlayan âlet ilimleri arasında sayılmaktadır. Medreselerde Arapça derslerine önce Sarf denilen morfoloji ilmiyle başlanıyordu.

Sarf ilminden şu kitaplar okutulmaktaydı:

1. el-Emsile: Yazarı bilinmeyen bu kitapta, Arapça sülasî mücerred fiil örneği üzerinde durulur ve onun yirmi dört sîga çekimi yapılır.

2. Binâul-Efâl: Yine yazarı bilinmeyen bu kitapta da, Arapça fiillerin bütün şekilleri ele alınır. Sarfın babları otuz beş olarak gösterilir. Kitabın sonunda; sahîh, ecvef, mudâaf, misâl, mehmûz, nâkıs ve lefîf kavramları birer misalle îzâh edilir.

3. el-Maksûd: Müellifinin kim olduğu ihtilaflıdır. İmam Birgivî Maksûdu İmam-ı Azam (ö.150/767)a izafe eder[22]. Binâdaki gibi önce sahih fiiller tekrarlanır. Sonra sahih olmayan fiillerden bahsedilir ve burada ilâl kâideleri ile illetli harfler izah edilir. Ardından ism-i fâil, ism-i mefûl, mimli masdar vb. açıklanır.

4. el-İzzî: İzzeddîn ez-Zencânî (ö.655/1257)nin yazdığı bir sarf kitabıdır ve müellifin isminden dolayı İzzî diye tanınır. Tasrîfu Zencânî, Tasrîfu İzzî veya el-Muhtasar adlarıyla da anılır. İzzîde, fiillerin harf sayılarına ve türlerine göre tasnifi yapılır. Emsile-i muhtelife sırası takip edilerek, fiiller tasnife tabi tutulup, bir veya birkaç örnek verilir. İlâl kâidelerinin açıklaması yapılarak, illetli fiillerin istisnaî hâlleri zikredilir. Kitabın sonlarında ise, ism-i zaman ve ism-i mekân konu edilir.

5. Merâhul-Ervâh: Hayatı hakkında bilgi bulunmayan Ahmed b. Alî b. Mesûdundur. Müellif bu eserinde fiillerin yapısını tahlil eder ve fiilleri yedi kısma ayırır. İlâl kâideleri üzerinde ısrarla durur.

Nahiv ilminde okutulan kitaplar şunlardı:

1. Avâmil: İmam Birgivîin eseridir. Âmil, Arapça gramerde kelimelerin sonuna tesir eden edat gibi kelimeler, ismin hâlleri denen cerr harfleri; için, gibi, -den beri, eğer, niçin gibi kelimelerin kullanışları, temenni, ümit, mutlaklık, istisna, nedensellik vb. gibi durumları bildiren harflerin kullanışları üzerinde durur. 25 sayfalık bu küçük eser, genelde Arapça cümlelerde çok önemli olan kelime sonlarındaki değişmeler (irâb) üzerinde durur.

2. İzhâr: Çalışma konumuz olan İshâk Nûrî Efendinin de şerh yazdığı bu kitap, Nahiv ilminde ikinci kitap olarak medreselerde okutulmaktaydı.

3. Kâfiye: Sarf ve nahiv ilimlerinde üstat olan İbn Hâcibin nahiv alanında ileri düzeyde okutulan eseridir. Sadece örneklerle öğretmeyi amaçlamayıp, konuların felsefesine de giren bir kitap idi.

4. Molla Câmi: Kâfiye şerhidir. Asıl adı el-Fevâidüz-Ziyâiyye fî Şerhil-Kâfiye olduğu hâlde, Molla Câmî (1414-1492) tarafından hazırlandığı için Molla Câmî adıyla bilinmektedir.

Görüldüğü gibi, İmam Birgivînin İzhâr adlı bu eseri, Osmanlı medreselerinde âlet ilmi olarak okutulan, Arapçanın nahiv bölümünde, ikinci kitap olarak uzun yıllar derslerde okutulmuştur.

İshâk Nûrî Efendi, Zübdetül-İzhâr adlı eserinde, İmam Birgivînin İzhârını şerh ederken takip ettiği metot şu şekildedir:

Eserin Birgivîye ait olan Arapça metnini, cümle cümle Osmanlıca olarak şerh etmiştir. Önce çiçekli parantez içinde Arapça bir cümle vermiş, bu parantezden sonra Osmanlıca olarak o cümlenin açıklamasını yapmıştır. Buna örnek olarak, kitabın ilk başlarındaki Öncelikle bil ki kelime müfret bir anlam için konulmuş lafızdır. anlamındaki ilem evvelen ennel-kelimete ve huvel-lafzul-mevdûu li-manen mufredin. cümlesini verebiliriz.

İshâk Nûrî Efendi bu cümleyi şu şekilde şerh etmiştir:

İmdi maksûda şurûdan evvel malûm ola ki, kelime manâ-yı müfrede vad olunan bir lafızdır. Bu lafızdan murâd insânın ağzından çıkıp mehâric ve hurûfâtı belli olan sadâdır. Zîrâ mehâric ve hurûfâtı belli olmayan veyahut sâir hayvânât ve cemâdâttan sâdır olan sadâlar bir manâyı ifâde etmedikleri gibi, onlara lafız dahi ıtlâk olunmaz.

Bu örnekte görüldüğü gibi, yapılan şerh çok açık, seçik ve herkesin anlayabileceği bir tarzdadır. Böylece 125 sayfada şerhini tamamlayan İshâk Nûrî Efendi, 126. sayfa da tabirât başlığı altında, irâb, binâ gibi tabirlerin açıklamalarını yapar. Aynı sayfada bazı tarîfât başlığı altında âmil, mamûl, irâb, merfû, mansûb, mecrûrun tariflerini yapar. 127. sayfada bazı fevâid başlığı altında, fiil fâilsiz olmaz, mübteda habersiz olmaz, âmil mamûlsüz olmaz. gibi bazı yararlı ifadeler verilmiştir. Aynı sayfada mefûl leh, masdar, mefûl bih sarîh ve gayr-ı sarîhle ilgili özet bilgiler verilmiştir. 128. sayfada isim ile fiilin ve kelam ile cümlenin farkı üzerinde durulur. 128. sayfada başlayıp, 129. sayfada devam eden ilâve başlığı altında nahiv ilmi, lâm-ı tarîfin anlamları konu edilerek bazı esmâ-yı Arabiyye başlığı altında birkaç Arapça kelime verilerek karşılarına anlamları yazılmıştır. Örnek olarak: Eb-Baba, bint-kız evlat, uht-kızkardaş gibi. 130. sayfada esmâ-yı hayvânât başlığı altında Arapça bazı hayvan isimleri ve Türkçe karşılıkları verilmiştir. Bakar-sığır, bağl-katır, ibil-deve gibi. Aynı sayfada esmâ-yı cemâdât başlığı altında başlayıp, 131. sayfada devam eden Arapça bazı cansız varlık isimleri ve Türkçe karşılıkları sıralanmıştır. Semâ-gök, arz-yeryüzü, hacer-taş gibi. Zübdetül-İzhârın son sayfasında yer alan ifâde-i mahsûsa başlığını taşıyan şu cümleleri de burada zikretmek yararlı olacaktır:

Bi-tevfîkihi Teâlâ İmâm Birgivî aleyhi rahmetul-Bârî- Hazretlerinin beynen-nâs müteâref ve mütedâvil olan (İzhâr) nâm kitâb-ı fazîlet-nisâbının çiçekli kavslar dâhili metin ve hârici ona şerh olmak tarzıyla hülâsaten teşrîh ve tercümesine sâye-i terakkiyyâtvâye-i cenâb-ı hilâfet penâhîde hizâne-i vüsatinde meknûz nukûd-ı iktidârın bezl ü nisâra ictisâr etmiş olan muharrirul-hurûf Rizevî İshâk Nûrî -afâ anhu ve an vâlideyhi el-Bârî- kem bizâanın hilâle sutûrda nevk-i kalem-i sehv-i rakamdan mütekattire olan galatâtın udebâ-yı ulin-nühâdan lütf ü atâ ile hakk ve imhâ buyurulması mercû ve mütemennâdır. Ve huve hasbunâ ve nimel-Mevlâ ves-selâmu alâ menistekâme alâ nehcil-hudâ. Vel-hamdu alâ âlâi Rabbinâl-Alâ fe kad vekaal-ferâğu min nukûşi tercemeti hâzel-kitâbil-müstetâbi bi-inâyetil-Melikil-Azîzil-Vehhâb fî evâhiri Rebîil-Âhar li-seneti ihdâ ve selâsi mie badel-elfi min hicreti men lehu kemâlul-izzi ve nihâyetuş-şeref sallâllahu Teâlâ aleyhi ve alâ âlihi ve selleme teslîmen kesîra. (s.132)

Bu cümlelerden anlaşıldığına göre, İmam Birgivînin İzhâr adlı eseri Sultana sunulmak üzere İshâk Nûrî Efendi tarafından şerh ve tercüme edilmiştir. Kitabın basım tarihi olan, Hicrî 1301 yılına tekâbül eden 1883 yılı dikkate alındığında, o zaman tahtta bulunan Osmanlı sultanı II. Abdülhamit Han (1842-1918)a sunulduğu anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak;

İmam Birgivînin Arap gramerine dair olan eserlerinden, özellikle Avâmil ve onun mufassal bir şerhi sayılabilecek İzhârı, yaklaşık dört asır süreyle Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. Arapçanın nahvini keskin ve berrak bir mantık sırası içinde özetleyen bu eserler, örneğine az rastlanır bir kabiliyetin mahsulüdür. Asırlardır Türk ve Müslüman öğrenciler bu eserleri okumuş ve zihinlerine bu eserler sayesinde Arap dilini ve Kurân-ı Kerimi kavrayacak bir kabiliyet ve parlaklık vermiştir. Bu vesileyle kendisini vefatından yaklaşık doksan üç sene sonra rahmet ve minnetle doğup büyüdüğü bu topraklarda andığımız İshâk Nûrî Rizevî, İmam Birgivînin asırlardır Osmanlı medreselerinde okutulan İzhâr adlı değerli eserini pedagojik bir üslupla Osmanlı Türkçesiyle şerh ederek, öğrenciler tarafından kolay anlaşılabilir hâle getirmiştir. Onun bu şerhi yazmaktaki amacının, Türk çocuklarının dinlerinin dili olan Arapçayı kolayca öğrenebilmeleri olduğu, açıkça görülmektedir. Bu ufku geniş insanların torunları olan bizlere düşen görev, onların eserleri üzerine bilimsel çalışmalar yaparak, Arapçanın modern metotlarla öğretimine katkıda bulunmaktır. Öte yandan bu tür sempozyumlar vesilesiyle illerin kültür tarihlerinde yer etmiş olan abide şahsiyetler de, onlara bir vefa borcu olarak, gün yüzüne çıkarılmış olacaktır.

karalahana.com
 
Üst Alt