• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

Abdülkadir Es - Sufi

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 1
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
Abdülkadir Es - Sufi

mopsy

Emektar
Üye
Selam

AYETLERDEN İŞARETLER:



KUR'AN'IN TEMEL YAPISI

Kur'an içe doğru beş aşamada örgüleşir/network.

SÜKÛT:
Sessizlikler.

Tebliğ, anlamı apaçık kılan duraklar ve sessizlikler
ile vurgulanmıştır.

HURUF:
Harfler.

Kur'an, bütünlüğü içerisinde, harflardir.
Bunları örtüleyen araçlar aşağıda sıralanmıştır.
Ne var ki harflar ayrıca, Kur'an'ın belirli birimlerinin
başlangıcında soyutlanmış olarak da görülebilirler.
Bu harflere el-mukattaat denir.

KELÂM:
Sözcükler.

Mülk'te -tecellinin dış alanında-ilk anlam düzlemidir.
Sözcüklerin kendi iç yapıları vardır.

ÂYETLER:
Simgeler.

Sözcük örüntülerinden oluşan bu yapılar, Kitab'ın
temel anlam kümeleridir.
Mülk'te ikinci anlam düzlemi.
Onları birbirine bağlayan bir iç yapı vardır: Gramer.

SûRELER:
Biçimler.
Bunlar tematik içerik bağıyla birleştirilmiş büyük
birimlerdir.
113'ü "Bismillâh" ile başlayan 114 sûre vardır.

SÜKÛT:

Sessizlik.
Kur'an sessizlikten gelir ve sessizliğe döner.
Kıraat edilmiş bir kitaptır. Bir okuma.
Devingendir, bunun için de karşıtından,
dinginlikten doğar.

Varoluş, üç alana sahip olarak tasavvur edilir.
Daha doğrusu, şöyle diyebiliriz:
İki alan vardır ve onları ayıran bir berzah,
bir ara-bölge ile bölünmüşlerdir.
Böylece şunu söyleyebiliriz:
Varoluş: Mülk - Melekut'tur.
Görünen âlem-Gizlenmiş âlem ya da Dal-Kök.

İki âlemin ayrılmasına imkân veren berzah:
Ceberut'dur, Kudret alanı, Nurlar kuşağı.
Nurlar har iki alana da saçılmaktadır; fakat ikisi
arasındaki bölme varoluşun temel gerçeği
olarak kurulmuştur.

Bu iki karşıt, merkezsel bir eşitlikte, algılama
noktasında buluştuğunda algılayan yer yok
olmaktadır. Eğer karşıtlar aynı noktada buluşursa
yok olmaktadır; bu demektir ki, dış ve iç alan orta
noktada çarpıştığında dış ve iç kalmamaktadır.
Bütün karşıtlar için bu geçerlidir.

Yani, sessizlik hem içinden sözcük ve harflerin çıktığı
sürekli bir boşluk, hem de içinde seslerin titreştiği ve
geri döndüğü bölgedir.
İçinde harflerin zamanının belirdiği mekândır.
Ya da aynı şekilde, içinde harflerin mekânının belirdiği
zamandır da diyebilirsiniz.
Sessizlik "sürer", fakat aynu zamanda "yayılır".



Abdülkadir es-Sufi
Indications from Sings
Çeviri: Ahmet Kot
Yeryüzü Yayınları-1981
 

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

HURUF:

Harfler.
Sözcüğün arapça kökü, "bir kılıcın kesen kenarı"
anlamını taşır. Aynı zamanda, "bir ağız, bir kıyı"
demektir.

Harfler eylemlerdir.
Harfler farklılaştırılmamış dinginliği keser.
Farklılaştırmanın birinci göstergesidirler.
Kenarlıdırlar, kesen ağızdırlar, kıyıdırlar.
Resmederler. Biçimlendirirler.
Bu sebeble de tüm canlı biçimlerin ve tüm cansız
biçimlerin derinden derine şifrelenmesine aracılık
ederler.

Harf yetisi/faculty, sınırlı ana kaynağı olan geniş
bir mahzendir. Bu sınırlı ögelerle yaradılış süreci
arasındaki uyum, İslâmî kozmolojilerin temelidir.
Göreceğiz ki, bütün yaradılış süreci şifrelenmiş
anlamlardır ve anlamların çözülmesi de yaradılışa
bir eklenti değil, yaradılış gerçeklerinin sadece bir
seslendirmesidir.

İnsanın herhangi bir şeyi "keşf edeceğini", gizleri
açacağını ve bilmezleri çözeceğini düşünebilmek,
cehaletin büyüklüğünü gösterir.
Yalnızca cehalet ve bilgi vardır.
Bilgiler seslendirilmiştir.
Ağız, dil, damak ve dişlerden oluşan konuşma
kutusu ile birlikte gırtlak söz söyleme aracıdır.

Evren insanın ayrılmışıdır.
İnsan evrenin toplanmışıdır.
Bu nedenle, yaradılış gerçeklerini "beyan eden"
insan, yalnızca "konuşma" olarak ifade ettiğimiz
anlam örüntüleri içerisinde çeşitli ayrılmışlıkları
seslendirmektedir.

O, bunun için yaradılmıştır, konuşan ses yalnızca
bunu konuşur/gizleri açığa vurur ve hepsi bu tek
birleştirilmiş kozmosun yaradılmasına övgüdür.

Konuşma/Mükâleme/Kelime kullanmanın harfleri
ise, temel elementler ile organizmalar/System/
Bünye örgüsü/Canlı varlıklardaki farklılaşmanın
yaradılışında meknuz/gömülü harflerden başka
bir şey değildir.

Harf için gerekli olan şey, önce harfleri ifadeye
niyettir; sonraki konuşmanın fiziksel organında,
yani gırtlak, dil vb. de kusursuzluk.
İlki, konuşanın konumu açısından farklılaşmaya
olan zihinsel yetiyi, ikincisi konuşmakta olanın
konumundaki fiziksel farklılaştırma yetisini verir.
Üçüncü olarak soluk gereklidir.
Önce gelen diğer iki yeti de, konuşma için hayat
soluğuna bağlıdır.
Yaşayan konuşur.
Ölüler ise sessizdir.

Konuşma eylemdir.
Mülk konuşmanın alanıdır.
Mülk eylemin alanıdır.
Melekût görüntülerin alanıdır.
Bu yüzden melekût, bilgiler alanıdır.
İnsan kendisi bir berzahtır.
İnsan melekûtun anlamları önünde, tüm mülkün
berzahıdır.
İnsanın duyuları dünya ile yüzyüzedir, anlamları
ise melekût'a uzanır.
Sözcükler "bir âlemden diğerine geçen" elçilerdir.

Harfler; vokal organ/konuşma organının tam bir
haritasını oluştururlar. Alfabenin harfleri de işte
bu nedenle organ boyunca glottis'in daraldığı ve
dilin dokunduğu, dudakların oynadığı ve soluğun
emildiği dokunuş noktalarına yerleştirilmişlerdir.

İnkârcı gösterge-bilimciler ses organının harflere
"uygun kurgu" ile konuşmaya olanak sağlayışını
farkedemezler. Fakat incelenirse görülecektir ki,
konuşmada kesinlikle rastlantısal bir şey yoktur.

Kur'an'a göre, insanı, diğer tüm yaradılanlardan
seçip ayıran, tamamen konuşmasıdır.

Her yaratık "anlatma" yetisine sahiptir diyebiliriz,
fakat insanın açıkça söyleyişinde kendi anlamının
anahtarı vardır.
Ses organının biyolojik örgülenişi olmaksızın asla
konuşma olanağı da bulunmayacaktır.
Konuşmayı uydurulmuş şey ya da bir keşif olarak
görmek saçmadır. Bunlar ayrı şeyler değil, birdir.
 
Üst Alt