• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

ARAP BAHARI ve YENİ ORTADOĞU -1-

Okunuyor :
ARAP BAHARI ve YENİ ORTADOĞU -1-

Ömer Yaşar

Acemi
Üye
ARAP BAHARI NEDİR? SÜREÇ NASIL BAŞLAMIŞ VE OLAYLAR NASIL GELİŞMİŞTİR?

Tarihler 2010un son günlerini gösterirken Tunusta cereyan eden ve bir çığ gibi büyüyen, yayıldıkça yayılan olaylar başlamıştı. Karakter ve sistem olarak Prag Baharına benzediği için popüler medya böyle ele almış ve Arap Baharı olarak da literatüre girmişti.

İşsizlik, enflasyon, siyasi yozlaşma, ifade ve düşünce özgürlüğü, usulsüzlükler ve kötü yaşam koşulları gibi sebeplerden dolayı her ülkede protesto ve eylemler düzenlenmekte. Ancak böylesine büyük bir uyanışın sebebi gerçekten bunlar mıydı?

Tunusta meydanlara inen insanlar yönetim karşıtı eylemler yapıyorlardı. Ortam o kadar gergindi ki ufacık bir kıvılcım halkı ateşlemek için yeterli olmuş sebze, meyve arabasına el konulmasını kendini yakarak protesto eden Muhammed Buazizi halkın başkaldırışında önemli bir figür haline gelmişti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Franz Ferdinand Saraybosna ziyaretinde öldüren Princip zaten gergin olan ortamda nasıl sadece bir kıvılcım rolü üstlenmişse Buazizi de benzer bir rolü farklı bir sahnede oynamıştı.

Olaylar önüne geçilmesi zor bir hal almıştı. Toplanan insanlar özgürlük sloganları atıyorlardı. Bunu o güne kadar hiçbir şekilde öngörülemeyecek bir biçimde yapıyorlardı. Facebook, twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde gruplaşan kalabalıklar Youtube gibi sitelerde meydanlardaki görüntüleri de kullanıyorlardı. Bu internet siteleri devrimci lerin en büyük dostu olmuş, çok kısa bir zamanda toplanan ve çok büyük kısmını da sol ve demokrat görüşlü gençlerin oluşturduğu gruplar Tunus,Cezayir,Libya,Ürdün,Suudi Arabistan,Yemen,Filistin,Bahreyn ve Mısır gibi ülkelerde yönetime,iktidara ve diktatörlere baş kaldırıyorlardı.Bu dönemde sıklıkla duyduğumuz Domino Etkisi analizi önlenemez ayaklanmanın nasıl yayıldığını anlatan kelimeydi.

Arap coğrafyasında bu olaylar yaşanırken dışarıda ise medya aracılığıyla Arap Baharı --Demokrasi Arayışıdır- şeklinde lanse edildi. Bu durum toplumlarda büyük bir sevinçle karşılandı ve halk diktaya karşı desteklendi.

Tunus ta özellikle Cuma namazlarından sonra çok kalabalık şekilde toplanan halk devlet güçleriyle karşı karşıya gelmiş ve büyük çatışmalar, kanlı eylemler yaşanmıştı. Bir yandan da giderek yükselen uluslar arası baskıya daha fazla direnemeyen Tunus lideri Zeynel Abidinin Tunustan kaçmasıyla eylemler amacına ulaşmış, eylemcilerde bu kanlı meydanları sevinç gösterileriyle kuşatmışlardı. Adeta zafer kazanan halk bu zaferi Yasemin Devrimi olarak adlandırmışlardı.

Tunustaki gelişmeler Mısırlıları umutlandırmıştı, rejim karşıtlarını ise iyiden iyiye cesaretlendirmişti. Cuma Namazlarından sonra toplanan binlerce insan rejim karşıtı gösterilerin merkezi ve simgesi haline gelen Tahrir Meydanında toplanıp hüsnü Mübarek ve yönetim aleyhine sloganlarla Tahriri adeta inletiyorlardı. Bunun aksine 30 yıldır Cumhurbaşkanlığı görevinde olan Mübarek ise Orduyu halkın üzerine ve burada da kanlı çatışmalar olmuştu. Bu dönemde ordudan muhaliflerin tarafına geçişlerde olmuş artık eylemcilerde silahlanmış ve olaylar daha da önüne geçilmez bir hal almıştı. Senaryo 2 durumda da aynıydı. İçeride ve dışarıda istenilmeyen adam konumuna gelen mübarek yönetimi yeni bir -Anayasa- yapılacağını söyleyerek Orduya bıraktı. Böylece 30 yıllık iktidarı 18 günde devrilmiş oldu. Mısır halkı ise görevi bırakan Mübarekin yargılanmasını ve yapılanların hesabını vermesini istiyordu. Nitekim Mübarekin Demir Kafes- arkasındaki duruşma görüntüleri o dönemde zihinlere kazınmıştı.

Tunus ve Mısırdaki halk devrimlerinden sonra hemen herkes Arap Baharının Libyaya da sıçrayacağını tahmin edebiliyordu. Çok geçmeden Libya halkıda sokaklara dökülmüş,protestolar burada da etkisini göstermeye başlamıştı.Yönetime bağlı güçlerle muhalifler arasında çatışmalar Tunus ve Mısıra nazaran burada çok daha fazla şiddetli yaşanıyor sokakları dolduran yurttaşlar bir anda kendilerini adeta bir Can pazarında- buluyorlardı.Olayların gelişimi ülkelerde olanlarla tam olarak benzerlik göstermese de paralellik gösteriyor diyebiliriz en azından.İlginç olansa 42 yıldır iktidarda olan Albay Muammer Kaddafinin iktidarı bırakma gibi bir niyeti kesinlikle yoktu.Arap milliyetçisi olan ve emperyalist güçlere her imkânda karşı olduğunu söyleyen Kaddafi yönetimi bırakmayacağını fareler- dediği göstericilerden de bunun hesabını soracağını net bir şekilde söylüyor hatta daha fazla ileri giderek uluslar arası bir müdahale olursa aynı şekilde karşılık verileceğini de çekinmeden söyleyebiliyordu.Ancak bu söyledikleri olmuş giderek şiddetlenen çatışmalara kayıtsız kalamayacaklarını söyleyen Fransa önderliğindeki NATO güçleri duruma el atmışlardı.Kaddafi içinse içinden çıkamayacağı bir süreç böylece başlamış oldu.Memleketi Sirteye kaçmak zorunda kalan Kaddafi Ulusal Geçiş Konseyi ve NATO işbirliği sonucunda bir drenaj- borusunun içinde yakalandıktan sonra linç edilerek öldürülmüş ve Demir Yumruk- devri yerini Ulusal Geçiş Konseyi ne bırakmıştı.Kaddafinin ölümünü ve öldürülüş şeklini Zulüm ile abad olanın akıbeti berbat olur. Sözü en güzel şekilde özetliyordu.
 

Server Bedii

Amatör
Üye
Ömer Yaşar olayları özet geçmiş... Makalenin dev***** baktım ama henüz eklenmemiş. Devamını bekliyorum aslında son birkaç cümle yazının devamı hakkında ipucu versede...
 
Üst Alt