• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Allah Var

Okunuyor :
Allah Var

Ammar

Kıdemli
Üye
Ama aklı başında kişi, matematiğin neredeyse mutlak doğru niteliği taşıdığını bilir.

Hiç yoksa eline bir hesap makinesi alıp sonucunu merak eden kişileri ''bu inanç'' şok edebilir.

Şunu diyor; Maddenin yoktan var, vardan yok olamayacağını.

Diyorsunuz ki, dünya da yoktu...

İyi de dünyayı meydana getiren, kabaca madde vardı.

Ve maddenin neredeyse karakteristik özelliği olan, HAREKET vardı.
Bak sana sadece KUR-AN ayetleri ile değil bilimsel somut bilgiler ile bilgi veriyorum, ama o takıntılı kafan sadece REDDEMEYE odaklandığı için HESAP MAKİNESİNİ eline alıp hesaplama yapmaktan uzak olan sensin, bilime bile senin düşüncenin ACİZLİĞİNİ ortaya koymasına rağmen inanmıyosun...

EVRENİN GENİŞLEMESİ VE BİG BANG'İN DOĞUŞU

1920'li yıllar, modern astronominin gelişimi açısından çok önemli yıllardı. 1922'de Rus fizikçi Alexandre Friedmann, Einstein'in genel görecelik kur***** göre evrenin durağan bir yapıya sahip olmadığını ve en ufak bir etkileşimin evrenin genişlemesine veya büzüşmesine yol açacağını hesapladı. Friedmann'ın çözümünün önemini ilk fark eden kişi ise Belçikalı astronom Georges Lemaitre oldu. Lemaitre, bu çözümlere dayanarak evrenin bir başlangıcı olduğunu ve bu başlangıçtan itibaren sürekli genişlediğini öngördü. Ayrıca, bu başlangıç anından arta kalan radyasyonun da saptanabileceğini belirtti.

Bu bilim adamlarının teorik hesaplamaları o zaman çok ilgi çekmemişti. Ancak 1929 yılında gelen gözlemsel bir delil, bilim dünyasına bomba gibi düşecekti. O yıl California Mount Wilson gözlemevinde, Amerikalı astronom Edwin Hubble astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden birini yaptı. Hubble, kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru kayan bir ışık yaydıklarını saptadı. Bu buluş, o zamana kadar kabul gören evren anlayışını temelden sarsıyordu.

Edwin Hubble, dev teleskobuyla yaptığı gözlemlerde evrenin genişlediğini fark etti. Hubble böylece" sonsuz evren " efsanesini yıkacak Big Bang teorisinin de ilk delilini bulmuş oluyordu.

Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. (Gözlemciden uzaklaşmakta olan bir trenin düdük sesinin gittikçe incelmesi gibi.) Hubble'ın gözlemi ise, bu kanuna göre, gökcisimlerinin bizden uzaklaşmakta olduklarını gösteriyordu. Hubble, çok geçmeden çok önemli bir şeyi daha buldu; yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Her şeyin birbirinden uzaklaştığı bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç ise, evrenin "genişlemekte" olduğuydu.

Kısa bir zaman önce Georges Lemaitre tarafından "kehanet" edilen bu gerçek, aslında yüzyılın en büyük bilimadamı sayılan Albert Einstein tarafından da daha önceden dile getirilmişti. Einstein 1915 yılında ortaya koyduğu genel görecelik kuramıyla yaptığı hesaplarda evrenin durağan olamayacağı sonucuna varmıştı. Ancak bu buluş karşısında son derece şaşıran Einstein bu "uygunsuz" sonucu ortadan kaldırmak için denklemlerine "kozmolojik sabit" adını verdiği bir faktör ilave etmişti. Çünkü o sıralar, astronomlar ona evrenin statik olduğunu söylüyorlardı, o da kuramının bu modele uymasını istemişti. Ancak sonradan bu kozmolojik sabiti "kariyerinin en büyük hatası" olarak tanımlayacaktı.

Hubble'ın ortaya koyduğu evrenin genişlediği gerçeği, kısa bir süre sonra yeni bir evren modelini doğurdu. Evren genişlediğine göre, zamanda geriye doğru gidildiğinde çok daha küçük bir evren, daha da geriye gittiğimizde "tek bir nokta" ortaya çıkıyordu.

Yapılan hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu "tek nokta"nın, korkunç çekim gücü nedeniyle "sıfır hacme" sahip olacağını gösterdi. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Bu patlamaya "Big Bang" (Büyük Patlama) dendi ve bu teori de aynı isimle bilindi.

Big Bang'in gösterdiği önemli bir gerçek vardı: Sıfır hacim "yokluk" anl*** geldiğine göre, evren "yok" iken "var" hale gelmişti. Bu ise, evrenin bir başlangıcı olduğu anl*** geliyor ve böylece materyalizmin "evren sonsuzdan beri vardır" varsayımını geçersiz kılıyordu.

"SABİT DURUM" DENEMESİ

Big Bang teorisi, kendisini destekleyen delillerin gücü nedeniyle, kısa sürede bilim dünyasında kabul görmeye başladı. Ancak materyalist felsefeye ve bu felsefenin temelindeki "sonsuz evren" fikrine bağlı kalmaya kararlı olan astronomlar, Big Bang'e karşı direnmeye ve sonsuz evren fikrini ayakta tutmaya çalıştılar. Bu çabanın nedeni, önde gelen materyalist fizikçilerden Arthur Eddington'ın "felsefi olarak doğanın şu anki düzeninin birdenbire başlamış olduğu düşüncesi bana itici gelmektedir" sözünden anlaşılıyordu. 2

Big Bang teorisinden rahatsız olanların başında dünyaca ünlü İngiliz astronom Sir Fred Hoyle geliyordu. Hoyle, bu yüzyılın ortalarında "steady-state" (sabit durum) adında, 19. yüzyıldaki sonsuz evren fikrinin bir devamı olan yeni bir evren modeli ortaya attı. Hoyle evrenin genişlediğini kabul etmekle birlikte, evrenin boyut ve zaman açısından sonsuz olduğunu iddia ediyordu. Bu modele göre, evren genişledikçe madde, gerektiği miktarda, birdenbire, kendi kendine var olmaya başlıyordu. Tek görünür amacı materyalist felsefenin temeli olan "sonsuzdan beri var olan madde" dogmasını desteklemek olan bu teori, evrenin başlangıcı olduğunu savunan Big Bang kuramıyla taban tabana zıttı.

Sabit durum teorisini savunanlar uzunca bir süre Big Bang'e karşı direndiler. Ama bilim aleyhlerine işliyordu.
BİG BANG'İN ZAFERİ

1948 yılında George Gamov, Georges Lemaitre'in hesaplamalarını geliştirdi ve Big Bang'e bağlı olarak yeni bir tez ortaya sürdü. Buna göre evrenin büyük patlama ile oluşması durumunda, evrende bu patlamadan arta kalan belirli oranda bir radyasyonun olması gerekiyordu. Üstelik bu radyasyon evrenin her yanında eşit olmalıydı.

"Olması gereken" bu kanıt çok geçmeden bulundu. 1965 yılında Arno Penzias ve Robert Wilson adlı iki araştırmacı bu dalgaları bir rastlantı sonucunda keşfettiler. "Kozmik Fon Radyasyonu" adı verilen bu radyasyon uzayın belli bir tarafından gelen radyasyondan farklıydı. Olağanüstü bir eşyönlülük sergiliyordu. Başka bir ifade ile yerel kökenli değildi, yani belirli bir kaynağı yoktu, evrenin tümüne dağılmış bir radyasyondu. Böylece uzun süredir evrenin her yerinden eşit ölçüde alınan ısı dalgasının, Big Bang'in ilk dönemlerinden kalma olduğu ortaya çıktı. Üstelik bu rakam bilimadamlarının önceden öngördükleri rakama çok yakındı. Penzias ve Wilson, Big Bang'in bu ispatını deneysel olarak ilk gösteren kişiler oldukları için Nobel Ödülü kazandılar.

Penzias ve Wilson’ın keşfettiği Kozmik Fon Radyasyonu, Big Bang’in kesin bir delili olarak bilim tarihine geçti.

EVRENİ YOKTAN KİM VAR ETTİ?

Big Bang'in bu zaferi ile birlikte, materyalist dogmanın temeli olan "sonsuz evren" kavramı da tarihe karışmış oluyordu. Peki o zaman Big Bang'den önce ne vardı ve "yok" olan evreni büyük bir patlama ile "var" hale getiren güç neydi?

Elbette ki bu soru, Arthur Eddington gibi diğer materyalistlerin de hoşuna gitmeyen gerçeği, yani yaratılış gerçeği'ni göstermektedir. Önceleri ateist olan daha sonra yaratılışı kabul eden tanınmış felsefecilerden Anthony Flew, geçmişte bu konuda şunları söylemiştir:

İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını.

Kendisini ateist olmak için körü körüne şartlandırmayan pek çok bilimadamı, bugün evrenin yaratılışında sonsuz güç sahibi olan Allah'ın varlığını kabul etmiş durumdadır. Örneğin ünlü Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross evrenin Yaratıcı'sının tüm boyutların üzerinde olduğunu şöyle açıklar:

"Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur. Eğer madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı'nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar."

KURAN'DAKİ İŞARETLERİ

Big Bang modeli, insanlığın evreni tanımasına yardımcı olurken, çok önemli bir işlev daha gerçekleştirmiştir. Önceki sayfalarda sözlerini aktardığımız önceleri ateist olan fakat sonradan yaratılışı kabul eden ünlü felsefeci Anthony Flew'un ifadesiyle, Big Bang ile birlikte "bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir."

Bu gerçek, evrenin yoktan yaratıldığı gerçeğidir. Bu, bilimin keşfinden binlerce yıl önce, Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği mukaddes kitaplarda bildirilmiştir.

Tüm İlahi kaynakların içinde tahrifata uğramamış yegane kitap olan Kuran'da ise, hem evrenin yoktan yaratılışı, hem de bu yaratılışın biçimi konusunda bilgiler verilmektedir. 14 asır önce vahyedilmiş olan bu bilgiler 20. yüzyıl biliminin bulgularına tamamen paraleldir.

Öncelikle evrenin "yok" iken "var" hale geldiği, Kuran'da şöyle haber verilir:

O (Allah) gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. (Enam Suresi, 101)


Zamanımızdan tam 14 asır önce insanların evrenle ilgili bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu zamanlarda yine Kuran'da bildirilen bir başka gerçek de, aynı Big Bang teorisinin ortaya koyduğu gibi, tüm evrenin, çok küçük bir hacimde bir arada iken ayrılıp genişlemesiyle ortaya çıkmış olduğudur:

O inkar edenler görmüyorlar mı ki (başlangıçta) göklerle yer birbiriyle bitişikken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)

Üstteki ayetin Arapça orjinalinde çok önemli bir kelime seçimi vardır. Ayetin "birbiriyle bitişik" olarak tercüme edilen kelimesi ratk, Arapça sözlüklerde "birbiriyle içiçe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış" anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki madde için kullanılır. Ayetteki "ayırdık" ifadesi ise Arapça fatk fiilidir ki, bu fiil ratk halindeki bir nesnenin yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anl***** gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması bu fiille ifade edilir.

Bu bilgiyle ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin ratk durumunda olduğu bir durumdan bahsedilmektedir. Ardından bu ikisi fatk fiili ile ayrılmışlardır. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkmıştır. Gerçekten de Big Bang'in ilk anını hatırladığımızda, kozmik yumurta denilen noktanın evrenin tüm maddesini içerdiğini görürüz. Yani her şey, bir başka deyişle tüm "gökler ve yer" bu noktanın içinde, ratk halindedirler. Ardından bu kozmik yumurta şiddetle patlamış, bu yolla maddeler fatk olmuş, yani dışarı çıkarak tüm evreni oluşturmuşlardır.

Kuran'da bildirilen bir başka gerçek ise, bilim tarafından ancak 1920'lerin sonunda fark edilen evrenin genişlemesi gerçeğidir. Hubble'ın, yıldızların ışık tayflarının kızıla kaymasını fark etmesiyle ilk kez ortaya çıkan bu gerçek, Kuran'da şöyle bildirilir:

Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)


Kısacası modern bilimin bulguları bir yandan materyalist dogmayı geçersiz kılarken, öte yandan da Kuran ayetleri ile haber verilen gerçekleri bir kez daha ortaya koymaktadır. Çünkü evren materyalistlerin sandığının aksine, maddenin içindeki birtakım tesadüfler ile değil, Allah'ın yaratmasıyla var olmuştur ve Allah'tan gelen bilgi, kuşkusuz evrenin kökeni hakkındaki en doğru bilgidir.

Ünlü moleküler biyolog Michael Denton Doğanın Kaderi: Biyoloji Kanunları Evrendeki Amacı Nasıl Gösteriyor başlıklı kitabında önemli bir gerçeği açıklamaktadır: Evren , insan yaşamını amaçlayan özel bir tasarımla yaratılmıştır.
harunyahya.org
 

Ammar

Kıdemli
Üye
OLASILIK HESAPLARI "TESADÜF"Ü YALANLIYOR

Şu ana kadar incelediğimiz bilgiler, evrenin Big Bang'in hemen ardından belirlenen sayısal dengelerinin, insan yaşamı için olağanüstü derecede uygun olduğunu göstermektedir. Patlama hızı, dört temel kuvvetin değerleri ve ilerleyen bölümlerde inceleyeceğimiz tüm diğer değişkenler, içinde yaşanabilir bir evren oluşması için uygundur ve bu uygunluk, olağanüstü bir hassasiyetle belirlenmiştir.

Bu noktada materyalizmin "tesadüf" iddiasını ele alalım. Tesadüf matematiksel bir terimdir ve bir şeyin tesadüfen gerçekleşip gerçekleşemeyeceği olasılık hesapları ile anlaşılır. Biz de olasılık hesaplarına bakalım.

İÇİNDE YAŞAMIN VAR OLABİLECEĞİ BİR EVRENİN OLUŞMA İHTİMALİ

İngiliz matematikçi Roger Penrose'un hesaplamaları, yaşama izin verecek bir evrenin "tesadüfen" oluşma ihtimalinin 10123'de bir olduğunu ortaya koymuştur. Bu ihtimali tanımlamak için "imkansız" kelimesi bile yetersiz kalmaktadır.

0000000000000000000000000000000
0000000000000000000000000000000 0000000000000000000000000000000 000000000000000000000000000000

Acaba bize hayat imkanı veren bir evrenin tesadüfen oluşması, bütün fiziksel değişkenler bir arada düşünüldüğünde, kaçta kaç ihtimaldir? Milyar kere milyarda bir mi? Ya da trilyar kere trilyar kere trilyar ihtimalde bir mi? Ya da daha büyük bir sayı mı?

Bu sayıyı ünlü İngiliz matematikçi-ve Hawking'in yakın çalışma arkadaşı-Roger Penrose hesaplamıştır. Tüm fiziksel değişkenleri hesaba katmış, bunların kaç farklı biçimde dizilebileceğini dikkate almış ve içinde canlıların yaşayabileceği bir ortamın oluşmasının, Big Bang'in diğer muhtemel sonuçları içinde kaçta kaç ihtimale sahip olduğunu tespit etmiştir.

Penrose'un bulduğu ihtimal şudur: 10123 de bir ihtimal!

Bu sayının ne anlama geldiğini düşünmek bile zordur. Matematikte 10123 şeklinde yazılan bir rakam, 1 sayısının yanına 123 tane sıfır gelmesiyle oluşur. (Bu evrendeki tüm atomların sayısının toplamından, yani 1078'den bile büyük, astronomik bir sayıdır.) Ama Penrose'un bulduğu sayı, bunun çok çok daha üstündedir. Çünkü Penrose'un bulduğu sayı, 10123 tane sıfırın 1 rakamının yanına gelmesiyle oluşmaktadır.

Bu sayıyı birkaç örnekle de açıklayabiliriz: 103, 1000 sayısını ifade eder. 10103 ise, 1 rakamının yanına 1000 tane sıfır gelmesiyle oluşan sayı demektir. 1 rakamının yanına 9 tane sıfır gelse, bu bir milyar yapar. 12 tane sıfır gelse, bu kez 1 trilyon olur. Ama burada 1 rakamının yanına, 10123 tane sıfır gelmektedir ki, bunun matematikte bile bir tanımı, adı yoktur.

Matematikte 1050'de 1'den daha küçük olasılıklar, "sıfır ihtimal" sayılır. Ama sözünü ettiğimiz sayı, 1050'de 1'in trilyar kere trilyar kere trilyar katından bile çok daha büyüktür. Kısacası bu sayı bizlere, evrenin tesadüfle açıklanmasının kesinlikle imkansız olduğunu göstermektedir.

Roger Penrose, akıl sınırlarını çok aşan bu sayı hakkında şu yorumu yapar:

Bu sayı, yani 10123 de bir ihtimal, Yaratıcı'nın amacının ne kadar keskin ve belirgin olduğunu bize göstermektedir. Bu gerçekten olağanüstü bir sayıdır. Bir kimse bunu doğal sayılar şeklinde bile yazmayı başaramaz, çünkü 1 rakamının yanına 10123 tane sıfır koyması gerekecektir. Eğer evrendeki tüm protonların ve tüm nötronların üzerine birer tane sıfır yazsa bile, yine de bu sayıyı yazmaktan çok çok geride kalacaktır. 24

Evrendeki denge ve tasarımı tanımlayan bu gibi rakamlar, bizim akıl sınırımızı aşarlar, ancak çok önemli bir işleve sahiptirler. Evrenin asla bir tesadüf ürünü olmadığını ispatlarlar ve Penrose'un ifade ettiği gibi, bize "Yaratıcı'nın amacının ne kadar keskin ve belirgin olduğunu" gösterirler.

Aslında evrenin "tesadüf ürünü" olmadığını anlayabilmek için, buraya kadar anlattığımız ihtimal hesaplarının bilinmesine de gerek yoktur. Çünkü etrafına şöyle bir göz atan her insan, evrende gördüğü apaçık yaratılışı kavrayabilir. Elbette tesadüfi bir patlamanın ardından, atomların kendiliğinden dizilimiyle böyle kusursuz bir evren, evren içindeki sistemler, Güneşler, Dünya, üzerindeki insanlar, evler, arabalar, ağaçlar, hayvanlar, çiçekler, böcekler ve diğerleri oluşamaz. Gözümüzü çevirdiğimiz her yerde gördüğümüz detaylar yaratılışın ve Allah'ın üstün kudretinin delilleridir. Ancak bu delilleri düşünen insanlar kavrayabilir:

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Bakara Suresi, 164)

AÇIK OLANI GÖRMEK

Buraya dek incelediğimiz gibi, 20. yüzyıl bilimi, evrenin Allah tarafından yaratıldığını ispatlayan açık deliller ortaya koymuş bulunmaktadır. Kitabın girişinde belirttiğimiz "İnsani İlke" (Anthropic Principle) kavramı, evrenin her detayının insan için ayarlandığını ve bu sistemde tesadüfe yer olmadığını göstermektedir.

İşin ilginç yanı, söz konusu bulguları ortaya çıkaran ve "evren tesadüfle açıklanamaz" sonucuna varan bilimadamlarının çok büyük bölümünün, aslında bu sonuca varmayı pek de istemeyen, çünkü materyalist bakış açısına sahip olan bilim adamları oluşudur. Önceki sayfalarda sözlerini aktardığımız Paul Davies, Arno Penzias, Fred Hoyle, Roger Penrose gibi bilimadamlarının hiçbiri dindar bilimadamları değildir. Bilim yaparken Allah'ın varlığına delil aramak gibi bir niyetle hareket etmemişlerdir. Ama hepsi, belki de çoğu bunu hiç istemediği halde, evrenin ancak olağanüstü bir tasarımla açıklanabileceği sonucuna varmışlardır.

Amerikalı astronom George Greenstein, The Symbiotic Universe (Simbiyotik Evren) adlı kitabında bu gerçeği şöyle itiraf eder:

Bu, (fizik kanunlarının yaşam için özel olarak tasarlanmış oluşu) nasıl mümkün olabildi?... Kanıtları inceledikçe, ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliyoruz; bir doğa üstü Akıl devreye girmiş olmalıdır. Yoksa acaba bir anda, hiç de o niyeti taşımamamıza rağmen, bir İlahi Varlık'ın var olduğuna dair bilimsel delillerle mi yüzyüze geliyoruz? 25

Bir ateist olan Greenstein "acaba" diye başlayan sorusuyla, gördüğü apaçık gerçeği anlamazlıktan gelmeye çalışmaktadır. Ama konuya daha ön yargısız yaklaşan pek çok bilimadamı, evrenin Allah tarafından insanın yaşamı için özel olarak yaratıldığını kabul etmektedir. Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross, "Dizayn ve İnsani İlke" başlıklı bir makalesini şöyle bitirir:

Akıllı ve üstün bir Yaratıcı evreni yoktan var etmiş olmalıdır. Akıllı ve üstün bir Yaratıcı evreni dizayn etmiş olmalıdır. Akıllı ve üstün bir Yaratıcı Dünya gezegenini dizayn etmiş olmalıdır. Ve yine akıllı ve üstün bir Yaratıcı hayatı tasarlamış olmalıdır. 26(Hugh Ross, "Design and the Anthropic Principle", Reasons To Believe, CA, 1988)

Bilim böylelikle yaratılışı ispatlamaktadır: Allah vardır ve etrafınızda gördüğünüz veya göremediğiniz bütün varlıkların Yaratıcısı'dır. O, göklerin ve yerin, evrendeki muazzam denge ve tasarımın tek sahibidir.

Materyalizm ise, artık bilimin sınırları dışına itilmiş batıl bir inanç olarak yaşamaktadır. Amerikalı genetikçi Robert Griffiths, bu gerçeği, "kendisiyle tartışmak için bir ateist aradığımda, (üniversitedeki) felsefe bölümüne gidiyorum. Ama fizik bölümünden pek öyle kimse çıkmıyor artık" diyerek esprili bir biçimde ifade etmektedir. 27

Özetle, evrendeki hangi fiziksel kural, hangi değişken incelense, bunların insan yaş***** izin verebilecek özel değerlere sahip olduğu görülmektedir. Paul Davies, bunun sonucunu The Cosmic Blueprint (Kozmik Plan) adlı kitabının son paragrafında "bir tasarım olduğu düşüncesi, ezici biçimde üstün gelmektedir" diye açıklar. 28

Elbette evrenin "tasarlanmış" olması, Allah tarafından yaratılıp düzenlenmiş olması demektir. Evrendeki hassas dengeler, canlı cansız tüm varlıklar Allah'ın üstün yaratma sanatının apaçık delillerindendir. Modern bilimin ulaştığı bu sonuç ise, Kuran'da bundan 14 yüzyıl önce haber verilmiş olan bir gerçeğin teyidinden başka bir şey değildir. O gerçek, Kuran'da şöyle ifade edilmektedir:

Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, Güneş'e, Ay'a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir. (Araf Suresi, 54)
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Bilimadamlarının karşılaştıkları açık gerçekler sonucunda vardıkları bu nokta bize Kuran'da 1400 sene öncesinden bildirilmiştir. Allah göklerin yaratılışındaki uyumu bir ayetinde şöyle bildirir: "Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?" (Nuh Suresi, 15)

Güneş gerçekte dev bir nükleer reaktördür. Sürekli olarak hidrojen atomlarını helyuma dönüştürür ve bu sayede ısı enerjisi üretir. Ancak önemli olan, Güneşin içindeki bu reaksiyonların olağanüstü bir hassasiyetle ayarlanmış oluşudur. Reaksiyonları belirleyen kuvvetlerdeki en ufak bir farklılık, Güneşin ya hiç yanmamasına, ya da birkaç saniye içinde havaya uçmasına neden olacaktır.

Bir başka deyişle, Güneş'in yapısı da rastlantısal, amaçsız bir yapı değildir. Aksine, Allah, "Güneş ve Ay, belli bir hesap iledir" ifadesiyle (Rahman Suresi, 5) Kuran'da bizlere bildirmiş olduğu gibi, bu yıldızı insanın yaşamı için özel bir şekilde yaratmıştır.

Evrendeki cisimlerin üstte incelediğimiz olağanüstü dengeler sayesinde kararlı bir şekilde durmaları ise, Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğu gösteren bir delildir. Kuran'da bildirilmiş olduğu gibi, "Göğün ve yerin O'nun emriyle durması da, O'nun ayetlerindendir". (Rum Suresi, 25)
 

Ammar

Kıdemli
Üye
Şimdi bundan sonra sana ne diyelim, Karşıt tezini delilleri ile getir bakalımda görelim;

Bilimse Bilim, Matematikse Matematik, Fizik ise Fizik, Kimya ise Kimya, Biyoloji ise Biyoloji, Felsefe ise Felsefe Tüm bilimsel kaynaklar ALLAH C.C un seni ve senin atalarını da onlardan öncekileri, senden sonrakileri yoktan var edendir..

KAFİR' liğinde ki ısrarın bu gerçekleri senin görmene izin vermeyecektir, dilerimde son nefesini verene kadar da öyle kalırsın...İşte o gün anlarsın ..

Melekler, kâfirlerin canlarını alırken keşki görseydiniz; onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak şöyle derler: «Yakıcı azabı tadınız bakalım.» ENFÂL - 50
 

spartaküs

Tecrübeli
Üye
Bilimden bahsettiğini sanan Ammar, meğer Adnan Oktar (Harun Yahya)'ın yalanlarına, soytarılığına bilim diyormuş :)

Senin bilimin, felsefen budur işte...

Bigbang teorisine göre dünya milyarlarca yılda oluşmasına rağmen, 6 günde yaratıldı diyen peygamberinin hatasını örtpas etmek dürüstlüğe sığmaz. Hele hele bu teoriyi savunmanız inancınıza aykırı.

bir gün 50.000 yıl der, ama hesap yine bigbang ile tutmaz.

Evren genişler der, ama nereye genişlediğini düşünmez...

Ona göre olmayan bir yere genişlemesi lazım gelir ama akıl bunu kabul etmez.

Yaratılışçı lobisinin, Amerikanın kirli, kanlı ideolojisini, milyar dolarları ile, F.Gülen'den, H.Yahya'ya kadar finanse eder, tanıtımını yapar... Buna din der, müslümanlık der, Allah der.

Vicdanı olan herkes, senin gibileri hariç, müslümanlara yapılan bu alçak tuzağa gönlü razı gelmez.
 
Son düzenleme:

Ammar

Kıdemli
Üye
{76} İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti. Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık. [İnsan 1-2]

{11} O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkarcılar “Mutlaka bu apaçık bir büyüdür” derler. [Hud 7]

{21} İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı? Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler yollar meydana getirdik. Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler. [Enbiya 30-31-32-33]

{41} De ki: “Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkâr ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.”O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir. [Fussilet 9-10-11-12]

{15} Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik. Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz. Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz. [Hicr 19-20-21-22]

{79} (Ey inkarcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur. Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir. O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı. Ardından yeri düzenleyip döşedi. Ondan suyunu ve merasını çıkardı. Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı. [Naziat 27-28-29-30-31-32-33]

{13} Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş’a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır. Bunların hepsi belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. O, her işi (hakkıyla) düzenler, yürütür, âyetleri ayrı ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır. [Rad 2-3-4]

{31} Allah gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. [Lokman 10]


Meâriç Sûresi 4'üncü âyetinde: Allah, evrenin bir katında bir günün dünyadaki 50.000 yıla bedel olduğunu emrediyor Bu gerçek, uzay ışınlarının (mezon) yarı ömürlerinin dünyada ve evrende ölçülmesiyle bilimsel olarak anlaşılmıştır..


Matematiksel hesaplayalım bakalım nasıl bir sonuç çıkıyor

Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (22 Hac Suresi - 47)

50.000 * 1000 = 5.000.000.000

Daha ne istiyosun.. Al KUR-AN + matematik = Bilimsel gerçek..
 
Son düzenleme:

Ammar

Kıdemli
Üye
Evren genişler der, ama nereye genişlediğini düşünmez...

Ona göre olmayan bir yere genişlemesi lazım gelir ama akıl bunu kabul etmez.

Yaratılışçı lobisinin, Amerikanın kirli, kanlı ideolojisini, milyar dolarları ile, F.Gülen'den, H.Yahya'ya kadar finanse eder, tanıtımını yapar... Buna din der, müslümanlık der, Allah der.

Vicdanı olan herkes, senin gibileri hariç, müslümanlara yapılan bu alçak tuzağa gönlü razı gelmez.
Ben sana ayet ile, bilim ile, matematik ile, biyoloji ile, kimya ile, fizik ile deliller getiriyorum, sen kişisel görüş ötesinde bir bilgi belge sunmuyorsun TEORİNİ KANITLAYACAK ilmi bilgi ve belge getir karşıma, ŞAHSİ GÖRÜŞLERİN beni zerrece ilgilendirmiyor, AKSİNİ KANITLA bana...


Vicdanı olan herkes, senin gibileri hariç, müslümanlara yapılan bu alçak tuzağa gönlü razı gelmez.
Vicanı olan herkes senin gibi KAFİRLERİN DÜNYA YARATILDIĞINDAN BU YANA YAPTIĞI ZULUMLERİ, İNSANLIĞA YAPILAN HER TÜRLÜ KÖTÜLÜKLERİN BAŞ AKTÖRLERİ OLDUKLARINI ZATEN bilir..

Daha öncede demiştim

SEN KAFİRLERİN İLKİ DEĞİLSİN SONUNCUSUDA OLMAYACAKSIN...

KUR-AN Senin gibilerin hem dünyada ki hem ahiretteki düştükleri, ve düşecekleri alçaltıcı azap ve rüsvaylığı haber veriyor,

AD, SEMUD, LUT, FİRAVUN, MEKKELİ MÜŞRİKLER, MEDYEN HİCR kavimleri yerlerinde yeller esiyor.. ...

TENGRİ, TENGRİ deyip durduğuna ALPARSLAN KANUNİ METEHAN dediğine göre şamanist kafir türk adetlerine karşı derin bir saygı ve sevgi var sende bak bakalım ORHUN ABİDELERİNDE Senin ataların neler demiş

"Yukarıda mavi gök,
"Aşağıda Yağız Yer yaratıldığında,
"İkisi arasında İnsanoğlu yaratılmış;
"İnsanoğlunun üzerine de,
"Atalarım, Bumın-Kağan, İstemi-Kağan, (kağan olarak) "oturmuşlar!..."


Eski TÜRK tarihi konuşacaksak uzmanlık alanımdır.....:prv:
 
Son düzenleme:

ümmi

Kıdemli
Üye
efenim görmek isteyen için enfüste ve afakta pek çok ayeti vardır Rabbimin.
Öyle bing bangmış bilmem ne miş teoriler falan fasa fiso şeyler.Onlarda bilimsellik kılıfı giydirilmiş,"nerden geldik sorusun "cevap olarak insan beyni tarafından üretilmiş teoriler.
İnsan aklı ise,hakikat karşısında mevlananın deyimiyle"çamura saplanmış eşek "misalidir.
öyle felsefelere,teorilere ihtiyaç yok efenim.

enfüsteki(nefsimizdeki,kendimizdeki) ayetlere(delillere)bi bakalım;
duygu dünyamız,düşünce dünyamız,madde bedenimiz,hislerimiz,v.s iç içe geçmiş alemler.herbir organ,herbir hücre bir dünya kendi çapında.manevi alemler olan duygu,bilinç,fikir alemlerimiz ve bunların birbiriyle muhteşem ahengi düşünen bir insana neler anlatmalı.?
bunca alemin ahenkli çalışması yanı sıra tasarımındaki estetiği neye bağlamalı?
Arslanları,filleri terbiye edip hükmü altına alacak kadar güçlü,mikroplara yenilecek kadar aciz insanı nereye oturtmalı.
Peki enfüsümüzdeki(kendimizdeki)bunca alemi ahenkli yürüten kim?bir gün bize dese ki hadi bu gün tüm alemlerinin yönetimini sana verdim yönet bakalım.kaç dakika hayatta kalabiliriz. ciğerine her bilmem kaç saniyede nefes almasını,kalbine şu kadar saniyedebir kan pompalamasını,midene barsaklarına besinleri öğütüp faydalı olanını almasını,damarlarına besinleri taşımasını,v.s. vs. hayatta kalabilmemiz için gerekli binlerce işlemi bizim yönetimimize verseler belki bir dakika bile yaşayamazdık.
Efenim ben dediğimiz bile bizim değil.hayatımıza,mematımıza hükmümüz geçmiyor.doğalım deyince doğamıyoruz,ölelimdeyince ölemiyoruz.(intihar bile eden mukaddratta ölüm yoksa ölmüyor,)ölümden sonra yeniden dirilmekte elimizde değil.
Öyleyse bu kafa tutuş kime.
kimiz biz.?
bir damla sudan yaratılmışken bu yaradana hasım oluş niye?Oysa o bize hasım değil .Bunca isyana rağmen,değil bizi helak etmek,al sana verdiğim alemleri kendin çalıştır bile demiyor.hala bizi binlerce niğmetleriyle rızıklandırmaya devam ediyor.
Ne diyor Rabbim,"akledecek kalpleri yok mu"
beyniyle fikredenle, kalbiyle akladenlerin farkı olmalı elbette.
 

Ammar

Kıdemli
Üye
efenim görmek isteyen için enfüste ve afakta pek çok ayeti vardır Rabbimin.
Öyle bing bangmış bilmem ne miş teoriler falan fasa fiso şeyler.Onlarda bilimsellik kılıfı giydirilmiş,"nerden geldik sorusun "cevap olarak insan beyni tarafından üretilmiş teoriler.
İnsan aklı ise,hakikat karşısında mevlananın deyimiyle"çamura saplanmış eşek "misalidir.
öyle felsefelere,teorilere ihtiyaç yok efenim.

Heleki şu MEVLANA yı olaya katmasanız olmuyor demi.. ? Şimdi bir taneside gelir SAİD den örnek verir.. Öbürü başka bi tarikat ehlinden olayı bilimden daha da karanlık olan TARİKAT ve TASAVVUF da arar dururlar...

Nasıl yani bilim, felsefe, tıp, fizik, kimya yı yok sayıp ALLAH C.C un yaratış muczielerini insanlara deilleri ile göstermekten uzak mı kalalım...

Oysa bakınız ALLAH C.C ne diyor..

“Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.
Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. ‘Rabbimiz sen boşuna yaratmadın’
derler...”(Al-i İmran 3/191)


Allah-u Zülcelal’in böylesine övgüyle bahsettiği tefekkür için Peygamber
Efendimiz(sav)’de; “Bir saatlik tefekkür, bin senelik ibadetten daha
efdaldir.” Buyuruyor.
 

ümmi

Kıdemli
Üye
Heleki şu MEVLANA yı olaya katmasanız olmuyor demi.. ? Şimdi bir taneside gelir SAİD den örnek verir.. Öbürü başka bi tarikat ehlinden olayı bilimden daha da karanlık olan TARİKAT ve TASAVVUF da arar dururlar...

Nasıl yani bilim, felsefe, tıp, fizik, kimya yı yok sayıp ALLAH C.C un yaratış muczielerini insanlara deilleri ile göstermekten uzak mı kalalım...

Oysa bakınız ALLAH C.C ne diyor..

“Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.
Göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. ‘Rabbimiz sen boşuna yaratmadın’
derler...”(Al-i İmran 3/191)


Allah-u Zülcelal’in böylesine övgüyle bahsettiği tefekkür için Peygamber
Efendimiz(sav)’de; “Bir saatlik tefekkür, bin senelik ibadetten daha
efdaldir.” Buyuruyor.
efenim bilime ,fiziğe, kimyaya gerek yok mu dedik.
teorileri sahiplenip bunlarla hakikati anlatmaya kalkarsanız yarın o teori çöktüğünde sap gibi kalırsınız dedik.
kaldıki bilimin kanunları kurana ters olamaz.Teorilerde ne ararsan var.kimileride darvinin teorisini islama uyarlamaya çalışıyor son günlerde ibretle izliyoruz efenim.
bilimde kanun bilinenler bile bir müddet sonra değişebilirlken,ne mantıkla teorilere bu kadar sahip çıkılır anlamam.
söylemek istediğim;elbetteki bilimsel söylemlerde güzel ama taa oralara gitmeye gerek yok.İnsan kendi yaradılışına baksa gene Rabbine yol bulur.Enfüste ve Afakta Ayetlerimizi göstereceğiz demiyor mu?insanın teleskobu mikroskobu olmayabilir. makro alemi,mikro alemi inceleme imkanı olmayabilir. kendini incelese bile yeter Allahın var olduğunu anlamaya dedik efenim.

verdiğiniz ayeti kerime,Daimi zikirde olan Akıl sahiplerinden bahsediyor efenim.Elbetteki böyle bir tefekkür çok kıymetli.Çünkü beden nasıl ki suyla temizlenirse,Kalpte zikirle(Allahı anmakla,hatırlamakla)temizlenir,karanlıkları aydınlığa tebdil olunur.Ve böyle aydınlanmış bir kalp kainatı,ve kuranı anlamada başarılı olur.bunun yolunuda tasavvuf öğretir efenim.
 
Üst Alt