• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Aksâmul-Kurân

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 17
  • Görüntüleme 3K

Okunuyor :
Aksâmul-Kurân

mopsy

Emektar
Üye
I. Aksâmul-Kurânın Tanımı

Aksâmul-Kurân ifadesi, Kurânın yeminleri anlamına gelen bir terkiptir.
Aksâm kelimesi, sözlükte yemin, el, sağ el, kudret anlamlarına gelen kasem keli-
mesinin çoğuludur.Kasem, muhatabın inkârı halinde kullanılan bir ifade çeşididir.26
Kasem kelimesinin müradifi olan yemin kelimesi Arapçada, el, sağ el, kudret
gibi anlamlara gelmektedir ve Türkçemizde de kullanılmaktadır. Esasında el anlamına
gelen yemin kelimesinin anlam genişlemesi yoluyla kasem anlamında
kullanılmaya başlanmasının şöyle olduğu anlatılır: Vaktiyle insanlar savaş-barış gibi
konularda belli bir anlaşma ve uzlaşmaya vardıklarında ya da belli hususlar üzerinde
sözleştiklerinde, birbirlerinin ellerini tutarlar ve adeta, sana verdiğim bu söz
karşılığında elimi sana rehin ediyorum demek istercesine el sıkışırlardı.Böylece el
anlamındaki yemin kelimesi, bu merasimin bütününün adı olarak kullanılmaya
başlandı. Nitekim Arap şairlerinden Cessâs b. Mürre, bir şiirinde şöyle demiştir;

Komşumun hakkını yerine getireceğim,
Bunu yapacağıma dâir, elim rehindir.


Bu noktadan hareketle de yemin ifadeleri kefalet ve tazmin anlamı içerecek şekilde
anlam genişlemesine uğramıştır.Nitekim karşılıklı sözleşme esnasında tarafların el sıkış-
manın bağlayıcılık ve kefalet ifade ettiği, şu beyitten de anlaşılmaktadır;

Elim sana -rıza ile verilmiş- rehindir.

Diğer taraftan kasem kelimesi gibi, nezr, îlâ, hilf kelimeleri de yemin anlamını deği-
şik şekillerde ifade ederler. Bununla beraber bu kelimelerin kendilerine özel bazı vurguları
da söz konusudur. Örneğin nezr kelimesinde, insanın normal şartlarda görevi
olmayan bir şeyi üzerine vazife addetmesi, îlâ kelimesinde belli bir şeye yaklaşmamaya
yönelik söz verme durumu,hilf kelimesinde ise bir kişinin bir başkasından belli bir
konuda söz alması gibi bir durum söz konusudur.

Kasemin terim anlamı ise, yapılacağı veya yapılmayacağı ifade edilen bir hususu,
muhatap nezdinde gerçekten önemli olan veya önemli olduğuna inanılan bir şey ile irtibatlandırarak zikretmek demektir.Tefsir usûlünde Aksâmul-Kurân, Kurânda geçen
yemin ifadelerini çeşitli yönleri ile ele alıp müstakil olarak inceleyen konunun adıdır.
İleride zikredileceği üzere, bu bahse özel birtakım eserler de telif edilmiştir.

II. Kurânda Kasem İfadelerinin Yer Almasının Sebepleri

devam edecek...........
 

mopsy

Emektar
Üye
Kurânda Kasem İfadelerinin Yer Almasının Sebepler

Selam!

II. Kurânda Kasem İfadelerinin Yer Almasının Sebepleri

Kuran-ı Kerimde toplam 17 sûrenin başında kasem bulunmaktadır. Birçok sûrede
de, (38/Sâd, 43/Zuhruf, 50/Kâf, 68/Nûn)hemen ilk ifadenin peşinden kasem gelmektedir.

Sûre başında kasem ifadelerinin geçtiği yerler şunlardır;
37/Sâffât, 50/Kâf, 51/Zâriyât, 52/Tûr, 53/Necm, 68/Nûn, 77/Mürselât, 75/Kıyâmet,
79/Naziât, 85/Burûc, 86/Târık, 89/Fecr, 90/Beled, 91/Şems, 92/Leyl, 93/Duhâ, 95/Tîn,
100/Âdiyât, 103/Asr.


Bunlardan başka birçok sûrenin içinde de kasem ifadesi geçmektedir. Bu ifadelerde
bazen Allahın isimlerine
(15/Hicr 92; 51/Zâriyât 23; 10/Yûnus 53; 64/Teğâbün 7; 19/
Meryem 68; 4/Nisâ 65; 70/Meâric 40)
,
bazen bizzat Kurânın kendisine
(36/Yâsîn 2-4;56/Vâkıa 75-77; 43/Zuhruf 1-3),
bazen Hz. Peygambere,
(Yâsîn 36/2-4),
bazen meleklere
(77/Mürselât 1-7)
yemin edilmiştir.
Bazen de Hz. Peygamberin yemin etmesi
istenmiştir.
( 64/Teğâbün 7, 34/Sebe 3, 10/Yûnus 53)

Konuşma esnasında yemine başvurmak, cahiliye dönemi Araplarında hem hatiplerin
kullandıkları hem de günlük hayatta sık sık başvurulan bir üslup özelliği idi. Kurân-ı
Kerîm Arapların diliyle nâzil olduğu için Arapların bu âdetini muhafaza etmiş, çeşitli
edatlarla yapılan yeminleri kullanarak mesajını vurgulamıştır. Ayrıca üzerine yemin
edilen şeyin önemine işaret edilmiş, özellikleri üzerinden bir mesaj aktarılmıştır.

Konuyla ilgilenen müfessirler ve müstakil eser telif eden âlimler, Kurânda yeminlerin
bulunmasının sebepleri konusunda şu açıklamaları yapmışlardır;

a) İslamdan önceki Arapların hayatında yeminin büyük rolü vardır. Kuran-ı Kerim de,
Arapların alışık oldukları bu üslubu kullanmıştır.


b) Yemin ifadelerinin geçtiği âyetlerde anlatılan hususlar, bu yemin ifadeleri ile vurgulanmıştır.

c) Bu yeminlerle, kendisine yemin edilmiş olan varlığın önemine işaret edilmiştir.

d) Yemin ifadesi ile muhatapların konuya dikkatleri çekilmek istenmiştir.


Bu hususlar içerisinde özellikle sonuncusu, her ne kadar Arap dilinde kasem ifadelerinin
kullanım gerekçelerinden biri olsa da, Kurânın kasem ifadelerini kullanmasının
bir sebebi olarak düşünülmesi zordur. Zira anlama herhangi bir katkı yapmaksızın, sırf
dikkat çekmek için birtakım kelimelerin, hatta art arda gelen birçok cümlenin kullanılmış
olduğunu söylemek, ilahî kelamın mahiyeti açısından titiz bir ifade olmayacaktır.
Örneğin
77/Mürselât Sûresinin başında altı âyet,
79/Nâziât Sûresinin başında beş âyet,
81/Tekvîr Sûresinin içerisinde dört âyet,
İnfitâr Sûresinin başında dört âyet,
Şems Sûresinin başında yedi âyet yeminden müteşekkildir.

Örnekleri daha da çoğaltmak
mümkündür. Bütün bu âyetlerin mânâdan yoksun olup sadece dikkat çekmek için
var olduklarını söylemek doğru olmayacaktır. Bilindiği gibi aynı iddia, hurûfu mukattaâ
adı verilen ve on dört sûrenin başında yer alan harfler hakkında da ileri sürülmüştür.
Diğer taraftan dikkat çekme eylemi, muhatabın konuya ilgi göstermediği durumlarda
gerekli ve anlamlıdır. Oysa bildiğimiz kadarıyla Mekkede müşriklerin Hz.
Peygamberin daveti karşısında ilgisizlik, dikkatsizlik gibi bir tavırları bulunmamaktadır.
Hatta 31/Lokman Sûresinin 6-7. âyetlerinde ifade edildiğine ve bu âyetlerin tefsirinde
müfessirlerin verdikleri bilgilerden anlaşıldığına göre, müşriklerin bazı ileri gelenleri,
Mekke halkının Kurâna olan ilgisini azaltmak için çeşitli yollar aramaya başlamışlardır.
Nitekim ilgili âyetlerin nüzûl sebebi olarak aktarılan bir rivâyete göre, müşriklerin
ileri gelenlerinden Nadr b. el-Hâris, Hîreye gidip orada İran kültürüne ait çeşitli efsaneler
öğrenip Mekkeye dönmüş ve insanlar Hz. Peygamberden söz ettikleri zaman hemen
bu hikâyeleri anlatmaya başlayıp, benim bu anlattığım hikâyeler Muhammedin
anlattıklarından daha güzel diyerek onların ilgisini Kurândan uzaklaştırmaya çalış-
mıştır.Nitekim müşriklerin bu tavırları Kurânın şu ifadelerinde daha net olarak ortaya
konulmaktadır;

İnkâr edenler dediler ki, bu Kurânı dinlemeyin, onun okunduğu esnada gürültü çıkarın,
belki böylece onu bastırırsınız.


Durum böyle olduğu halde, onlarca Kurân âyetinin sırf dikkat çekmek, ilgi toplamak
için vahyedildiğini, bundan başka bir anlam taşımadığını düşünmek, kanaatimizce
uygun değildir. Bu nedenle biz, Kurândaki yeminlerin sebebinin, bu yeminler vasıtasıyla,
kendisine yemin edilmiş olan varlığın önemine işaret etmek olduğunu ifade eden
görüşe iştirak ediyoruz. Daha doğrusu Kurânın, yemin üslûbunu kullanarak mesajını
anlatması konusunda, bu açıklamanın, mevcut açıklamalar içerisinde en makul açıklama
olduğunu düşünüyoruz. Kanaatimizce Kurân, temel mesajlarını bazı yemin ifadeleri
üzerinden aktarmakta, böylece hem Arapların alışık oldukları bir üslûbu sürdürmekte,
hem de mesajlarının daha etkili bir şekilde karşılık bulmasını sağlamaktadır.

III. Aksâmul-Kurân Konusundaki Görüşler

devam edecek...........
 

mopsy

Emektar
Üye
Aksâmul-Kurân Konusundaki Görüşler

Selam!

III. Aksâmul-Kurân Konusundaki Görüşler

Aksâmul-Kurân başlığı altında klasik dönemde âlimlerin üzerinde durdukları ihtilaflı
bazı konular bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, özellikle çağdaş dönemde bazı araştırmacılar,
Aksâmul-Kurân konusunda dikkate değer ve farklı yaklaşımlar ortaya koymuşlardır.

A. Klasik Dönem Tartışmaları

Başta Fahreddin Râzî olmak üzere bazı müfessirlerin tefsirlerinde ve bu konuya dair
husûsî bir eser telif etmiş olan İbn Kayyım el-Cevziyyenin eserinde, yeminler konusunda
aşağıdaki mevzular ele alınmaktadır;

1. Allaha Yemin İzâfe Etmenin Doğru Olup Olmadığı Meselesi
Yemin ifadeleri genellikle muhatabın söylenen söze inanmasını sağlamak ve konu-
şan kişinin gerçeği söylediğine dair mevcut şüpheleri kaldırmak amacıyla kullanıldığı
için, bazı âlimler bu tür ifadelerin Allah tarafından kullanılmasının uygun olmadığını
söylemişlerdir. Bu görüşü savunanlara göre, yemin eden kimse, aslında doğruyu söyleyip
söylemediği konusunda hakkında şüpheler bulunduğu için bu ye-mine başvurur. Oysa
Yüce Allah bundan münezzehtir. Kaldı ki Kurâna iman eden bir mümin, Allahın
bildirdiği her şeyin doğruluğunu tereddütsüz kabul eder ve yemine ihtiyaç duymaz.
Kurâna inanmayan kimse ise, ne kadar yemin edilirse edilsin, yine inanmayacaktır.
Buna karşılık Fahreddin Râzî, Kurânın tevhid, nübüvvet, ahiret gibi önemli konuları
anlatırken yemin ifadelerine yer vermesini, Arapların önemli konuları konuştukları
zaman bu şekilde yemin ifadeleri kullanıyor olmaları ile açıklar ve Kurânın da bu üslubu
sürdürdüğünü ifade eder. Ona göre bu yeminlerden maksat, muhatabın inanma-
sını sağlamak değil, konunun önemini vurgulamaktır, nitekim konu, yeminden önceki
âyetlerde yeterince sarahatle müdellel olarak ifade edilmiştir. Suyûtî (v. 911/1505)
de bu itiraza Râzînin verdiği cevaba yakın bir cevap verir.Ancak Aksâmul-Kurâna
dair az sayıdaki müstakil eserlerden birinin müellifi olan Abdülhamid el-Ferâhî (v.
1348/1930, Râzînin bu îzâhının tutarlı olmadığını, zira yemin ifadelerinin çoğunlukla
konuyla ilgili deliller yeterince ortaya konulmadan kullanılmış olduğunu, ilk dönem
Mekkî sûrelerde bu durumun daha çok görüldüğünü söylemiştir.

2. Allahtan Başka Varlıklar Adına Yemin Edilmesi Meselesi
Bazı âlimler Hz. Peygamberin Allahtan başkası adına yemin etmeyi yasaklamış olmasından hareketle,
Allahtan başkası adına yemin etmek şeklindeki ifade tarzlarının
ilahî hikmete uygun olmadığını ifade etmişlerdir. Bu çerçevede Kurânda Allahtan
başkası adına yemin edilmiş olması konusunda şu îzâhlar yapılmıştır;

1-Allahtan başka olan, yani Onun tarafından yaratılmış olan her varlık, Onun zatına
delâlet ettiği için, Kurânda bu varlıklara yemin edilmesi, bir açıdan, Allahın kendi adı-
na yemin etmesi sayılabilir.

2-Kurânda Allahtan başka varlıklara yemin edilen ifadelerin başında, aslın-da hazf
edilmiş bir rab kelimesi bulunur. Örneğin Fecre yemin olsun ifadesi aslında Fecrin
Rabbine yemin olsun şeklindedir.

Bu görüşlerden ilkini savunan âlimler, her bir yemin ifadesini müstakil olarak ele
almış ve görüşleri doğrultusunda tefsir etmişler, üzerine yemin edilen her varlığın esas
itibariyle Allahın yaratıcılığına ve ulûhiyetine delâlet ettiğini göstermeye çalışmışlardır.
Nitekim 91/Şems sûresinin 5-7. âyetlerinde bizzat bu varlıkların rabbine yemin
edilmiştir.53 İkinci görüş sahipleri açısından ise zaten ortada bir müşkil söz konusu değildir.
Zira yemin ifadelerinin başına rab kelimesi takdir edildiğinde, yemine konu olan
şeylere değil, onların Rabbine, yani Allaha yemin edilmiş olmaktadır.

3. Yemin İfâdelerinin İçerdiği Tazîm Anlamının Ortaya Çıkardığı Müşkil

devam edecek...........
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

3. Yemin İfâdelerinin İçerdiği Tazîm Anlamının Ortaya Çıkardığı Müşkil

Herhangi bir şeye yemin edilmesi, o şeyin tazîm edilmesi şeklinde bir vurgu da içerir.
Her ne kadar Türkçede yemin ifadelerinin bu şekilde kullanımı söz konusu değilse de,
Arapçada kullanılan yeminler açısından bu tespit doğrudur. Bu nedenle, yukarıda ifade
edildiği gibi, Kurânda kullanılan yemin ifadelerinin başında bir rab kelimesinin takdir
edilmesi, dolayısıyla bütün yeminlerin aslında Allah adına yapılmış olarak anlaşılması
gerektiğini savunan âlimler, Allahın başka varlıkları tazîm ettiğinin düşünülmesini bir
müşkil olarak görmüşler, yemin ifadelerindeki tazîmin ancak Allah için olabileceğini,
Ondan başkası için böyle bir tazîmin söz konusu olamayacağını söylemişlerdir.54Fahreddin
Râzî bu müşkillere çeşitli şekilde cevaplar vermiştir. Bunlardan birinde, bu yeminlerin
maksadının kâinattaki bu varlıkları tazîm etmek değil, onlara ilahî nitelik atfeden müş-
riklere cevap vermek olduğu ve adeta onlara, sizin bu düşünceniz öylesine tutarsız ve zayıftır
ki, çürütmek için bir yemin bile yeterlidir
denildiği ifade edilmiştir.

4. Bazı Yemin İfadelerinin Başında Yer Alan ve Olumsuzluk Anlamı Bildiren
Edatı

56/Vâkıa, 75; 69/Hâkka, 38; 70/Meâric, 40; 75/Kıyâme, 1-2; 81/Tekvîr, 15; 84/
İnşikâk, 16 ve 90/Beled, 1
âyetlerinde ُْ
ifadeler kullanılmaktadır.

Birebir tercüme edildiğinde bu ifadeler, yemin etmiyorum anlamına
gelir. Bu yemin şekli eski Arap toplumunda da mevcuttu. Burada yemin/kasem ifadesinin
başında yer alan ve olumsuzluk anlamı veren lâ harfi; «iş sizin söylediğiniz gibi
değil, yemin ederim; hayır, kâfirlerin söyledikleri sözün bir değeri yoktur, yemin ederim gibi
mânalar ifade etmek üzere kullanılmıştır. Bunun yanında bazı müfessirler yemin fiilinin
başındaki bu edatın zaid olduğunu -anlama herhangi bir katkısının bulunmadığını- ileri
sürmüşlerdir. Bu mevzularla ilgili olarak yapılan tartışmalar ve getirilen îzâhlar, burada
özetlediğimizden çok daha geniştir, ancak bizim maksadımız ilgili tartışmaları detaylıca
aktarmak değil, görüşleri ana hatlarıyla tanımak ve neticede yemin ifadelerini nasıl
anlamamız gerektiği konusunda bir kanaate varmak olduğu için, buraya kadar aktardıklarımızla
yetinip çağdaş görüşleri ele almak ve ardından da bu ifadeleri nasıl anlayıp
tercüme etmemiz gerektiği üzerinde durmak olacaktır.

B. Modern Dönem Tartışmaları
Bu başlık altında Aksâmul-Kurân konusunda klasik müfessirlerden istifade etmiş
olmakla beraber onlardan farklı bir yaklaşım geliştirmiş olan Abdülhamid el-Ferâhî,
Âişe Abdurrahman Bintüş-Şâtî ve Abdurrahman Hasan Habenneke el-Meydânînin
görüşlerini ele alacağız.

1. Ferâhînin Görüşü: Yeminler; ilgili konuyu destekleyen deliller, şâhitlerdir.

devam edecek...........
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam

1. Ferâhînin Görüşü: Yeminler; ilgili konuyu destekleyen deliller, şâhitlerdir.

Hindistanlı âlim Abdülhamîd el-Ferâhîye (v. 1348/1930) göre Kurânda kullanılan
yemin ifadeleri konusunda klasik dönem âlimleri, özellikle tazîm ve tekîd yönüne vurgu
yapmışlar, ancak yemin edilen şey ile yemine sebep olan şey arasındaki irtibatı her zaman
kuramamışlardır. Örneğin Tîn Sûresinin başında zeytine, incire ve güvenli beldeye yemin
edilmiş, bunun ardından da, biz insanı en güzel şekilde yarattık denilmiştir. Bu yeminler
ile insanın en güzel şekilde yaratılması arasındaki münasebet, Ferâhîye göre klasik dö-
nemde yeterince vurgulanmamıştır.Arada böyle bir ilişki kurulmayıp yeminlerin sadece
incir, zeytin ve güvenli beldenin önemine vurgu yapmak olduğu düşünüldüğünde,
bu yeminlerin başka bir sûrede değil de özellikle bu sûrede yer almış olmasının herhangi
bir anlamı kalmamış olacaktır.Bu yaklaşım, Ferâhînin yapısalcı eğilimini aksettirmektedir.Benzerini
Faslı müfessir Muhammed Âbid el-Câbirîde de gördüğümüz bu yapısalcı
anlayışa göre, metnin iç yapısı, anlamı belirlemede önceliklidir. Bu durumun tefsirdeki
izdüşümü ise, Kurândaki sûrelerin ve bir bütün olarak mushafın tertibinin (iç düzeninin)
tevkîfî olduğuna dair genel kabuldür. Örneğin Câbirî, Kurân sûrelerinin içindeki
âyet sıralamasının tevkîfî olmasının, bu âyetlerin ancak birbirleri ile ilişki içinde gerçek
anlamlarını ortaya koyabileceğini gösterdiğini düşünür.Dolayısıyla herhangi bir âyetin
anlamını tespit ederken onun metin içinde hangi bağlamda yer aldığını özellikle önemsemek
icap etmektedir. Esasen bu yaklaşım, tefsir geleneğinde siyak-sibâka önem vermek
şeklinde tezahür etmiştir. İşte Ferâhî yemin ifadelerine bu açıdan yaklaşır ve bu ifadeleri
anlamaya çalışırken öncelikle onların nerede -hangi siyak içinde- kullanılmış olduklarına
bakmak gerektiğini ifade eder.

Ferâhînin konuyla ilgili görüşünü inceleyen Mustansır Mir, cahiliye dönemi Araplarının
kullandıkları yeminlerin iki türlü olduğunu, bunlardan birincisinin şairlerin yeminleri,
ikincisinin ise kâhinlerin yeminleri olduğunu ifade etmekte, klasik müfessirlerin
de Kurânın yeminlerini anlamadıkları için,(!) bu iki tarzdan birine indirgediklerini savunmaktadır.Oysa
şairler ve kâhinler, farklı farklı şeylere yemin etmiş olsalar da, yeminlerinin
ardında genellikle sözlerini kabul ettirme ve inandırıcılık sağlama isteği yer
almaktadır. Bunu gören müfessirler, böyle bir durumun Allaha isnat edilmesi söz konusu
olamayacağı için, Kurândaki yeminlere tazîm ve tekîd gibi iki gerekçe bulmuşlardır.
Ferâhîye göre Kurân yeminlerin bu iki hususla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır

Zira yemin ifadeleri,

devam edecek...........
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam

Zira yemin ifadeleri, ille de herhangi bir şey üzerine yemin etmeye hasredilmiş değildir.
Dolayısıyla üzerine yemin edilen bir şey olmayınca, herhangi bir şeyin tazîm edilmesi de
söz konusu olmaz. Kurândaki yeminlerin bir kısmında belli şeylere yemin edilmiş olmakla
beraber, özellikle tekid lâmı ile yapılan yeminlerde, yemine konu olan şey (muksem
bih) bulunmamaktadır. Ayrıca yemin ifadelerinin başlangıç itibariyle vaz edilişlerinde bir
tazîm anlamından ziyade, pekiştirme ve kanıtlama anlamı söz konusudur. Giderek bu
ifadelere muksemun bih ilave edilmiş, yani yeminler belli varlıklar adına yapılmaya baş-
lanmıştır, fakat bu durum, ilgili yemine istidlâl unsuru eklemek için yapılmıştır. Yani
bu ekleme ile yemin edilen konunun daha da kanıtlanması amaçlanmıştır. Dolayısıyla
Ferâhîye göre Kurân yeminlerinin ardındaki sebep, aklî istidlâldir. Nitekim yemin, bir
tür şâhit göstermedir. Ferâhî bu görüşünü açıklamak üzere, Arap toplumu başta olmak
üzere, genel anlamda bir yemin tarihi araştırması yapar ve sonuçta, yeminlerin kullanımında
istidlâlî bir yön bulunduğunu, eski zamanlarda yeminlerin toplum içinde söz
sahibi kimselerin huzurunda yapıldığını, bunun amacının ise, yemin eden kişinin kar-
şı tarafı iknâ etmek ve konuyla ilgili ifadelerindeki kesinliği vurgulamak olduğunu ifade
eder. Buradan hareketle Ferâhî, Kurân yeminlerinin, üzerine yemin edilen şeyleri şâhit
tutmak (işhâd) şeklinde olduğunu savunur. Buna delil olarak da, Kurânda birçok fiilin
kullar için başka anlamda, Allah için başka anlamda kullanılmış olmasını hatırlatır. Örne-
ğin salât kelimesi kullar için kullanıldığında duâ, ibâdet anlamlarına gelirken Allah için
kullanıldığında rahmet anlamına gelir.Aynı şekilde şükür kelimesi kul için kullanıldı-
ğında, kendisine Allah tarafından verilmiş olan nimetlerin itirafı anlamına gelirken Allah
için kullanıldığında kulların iyiliklerinin kabulü anlamına gelir. Tevbe, sahat/suht,
mekr,
keyd, esef, hasret gibi kelimelerin kullanımı da böyledir. Hatta Ferâhîye göre, kul için
kullanılan kelimelerin tamamı, Allah için kullanıldıkları durumda, içerdikleri olumsuz
anlamları kaybederler. Esasen bu husus, kelam âlimlerinin de sıklıkla vurguladığı bir noktaya
tekabül eder. Nitekim Allahın görmesinin insanın görmesi gibi, duymasının insanın
duyması gibi kusurlu olmadığı ifade edilir. İşte yemin ifadeleri için de bu durum söz konusudur.
İnsanlar belli varlıkları tazîm etmek için yemin ediyor olsalar bile -ki yeminlerdeki
bu tazîm vurgusu, Ferâhîye göre, yemin ifadelerine sonradan eklenmiş ikincil bir unsurdur- Allahın
böyle yemin etmesi söz konusu olamaz. Onun yeminleri işhâd şeklindedir. Ferâhî bu
görüşünü tefsirinde de uygulamış, kasem âyetlerinin sûrelerde ele alınan konuların şahidi,
delili olarak zikredildiğini ifade etmiştir. Örneğin 91/Şems sûresinin başında Güneş, Ay,
Gece ve Gündüze yemin edilmesini ele alırken, başka sûrelerden bu kâinat varlıklarının
ve hadiselerinin çeşitli özelliklerinin özellikle insanın sorumluluğu ve ahiret inancı için bir
delil olarak kullanılmış olmasına işaret etmektedir.

2. Bintüş-Şâtînin Görüşü: Yeminler; yüce hakikatlerin sembolik ifadeleridir.

devam edecek...........
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam

2. Bintüş-Şâtînin Görüşü: Yeminler; yüce hakikatlerin sembolik ifadeleridir.

Âişe Abdurrahman Bintüş-Şâtî, et-Tefsîrul-beyânî adlı kısa tefsirinde, AksâmulKurân
konusunda klasik dönem tefsir âlimlerini tenkit etmektedir. Duhâ Sûresinin tefsirinde,
tıpkı Ferâhî gibi, âlimlerin yemin ifadelerini tazîm vurgusu olarak anlamış olmalarını
tenkit etmekte, bu düşüncenin onları giderek zorlama yorumlara sevk ettiğini
ifade etmektedir. Zira yeminleri tazîm olarak değerlendirenler Kuşluk vakti gibi bazı
hususların hangi nedenle tazîm edildiğini açıklamakta zorlanmışlardır. Hatta Muhammed
Abduh bile, bu zor duruma düşmüş, her yeminde illa bir tazîm unsuru bulmak zorundaymış
gibi, kuşluk vaktinin insanı korku içinde sarıp sarmalamasının ilahî heybet ve
celâli andırdığını söylemiştir.

Bintüş-Şâtîye göre her ne kadar yemin ifadelerinin dildeki vaz edilişlerinde tazîm
anlamı bulunuyor olsa da, Kurânda özellikle vav harfi ile başlayan yeminlerde bu anlam
söz konusu değildir. Diğer bir deyişle Kurân bu hususta Arap dilinin vazından çıkmış,
yeni bir kullanım alanı ihdâs etmiştir. Ona göre Kurânın ihdas ettiği bu yöntem,
dilde yemin için kullanılan vâv harfini, gözle görünür, müşahede edilir bir tabiat olayına
veya varlığa işaret ederek onun ardından gözle görülmeyen, gayba dâir bir hakikate gönderme
yapmak için kullanmış olmasıdır. Örneğin gittikçe koyuluğu azalıp açılan geceye
ve doğmakta olan güne yemin edilmesi, cehaletin, karanlığın ve şirkin gittikçe açılıyor
ve tevhid güneşinin gittikçe yükseliyor olmasını anlatmak üzere kullanılan beyânî bir
üsluptur. Burada özellikle inceleyeceğimiz Fecr Sûresindeki yeminler hakkında ise şu
değerlendirmeleri yapar;

Fecr kelimesi aslen, fışkırmak, çıkmak anlamlarına (inficâr) gelir. Mecâzî kullanım
olarak da, iyi şeylerin ve güzelliklerin çıkışına fecr, kötülüklerin çıkışına fücr/fücûr
denilmiştir. F-c-r kökünden türeyen kelimeler Kurânda yirmi dört yerde kullanılmış,
bunların on dokuzunda suyun fışkırması anlamını ifade ettiği halde sadece 75/Kıyamet
Sûresinin beşinci âyetinde bozmak, kötüye sevk etmek, bedbaht kılmak anlamında
kullanılmıştır. Altı yerde ise takvanın karşıtı olan fucûr anlamında kullanılmıştır.Bu
Sûrede kullanıldığı anlam ise, yine altı âyette söz konusu olmuştur.Bu etimolojik açıklamaları
yapan Bintüş-Şâtî, fecr kelimesinin anlamı hakkında birazdan aktaracağımız
değişik görüşlerin bir kısmını vermekte ve bütün bu görüşlerin ardında, tazîm unsurunu
arama gayretinin yattığını ifade etmektedir.78Sûrenin ikinci âyetinde de değişik görüşleri
aktaran Bintüş-Şâtî, on gecenin (leyâlin Aşr), Taberînin de tercih ettiği üzere, Ramazan
ayının son on günü olduğu görüşünü tercih eder. Onun bu yönde tercih kullanmasının
sebebi ise, bu on gün içinde Kadir gecesinin yer almasıdır. Ona göre bu âyette Kurânın
inzâl edildiği geceye işaret edilirken, bir önceki âyette Kurânın fecrine, vahyin doğu-
şuna işaret edilmiştir. Böylece âyetler arası konu bütünlüğü de sağlanmış olmaktadır.
Üçüncü âyette ulemanın çok fazla görüş serdetmiş olmasını tenkit eden Bintüş-Şâtîye
göre çift ve tekten maksat, Râzînin ya da Taberînin dediği gibi, çift ve tek olabilecek her
şey değil, izdivac ve ifrâd, yani çiftlik ve tekliktir. Dördüncü âyette özellikle Muhammed
Abduhun yaklaşımlarını eleştirir ve gecenin geçip gitmesinin vahyin gelişi ile karanlı-
ğın aydınlanması anlamına geldiğini savunur.

Netice olarak Âişe Abdurrahmanın yemin ifadelerini mecaza hamlettiğini ve genel
anlamda Hz. Peygamberi tesliye eden, onun davetinin muzaffer olacağı mesajını veren
sembolik ifadeler olarak yorumladığını görmekteyiz. Yemin üslûbunun Kurân tarafından,
o zamana kadar Araplar tarafından bilinen kullanımları dışında, yeni bir tarzda
devreye sokulduğunu söylemesi de, görebildiğimiz kadarıyla ona özgü bir yaklaşımdır.

3. Habennekenin Görüşü: Yemin ifadeleri, yeminden sonra anlatılan konuyla ilgili
mesajlardır


devam edecek...........
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

3. Habennekenin Görüşü: Yemin ifadeleri, yeminden sonra anlatılan konuyla ilgili
mesajlardır.


Habenneke, Kavâidu tedebbüril-emsel li kitâbillâhi azze ve cell adlı eserinin yirminci
bölümünü (36 sayfa) Aksâmul-Kurân konusuna ayırmakta ve geniş çaplı değerlendirmeler
yapmaktadır. Bu değerlendirmeleri okuduğumuzda, klasik ve çağdaş çalışmalar
içerisinde bu konuyu en detaylı ve titiz bir şekilde ele alan çalışmanın Habennekeye ait
olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle burada onun görüşlerini, Ferâhî ve Bintüş-Şâtînin
yaklaşımına nazaran biraz daha tafsilatlı olarak ele almak istiyoruz.
Habennekeye göre Kurânda kullanılan yemin ifadelerini doğru anlamak için şu
beş hususu dikkatle incelemek gerekmektedir;

1-Yemin edilen şey (Muksemun bih) ile yemine sebep olan, kendisi için yemin edilen şey
(muksemun aleyh) arasındaki münasebetin incelenmesi
2-Yeminin maksadının incelenmesi
3-Yemin ifadesinin geçtiği bağlam ve yemine muhatap olan kimselerin tespiti
4-Kendilerine söylenen ifadelerin yemin ile tekîd edilmesine ihtiyaç duyul-muş olması
itibariyle muhatapların hallerinin incelenmesi
5-Bazı yeminlerin başında olumsuzluk edatı olan harfinin bulunmasının hikmetinin
incelenmesi.

Birinci maddede ifade edilen husus, özellikle yemin ifadelerinin dilsel olarak birden
fazla anlam ihtimalini barındırdığı durumlarda zorunludur. Habenneke buna örnek olarak
68/Kalem, 1-2 âyetlerini vermektedir;
Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin olsun ki, Rabbinin nimeti sayesinde, sen mecnûn
değilsin!

Ona göre bu âyetlerin ilkinde kaleme ve yazdıklarına yemin edilmesi ile, ikinci âyette
sen mecnûn değilsin ifadesi arasında şöyle bir münasebet bulunmaktadır: Müşrikler Hz.
Peygamberin cinlerden bilgi aldığını (mecnûn olduğunu) iddia etmişler ve Kurânın da bu
tür bir bilgi olduğunu söylemişlerdir. Burada bu iddianın reddedildiği yerde kaleme ve yazdıklarına
yemin edilmesi, Kurânın ilahî muhafaza altında olduğunu ve Hz. Peygambere
gönderilen vahyin cinlerden bilgi aldıklarını iddia eden mecnûnların sözleri ile bir tutulmaması
gerektiğini vurgulamaktadır. Böylece onların mecnûn iddialarına cevap olarak
kaleme ve yazdıklarına yemin edilmiştir.

Habennekenin bu konuya dair ikinci örneği, bu makalede incelediğimiz 89/Fecr
1-5 âyetlerindeki yeminlerdir. Ona göre bu sûrede geçen
Fecre, on geceye, çift ve teke, gittiği zaman geceye yemin olsun! Bunlarda akıl sahipleri
için bir yemin değeri vardır değil mi?

şeklindeki yemin ifadeleri, ardından gelen şu ifadelerle münasebet arz etmektedir.
Bu ilişkiyi şöyle izah edebiliriz: İlk beş ayette yemin edilen Fecr, on gece, çift ve tek
ve geçip giden gece, aslında 6. âyetten itibaren anlatılan toplumların helâk edilişleri ile
ilgili göndermelerdir. Yeminin cevabı, 14. âyette ifade edilen Rabbin gözetlemededir
cümlesidir.Bu cümlenin cevap olarak takdir edilmesinin belagat açısından sorunlu olması
durumunda bile, anlam itibariyle, senin rabbin, tıpkı bu kavimleri azap kamçısıyla
cezalandırdığı gibi, seni yalanlayanları da cezalandıracaktır şeklinde takdir edilmiştir.
Bu durumda yemin ifadeleri ile devamındaki âyetlerin ilişkisi, peygamberleri yalanlayan
zalim toplumların cezalandırılması çerçevesinde tahakkuk etmektedir. Öyleyse ilk beş
âyette geçen yemin ifadelerini bu doğrultuda anlamak daha uygun olacaktır.
Habennekeye göre Kurânda helâk edilmiş toplumlarla ilgili olarak anlatılan haberler
dikkatlice incelendiği zaman, bu toplumların çoğunlukla fecr vaktinde helâk edilmiş oldukları
görülecektir. Nitekim Salih peygamberin kavmi olan Semûd, sabah vakti ansızın
gelen bir çığlık ile (15/Hicr 83-84) helâk edilmiştir. Aynı şekilde Firavunun Hz. Musa
ve müminleri takip edişi sırasında Kızıldenizde boğulması da, Muharrem ayının onuncu
gecesini takip eden fecr vaktinde gerçekleşmiştir.

Hûd peygamberin kavmi olan Âd kavmi, yedi gece sekiz gün (tek-çift) süren bir
kasırga ile helâk edilmişlerdir. O halde burada söz edilen fecr vaktinin,
zalimlerin helâki için Allah tarafından tayin edilmiş zaman dilimine, çit ve tek ifadesinin
Âd kavminin helâk ediliş süresine, on gecenin Hz. Musanın İsrailoğullarını Mısırdan
çıkarıp Kızıldenizi geçirmesine kadar olan süreye, geçip giden gece ifadesinin ise, fecr vaktinde
helâk edilen kavimlerin geceyi sakin ve habersiz bir şekilde geçirmiş olmalarına
işaret olduğunu söylemek mümkündür. Bu vakitlere yemin etmek, Allahın kudretine
ve sınırsız ilmine, hikmetine işarettir.Buradan verilen mesaj ise, Allahın böyle zalim
toplumları cezasız bırakmayacağıdır.

Bunun ardından Habenneke Asr sûresindeki yemini de ele alır

devam edecek...........
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam!

Bunun ardından Habenneke Asr sûresindeki yemini de ele alır ve burada yemin
edilen şey ile yemine sebep olan husus arasında sıkı bir münasebet olduğunu ifade eder.
Yukarıdaki maddelerin ikincisinin, yani yeminlerin amacının izahında ise Habenneke,
beş amacın bulunduğunu ifade eder. Birinci amaç, yemin ifadelerinin temel amacıdır.
Bu da, yeminden sonra anlatılan hususun tekîd edilmesidir. İkinci amaç, üzerine yemin
edilen şeyin önemine işaret etmektir. Âişe Abdurrahmanın karşı çıktığı bu amaç,
Habennekeye göre çoğu yerde birinci amaç ile paralellik arz eder. Ancak bazı durumlarda
yemin ifadelerinin sadece tekîd maksadına hasredilmesi uygun düşmez. Örneğin ahiret
ile ilgili konuların anlatıldığı âyetlerin öncesinde meleklere yemin edilmesi, bir tekîd
ifadesi olamaz, zira bunların ikisi de (hem ahiret hem melekler) gayba ait hususlardır
Gayba ait olan, insan idrakinin dışında yer alan bir hususun yine gayba ait bir husus ile
tekîd edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bu gibi ifadelerin tekîd olarak değil, yemine
konu olan şeylerin önemine işaret olarak anlaşılması daha uygundur.

Habennekeye göre yemin ifadelerinin üçüncü amacı, yemine konu edilen hususların
dikkatlice düşünüldüğünde insanı hidayete sevk edebilecek yönlere sahip olduğuna
işaret edilmesidir. Bu amaç da tekîd amacı ile paralellik arz etmektedir. Kurânda
kullanılan yemin ifadelerinin büyük çoğunluğu kâinattaki düzene işaret etmektedir.
Dolayısıyla bu ifadeler, kâinat düzeninin ardındaki ilahî kudrete işaret etmek için yapılmış
yeminler olarak anlaşılmalıdır. 91/Şems 1-6 âyetlerindeki yeminler buna örnek
olarak verilebilir.

Yemin ifadelerinin dördüncü amacı, üzerine yemin edilen varlığın Allah nezdindeki
değerine işaret edilmesidir. 15/Hicr 76da Hz. Peygamberin hayatı üzerine yemin edilmesi
buna bir örnektir.

Beşinci amaç yemin ifadesiyle muhatabın duygularına hitap etmek, ona güven ve
teselli vermektir. Örneğin bir süre vahiy kesildiğinde müşriklerin alayları üzerine Hz.
Peygamberin üzüntüye kapılmasından dolayı 93/Duhâ sûresi inzâl edilmiş ve bu sûrede
و ifadesinin anlamı, senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır
şeklinde değil, yarının bugününden daha iyi olacaktır, davetinin geleceği başarılı olacaktır
şeklinde bir dünyevî zafer de ihtiva ediyor olmalıdır. İbn Âşûrun işaret ettiği
üzere, bu ifadede Hz. Peygambere gelen vahyin artık kesintiye uğramayacağına dair
bir îma da söz konudur.Muhammed Abduh ise bu ifadeyi, işinin sonu başından daha
hayırlı olacaktır şeklinde tefsir etmiştir. İbn Kayyım da bir sonraki âyette geçen rabbin
sana verecektir ifadesinde kast edilen şeyin hem âhirette verilecek nimetleri hem de
dünyadaki zafer ve benzeri ihsanları kapsadığını söylemiştir.

Yemin ifadelerinin geçtiği âyetlerin muhataplarının incelenmesi hususunu yukarıda
üçüncü madde olarak vermiş olan Habenneke, bu çerçevede şu önemli değerlendirmeleri
yapmaktadır;

-Kâinattaki olaylara, ilahî kudreti gösteren delillere yemin edilen yerlerde hitap müminlere
değil, inkârcılaradır, çünkü bu delillere bakıp ibret alması gereken kimseler onlardır.
-Rabbine yemin olsun, senin ömrüne yemin olsun gibi Allah ya da peygamber üzerine
yapılan yeminlerde muhatap, öncelikle Hz. Peygamber ve ona iman eden müminlerdir.
Diğer kimseler için ise bir tarîz (gönderme) söz konusudur.
-51/Zâriyât 23de olduğu gibi, Rab kelimesi ile yapılan yeminlerde muhatap, öncelikle
müminlerdir.
-Rabbine yemin olsun şeklindeki yeminlerde hitap Hz. Peygambere olduğu halde,
inkârcılara göndermeler yapılır.

Bu mülahazaların ardından Habenneke, yemini gerektiren muhatapların halleri ile
ilgili değerlendirmeler yapmakta, bazı durumlarda muhatabın (inkârcılığı, delile ihtiyaç
duyması, vb) hallerinin, bazı durumlarda da anlatılan konunun muhtevasının yemini
gerektirdiğini ifade etmektedir.Ona göre Kurân, nüzûl döneminde vahyi ve Hz. Peygamberi
inkâr edenlerin yemin ifadeleri ile ikna olacak kimseler olmamaları nedeniyle,
başında olumsuzluk edatı (lâ) bulunan ifadelerle yemin etmiştir. Klasik dönemdeki
âlimlerin bu tür yeminler hakkındaki açıklamalarını tatminkâr bulmayan Habennekeye
göre Kurân burada, bir taraftan yeminin gerektiği, fakat fayda etmeyeceği böylesi durumlara
yönelik beyânî bir üslupla çözüm bulmuştur. Bu yemin tarzının yer aldığı
81/Tekvîr 15; 75/Kıyamet 1; 90/Beled 1; 56/Vâkıa 75; 69/Hâkka 38; 70/Meâric 40; 84/
İnşikak 16 âyetlerini sırayla (nüzûl sırasına göre) inceleyen Habenneke, görüşünü ilgili
âyetlerin geçtiği siyak ve nüzûl ortamını yansıtan bilgilerle teyit etmeye çalışmaktadır.

C. Değerlendirme

devam edecek...........
 

mopsy

Emektar
Üye
Selam

C. Değerlendirme

Modern dönem tartışmaları başlığı altında incelediğimiz bu üç görüşün ortak noktası,
klasik müfessirlerin konuyla ilgili olarak yaptıkları îzahları yetersiz bulup kendilerini
farklı ve yeni olarak sunmalarıdır. Ancak özellikle Fahreddin Râzînin tefsiri dikkatle
incelendiğinde, yemin ifadeleri ile ilgili îzahların, bu üç görüş sahibinin iddia ettikleri
gibi yetersiz olmadığı, hatta modern dönem tartışmaları çerçevesinde yapılan birçok
değerlendirmenin orada yapılmış olduğu görülmektedir. Bu yönüyle çağdaş düşünürlerin
klasik ulemâya kısmen haksızlık etmiş olduklarını söylemek durumundayız.
Üslupları itibariyle bu üç düşünürü enkit ediyor olmakla birlikte, yaklaşımlarının
genel anlamda başarılı olduğunu düşünüyoruz. Söz konusu görüşler klasik dönemde de
zikredilmiş olmakla beraber, bu düşünürlerde daha sistemli ve detaylı olarak vurgulan
mıştır. Diğer taraftan Aksâmul-Kurân konusunda geleneğimizde çok fazla eser telif
edilmemiş olmasından kaynaklanan boşluk nedeniyle, çağdaş çalışmaları kendileri ile
mukayese edebileceğimiz fazla örnek bulunmamaktadır.

Bu genel değerlendirmenin dışında, bu üç düşünürün her birine yönelik ayrı mülahazalarımız
da olacaktır. Öncelikle Ferâhînin, yemin ifadelerini incelerken cahili-ye Arap
toplumuna dair kültürel ve dilsel verileri devreye sokması, yapısal analiz yönteminin derinliğini
kullanması, yorumlarının niteliğini artırmaktadır. Habennekenin de konuya son
derece tafsilatlı yaklaştığı, ilgili âyetleri metin bütünlüğü içerisinde tefsir etmeyi ihmal
etmediği görülmektedir. Âişe Abdurrahman ise çoğunlukla dilsel ve semantik tahlillerle
yetinmekte, buna karşılık daha iddialı bir üslupla görüşlerini aktarmaktadır.
Bize göre Kurânda geçen yemin ifadeleri, Habennekenin vurguladığı üzere, siyaksibak
çerçevesinde ele alınmalı, ama Ferâhînin vurguladığı gibi bu yeminlerin nüzûl
dönemindeki anlamları da, dilsel araştırmalar yoluyla tespit edilmelidir. Bu çerçevede
değerlendirilecek olan yemin ifadelerinin her biri için farklı yorumlar yapmak mümkün
olabilecektir. Dolayısıyla Kurânda geçen yemin ifadelerinin bütününü kapsayacak bir
genellemeye gitmenin yanlış olacağı, her birini kendi bağlamı (yer aldığı sûre) içerisinde
mütalaa etmenin daha isabetli olacağı kanaatindeyiz.

IV. Kurândaki Yeminlerin Tercüme Edilmesi Meselesi

devam edecek...........
 
Üst Alt