• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

Ait olma duygusu ve yalnızlık korkusu

uzak yollar

Tecrübeli
Üye
İnsan için en önemli ihtiyaçların başında şüphesiz ki bir yere ait olma isteğidir. Ait olma ihtiyacının hem bedenen hem de ruhen zorunluluğu vardır. Ait olacak yer bulamayan insanı yalnızlık korkusu sarar. Ait olma ihtiyacı temelde düşüncede ve o düşünce doğrultusunda yaşanacak hayat tarzında ortaya çıkar, her insan kendisi gibi olanlarla birlikte olabilmek için olağan üstü fedakarlıkta bulunmaktan kaçınmaz.

İnsan yaratılış itibarıyla toplum olarak yaşamak zorundadır, toplum olarak yaşamak için de aynı düşünceleri paylaşmak, aynı ideallerin sahibi olmak gerekir, topluluk olabilmek bunu gerektirir. Ait olma duygusu, düşünce ve yaşam tarzında kendisini ortaya çıkarır. Her insan kendisini, ait olduğu değerlerin ve o değerlerin sahiplerinin yanında görmek ister. Aynı düşünceye sahip olmayan insanların birlikteliği, beraber hareket edebilecekleri anlamına gelmez. Yani bir topluluk oluşturduklarından bahsedilemez.

Bunun en etkili yansımasını, modern yaşam arzusuyla, ya da çağın bir aldatmacası olan “refah seviyesini yükseltmek için” insanların köyden kente göç ettikleri dönemde görebiliriz. Toplumsal bir dönüşüme ve değerlerin kayboluşuna kadar giden köyden kente göç, insanların ilk zamanlarında ait olma duygusunu ve bu duygu kaybının sonucunda ortaya çıkan yalnızlık korkusunu çok net olarak gösterir. Göç eden ya da göç etmek zorunda kalan insanın, köyünde ait olduğu ile kentte kendisinin ait olacağı bir değeri bulamayışı, milyonluk kentlerde göçebeleri yalnız bırakmış, yalnızlık korkusu içerisinde yaşatmıştır. Milyonlarca nüfusa sahip büyük kentlerin bulvarlarında sel gibi akan kalabalıklar, onca kalabalığa rağmen iç dünyalarında yalnız yaşayan bireylerden oluşur.

Büyük kentlerde yaşayan insanlar, kendilerinin ait olduğu değerleri bulamadığından, ya da hangi değere ait olması gerektiğini kestiremediğinden yalnızlığın kör kuyularında tıkılıp kalmıştır. Nereye aitse insan, oranın havasını solumak, suyunu içmek, toprağına gömülmek ister. İnsan ait olmadığı yere bedenen uyum sağlasa da, ruhen ve zihnen asla uyum sağlayamaz. Ruhen rahatsızlık çekenler zaman içerisinde içten dışa yansıyan rahatsızlıkları nedeniyle, bedenen de sıhhatlerini yitirir.

Ait olma duygusu, insanın fiziksel huzurundan öte ruhsal bir ihtiyacıdır, ait olduğu neyse onu bulması, kişiye ruhsal bir sükûnet verir. İnsanın ilk kaosu, kendisiyle başlar, içeriden gelen tepkiler, ilk zamanlarında bedenen kendisini rahatsız etmese de, başladığı andan itibaren ruhen sıkıntılı bir hayat yaşamasına neden olur. Bu sıkıntının diğer ucu yalnızlıktır. Ait olduğu yeri bulamayanların yalnızlık korkusu yaşaması, önüne geçilemeyecek bir gelişmedir. İnsanın rahat ve huzura erebilmesi için öncelikle ait olduğu yeri bulması gerekir.

Modern insan, nereye ait olduğunu bulamamış, bundan dolayı da yalnızlık korkusuyla bir ömür geçiren insandır. Asıl ait olduğu yerden başka yerlere aidiyet hissedenler, kalplerini asla tatmin edemeden yaşamaktadır. Modern dünyanın bireye indirgediği, devletinin vatandaş olarak değerlendirdiği insan teki, asıl ait olduğu yerden uzaklaştıkça, durmadan büyüyen korkularıyla yüzleşir. Yaşadığı yalnızlık korkusu, peşinden de bütün korkuları sürükleyerek getirir. Ait olduğu bir yeri olmayan insan, korkularının içinde bunalarak, korktuğu her şeye teslim olur.

Her şeyin parçalandığı ve her parçanın bütünden ayrıymış gibi algılatıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Her parçanın bütünle ilişiği kesilmiş, bütünle bir bağı yokmuş gibi düşünmemiz sağlanıyor. Parçalanan hayatta insanın ait olduğu yerde parçalanmış olarak önüne sunuluyor. Parçaların içinde kaybolan, bütüne ulaşamıyor, bütüne ulaşamayan bireyselleşiyor. İşte tam bu noktada bireyselliğin başladığı yerde yalnızlık başlıyor. Yalnızlığın başladığı yerde de yalnızlık korkusu başlıyor.

İnsan için asıl olan, zaruret arz eden, yaşamak istediği hayatın varlığını gördüğü yerlerde bulunmaktır. “Derviş dervişi tekkede, hacı hacıyı Mekke’de, sarhoş sarhoşu dakkada bulur” diyenler bu nedenle demiş sözü. “Söyle bana arkadaşını söyleyeyim sana kim olduğunu” sözü de bu sebepledir. Resulullah (a.s.v.), “Kişi arkadaşının dini üzeredir” buyurmaktadır. Söylenen sözler insanın ait olduğu yerle ilgilidir. Nereye aitse insan orada, orada olanlarla olmak ister. Ait olduğu yeri bulamayanlar yalnızlık korkusuna kapılırlar.

İnsanın en kadim ihtiyacıdır ait olma duygusu ve insanın kadim korkusudur yalnızlık korkusu. İnsan ait olduğu yerde değilse yüreğinin fırtınalarını dindiremez ve yalnızlık korkusundan hiçbir zaman kurtulamaz. Yalnızlık korkusu, kalabalıklardan uzakta olmak değildir, insan milyonluk kentlerde bile yalnızlığın en yamanını yaşar mı? Yaşar. Ait olmadığı yerde duranların içinde zaman içerisinde büyüyen boşluk, yerini korkuya bırakır. Geleneğinden uzaklaşan ve bireyleşen insan, modern algının kendisine dayattığı yaşam tarzına razı olmuş ve dünyevi ihtiyaçları karşısında ezilerek bir ömür sürmek zorunda kalmıştır.

Anadolu’nun bir köyünde, yıllarını sessizce geçirmiş yaşlı bir insanı, akın akın modern köleler için insanların göçtükleri milyonluk kentlerin içine bıraksanız ve onun her türlü ihtiyacını karşılasanız bile, asla mutlu edemezsiniz. O insanın ait olduğu yerle yaşamak zorunda kaldığı yer aynı yer değildir. Yaşadığı köyünü içine alabilecek büyüklükteki devasa apartmanlarda, insanı kuşatacak olan yalnızlık korkusudur. Geleneğinden, göreneğinden, geleneksel ilişkilerinden uzaklaşan insan, ait olmadığı yerlerde yaşayamaz. Yaşayamayacağı yerde ise içinde büyüyen boşluğun sonucunda korkunun esiri olur.

Hepimizin bildiği üç-beş ya da on haneli obalar, köyler vardır. Küçüklüğüne rağmen hane halkının korkusuzca yaşadığı yerlerdir oralar. Ait olduğun yerde olmak, korkudan da emin olmaktır. Aidiyet duygusu, korkuya galebe çalacak güce sahiptir.

Devamı için Küre Medya Ait Olma Duygusu ve Yalnızlık Korkusu, Yakup DÖĞER, Küre Medya, Bu küreye dair ne varsa...
 
Üst Alt