Allah Resulüne Gelen İlk Heyet

Selam!

Resûlullah ve Ashabı karşılaştıkları işkence ve eziyetin ezikli ği içinde iken; İslâm'ı öğrenmek için Mekke dışından ilk olarak, Resûlullah'a bir hey'et geldi Sayıları otuz kadardı. Onlar, Ca'fer bin Ebî Tâlib'in, Mekke'ye dönüşünde onunla birlikte gelmişlerdi. Bu misafir topluluk gelip ResûluIIah'ın yanma oturunca ve onun özelliklerini, hâllerini yakından tanıyıp, kendilerine okunan Kur'ân'ı Kerİm'i dinleyince; hemen hepsi birden iman ettiler. Bunu öğrenen Ebû Cehil, doğru yanlarına gelip onlara şöyle dedi;

«Biz sizden daha akılsız bir topluluk görmedik. Kavminiz si zi, bu adamın durumunu öğrenesiniz diye gönderdi. Onun yanında oturup, dinlenmeden, sözlerine iyice kanaat getirmeden, siz hemen dininizden ayrılıp onun söylediklerini tasdik ettiniz». Onlar da, Ebû Cehil'in bu sözleri üzerine :

«Biz size esenlikler dileriz. Sizin yaptığınız cahilliği, biz si ze karşı yapamayız. Bizim kanaatlerimiz bize, sizinki ise sizedir. Cahillerin sözüne bakıp da, bize yönelmiş olan hayırdan dönmeyiz» dediler. Kur'ân-ı Kerim'in şu âyetleri onların hakkında idi: «Bun dan önce, kendilerine kitab verdiğimiz nice kimseler vardır ki, on lar buna (Kur'an'a) inandılar. Onlara Kur'an okunduğu zaman (Bu na inandık. Şübhe yok ki, bu Rabbımızdan gelen bir hak ve gerçek tir. Hakikaten biz bundan önce de, İslâm'ı kabul etmiş kimselerdik!) dediler. İşte bunlara sabır ve sebatlarından dolayı mükâfatlan iki kat verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar. Kendilerine ver diğimiz rızıktan hayra sarfederler. Bunlar yaramaz lâkırdı işitince, ondan yüz çevirdiler de: Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz sizedir. Size selâm olsun. Biz cahillerle ilgilenmeyiz, dediler.

İbretler Ve Öğütler
Bu hey'et olayında dikkatimizi çekmesi gereken iki husus var:

Birinci Husus:
Müslümanların işkence, eziyet, boykot ve her tür lü sıkıştırmaya göğüs gerdikleri bir sırada; İslâm'ı öğrenmek, Resû-lullah ile buluşmak için bu hey'etin Mekke'ye gelişinde; İslâm da'-vetçilerinin, yollarında dağılmak nedir bilmeyen musibetlere ve elem lere göğüs germeleri gerektiğine, zayıflama, bırakıp gitme ve ümit sizliğe kapılma gibi bir tutumun caiz olmadığına açıkça işaretler vardır. Yukarıda da dediğimiz gibi, işkence ve zulme uğrama, ba şarıya ve zafere ulaşmak için, mutlaka girilmesi gereken bir yol dur. Hristiyanlardan sayıları otuzu aşkın bir hey'et Mekke'ye gel di. (Sayılarının kırkın üzerinde olduğunu söyleyenler bile vardır). Onlar yeni da'vete karşı sevgilerini bildirmek için geldiler. İslâm düşmanları müslümanları ne kadar sikıştırırlarsa sıkıştırsınlar, ne kadar işkence yaparlarsa yapsınlar; müslümanlara ne kadar eziyet ederlerse etsinler, ne kdar onlarla alâkalarını kesip boykot eder lerse etsinler, ne kadar onların aleyhine toplantı yaparlarsa yap sınlar; onların bu da'vetin meyve vermesine engel olamıyacaklarmı, yeryüzünün doğusuna ve batısına yayılmasını önleyemeyeceklerini lisan-ı halleriyle açıklamak için deniz ötesinden Allah Resûlü'ne gel diler... Sanki Ebû Cehil bu hakikati sezmişti de o hakikatin etkisi nefsinde ve bu hey'efn yüzüne karşı söylediği kin kusan kelimeler de kendini göstermiştir. Fakat Ebû Cehil'den ne yapması beklenirdi ki? Onun ve onun gibilerin yapabilecekleri şeyler sadece müslüman-ların başına zulüm ve işkence yağdırmak. Ama da'vetin hedefine varmasına ve meyvesini vermesine engel olamazlar.

İkinci Husus: Bu hey'et fertlerinin inandıkları imanın türü ne dir? Bu iman, küfür karanlıklarından nura çıkan kişinin imanı mı dır?

Gerçek şudur ki, onların imanları, eski inançlarının devamın dan ve sımsıkıya tutundukları dinin ve inancın gereği olarak İs lâm'a girmekten ibaretti. Hakikaten onlar (siyret nakilcilerinin kesin olarak açıklamalarına göre) İncil ehli idiler, İncil'e iman ediyorlar ve onun hidâyeti üzere yürüyorlardı. încü İsa (a.s.)'dan sonra ge lecek olan peygambere uymayı emredince ve o peygamberin özel liklerinden, bir kısım sıfatlarından bahsedince; artık bu peygambe re, yâni Hz. Muhammed Aleyhisselâm'a iman etmek devam eden imanın, gereği olmuştu.

O halde bu hey'et fertlerinin Resûlullah'a iman etmeleri, birin den diğerine tercih sebebiyle bir dinden diğer bir dine geçiş işlemi değildir. Zaten onların Peygamberimize iman etmeleri, Hz. İsa'ya verpna indirilene imanın devamı olmuştu. Âyette geçen onların şu sözlerinin mânâsı da budur. Âyet şudur: «Kendilerine Kur'an oku nunca (Biz ona inandık ve şübhe yok ki, bu Rabbımızdan gelen bir hak ve gerçektir. Hakikaten biz, bundan önce de İslâm'ı kabul et miş kimselerdik) dediler». Yâni bizler müslümandık ve Hz. Mu-hammed'in da'vet ettiğine, onun peygamber olarak gönderilişinden önce de inanan mü'minlerdik. Çünkü încil ona inanmaya çağırı yordu...

Isâ Aleyhlsselâm'ın veya Mûsâ Aleyhisselâm'ın getirdiği ilâhi hakikatlara gerçekten bağlanan kişilerin tümünün durumu budur. Çünkü, İncil'e ve Tevrat'a inanmak, Kur'an'a ve Hz. Muhammed' (s.a.v.) Te inanmayı gerektirir. Bunun için Yüce Allah, Resûlü'ne, ehl-i kitabı İslâm'a da'vet ederken sadece kendi talebettikleri şey lerin iman iddiasında bulundukları incil veya Tevrat'ta bulunan şeyleri tatbik etmelerini istemekle yetinmesini emretti. Bu konuda şanı yüce Allah: «.Ey Resulüm, de ki: Ey ehl-i kitab! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni gereğince uygulamadıkça, siz hiçbir şey (din ve kanaat) üzerinde değilsiniz» diye buyurmaktadır.

Bu durum, daha önce de açıklamış olduğumuz: «Hz. Âdem'in yaratılışından Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamber olarak gönde rilişine kadar, hak dinin tek olduğu, birden fazla olmadığı» kanaati ni te'kid etse gerektir.

Hakikaten, bir kısım insanların kullanmış olduğu, «semavî din ler» tabiri anlamı olmayan bir terimdir.
Evet... Bunlar müteaddit semavi şeriatlardır. Her semavi şeriat, kendinden önceki şeriatı yürürlükten kaldırır. Fakat genel anlam da veya bir akideye ad olarak verilen «Şeriat» kelimesini birbirine karıştırmamamız gerekir

Dr. M. Said Ramazan
Fıkhu's-Siyre kitabından-Gonca Yayınevi
 
Üst Alt