• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

A dan Z ye Bulmaca sözlüğü

Okunuyor :
A dan Z ye Bulmaca sözlüğü

SMN

Tecrübeli
Üye
I

Irak’ın Musul kenti yakınında Yezidiler tarafından kutsal sayılan vadi. : LALES

ırında ekmek,börek,çörek çevirmeye yarayan bir tür kürek.:ISIRAN

Irkçılık. : RASİZM

Irmak ile dere arası büyüklükte akarsu.:ÇAY

Irmak veya dere suyunun hızlı aktığı yer. : AKANAK

Irmaklarda işleyen bir çeşit altı düz tekne. : PELEME : TOMBAZ

Irmaklarda ve sığ sularda yük taşımakta kullanılan bir tür tekne. : LİMBO

Isı derecesi,sıcaklık.: SUHUNET

Isı yükselişi. : CEMRE

Isıl. : TERMİK

Isırgın. : İSİLİK

Iskarta mal.:MARDA

Ispanak,pancar gibi sebzelerle pirinç ve bulgur karıştırılarak yapılan bir yemek.: ÇİLEME


Ispanakgillerden yaprakları etli bir bitki. : IŞTIR

Isparta ilinde,doğal değerlerin korunması amacıyla ulusal park kaps***** alınan göl.:KOVADA

Isparta kentinin eski adı. : HAMİDABAD

Isparta yakınında,1991’de tabiat parkı kaps***** alınan krater gölü.:GÖLCÜK

Isparta yöresinde yetişen ve iyi bir sofra şarabı elde edilen üzüm cinsi. :ALGEMRE

Issız yolda hırsızlık. : KARMANYOLA

Işık ölçer. : POZOMETRE

Işık yoğunluğu birimi.mum. : KANDELA

Işık.:ŞAVK

Işıklar,nurlar.:NİRAN

Işıklı,nurlu.: NURANİ

Işın demeti. : HUZME

Işınbilim. : RADYOLOJİ

Işınım dozu birimi.: REM

Izgara.:GRİL
 

SMN

Tecrübeli
Üye
İ

İbadet.Allah’ın buyruklarına uyma. : TAAT

İbni Sina’ya batıda verilen isim. : AVİCENNA

İbrahim Peygamberin babasının adı.: AZER

İbrani alfabesinin ilk harfi.:ALEF

İbrani rahiplerinin dinsel törenlerde giydikleri giysi. : EFOD

İbranice v Aramcayla birlikte Yahudilerin üç temel yazı dilinden biri.: YİDDİŞ

İç Anadolu’da bir göl. : EBER

İç Anadolu’da volkanik bir göl.: MEKE

İç bükey,konkav,obruk.:MUKAAR

İç donu.: TUMAN

İç duvar.:CIDAR

İç etek.:JÜPON

İç güdü.:İNSİYAK

İç içe mineral kabuklardan oluşan balık yumurtası biçiminde kalker,ovelit. : PERİDOT

İç içe mineral kabuklardan oluşan balık yumurtası biçiminde kalker.: OVOLİT

İç kulakta kemik dolambacın orta bölümü. : DALIZ

İç sıkıntısı.:AFAKAN : İLİNTİ

İç yüz,sır.:BATIN

İçe kapanıklılık.: OTİZM

İçel’in Silifke ilçesinde bir antik kent ,: URA

İçi kaloit veya yağ gibi sıvı veya yarı sıvı bir madde ile dolu patolojik torba. : KİST

İçi kremalı,üzeri çikolata kaplı pasta.:EKLER

İçi pamuk yada yün vatka ile doldurularak dikilmiş,döşemelik veya giyim eşyası yapımında kullanılan kumaş.:KAPİTONE

İçimi hoş ve tatlı su.:ZÜLAL

İçinde cinsel konularla ilgili açık saçık yazıların,resimlerin bulunduğu eser.:BAHNAME

İçinde diri balık saklanan denizden ayrılmış havuz. : LİVAR

İçinde fosil bulunmayan toprak.:AZOİK

İçinde gemi yapılan veya onarılan üstü örtülü büyük havuz.:DOK

İçinde yağ yakılan toprak kandil. : PESÜS

İçine çamaşır,elbise gibi şeyler koyup sarmaya yarayan bez veya kumaş.:BOHÇA

İçine demir çubuklardan kafes konulmuş beton.:BETONARME

İçine doğduğu gibi söylenerek,doğaçlama.: İRTİCALEN

İçine hardal katılarak yapılan üzüm şırası.:HARDALİYE

İçine kor kömür doldurulan , açık havada ısınmaya yarayan ayaklı ve delikli madeni kaba verilen ad :BRASERO

İçine mendil,gecelik gibi şeylerin konulduğu kumaş bohça. : ŞASE

İçine pekmez,peynir,yağ vs konulan yada yayık olarak kullanılan deri tulum. : TULUK

İçine pişirilmiş kuş başı et ve sebze konularak hazırlanan bir tür börek.:TALAŞKEBABI

İçine soğan,sarımsak,maydanoz ve havuç gibi şeyler katılarak zeytinyağıyla pişirilen ve soğuk olarak servisi yapılan yemek.:pİLAKİ

İçine su biriken doğal çukur.:OBRUK

İçine yalnız kürek çekenin girebildiği uzun ve dar yarış kayığı. : SKİF

İçitim.:ZERK

İçki bardağı.:pİYALE

İçki içerken birinin şerefine,sağlığına kadeh tokuşturulması.:TOKA

İçki mahzeni.:KAV

İçki meclisi.: BEZM

İçki sunanlara verilen ad. : SAKİ

İçki veya uyku sersemliği.:HUMAR

İçki. : AYŞ : İŞRET

İçkiye düşkün,içkici,ayyaş. : BEKRİ

İçli,acıklı şiir.:ELEJİ

İçmeye veya tanrıların onuruna yere şarap dökmeye yarayan,ortası bombeli,ayaksız,az derin,geniş ağızlı kap.:pATERA

İçten çürümüş ağaç : ARDAK.

İdam mahkumlarının asıldığı ağaç.:DAR

İdare kandili. : İLİKMEN

İdare,yönetim. : ZİMAM

İdrar kesesi iltihabı.:SİSTİT

İdrar yolları hastalıkları,üroloji.:BEVLİYE

İdrarını yapamama şeklinde ağır bir böbrek rahatsızlığı belirtisi,İdrarın kesilmesi.:ANÜRİ

İftihar etme,öğünme. : ULVAN

İğ : EĞİRMEN

İğne deliği. : YURDU

İğne korkusu.: BELONOFOBİ

İğne yaprakları yaz kış yeşil olan bir orman ve süs bitkisi. : PORSUK

İğneye yol açmak için kullanılan,çelikten,ince ve sivri uçlu bir alet.:BİZ

İğrenme,tiksinme. : KERAHET

İhtiyaçları devletçe karşılanan onbaşı ve çavuş rütbesindeki asker.: ERBAŞ

İhtiyar kimse.:pİRİFANİ

İki gövdeli (birbirine paralel tutturulmuş iki kütükten yapılmış) deniz taşıt aracına verilen ad. :KATAMARAN

İki akarsuyun birleştiği yer.:KOYAR

İki anlamı olan bir sözcüğün akla en az gelen anlamının amaçlanarak kullanılması ve anlamı güçlendirme sanatına verilen ad. : İHAM

İki atlı kızak. : ZANKA

İki ayrı ırktan gelme. : LETİS

İki bağlantı parçasını birbirine yakın olarak eklemekte kullanılan özel parça. : NİPEL

İki çenetli yumuşakça.:ARCA

İki dağ arasındaki sırt. : SENİR

İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı.: ÇATAK

İki denizi ayıran dar kara parçası veya dünya ile ahret arasındaki yer. : BERZAH

İki direkli yelkenli bir gemi.:USKUNA

İki direkli,seren yelkenli,birkaç top taşıyan gemi.:BRİK

İki dörtlü ve iki üçlüden oluşan,on dört dizeli bir Batı şiir türü.:SONE

İki gemi veya gemi ile kıyı arasında haberleşmede kullanılan üç kollu işaret sütunu.:SEMAFOR

İki kaş arası.: BELCE

İki kişi tarafından yönetilen bir çeşit yelkenli. : PİRAT

İki kişilik,alçak,oldukça geniş koltuk.:MARKİZ

İki kişilik,sportif amaçlı bir tür küçük yelkenli.:pİRAT

İki kulplu ve küfe biçimindeki büyük sepete halk dilinde verilen ad. : KELET : KELETER

İki olay arasındaki süre.: FETRET

İki peygamber veya padişah arasında peygambersiz veya padişahsız geçen süre.:FETRET

İki renkten oluşan.:YANAL

İki sıra kürekli Antikçağ Roma teknesi. :BİREMİS

İki tarla arasındaki sınır. : AN

İki ucu açık küçük boru.ZIVANA

İki ucuna birer kişi oturup,karşılıklı olarak havada yükselip inerek eğlenmeyi sağlayan,ortasından bir yere dayalı tahta kalas.: TAHTEREVALLİ

İki veya daha çok katlı ev.:HANAY

İki veya üç telli bir saz türü.:CURA

İki veya üç yaşındaki erkek koyun.: ÖVEÇ

İki yanı ağaçlıklı yol. :ALE

İki yaşına girmiş manda.:EVERE

İki yataklı karyola. : RANZA

İki yönlü bir dalgalı akımı,bir yönlü doğru akıma çevirmeye yarayan aygıt.:REDRESÖR

İki yüzlü,riyakar. : MÜRAİ

İki,üç veya dört kişi arasında oynanan bir tür iskambil oyunu. : PİKET

İkilem. : DİLEMMA : KIYASI MUKASSİM

İkinci Abdülhamit’in Selanik’e sürgüne gönderildiği köşkün adı.:ALATİNİ

İkinci Bayezit’in şiirlerinde kullandığı mahlas : ADLİ

İkinci çağın yaklaşık 45 milyon yıllık dönemi.:TRİYAS

İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’li erlere verilen ad.:Gİ

İkinci Dünya Savaşında ABD erlerine verilen ad. : Gİ

İkinci kez evlenen kadının beraberinde götürdüğü çocuklar.:TAYGELDİ

İkinci Mahmut devrinde feslerin tepesine püskülü tutturmak için takılan metal tepelik.:FERAHİ

İkinci Mahmut döneminde,yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra kurulan yeni ordunun adı.:ASAKİRİMANSURE

İkinci. : SANİ

İkisi dikili,üçüncüsü de bunların üzerine kapak gibi yatırılmış üç büyük taştan oluşturulmuş taş devri mezarı.:DOLMEN

İkiyüzelli kiloluk bir ağırlık birimi.:ÇEKİ

İklimbilim. : METEOROLOJİ : KLİMATOLOJİ

İknalar tarafından kullanılan ve iplerin üstüne atılmış her düğümün rengine göre bir anlamı olan düğüm-yazı.:KİPU

İlaç bilimi. : FARMAKOLOJİ

İlaç kullanmadan,yalnız ısı yardımıyla aygıt ve pansuman gereçleri gibi şeyleri mikropsuzlaştırma işi.:ASEPSİ

İlaç tedavisi. : KEMOTERAPİ

İlaç,çare,deva. : EM

İlaçların formüllerini gösteren resmi kitap.:KODEKS

İlahi duyuru.:VAHİY

İlahiyat. : TEOLOJİ

İleri atılmış,ortaya çıkarılmış.:LANSE

İletim. : KONVEKSİYON

İletişim dizgesi birliği.:LİNK

İletki.: MİNKALE

İlgi eki. : Kİ

İlgisiz.:BİGANE

İlhan Selçuk ve Turhan Selçuk tarafından 1952’de çıkarılan siyasi mizah dergisinin adı. : KIRKBİRBUÇUK

İlhanlılarda ordu müfettişine verilen ad.:YASAVUL

İlişik. : MERBUT

İlk çağdaki uygarlıkla ilgili olan. : ANTİK

İlk doğan çocuk.:BEŞE

İlk İncil’in yazarı sayılan, İsa’nın on iki havarisinden biri. : MATTA

İlk insanlar tarafından yapıldığı sanılan en eski aletlere verilen ad.: EOLİT

İlk kez Hindistan’da dokunan,yumuşak ve hafif bir çeşit ipekli kumaş.:SÜRA

İlkbaharda kırlarda yetişen,ufak yeşil yapraklı,ıspanak gibi yenilen bir bitki.:MADIMAK

İlkel benlik. : İD

İlkel. : PRİMİTİF

İlmekli bir tür sarma işi ve bununla yapılmış işleme.:RİŞLİYÖ

İmkansız. : MUHAL

İmren.:GIPTA

İnanç ve bilgiyi kiliseyle,özellikle Aristoteles’in bilimsel sistemini uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan Ortaçağ felsefesi.:SKOLASTİK

İnandıran,ikna eden. : MUKNİ

İnanılan kimse. : İNAL

İnanma,güvenme.: İTMİNAN

İnanmış,emin olan.:MUTMAİN

İnatçı,ayak direyen:. ANUT

İnce alay.:İRONİ

İnce bağırsağın bir yada birkaç bölümünün kronik iltihabı.:İLEİT

İnce bağırsak iltihabı. : ANTERİT

İnce dövülmüş tavuk eti veya dana eti.(Yağsız ve sinirleri alınmış).:ESKALOP

İnce halat. : URGAN

İnce iplik ile çok sık dokunmuş yünlü kumaş. : LASTİKOTİN

İnce kabuklu bir erik cinsi. : ÜRYANİ

İnce kumaştan yapılan bir tür kadın üstlüğü. : MAŞLAH

İnce pide halinde ekmek.:LAVAŞ

İnce ruhlu.RAKİK

İnce yağan yağmur. : ÇİSENTİ : ÇİSE

İnce yapılı,zarif,narin.:YEPELEK

İnce yapraklar biçiminde ayrılabilen ve özellikle çatı örtüsü olarak kullanılan sistli kayaçlara verilen ad.:. ARDUVAZ

İnce yassı elmas. : KARAVANA

İnce,düzgün dokunmuş pamuklu kumaş.:OPAL

İnce,parlak nakış.:MİRE

İncelik. : RİKKAT

İnci çiçeği.:MÜGE

İnci çiçeği.:MÜGE

İnci,boncuk,deniz kabuğu gibi malzemeyi ipe dizip kelep haline getirdikten sonra birbirine dolaşarak yapılan kısa gerdanlık.:KISTI

İncik boncuk işleri. : TUHAFİYE

İncil bölümü.:LUKA

İncil’den önceki kutsal kitaplar.:AHDİATİK

İncil’den.:AHDİCEDİT

İnciler. : LEAL

İncirlerde döllenmeyi sağlayan sinek. : İLEK

İngiliz uluslar topluluğuna üye olan bağımsız ülkelere verilen ad.:DOMİNYON

İngiliz uzunluk ölçüsü. : İNÇ : YARDA

İngiltere’de at yarışı.:DERBY

İngiltere’de kullanılan bir ağırlık ölçüsü. : ONS

İnişli yer,bayır.: ŞEV

İnkalar’ın atası olduğuna inanılan güneş tanrısı. : İNTİ

İnleme,inilti. : ENİN:NALE

İnleyen. : NALAN

İnorganik madde. : MİNERAL

İnsaf,haklılık. : NASFET

İnsan bedeni çevresindeki manyetik alan. : AURA

İnsan bilimi uzmanı. : ANTROPOLOG

İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti.:FANİ

İnsan kalabalığı.:CEMAAT

İnsan nüfusunu yapı,gelişme ve dağılım açısından inceleyen bilim.:DEMOGRAFİ

İnsan omzunda veya deve,fil,at gibi hayvanlara yüklenerek götürülen,üstü örtülü,tekerleksiz taşıt.: TAHTIREVAN

İnsan sever.:FİLANTROP

İnsan topluluğu. : CEMİYETİ BEŞERİYE

İnsan ve hayvan vücudunda çıkan kabarcık,şiş. : KOP

İnsan zihninin deney edinmeden önce,üzerine hiçbir şey yazılmamış bir tabletten farksız olduğunu belirtmek için deneyci filozofların kullandıkları deyim.:TABULARASA

İnsan,hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim.:ANATOMİ

İnsan. :İN


İnsanbilim.:ANTROPOLOJİ

İnsanda ayağın yüksek olan üst bölümü.:TARAK

İnsandaki etkisi açısından tanımlanan ışınım dozu birimi.:REM

İnsanın yaratılış özelliği. : NATURA

İnsanın,makinenin veya çevrenin bir arada uyumlu ve verimli çalışmasını inceleyen bilim dalı.:ERGONOMİ

İnsanlar için tehlikeli olmayan bir örümcek türü.:TARANTULA

İnsanlar,dünya adamları. :ALEMİYAN

İnsanların ırklara ayrılışını,bunların nereden çıktığını,oluşumunu,yeryüzüne yayılışını,aralarındaki niteliklerini inceleyen bilim. : ETNOLOJİ

İnsanların ince bağırsağında yaşayan bir solucan türü. : TRİŞİN

İnsanüstü. : FEVKALBEŞER

İonya adalarından biri.: İTHAKİ

İpek ibrişim yapan kişi. : KAZAZ

İpek sargılı ip.Pamuk veya ipekten sicim. : KAYTAN

İpekli bir kumaş türü.:CANFES

İpekli peştamal.:FUTA

İpekli veya yünlü esnek dokunmuş kumaş.:JARSE

İpekten sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz ve ağır kumaş. : ABANİ

İplik eğirmek için kullanılan bir alet.:ÇIKRIK

İplik kangalı.:ÇİLE

İplik sarılan zıvana.:MASURA

İpliklerin boyanmak istenmeyen bölümlerinin ağaç kabukları,yapraklar veya balmumuyla sarılarak boyaya batırılması yoluyla uygulanan bir tür boyama tekniği. : İKAT

İpotek,rehin. : TUTU

İpucu. : KARİNE

İran Moğolları döneminde bastırılan bir tür kağıt para. : ÇAV

İran pilavı.:ÇİLAV

İran saray ve evlerinde avluya bakan,üç yanı açık sundurma.:TALAR

İran takviminde 6. ay.: ŞEHRİR

İran,Yemen ve Umman’ın para birimi. : RİAL : RİYAL

İran’da Sasani hükümdarlarına verilen unvan.:KİSRA

İran’ın plakası. : İR

İran’ın resmi haber ajansı.:İRNA

İri dişli törpü: RASPA

İri gövdeli bir papağan türü.:ARA

İri gövdeli ve kısa saplı bir tambura türü.:ÇÖĞÜR

İri gözlü kalbur : ÇİLİNGİR

İri kemik. :OMACA

İri kepekli un.:RAZMOL

İri köpek,,çoban köpeği.:ÇOMAR

İri muşmula. : BEŞBIYIK

İri taneli misket üzümü. : MALAGA

İri taneli misket üzümü.:MALAGA

İri taneli siyah üzüm çeşidi.:İRİKARA

İri taneli tahıl.:YARMA

İri ve boru biçiminde beyaz veya sarı renkli çiçeği olan bir süs bitkisi.: KALA

İri ve çok mayhoş bir elma cinsi. : HÜRYEMEZ

İri ve güzel çiçekli bir süs bitkisi. : İRİS : SÜSEN

İri ve uzunca taneli bir üzüm cinsi. : RAZAKI

İri ve verimli kiraz çeşidi. : VAN

İri yarı,kırıcı,sinirli,asık yüzlü kimse.: AZNAVUR

İribaş. : TETARİ

İrilik.:CESAMET

İrinli yara. : UFUNET

İrlanda Kurtuluş Ordusu. : İRA

İrlanda’nın plakası.:EİR

İrlanda’nın resmi adı. : EİRE

İrmik ve şekerle yoğrularak fırında pişirilen bir tür kurabiye.:ACIBADEM

İsa Derneği denilen bir Hıristiyan derneğinin üyesi.: CİZVİT

İsa Peygamberi ele vermesiyle tanınan Yahudi. : YAHUDA

İsa Peygamberin doğum ve gizli yaşam yeri olduğu sanılan bugünkü İsrail kenti. : NASIRA

İshak Peygamberin karısı ve Yakup Peygamberin annesi olan kadın. : REBEKA

İsilik. : ISIRGIN

İsimler. : ESAME : ESAMİ : ESMA

İskambil kağıtlarında karoya verilen ad.:ORYA

İskambil kağıtlarının dört grubundan benekleri kırmızı,kalp biçiminde olanı.:KUPA

İskambil kağıtlarıyla oynanan bir oyun.:LASKİNE

İskambilde birli.:AS

İskambilde ikiliden altılıya kadar olan kağıtlara verilen ad. : KONÇİNA

İskambilde karo. : DİNERİ

İskambilde koz. : ATU

İskambilde sinek işaretine verilen bir başka ad. : İSPATİ

İskambilde vale,bacak,oğlan. : FANTİ

İskambildeki karo rengine verilen bir başka ad. : ORYA

İskambillerle oynanan bir oyun.: OHEL

İskandinav mitolojisinde ağıyla yakaladığı denizcileri okyanusta evine götüren,okyanus tanrısı Aegir’in karısı.:RAN

İskandinav mitolojisinde,göksel güçlerin tanrısı.:THOR

İskandinav ülkelerine özgü üflemeli bir çalgı,tarih öncesi tunç korno. : LUR

İskele gibi yerlere yanaşan teknelere girip çıkmayı sağlayan tahta köprü,gemi merdivenine verilen ad. : DOSA

İskele kuşu,yalı çapkını. : BAHRİ

İskenderun’a özgü bir fırtınanın yerel adı. : YARIKKAYA

İskoç erkeklerin giydiği kısa eteklik. : KİLT

İskorpitgillerden,Akdeniz ve Atlas Okyanusunda yaşayan lezzetli bir balık. : LİPSOS

İslam inancına göre ölüleri mezarında sorguya çeken iki melekten biri. (Diğeri Münkir). : NEKİR

İslam mimarlığında kara ve deniz sınırlarının önemli noktalarında yer alan korunaklı yapı. : RİBAT

İslam devletlerinde maaş yerine veya hizmet karşılığı olarak askere ve ricale bırakılan toprak. Padişahın toprak bağışlaması. : IKTA

İslam devletlerinde posta ve haberleşme örgütü.:BERİD

İslam dininde,Cebrail’e verilen bir ad.: RUHÜLKUDÜS

İslam dinine dönmüş olan. : AVDETİ

İslam hukuk bilgini.:FAKİH

İslam hukukunda zina suçu işleyenlerin taşlanarak öldürülmesi.:RECİM

İslam ordularında piyade erlerine verilen ad. : RACİL

İslam ülkelerinde kullanılan kimi mızraplı ve yaylı çalgıların ortak adı. Gövdesi Hindistan cevizi kabuğundan yapılmış uzun saplı saz. : REBAB

İslamlıktan önce Arapların taptıkları bir put. : TAGOT

İslimle çalışan ağırlık kaldırma makası.: MAÇUNA

İspanya plakası. : E

İspanya’da soylu kadınlara verilen onur unvanı. : DONA

İspanya’da,Endülüs Araplarından kalma saraylara verilen ad.:ALKAZAR

İspanyol mutfağına özgü pirinç yemeği. : PAELLA

İspanyol tiyatrosunda güldürücü kısa oyun. : SAİNETE

İspermeçet balinası. : KAŞALOT

İsrail Hava Yolları. : ELAL

İsrail Kuzusu’da denilen tavşan iriliğinde bir memeli hayvan.:DAMAN

İsrail parlamentosuna verilen ad.:KNESSET

İsrail’de bir tür kooperatif tarım yerleşmesi.: MOŞAV

İsrail’de ortak çalışma esaslarına göre oluşturulmuş tarımsal topluluk.: KİBUTZ

İsrail’in para birimi. : ŞEKEL

İsrail’in plakası. : İL

İstanbul boğazına adını veren tanrıça. : LO

İstanbul Rum Patrikhanesinde,patriklerle hükümet arasındaki işlere aracılık eden sivil görevlinin sanı. : LOGOFET

İstanbul Sarayburnu,Ankara Ulus,Konya ve Samsun’daki Atatürk anıtları ile Afyon’daki zafer anıtını yapan ünlü Avusturyalı heykeltıraş. : KRİPPEL

İstanbul’da Orhan Seyfi Orhon tarafından çıkarılan haftalık dergi. : ÇINARALTI

İstanbul’daki Beyoğlu semtinin eski adı. : PERA

İstanbul’daki en eski Bizans kiliselerinden biri.:AYA İRİNİ

İstanbul’un Ali Bey Deresi üzerinde,Mimar Sinan’ın en önemli yapıtlarından biri sayılan su kemeri : MAĞLOVA

İstanbul’un eski adlarından biri. : ASİTANE : DERALİYE

İstanbul’un Güneşli köyünde bir dere.: AYAMAMA

İstatistik. : ASAR: AMAR

İstatistikte,bir elemanlar topluluğunun düzenlenmiş biçimi.: MATRİS

İstavrit balığının küçüğü. : KIRAÇA

İste kurutulmuş ringa balığı.:FRİGA

İsteğe bağlı. : İHTİYARİ

İsteğine kavuşmuş olan,mutlu. : KAMRAN

İstek,arzu. : UMU

İstekli.:ŞATKA

İstenç yitimi. : ABOLİ:ABULİ

İstenmeyen diplomatik kişiler için kullanılan terim. : PERSONANONGRATA

İster istemez.:ÇARNAÇAR

İstikrar.:STABİLİZASYON

İstiridye,midye gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanılan ağız kısmı demirden yapılmış bir ağ. : ALKARNA

İsveç’te 26’ya bölünmüş olan idari bölümlerden her biri. : LAN

İsveç’te ortaya çıkan ,daha sonra başka ülkelerde de uygulanan ve yurttaşların idareden olan şikayetlerini inceleyen kamu denetçisi. : OMBUDSMAN

İsviçre’de ırmak. : AARE

İsviçre’de kanton. : URİ

İsviçre’nin plakası. : CH

İsviçre’ye özgü ,ağaç kütüklerinden yapılma uzun saçaklı çatısı olan dağ evi .Kır köşkü. :ŞALE

İş bilimi. : ERGONOMİ

İş dünyasında başarılı ve hırslı genç insanlara yapılan bir yakıştırma. : YUPPİE

İş,hizmet buyruğu.:YUMUŞ

İşaret için yapılmış çentik veya iz.: KERTE

İşaret olarak kullanılan küçük bayrak.:FLAMA

İşe yaramaz,yıpranmış,bozulmuş,eskimiş eşya. : KURADA. : BATTAL

İşe yaramaz. : AMELİMANDA

İşini bilen,ölçülü ve hesaplı iş gören.:EVİRGEN

İşiten. : SEMİ

İşitme taşı.:OTOLİT : OTOSİST

İşleme,oya ve yazmalarda kullanılan ve adını aynı adlı bitkiden alan geleneksel Türk bezeme öğesi.:ÇARKIFELEK

İşlemede kullanılan altın suyuna batırılmış ince gümüş tel.:SIRMA

İşlenmemiş bakır.: GEN

İşlenmemiş,ekilmemiş toprak. : BOR

İşlenmiş timsah derisi. : KROKODİL

İşletmen. : OPERATÖR

İştahsızlık.:ANOREKSİ

İt dirseği. : ARPACIK

İtaat eden.:ESLEK

İtalya’da manda sütünden üretilen, tadı hafif, dokusu pürüzsüz peynir türüne verilen ad. : MOZZARELLA

İtalya’da 20. asır başında ortaya çıkan modern şiir hareketi.:HERMETİZM

İtalya’da ve Güney Fransa’da üretilen kokulu bir likör. : AKUET

İtalya’da yaşamış antik halk.: LATİN

İtalya’nın Po’dan sonra en uzun nehri.:ADİGE

İtalya’ya özgü bir tür peynir. : ROMANA

İtalyan mutfağına özgü bir cins pasta. : TİRAMİSO

İtenek. : PİSTON

İyi haber,iyi talip,uğur. : YOM

İyi haber.:BEŞARET

İyi konuşma. : BELAGAT

İyi nitelik,hayır.:MEYMENET

İyi nitelikli undan yapılan ince uzun ekmek.:FRANCALA

İyi terbiye edilmemiş vahşi binek hayvanı.Azgın at. : ALAŞA

İyi,güzel,mükemmel.: OFLAZ

İyi,hoş.:NİK

İyice dövülmüş ve uzun süre birlikte kaynatılmış et ve buğdayla yapılan bir tür yemek : KEŞKEK

İyice olgunlaşmamış ekin. : ALACATEK

İyiden iyiye. : ENİKONU

İyilik ederek gönül alma.: TALTİF

İyilik,lütuf,ihsan. : İNAYET: SALAH

İyilikler. : HASENAT

İyiliksever kimse..: NİMETŞİNAS

İyimser,optimist. : NİKBİN

İzafiyet. : RÖLATİVİTE

İzin belgesi.: İCAZETNAME

İzin,müsaade.:CEVAZ

İzlanda’nın plakası. : İS

İzmarit türü bir balık. : KUPES

İzmaritgillerden boyu 35 cm kadar olan bir Akdeniz balığı. : SARPA

İzmaritgillerden kemikli bir balık.:TRANÇA

İzmaritgillerden kılçıklı bir balık.:ÇİTARİ

İzmaritgillerden,boz renkli,beyaz etli bir balık.:KARAGÖZ

İzmaritgillerden,ılıman denizlerde yaşayan bir balık.:KUPES

İzmir tavlası da denilen ve daha çok Ege yöresinde oynanan bir tavla oyunu. : MÜSTECİR

İzmir ve Ayvalık yöresinde çokça bulunan,kumun 5-6 cm altında yaşayan lezzetli bir midye türü. : AKİVADES

İzmir yöresine özgü, özellikle sabah kahvaltısında yenilen bir çeşit börek. : BOYOZ

İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı turistik bir belde.:ALAÇATI

İzmir’in Çeşme ilçesinin eski adı. : ERYTHARİ

İzmir’in eski adı.:SMYRNA

İzmir’in ilçesi Urla’nın eski adı. : KLAZOMENDİ

İzmir’in Kemalpaşa ilçesinin eski adı. : NİF

İzmir’in Menderes ilçesindeki antik bir kent. : NOTİON : KLAROS

İzmir’in Seferihisar ilçesindeki ünlü antik kent. : TEOS

İzmir’in Selçuk ilçesinin eski adı.:AYASULUK

İzmir-Aydın karayolunda Türkiye’nin en uzun tüneli. : SELATİN
 

SMN

Tecrübeli
Üye
J

J. M. Barrie’nin,çocuk edebiyatı klasiklerinden biri olan eseri.:pETER PAN

Jacques Brel’in bir şarkısı.: JOJO

Jamaika’da 1960’lı yıllarda doğan ve daha sonra reggae’ye dönüşen müzik türü.:SKA

Jamaika’dan yayılmış iki zamanlı bir dans.: KALİPSO

Jamaika’nın plakası.:JA

James Joyce’un tanınmış yapıtı.: ULYSSES

Jant. : İSPİT

Japon çiçek düzenleme sanatı. : İKEBANA

Japon halk türküsü. : UTA

Japon içkisi. : SAKE

Japon imparatorlarının öldükten sonra memurlarına verdiği unvan ve görev. : ZOKVAN

Japon imparatoruna verilen ad. : MİKADO

Japon intihar uçağı. : KAMİKAZE

Japon işi çömlek,sırlı seramik kap.:RAKU

Japon kirazı. : SAKURA

Japon lirik dramı: NO

Japon mafyası. : YAKUZA

Japon mitolojisinde askeri diktatör.(1192-1867 arasındaki dönem. : ŞOGUN : (SHOGUN)

Japon mitolojisinde balıkçıların tüccarların koruyucusu olan yedi su tanrısından biri. :EBİSU

Japon mitolojisinde köylü sınıfı. : NOMIH

Japon mitolojisinde savaşçılar sınıfı. : SAMURAİ : BUİSHİ

Japon mitolojisinde zenaatkar sınıfı. : KOŞO

Japon müziğine özgü kısa ve çift kamışlı nefesli çalgı.:HİÇİRİKİ

Japon müziğine özgü telli bir çalgı. : KOTO

Japon tarihinde,özel malikane veya çiftliklere verilen ad.: ŞOEN

Japon tiyatro türü. : KABUKİ

Japon Tiyatrosu Go’da erkek oyuncunun maskesi.:OTOKO

Japonca yaratıcı anlamında sözcük.:KAMİ

Japonlara özgü bir güreş türü.: SUMO

Japonların pirinç tanrısı. : İNARİ

Japonların ulusal Şinto dininde kutsal güneş tanrıçası. : AMATERASU


Japonların ulusal dini Şintoizm’in en önemli güneş tanrıçası.:AMATERASU

Japonya’da bir ırmak. : AKİTA

Japonya’da bir kent. : OSAKA

Japonya’da Buda Rahibesi.:AMA

Japonya’da Buda tapınaklarına verilen ad.: TARA

Japonya’da büyük çocukların yakalandığı dizanteriye benzer salgın hastalık.:EKİRİ

Japonya’da dinsel törenlerde okunan nesir. : NARİTO

Japonya’da kullanılmış eski bir hacim ölçüsü birimi. : TO

Japonya’nın eski adı. : YAMATO

Japonya’nın plakası. : JA

Japonya’ya atom bombası atan uçak : ENOLA GAY

Japonya’yı oluşturan dört adanın en küçüğü.:ŞİKOKU

Jeloz’da denilen ve Eskimoların besin olarak kullandıkları yosun türü.:AGARAGAR

Jeneratör,dinamo.:ÜRETEÇ

Jeolojide buzul dönemi.:pLEİSTOSEN

Jeolojide ikinci çağın triasla kretase arasında kalan dönemi.:JURO

Jeolojide üçüncü çağ.:SENOZOİK

Jeolojide,üçüncü çağın memeliler ve maymunların gelişmiş olduğu dönemi. : MİYOSEN

Jing’un terminolojisinde insanoğlunun kadınsı bölümünü belirten ilk örnek.:ANİMA

Jiujitsu ve öteki dövüşme sanatlarında elin keskin tarafı,dirsek veya ayakla vurulan darbe.:ATEMİ

John Dos Passos’un ünlü üçleme romanı. : USA

John Ronald Reuel Tolkien’in alegorik romanı. : YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

Jokeylerin giydiği kenarsız başlık. : TOK

Judo gibi sporlarda minder olarak kullanılan ve pirinç saplarının örülmesiyle yapılan kalın halı./Japon hasırı. : TATAMİ

Judo ve karatede hareketleri çabuklaştırmak içi n yapılan bir dizi egzersiz. : KATA

Judo’da teknik olarak rakibinden zayıf kalan taraf.:UKE

Jüpiter gezegeninin bir uydusu. : ELARA: EUROPA: ARİEL

Jüpiter.Müşteri yıldızı. : ERENDİZ

Jüpiter’in uydusu olan uzayın en kızgın kayası. : İO
 

SMN

Tecrübeli
Üye
K

Kaba ayakkabı. : KAZGAL

Kaba bir komedi türü. : FARS

Kaba dikiş.:LEKENDE

Kaba dokunmuş bir tür kalın yün kumaş : ŞAYAK

Kaba saba kimse.: HIRBO

Kaba sofu. : ZAHİT

Kaba ve çirkin,iğrenç.: GALİZ

Kaba,biçimsiz.:KUBAT

Kaba.:SAKİL

Kabadayı Rum delikanlısı. : PALİKARYA

Kabak kemaneye benzer bir Orta Asya çalgısı.: GİZEK

Kabak yapraklarını andıran geniş ve etli yaprakları olan bir kır bitkisi.:KABALAK

Kabakulak hastalığı.: YAZMA

Kabarıklık.:BOMBE

Kabartma biçimlerle ilgili baskı yöntemi.:TİPO.: TİPOGRAFİ

Kabartma. : RÖLYEF

Kabartmalı pamuklu kumaş. : PİKE

Kabe yakınında bulunan kuyu ve bu kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu.:ZEMZEM

Kabe.:BEYTULLAH

Kabuğu ayıklanmamış pirinç. : ÇELTİK

Kabuğu ince,çekirdeği ufak,iri taneli bir tür beyaz üzüm.:ÇAVUŞ ÜZÜMÜ

Kabuğu kırmızı veya erguvani renkte olan ve tabaklamada kullanılan bir söğüt türü.:TAVULGA

Kabuğundan düğme ve süs eşyası yapılan deniz kabuklusu .:ABALON

Kabuğundan kinin çıkarılan bir ağaç.:KINAKINA

Kabuk. : KIŞIR

Kabuklu pirinç.:ÇELTİK

Kaburga altı. : DÖŞ

Kaburga ile kalça kemiği arasında kalan yer.:BÖĞÜR

Kaburga kemiği. : EĞE

Kaç,ne kadar anlamında bir belirteç.:NİCE

Kaçak tütün.:AYINGA

Kadeh.: KESİ

Kadeh.:pEYMANE

Kader,alınyazısı. : TECELLİ : FATALİTE

Kadercilik.:FATALİZM

Kadın arkadaş. : NEDİME

Kadın başörtüsü. : YAŞMAK

Kadın giysilerinin etek ucu,kol gibi yerlerine verev kesilmiş kumaştan yapılan süs.:VOLAN

Kadın hastalıklarını konu edinen tıp dalı,nisaiye. : JİNEKOLOJİ

Kadın seslerinin en kalını ve sesi böyle olan sanatçı.: KONTRALTO

Kadın şapkalarına konulan ve yüzü örten ince tül.: VUALET

Kadın yeleği.:JİLE

Kadın. : ZEN

Kadında cinsel isteğin hastalık derecesinde artması. : UTEROMANİ

Kadında örtünme.:TESETTÜR

Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın. : NATIR

Kadınlar,kızlar anlamında eski sözcük. : İNAS

Kadınlarda doğurma yeteneğinin sona ermesi.:MENOPOZ

Kadınların özel gecelerde giydiği şık giysi veya tuvalet.: ABİYE

Kadınların sokağa çıkarken örtündükleri büyük ve dört köşe sınır.: CAR

Kadınların yüzlerine örttükleri peçe,yaşmak. : LİSAM

Kadınların yüzlerine sürdükleri allık:. GAZE

Kadınların,cildi pürüzsüz göstermesi,renk vermesi için yüzlerine sürdükleri yarı sıvı,yarı boyalı krem.: FONDÖTEN

Kadınsı davranışları olan erkek.:EFEMİNE

Kadırga balığı. : BALİNA

Kadife.:VELUR

Kadifenin ince tüyü,kumaş tüyü. : HAV

Kafasının ön-art ekseni yan eksenine göre kısa olan kimse,kısakafalı.: BRAKİSEFAL

Kafatası kemikleşmeden önce kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan kıkırdak bölüm.:BINGILDAK

Kafatasının art bölümünde ve beynin altında,hareket dengesi merkezi olan organ.:BEYİNCİK

Kafatasının içgüdü ve yeteneklerle olan ilgisini inceleyen bilim dalı. : KRANİYOLOJİ

Kafes biçiminde bir tür el işi.:MUŞABAK

Kafkas çingenelerine verilen ad.: BOŞA

Kafkasya’da sarp bölgelere kurulan dağ köyü.: AUL

Kafkasya’da yaşayan Müslüman bir halk. : LEZGİLER

Kağıt cilası.Hattatların kağıt cilalamakta kullandıkları özel bir bileşim. : AHAR

Kağıt parçası.:VARAKPARE

Kağıt,kumaş veya plastik madde gibi değişik maddelerden yapılan ve deri üzerine gelecek yüzüne etken madde sıvanmış olan sargı.:SPARADRAP

Kağnı ve arabalarda iki tekerleği birbirine bağlayan ağaç dingil.:MAZI

Kahırlar. : SATAVAT

Kahraman,güçlü kimse : BÖKE

Kahramanlık yada din konularında yazılıp bestelenmiş şiir : KANTAT

Kahramanlık.:CELADET.:HAMASET

Kahve kreması.:MATE

Kahve tortusu. : TELVE

Kahveci tepsisi. : ASKI: FİNER

Kahverengiye çalan yeşil renkte olan.:KİMYONİ

Kahya.:KETHÜDA

Kakao,süt ve şekerden yapılan tatlı bir yiyecek türü.:ÇİKOLATA

Kaktüs. : ATLAS ÇİÇEĞİ

Kaktüsgillerden,yaprakları etli ve yayvan dikenli bir bitki ve bu bitkinin kalın,dikenli kabuğu olan tatlı yemişi.:FRENKİNCİRİ

Kaktüslerde bulunan dikenli iğne.:SETULA

Kalabalık korkusu. : OKLOFOBİ : DEMOFOBİ

Kalabalık,yoğun insan topluluğu. : MAŞER : MAHŞER

Kalay oksit katılarak donuklaştırılmış veya kemik tozu katılarak yarı donuk hale getirilmiş cama verilen ad.:OPALİN

Kalayın simgesi. : SN

Kalb kasının kasılması. : SİSTOL

Kalbin atışlarını yavaşlatan,sindirim sistemini ve salgıları düzenleyen sinir sisteminin adı.:pARASEMPATİK

Kalbur ve elek üzerinde kalan iri taneler.:İRİNTİ

Kalça kemiği,bel kemiği. : OMA

Kaldıraç. : MANİVELA

Kaldırılmış. : MÜLGA

Kaldırma,giderme. : REF

Kale çukuru. : MELE

Kale muhafızı.:DİZDAR

Kale,duvar,: BAR

Kalenderler.: RİNDAN

Kalıba dökme. : İSAĞA

Kalıcılık,ölmezlik: BEKA

Kalımlı.:pAYİDAR

Kalın bağırsak iltihabı : KOLİT

Kalın biçilmiş uzun tahta. : KALAS

Kalın bir değnek üzerine monte edilmiş dört telli ve sesi yankılayan iki asmakabağı olan gitar.:VİNA

Kalın gözleme.:BAZLAMA

Kalın kafalı,anlayışsız. : GABİYE

Kalın öğütülmüş buğday. : İRMİK

Kalın sopa,değnek.:MATRAK

Kalın tüylü battaniye. : VELENSE

Kalın ve dar tahta. : LATA

Kalın,kısa ve düzgün sopa.:LOBUT

Kalınca kabuklu,iri ve uzunca taneli bir tür üzüm.:RAZAKI

Kalınca ve açık saman renginde ipekten yapılan yarı mat bir kağıt türü. : ABADİ

Kalıp çıkarma işi. : MULAJ

Kalıplaşmış,basmakalıp.:KLİŞE

Kalıpta pişen bir tür meyveli pasta. : TART

Kalıtım bilimi.:GENETİK

Kalıtım,soya çekim. : İRS : GEN

Kalıtımın maddi temeli olan ve kromozomları oluşturan madde. : DNA

Kaliforniya’da yetişen büyük bir orman ağacı.: SEKOYA

Kalite. : NİTELİK

Kalkan balığının yavrusu. : PARPA

Kalkerli ve jipsli kayaçlarda oluşan,huni yada çanak benzeri çöküntü. : DOLİN

Kalori. : ISIN

Kalp atışlarındaki düzensizlik ve eşitsizlik.:ARİTMİ

Kalp kası.: MİYOKART

Kalsiyum karbonat hamurundan yapılan bir tür renkli kalem.:pASTEL

Kalyon cinsinden küçük savaş gemisi. : BARÇA

Kamaralarla alt güverteyi aydınlatmak için bordalardan ve güvertelerden açılan yuvarlak pencere. : LOMBOZ

Kamboçya para birimi. : RİEL

Kamelya.:JAPON GÜLÜ

Kamış elek. : TEPİR

Kamıştan yapılmış kulübe. : HUĞ

Kampus. : YERLEŞKE

Kamu görevlilerinin işlem ve davranışlarının yasalara uygun olup olmadığını araştırmaya ve uygunluğu sağlayıcı yolları önermeye yetkili denetçi.:OMBUDSMAN

Kamuflaj.:ALALAMA

Kan aktarımı. : TRANSFÜZYON

Kan çökeltisi. : SEDİMANTASYON

Kan dinmezliği. : HEMOFİLİ

Kan grubunda sabit işaret.:RH

Kan hastalıkları bilimi. : HEMATOLOJİ

Kan işeme. : HEMATÜRİ

Kan kanseri: . LÖSEMİ

Kan kardeşi. : KANKA

Kan korkusu.: HEMATOFOBİ

Kan kurutan.: ADAMOTU

Kan oturması nedeniyle deride oluşan kızarıklık.Deri döküntüsü. : ERİTEM

Kan pıhtısı:. TROMBUS .:ALEKA

Kan ve lenf gibi vücut sıvılarında bulunan çekirdekli,yuvarlak hücre,lökosit.:AKYUVAR

Kan.:HUN

Kana kırmızı rengini veren çekirdeksiz,yuvarlak,küçük hücre.:ALYUVAR

Kanama. : NEZİF

Kanarya sevenler derneği.: SERİNOFİL

Kanatları küt olduğu için uçamayan,bacakları güçlü,Yeni Zelanda’da yaşayan bir kuş.:KİVİ.:APTERİKS

Kanaviçe veya telleri sayılabilecek türde kumaş üzerine renkli iplikle yapılan özel bir işleme.:GOBLEN

Kanaviçe,el işleri için kullanılan seyrek dokunmuş keten bezi. : KANAVA

Kanda alyuvar sayısının azalmasından ileri gelen,genellikle genç kızlarda görülen kansızlık.:KLOROZ

Kanda asalak bulunması. : PARAZİTEMİ

Kanda hastalık yapan bir bakteri bulunmasından ileri gelen her türlü hastalık.:SEPTİSEMİ

Kanda,lenfte,safrada v.s.’de bulunan bir protein türü.:GAMAGLOBÜLİN

Kanın hemoglobinle renklenmiş kırmızı yuvarı. : HEMATİ

Kanın hemoglobinle renklenmiş kırmızı yuvarı.: HEMATİ

Kanıtlanabilen bilimsel önerme. : TEOREM

Kansızlık. : ANEMİ

Kantoda doğu giysileriyle yapılan dansın adı. : ARABİS

Kanun,santur gibi yatırılarak çalınan sazların ortak adı. : YATUK

Kanuna benzeyen bir çalgı.: SANTUR

Kanuni Sultan Süleyman’ın şiirlerinde kullandığı mahlas.:MUHİBBİ

Kanyon.:KAPIZ

Kapadokya bölgesinde bir ilk çağ kenti. : ANİSA

Kapalı formülleri aynı,açık formülleri farklı olan maddelerin başka başka özellikler göstermesi olayı.:İZOMERİ

Kapalı jimnastik ayakkabısı. : KES

Kapı kolunun altına monte edilen metal parça.:ROZET

Kapı mandalı. : TIRKAZ

Kapı ve pencerelerin üst eşiği. : LENTO

Kapı ve pencerelerin üstüne atılan ağaç,taş veya beton destek.:ATKI

Kapı veya dolap kanatlarının kenarına çakılan çıta.: BİNİ

Kapı yada pencere gibi açıklıkların üzerine konulan ağaç,taş veya beton kiriş,lento.:BOYUNDURUK

Kapı,geçit,boğaz,:BAB: DER

Kapıcı.:BEVVAP

Kaplama olmayan.:SOM

Kaplama yada doldurma olmayan. : MASİF

Kaplıca,ılıca.: ÇERMİK

Kaplumbağa kabuğu.:BAĞA

Kapsam. : ŞÜMUL

Kapsama,içerme,içine alma. : TAZAMMUN : TEŞMİL

Kapsız yorgan. : MİTİL

Kaptanın ve tayfaların, gemi sahibine yada sigorta ortaklığına bilerek verdikleri zarar: BARATARYA

Kar ayaklığı./Tokaçlı kar ayakkabısı. : LEKEN

Kara ordusu. : NİZAMİYE

Kara yemiş ağacı. Süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç. : TAFLAN

Kara yumuşakçası. : ENA

Karaağaçgillerden buruk lezzette meyvesi olan bir ağaç türü.:ÇİTLEMBİK

Karabulut.:NİMBÜS

Karaciğerinden balık yağı çıkarılan bir balık. : MORİNA

Karadeniz yöresinde haşlanmış mısıra verilen ad.: KOLİVA

Karadeniz yöresinde kadınların kullandığı iki renk üzerine çubuklu pamuklu peştamal.:FUTA

Karadeniz’de kereste taşımakta kullanılan bir tür küçük mavna.:İNEBOLU KÜTÜĞÜ

Karagöz balığına benzer bir Akdeniz balığı. : ÇİPURA

Karagöz oynatan kimse.:HAYALİ

Karagöz oyununda Ermeni tipi.:HAY

Karagöz oyununda kullanılan tiz sesli kamış düdük.: NAREKE

Karagöz’ün başlığı. : IŞKIRLAK

Karagözdeki kambur ve cüce tip. : BEBERUHİ

Karahindiba’nın sebze olarak yenen yaprakları. : RADİKA

Karakalem resimde çizgiyi yada pastel boyasını yaymak için kullanılan kendi üzerine sarılmış kağıt veya deri.:ESTOMP

Karakter çözümlemesi veya geleceği önceden bilmek amacıyla sayıların kullanılması.:NÜMEROLOJİ

Karakter,huy,yaratılış. : SECİYE

Karakul kuzusunun kıvırcık ve parlak postu.:ASTRAGAN

Karakul kuzusunun postu. : ASTRAGAN

Karaları çevreleyen ve karalardan sayılan, 200 metre derinliğe kadar olan sığ deniz dipleri. : ŞELF

Karaman’da Yörükler tarafından dokunan bir cins halı.:TÜLÜ

Karaman’ın Taşkale beldesinde,dik bir kaya kütlesine kat kat odacıklar biçiminde oyulmuş mağaralara verilen ad.:MANAZAN

Karamsarlık.:pESİMİZM

Karanlık. : ZİFİR

Karar veremeyen,mütereddit.: DURUKSUN

Kararsız. : MÜTEREDDİT

Karasevda. : MELANKOLİ

Karayla toprakla ilgili. : BERRİ

Karbon ,fosfor gibi maddelerin,fiziksel bakımdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu.:ALOTROPİ

Karbonatlı kum taşı. : MOLAS

Kare : DÖRDÜL.

Kargabükenden çıkarılan etkili bir zehir.:STRİKNİN

Kargagillerden,karnı beyaz,kanatları ve kuyruğu kül rengi diğer yerleri parlak,kara uzun kuyruklu kuş.: SAKSAĞAN

Karı kocanın baba ve analarının her biri.:DÜNÜR

Karın üstü kaslarının veya boğazın kasılmasına yol açan,paniğe kapılma şeklinde görülen ruhsal ve fiziksel rahatsızlık.: ANGUAZ

Karın zarı iltihabı. : PERİTONİT

Karın zarı. : PERİTON

Karınca yiyen hayvan. : TAPİR : NUMBAT

Karınca yuvası.: KÖRE

Karınca. : MUK

Karından bacaklı bir yumuşakça cinsi. : RAPANA

Karışık durum.:CURCUNA

Karışık iş. :ÇAPARIZ

Karışık renkli,birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. : ALACA

Karma,karışık. : MUHTELİT

Karmaşık sorunların çözümünde ve incelemesinde bilimsel ve özellikle matematiksel yöntemlerin uygulanması.: YÖNEYLEM

Karmaşık.:KOMPLEKS

Karnı şiş,altı düz su kabı. : FIÇI

Karnın açılması. : LAPARATOMİ

Kars yöresi halk oyunu. :ATABARI

Kars yöresinde oynanan bir halk oyunu.:TEREKEME

Kars yöresine özgü bir halk oyunu. : ASKERANİ

Kars,Ardahan ve Iğdır yörelerinde yetiştirilen beyaz yünlü koyun cinsi.:TUJ

Kars,Erzurum ve Ağrı yöresine özgü türkülü bir halk oyunu. : ENZELİ

Karşı koyan , karşı çıkan:. MUARIZ

Karşılıklı alıp verme. : TEATİ

Karşılıklı yer değiştirme. : BECAYİŞ

Karşısındakine vurmak için özel olarak açılmış deliklerine parmakların geçirilmesi ile kullanılan demir parçası.:MUŞTA

Karşıtlık. : TEZAT

Kartal,atmaca gibi yırtıcı kuşlara verilen ad.:ÇALAĞAN

Kartalgillerden,leşle beslenen bir kuş.:KERKENEZ

Kas faaliyeti. : KİNEZİ

Kas yapılı ur. : MİYOM

Kasap.:CEZZAR

Kasaplık hayvanların sırtında,dikensi çıkıntı boyunca iki yandaki et.:FİLETO

Kasaplık hayvanların timüs ve pankreas bezlerine verilen ad.: UYKULUK

Kasatura,bıçak gibi kesici silahların uzun ve keskin bölümü.: NAMLU

Kasık biti. : KIRKAYAK

Kasık.,: ANE

Kasım patına benzer bir çiçek. : PAT

Kasımpatına verilen bir başka ad.: KRİZANTEM

Kasların kasılmasını giderici,hekimlikte kullanılan bitki. : TATULA

Kasların,özellikle diz kaslarının iradesiz kasılması.: SPAZM

Kasnağa gerilmiş kumaşa iğne veya tığla yapılan bir tür nakış. : SÜZENİ

Kastamonu’nun Abana ilçesinde bir iskele.:İLİŞİ

Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesinde ünlü bir kanyon.:VALLA

Kaş boyası. : MASKARA

Kaş kemerinin altına sıkıştırılarak kullanılan gözlük camı. : MONOKL

Kaşındırıcı bir deri hastalığı.: UYUZ

Kat kat ayrılabilen şeylerde kat.:YABRAK

Kat kat çakıl ve kumdan oluşmuş yer kıvrımı.: OS

Kat,makam. : ORUN

Katalog. : FİHRİST

Katar’ın başkenti.: DOHA

Kategori,zümre.:ULAM

Katılaşmakta olan bir sıvıda cisimler kristalleştikten sonra arta kalan çökelti. :ANASU

Katışıksız,saf. yalın. : MAHZ: RAİK

Katışıksız.:HALİS

Katip. : YAZMAN

Katmanlarında iç içe daireler bulunan billurlu bir kalker türü.:SİPOLİN

Katmanlı kayaçların içeri doğru çukur ve alçak bölümü. : İNEÇ

Katolik Arnavutlar. : MALİSOR

Katolik din adamı.:pİSKOPOS

Katolik kilisesinde bağış karşılığında günahlardan kurtulma.:ENDÜLJANS

Katolik Kilisesinin başkanı.: PAPA

Katoliklerde ölüler için yapılan dua, bu duaya özgü müzik .Ölünün hatırasına yapılan tören. : REQUİEM

Katoliklerde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın. : SÖR

Katotta toplanmış iyon. : KATYON

Katranla kıldan yapılan ve kalafat işlerinde kullanılan bir tür macun.:BİLAR

Kauçuklu yağmurluk. : GAMSELE

Kavalılar’a mensup Mısır valilerine babadan oğula geçmek üzere 1867’de verilen resmi unvan.: HİDİV

Kavim. : BUDUN

Kavisli,kısa,uç bölümü geniş,kabzasına doğru daralan bir tür kılıç.: PALA

Kavram Kavram. : MEFHUM : NOSYON

Kavşak.: ÇATAK

Kavşak.İki yolun birleştiği yer. : ÇAT

Kavun ve ahududu karışımı bir tada sahip olan, C vitaminince zengin tropikal meyveye verilen ad. :pEPİNO

Kavun,karpuz,kabak gibi bitkilerin toprak üstünde yayılan dalları.:KÖKEN

Kaya balığı. : TOKMAKBAŞ

Kaya hanisi. : LAGOS

Kaya lifi.Taş pamuğu. : ASBEST

Kaya ve ağaç kovuklarında su birikintisi. : KAK

Kayabalığının bir çeşidi. : AZMANKAYA

Kayaç. : LİPARİT

Kayaçların erimesiyle yer altı akıntıları olan kireç taşı ve dolomit bölgesi.:KARST

Kayak. : SKİ

Kayalık kıyılarda , sığ sularda yaşayan 25-35 cm uzunluğunda kırmızı benekli,mavi veya yeşil bir balık. : LAPİNA

Kaygı,üzüntü.: STRES

Kaygusuz Abdal’ın kimi şiirlerinde kullandığı mahlası. : SARAYİ

Kayı boyuna bağlı olan ve Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yaşayan büyük bir aşiret.:KARAKEÇİLİ

Kayık,mavna,küçük gemilerin kıyıda çekildiği yer.:ÇEKEK

Kayıngillerden bir orman ağacı.:KESTANE

Kayısı,zerdali gibi meyvelerin kurusu. : ÇİR

Kaymakam : İLÇEBAY

Kaynağı mitolojik çağlara dayanan kirişli bir çalgı. : LİR

Kaynak,pınar.:BULAK

Kaynaklar,kaynakça.:BİBLİYOGRAFYA

Kaynar suda haşlanıp üzerine yağ gezdirilen mısır unu yemeği.: MAMALİGA

Kaz dağının mitolojideki adı. : İDA

Kaz dağlarında yaşayan yarı göçebe çobanların meskeni olan kollektif yapı. : İGERM

Kaza ile, rastgele.: EZKAZA

Kaza yada başka bir olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize salınan,içinde mektup olan şişe.:pOTKAL

Kazak reisi. : ATAMAN

Kazak Türklerinin soyundan geldiklerine inandıkları,efsanevi Türk hakanı ve kahramanı.:ALAŞAHAN

Kazak_- Kırgız Türklerinin saz şairleri. : AKIN

Kazakistan’ın başkenti. : ASTANA

Kazakistan’ın para birimi. : TENGE

Kazanma,edinme,iş. : KİSB

Kazı.:HAFRİYAT

Kazları semirtmek için verilen mısır hamuru.:EVELEM

Kebaplık demir şiş.:SİH

Keçi kılından hayvan çulu,yem torbası gibi şeyler dokuyan kimse.: MUTAF

Keçi kılından yapılmış kumaş. : KEÇE

Keçi yavrusu : OĞLAK

Keçi yolu,patika,yolak.: İZLEK

Kediden aşırı derecede korkma.: AİLUROFOBİ

Kedigillerden,çakala benzer bir hayvan.: KARAKULAK

Kedigillerden,kürkünden yararlanılan çok yırtıcı hayvan.:VAŞAK

Kefal balığına verilen bir başka ad.:TOPAN

Kefal türünden bir balık. : PAÇOZ

Kehribara verilen ad. : SAMANKAPAN

Kekelemek yada söyleyiş hatası yapmaktan çekinerek konuşmaktan korkma. : LALOFOBİ

Kekeme. : REKİK : KEKEÇ

Kelimesi kelimesine,hiç değiştirmeden,aynen.: MOTAMOT

Keman gibi omuza dayanarak çalınan yaylı çalgı. : REBEK

Keman yayı. : KEMANE : ARŞE

Kemanla viyolonsel arası büyük keman,viyola. : ALTO

Kement. : LASO

Kemik bilye. : AKAT

Kemik veremi. : AKARCA

Kemiklerin toparlak ucu,: OM

Kemikli balıklardan, uzunluğu 40 cm kadar olan, sırtı pürtüklü,esmer renkli,yassı bir tür balık :pİSİ BALIĞI

Kemikli balıklardan,15-25 cm uzunluğunda,sırtı zeytuni bir tatlı su balığı. : PLATİNA

Kenar süsü.Mendil ve peçetelerde kenara yapılan işleme. : SU

Kenarları kagir,üstü kapak taşlarıyla örtülü mezar.: LAHİT

Kendi biten,kendi kendine yetişen bitki.:HÜDAYİNABİT

Kendi kendini tatmin. : ONANİZM

Kendi türünün en iyi konuşanı sayılan ve Afrika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan bir papağan. : JAKO

Kendine çekmek,ilgi toplamak.:CELBETMEK

Kendini becerikli,usta gösteren kimse.:OLÇUM

Kendini beğenmiş. : KAKAVAN

Kendir dokuma. : KETEN

Kendir tohumu : ÇEDENE

Kendirgillerden, sapındaki liflerden halat, ip, çuval gibi kaba örgüler yapılan bitkiye verilen ad. : KENEVİR

Kendisine bir çocuğun eğitim ve bakımı verilmiş olan kadın. : MÜREBBİYE

Kendisinin sebep olmadığı bir zararı ödeme.:CEREME

Kene. : SAKIRGA

Kenevirden yapılmış kalın ip : HALAT

Kent civarı yerleşim: . BANLİYÖ

Kent dışında kurulmuş bir üniversitenin alanı ve yapıları. : YERLEŞKE

Kent soylu. : BURJUVA

Kent veya kasabada dış mahalle. : VAROŞ

Kerestesi makbul bir Afrika ağacı. : OKUME

Kerestesinden yararlanılan bir tropikal bölge ağacı. : OBEŞE

Kerevet,divan.:SEDİR

Kertenkele derisi.: LEZAR

Keseli ayı.Amerika etçil memelisi. : KOALA

Kesenek. : İLTİZAM

Keser.: KERKİ

Kesilme,kesinti. : İNKITA

Kesilmiş ağaç kökü. : OMACA

Kesimevi.,mezbaha. : KANARA

Kesimi pantolona benzeyen bir tür şalvar.:ELİFİ

Kesin bilgi. : YAKİN

Kesin bilgi.:YAKİN

Kesinlikle uyulması gereken Kuran ve Hadis hükümleri.: NAS

Kesit. : MAKTA

Kesme,kesip ayırma. : HAZA

Kestane rengi.:MARON

Keşişleme karşıtı rüzgar. : KARAYEL

Keten dövmeye yarayan tokmak. : FİLARİZ

Keten tohumu. : BEZİR

Keten tohumundan çıkartılan bir yağ.:BEZİRYAĞI

Kıbrıs’a özgü iri ve pembe taneli bir üzüm cinsi.:VERİGO

Kıç tarafı yüksek,hızlı giden yelkenli.:ÇEKELEVE

Kıdem bakımından başta gelen. : DUAYEN

Kıl dokuma.:ÇUL

Kıl elek. : LEÇER

Kıl ve saçların dökülmesi veya yokluğu.:ALOPESİ

Kıl.:MU

Kılıç kını.: NİYAM

Kılıç,bıçak gibi saplı şeylerin sap içinde kalan bölümü. : PIRAZVANA

Kılıç.: TİG

Kılıçla yapılan spor. : ESKRİM

Kır hayatını ve törelerini anlatan. : PASTORAL

Kır renkli.:KIRÇIL

Kır yaşamı içinde aşk konusunu işleyen kısa şiir.:İDİL

Kıranlar. : AFAT

Kırbaç kurdu. : TRİKOSEFAL : ARİKOSEFAL

Kırgızistan ve Kazakistan’da bir ırmak. : ÇU

Kırgızistan’ın başkenti. : BİŞKEK

Kırgızistan’ın para birimi.: SOM

Kırgızların ünlü destanı. : MANAS

Kırık kemikleri bir arada tutmak amacıyla kullanılan tahta gibi düz nesne. : ATEL: CEBİRE

Kırık taş döşeli yol. : MAKADAM

Kırılma,parçalanma. : İNKİSAR

Kırılmadan bükülebilen ve ateşte niteliği değişmeyen bir mineral.:ASBEST

Kırım hanlarına ve prenslerine verilen san. : GİRAY

Kırıntı. : UFANTI

Kırk çeşit yiyecekli sofra. : ZEKERİYA SOFRASI

Kırkılmış koyun tüyü. : YAPAĞI

Kırklareli’nde Demirköy ilçesinde Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri. : DUPNİSA

Kırklareli’nin Demirköy ilçesine bağlı İğne ada beldesinde,tabiatı koruma alanı kaps***** alınan eşsiz bir orman alanı. : LONGOZ

Kırlangıç balığı küçüğü. : DERVİŞ

Kırmızı acı biberli sirkeli sos.:TABASKO

Kırmızı biber.:pAPRİKA

Kırmızı çuhadan yapılan,tepesinde püskülü olan bir tür başlık.:FES

Kırmızı mercimekle yapılan bir çorba. : EZO GELİN

Kırmızı mercimekle yapılan çorba veya pilav.:MALHITA

Kırmızı pancar.:ÇÖĞÜNDÜR

Kırmızı renkli bir elma cinsi.:STARKİNG

Kırmızı renkli,pis kokulu,zehirli sıvı bir element.: BROM

Kırmızı renkli,tatlı,sulu ve kokulu bir erik cinsi.:ALBARDAK

Kırmızı renkte olan.: LALİN

Kırmızı zırnık. : REALGAR

Kırmızıya çalan eflatun renk. : SİKLAMEN

Kırsal aşk şiiri. : İDİL

Kısa bacaklı köpek cinsi. : BASE

Kısa çizgi.:TİRE

Kısa çizme . : EDİK

Kısa çorap. : ŞOSET

Kısa hırka. : LİBADE

Kısa kepenek. : KEBE

Kısa kesilmiş saç. Erkek saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı. : ALAGARSON

Kısa ökçeli bağsız ayakkabı.:MOKASEN

Kısa saplı odun baltası.:NACAK

Kısa tüylü bir av köpeği cinsi.:BRAK

Kısa ve özlü söz,veciz.:LAKONİK

Kısa ve yalın işaretlerden oluşan bir yazı yönteminin kısa yazılışı.:STENO

Kısa veya özlü anlatımı olan komik öykü. : ANEKDOT

Kısa,güldürücü oyun.:SKEÇ

Kısa,kestirme yol.:KESE

Kısacası.:VELHASIL

Kısık sesli küçük keman. : KİT


Kısır döngü.:FASİT DAİRE

Kısır,hiç doğurmamış insan veya hayvan. : EREMİK

Kıskaç. : PENSE

Kıskançlık korkusu. : ZELOFOBİ

Kıskanma. : REŞK

Kısrak sütünün mayalanmasıyla yapılan eski Türk içkisi. : KIMIZ

Kış. : ŞİTA : DEY

Kışın sisli havalarda ,ağaç dallarını,toprak yıkıntılarını kaplayan buz tabakası. : KIRÇ

Kışın en soğuk günleri.Karakış. : ZEMHERİ

Kışın yapraklarını dökmeyen mor çiçekli bir ağaççık. : KOMAR

Kışkırtma.:AJİTASYON

Kıvırcık saç.:CAD

Kıvrımları olan yün,pamuk veya ipek kumaş.:KREPON

Kıyamet günü bütün ölülerin dirilerek toplanacağı yer. : ARASAT

Kıyamet günü İsrafil’in öttüreceği borunun adı.:SUR

Kıyı sağlık idaresince,gemilere verilen giriş-çıkış izni. : PRATİKA

Kıyıları koruyan gemilere verilen ad. : VARDAKOSTA

Kıyılmış,baharat katılmış etle,tütsüleme ve pişirme gibi işlemlerden sonra yapılan bir tür sucuk.: SOSİS

Kız evlat.: KERİME

Kız Kulesinin eski adı. : DAMALİS

Kızartılmış ekmeği et suyuyla haşlayarak yapılan yemek. : TİRİT

Kızgın,yakıcı. :HAR

Kızıl ötesi. : ENFRARUJ

Kızıl veya yeşil renkte sert bir mermer. : SOMAKİ

Kızıl,kırmızı. : AHMER

Kızılderililerin birbirlerine armağan verdikleri dinsel bayram. : POTLAÇ

Kızılyara adıyla da bilinen bir tür kan çıbanı. : ŞİRPENÇE

Kızlık zarı. : HİMEN

Kibirli.:KASALAK

Kil ve kum karışımı sarı renkli balçık.:LÖS

Kilidin dilinin yerleşmesi için açılan delik. : ZIVANA

Kilime benzer,renkli ve motifli uzun yolluk,yaygı. : ZİLİ : SİLİ

Kilise müziği : KORAL

Kilisede çan çalan kimse.:ZANGOÇ

Kiliselerde ana kapıdan koroya değin uzanan bölüm.:NEF

Kilit dili.: PERİCİK

Kimi su bitkilerinin, suyun altındaki organlarında bulunan ve hava boşlukları içeren dokusu.: AERANKİMA

Kimi akıl hastalarında yangın çıkarmaya duyulan aşırı istek.:pİROMANİ

Kimi bitkilerde ve özellikle çamlarda oluşan salgı maddesi.:REÇİNE

Kimi bitkilerden elde edilen yumuşak bir reçine. : ELEMİ

Kimi bitkilerden sızan ve katılaşarak sarımtırak bir cisim durumuna gelen bir çeşit şekerli özsu.: ÇİS

Kimi gemilerde,baş bodoslamasından omurgaya kadar uzanan ek yapı öğesi.:TALİMAR

Kimi giysilerin bol olması için yanlarına eklenen kumaş parçası.:p

Kimi göçebe Türk boylarında birkaç aileye ait çadırdan oluşan topluluk. : AVUL

Kimi iskambil oyunlarında aynı cins iki karta verilen ad. : PER

Kimi kağıtların dokusunda bulunan ve ancak ışığa tutulunca görülen çizgi,resim veya yazı.:FİLİGRAN

Kimi mantarlarda üreme organı.:ASK

Kimi sesli harflerin üstüne konan yan yana iki nokta.: TREMA

Kimi ülkelerde profesör olmak için sınav veren kimse. : AGREJE

Kimi ülkelerde yarı asker siyasi kuruluşlara verilen ad.:FALANJ

Kimi yörelerde az kavrulmuş un ve tavuk eti ile dövülerek yapılan,pelte kıvamında bir tür yiyecek.: HERİSE

Kimi yörelerde kaput bezine verilen ad.:ÇAPAN

Kimi yörelerde mayası tutmamış hamur anlamında kullanılan sözcük : ANİK .

Kimi yörelerde uzun tüylü,güreşçi erkek deveye verilen ad.:TÜLÜ

Kimliği bilinemeyen gök cismi. : UFO

Kimononun üzerine bağlanan Japon kemeri.:OBİ

Kimsesiz : . BİKES

Kimyasal tepkimelerin hızlarını inceleyen bilim dalı.: KİNETİK

Kimyasal tepkimelerin hızlarını inceleyen bilim dalı.Devinim bilim. : KİNETİK

Kira geliri getiren mülk. : AKAR (AKARET)

Kiraya veren.:MUCİR

Kirazın mayalanması ve damıtılmasıyla yapılan bir tür içki.: KİRŞ

Kireç taşı. : KALKER

Kireç,sönmemiş kireç.: KİLS

Kiremit ve tuğla tozlarının kireç ve su ile karışımından elde edilen bir tür harç. : HORASAN

Kiremit yerine kullanılan veya kiremitlerin altına konan ince tahta. : HARTAMA

Kiremit yerine kullanılan veya kiremitlerin altına konulan ince tahta.:HARTAMA

Kirli yada donuk sarı renk. : NOHUDİ

Kirli,pis. : MUNDAR : MURDAR

Kişi. : ZEYD (ZEYT)

Kişiler,zatlar. : ZEVAT

Kişiliğin bir anlatımı olarak kabul edilen el yazısını yorumlama tekniği.:GRAMOFOLOJİ

Kişiliksiz,boş,serseri.: SAPISİLİK

Kişinin ağzının kokmasından duyduğu korku.:HALİTOFOBİ

Kişisel duyguların ilham yolu ile coşkulu ve etkili anlatımı.: LİRİZM

Kitap düşkünlüğü. : BİBLİYOMANİ

Kitap getirmemiş peygamber. : NEBİ

Kitap korkusu.:BİBLİYOFOBİ

Kitap,takip,patik,katip örneğinde olduğu gibi,bir sözcük içindeki seslerin yerini değiştirerek elde edilen yeni sözcüğe verilen ad. : ANAGRAM

Kitap. : MECELLE

Kitapçı. : SAHAF

Kitre. : KESTERE

Klarnet. : GIRNATA

Klarnetin atası olan eski müzik aleti.: ŞALÜMO

Klasik şiirde bir kısa bir uzun iki heceden oluşan ayak. : İAMBOS

Klasik Türk müziğinde iki basit usulden biri. : SEMAİ

Klasör. : SIRALAÇ : CİLBENT

Klavsene benzer,telli,mızraplı,tuşlu bir çalgı. : EPİNET

Klavsene verilen bir ad. : ÇEMBALO

Klavyeli ve telli bir çalgı.: KLAVSEN

Kocabaş./ İspinoza benzer bir kuş. : FLURCUN

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde,tabiat parkı kaps***** alınmış ünlü kanyon.:BALLIKAYALAR

Kocakarı.:CADALOZ

Koç burcu : HAMEL

Kokar ağaç. : AYLANDIZ

Kokmuş,çürümeye yüz tutmuş hayvan ölüsü.:LEVİN

Koku satıcısı.:AKTAR

Koku.:BU

Kokulandırılmış. : AROMATİK

Kokulu reçine. : PELESENK

Kolay düğüm. : İLMEK

Kolay.:ASAN

Kolayca bükülebilen ve ateşe dayanan liflerden oluşmuş,bir tür ak asbest.: AMYANT

Kolaylıklar. :TESHİLAT

Koleksiyon.:DERLEM

Kolları geriye sarkık cepken biçiminde,beyaz keçeden yapılmış kaytanla işlemeli bir çeşit ceket : KOPARAN

Kolombiya’nın para birimi.:pEZO

Kolsuz kadın giysisi.: JAPONE

Koltuk ve sandalye gibi eşyaların dikiş ve çivilerini gizlemekte kullanılan şerit.:FİTİL

Kolu çevrilerek çalınan,sandık biçiminde bir tür org.:LATERNA

Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü.:ARIŞ

Komisyon,komite : ENCÜMEN

Komisyoncu. : SİMSAR

Komodorlara özgü çıması çatal biçiminde kesilmiş sancak. : GİDON

Kompozisyon. : KİTABET

Konak hizmetçisi. : AYVAZ

Konak yeri : KONALGA

Koncu ayak bileğini örtecek kadar uzun olan,bağcıklı yada yan tarafı lastikli ayakkabı.:FOTİN

Konferans,konser veya tiyatro gösterilerinin yapılabileceği gibi düzenlenmiş büyük salon.:ODİTORYUM

Konforlu,lüks hayat,parlayan,parlatıcı. : LEYAN

Kongo Demokratik Cumhuriyetinin başkenti.: KİNŞASA

Kongo Demokratik Cumhuriyetinin eski adı.:ZAİRE

Kongo ilkellerinin inandıkları yeteneklilik gücü.:ELİMA

Kongo’nun yağmur ormanlarında yaşayan memeli bir hayvan. Bir cins antilop.: OKAPİ

Konik. : MAHRUTİ

Konsolos . : ŞEHBENDER

Konu,husus./Bölüm. : BAP

Konusal.: TEMATİK

Konusu cansız varlıklar veya nesneler olan resim. : NATÜRMORT

Konusu dansla anlatılan müzikli sahne gösterisi. : BALE

Konusunu efsanelerden veya tarihi olaylardan alan,acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri.:TRAJEDİ

Konuşma bozukluğu. : AFEMİ

Konuşmalı ve şarkılı bölümleri bir arada olan oyun.:OPERAKOMİK

Konuşulan dil,lisan.:ZEBAN

Konuşulan konu. : SADET

Konut kapılarında menteşe ve kilidin takıldığı düşey konumdaki kalın parça.: SEREN

Konya’da bir baraj.:MAY

Konya’nın antik dönemlerdeki adı.:İKONİON

Konya’nın Çumra ilçesinde bir göl. : HOTAMIŞ

Konya’nın Çumra ilçesinde bir göl.:HOTAMIŞ

Konya’nın Karapınar ilçesinde bir göl.: MEKE

Konya’nın Meram ilçesinde,2.Kapadokya da denilen,tüf kayalara oyulmuş antik kent.:KİLİSTRA

Konya’nın Meram ilçesinde,ikinci Kapadokya olarak da adlandırılan,tüf kayalara oyulmuş antik kent. : KİLİSTRA

Kopça,kanca. : AGRAF

Koridor.:DEHLİZ

Korkak.:CEBİN

Korkma. : TAHAŞİ

Korkmak,ürkmek,çekinmek.:OCUMAK

Korku,tehlike. : BİM

Korkulu yerler veya işler. : MEHALİK

Korkunç güzel ,erkek hemşire örneğinde olduğu gibi,birleşemeyecek ters kavramların bir araya getirilmesine verilen ad. : OKSİMORON

Korkunç hayal. : HEYULA

Korkusuz,gözü pek,yürekli,cesur.:BIÇKIN

Korkutucu. :MEHİP

Koroner damarları genişletici ilaç.: İMOLAMİN

Koruma,esirgeme,gözetme. : VİKAYE : SAHABET

Koşmaca . : JOGGİNG

Koşu hayvanlarına yardımcı olarak koşulan hayvan.:ÇIVGAR

Koşullar.: ŞERAİT

Kovma. : TARD

Koyu gri veya sarımsı kahverengi.:BARUDİ

Koyu pekmez. : BULAMA

Koyu renkli,sert,bir çeşit yanardağ kütlesi.:BAZALT

Koyu sarı veya açık kestane rengi.:KUMRAL

Koyun barınağı.:AĞIL

Koyun postundan kürk. : KEVEL

Koyun sütünden yapılan,mahzenler de olgunlaştırılan,içi özel küflü peynir.: ROKFOR

Koyun veya keçi postu.:pÖSTEKİ

Koyun veya kuzu kaburgası içine pirinç doldurularak yapılan bir yemek.:SURA

Koyun yada keçi sürüsü. : DAVAR

Koyun,keçi türünden küçükbaş hayvan.: RES

Koyun,keçi veya deve pisliği. : KIĞ

Koyunlarda görülen bir tür hastalık.:KARAMUK

Koyunların başlarındaki kabarık yün.:KEPEZ

Koza. : KORUNCAK

Kozadaki kurtçuk. : KRİZALİT

Kozalaklardan,boyu 40 m kadar olabilen ve kerestesi yapı işlerinde kullanılan bir orman ağacı.: SEDİR

Kök boyası. : ALİZARİN

Kök,asıl,cevher. : TÖZ

Kök,sap ve yaprak şeklinde farklılaşmamış bir bitkinin yaşama ve büyüme organı.:TAL

Kök.:CEZR

Kökenbilim. : ETİMOLOJİ

Kökeni Orta Asya’ya kadar uzanan,en eski,serbest biçimdeki Türk güreşi.:KARAKUCAK

Köklerinin kısaltılması,dal ve sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi suretiyle saksıda yetiştirilen bodur ağaç. : BONSAİ

Kökten dincilik. :FUNDAMENTALİZM

Kökü toz durumuna getirilip hekimlikte ishal kesici olarak kullanılan bir bitki.: RATANYA

Kökü yukarıda dalları aşağıda olduğuna inanılan cennet ağacı. : TUBA

Kölelik,kulluk.:UBUDİYET

Kömür kalem.:FÜZEN

Kömür kalemle yapılmış resim.:FÜZEN

Kömürleştirilecek ağaç veya pişirilecek tuğlalarla dolu olan ve dışı çamur ile sıvanan kümbet. : TORAK

Köpeğin arka ayakları üzerinde ayağa kalkması. : SALTA

Köpek ve ineklere yedirilmek üzere un ve kepekle hazırlanan yiyecek. : YAL

Köpek. : KELP

Köpekgillerden,postundan kürk yapılan bir memeli türü.:KARSAK

Köpekten aşırı korkmak. : SİNOFOBİ

Köpük kıvamında,tuzlu yada tatlı yiyecek.:MUS

Köpük.:KEF

Kör tırnak. : BAKANAK

Körelme. :ATROFİ

Körelme.:DUMUR

Köroğlu’nun gerçek adı.:RUŞEN ALİ

Körpelik,tazelik.: TARAVET

Köstebek. : AKUR

Köşe,kenar,uç.: İBİK

Köşegen.:DİYAGONAL

Köşk. : KAŞANE

Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım.:pOT

Kötü işlerde birine yardım eden kimse.:YARDAKÇI

Kötü kalpli.:BEDHAH

Kötü,çirkin. : ŞENİ

Kötü,sevimsiz. : MADARA

Kötücül bağ dokusu uru.: SARKOM

Kötüleme,yergi.:ZEM

Kötülük.:ŞER

Kötümser,karamsar. : PESİMİST : BEDBİN

Köy köy dolaşarak ufak tefek eşyalar satan gezgin esnaf.:ÇERÇİ

Köy muhtarı yardımcısı. : KİZİR

Köy oyunlarını yöneten kimse. : AYNAZ

Köy yada mahalle ihtiyar heyetindeki kişi. : AKSAKAL

Köyceğiz’in eski adı. : KAUNOS

Köyle ilgili,köylü.:RUSTAİ

Köylere para toplamak için çıkan din adamı veya medrese softası. : CER HOCASI

Köylü kadınların giydiği kollu veya kolsuz uzun elbise.: SARAFAN

Közlenmiş patlıcan,sarımsaklı yoğurt ve kıymayla yapılan bir çeşit yemek : ALİNAZİK

Közlenmiş patlıcan,tahin ve limonla yapılan bir meze.: BABAGANNUŞ

Közlenmiş patlıcan,tahin ve limonla yapılan bir tür meze. : BABAGANNOŞ

Közlenmiş patlıcanla yapılan bir tür yemek. : HÜNKAR BEĞENDİ

Kral karısı. : MELİKE

Kral sarayı. : BAZİLİKA

Kredi kalitesinin veya borçlanma araçları üzerindeki risk derecesinin belirlenmesi operasyonu.: RATİNG

Kredi kartlı alışverişlerde ödemenin daha sonra denetlenmesi için verilen fiş.:SLİP

Kristof Kolomb’un Amerika seferi sırasında yönettiği üç gemiden biri. : NİNA

Kubbe. : KÜMBET

Kucak. : AGUŞ

Kucaktaki tombul çocuk. : APALAK

Kudret helvası. : ÇİS : MANNA

Kudret sahibi.:CEBBAR

Kuduz. : AKUR

Kul,köle.:BENDE

Kulağa asılan uzun küpe. : ASIRGA

Kulağı duymayan. : KER

Kulak iltihabı. : OTİT

Kulak yıkama aracı. : ENEMA

Kulak. : GUŞ

Kullanılacağı zaman hazırlanan losyon.:LUK

Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek yada topluluktaki insanların kullandığı özel dil yada sözcük dağarcığı. : ARGO

Kullanıldığı çağdan daha eski bir çağdan kalma bir biçimin,bir yapının özelliği.:ARKAİK

Kullanım alanına göre bir çok modeli olan sondalara verilen ortak ad.:KATETER

Kulplu ve ağzı kapaklı,bakırdan yapılmış su kabı,güğüm.:DEBBE

Kulplu ve emzikli su kabı. : İBRİK

Kulplu,geniş gövdeli,dar boğazlı,emzikli veya emziksiz olabilen toprak kap.: TESTİ

Kulpsuz toprak çömlek. : ÜZLÜK

Kuluçka.: GURK

Kum falı. : REMİL

Kum,çakıl,çimento ve su gibi maddelerin karışımıyla elde edilen yapı malzemesi.:BETON

Kuma gömülü olarak yaşayan bir balık. : VATOZ

Kumar oynatanın oynayanlardan,kazançtan aldığı para,pay. : MANO

Kumar oyununu yöneten. : KRUPİYE

Kumarda ortaya sürülen para.: MİZA

Kumarda sürülen para. : MİZA

Kumardan eşit kalkma. : TAPİ

Kumaş ve deri üzerine yapılan bir tür işleme. : AJUR

Kumaş ve kağıt süslemede kullanılan bir yöntem : BATİK

Kumaş veya deriden yapılan,genellikle belden kemerli,üstünde cepleri bulunan ,gömlek veya hırka üzerine giyilen kısa,hafif giysi.: MONT

Kumaş veya ince deriden,çoğunlukla düz topuklu,ayağı bütünüyle saran ayakkabı.: ŞOSON

Kumaş,kağıt v.b.’de bir bölümün öbürünün üzerine gelmesiyle oluşan kıvrım.:pLİ : PİLE

Kumaşın veya derinin cilalanması. : APRE

Kumaşlara ve çinilere uygulanan bir süsleme motifi.:ÇİNTOMANİ

Kumluk yer.:KUMLA

Kumru. : HAKURAN

Kumtaşı. : GRE

Kumul.Kum yığını. : ERG.: EKSİBE

Kundak çocuklarının başlarında oluşan kepek tabakası.:KONAK

Kundak çocuklarının beline zıbının üzerinden sarılan geniş sargı. : FASKA

Kundaklama. : BELEME

Kunduracıların delik açmakta kullandıkları sivri uçlu çelik tığ./Mersin balığı türü. : BİZ

Kunduracıların,derileri vurarak inceltmek için kullandıkları metalden tokmak.:MUŞTA

Kunduz kürkü. : KASTOR

Kural olarak benimsenmiş,yerleşmiş ilke.:NORM

Kural. : DÜSTUR

Kurallara bağlı resim ve heykel çalışması yapan kişi veya sanatçı.:AKADEMİCİ

Kuran surelerini oluşturan cümlelerin her biri.:AYET

Kuran ve hadislerin görünüşteki açık anlamlarından başka hiçbir yorum kabul etmeyen ve kıyasa yer vermeyen Sünni mezhep. : ZAHİRİYE

Kuran’da adı geçen sekiz ce nnetten dördüncüsünün adı.: NAİM

Kuran’dan on ayet okuma : AŞİR.

Kuran’ın bölünmüş olduğu otuz kısımdan her biri.:CÜZ

Kuran’ın harflerinden bir takım anlam ve yargılar çıkaran bir mezhep.:HURUFİLİK

Kuranda bir sure. : ABESE : ALAK:TAHA:RAD:MAİDE

Kuranı düzgün ,usulünce ve yüksek sesle okumak. :TİLAVET

Kuranı ezberlemiş kişi. : HAFIZ

Kuranı Kerim,Kelamı Kadim.:MUSHAF

Kuranı usulüne göre ve güzel okuyan.:KARRA

Kurbağa kurtçuğu. : ARİBAS : İRİBAŞ

Kurbağaların bilimsel adı. : ANURA

Kurdeşen. : ÜRTİKER

Kurnaz,cin fikirli.:HİN

Kurşun boruların ağzını açmakta kullanılan ucu sivri takoz.: BAT

Kurşun. : RASAS

Kurt.:BÖRÜ

Kurtarıcı.:HALASKAR

Kurtçuk korkusu.: AKARFOBİ

Kurtulma. : NECAT

Kurtuluş,kurtulma. : REHA : SEHA

Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi.:TABA

Kuru,sıska.:KAKNEM

Kurucu, Bina inşa eden. : BANİ

Kurul. : ASAMBLE

Kurultay. : KONGRE

Kurumuş ama devrilmemiş ağaç. : AYAĞAN

Kurumuş saplarından mobilya yapılan bambu türü. : HEZAREN

Kurumuş sığır gübresi. : TEZEK

Kuruntuya düşürme :İHAM

Kurutma kabı. : DESİKATÖR

Kurutulmuş meyveleri halk hekimliğinde kullanılan bir ağaççık. : GİLABURU

Kurutulmuş riga balığı.:FRİSA

Kurutulmuş su kabakları içine çakıl taşı doldurularak yapılan ritim sazı. : MARAKAS

Kusur,ayıp. : AVAR

Kusursuzluk.:CEVDET

Kuş başı doğranmış et ve baklava yufkasıyla yapılan bir tür kebap.:ALİ PAŞA KEBABI

Kuş başı etle yapılan bir tür börek. : KÖBETE

Kuş bilimi.: ORNİTOLOJİ

Kuş gagası. : NUL

Kuş kanadı.:CENAH

Kuş kanadının büyük tüyleri. : PER

Kuş tutmakta kullanılan,aynı adlı macunla bulanmış değnek.: ÖKSE

Kuş tuzağı.: KUŞMAR

Kuş üretmeye yarayan kafesli yer.: ÇİFTEHANE

Kuş yiyecek büfesi.:BÜVET

Kuş yuvası:. AŞİYAN. : UŞ : LANE

Kuş,tavuk yavrusu.:CÜCÜK

Kuş. : TAYR

Kuşatma,çevirme. : İHATA

Kuşatma.:ABLUKA

Kuşdili,hasalban gibi adlar da verilen ve Akdeniz yöresinde yetişen bir bitki.:BİBERİYE

Kuşku,sanı. : REYB

Kuşkucu,şüpheci.: SEPTİK

Kuşların taşlık,katı gibi adlar da verilen midesi.:KONSA;KURSAK

Kuşların tüy değiştirme zamanı.:KARINSA

Kuşluk yemeği. : BRUNCH ( BRANÇ)

Kuşun kanat tüyü. : TELEK

Kuşun yavrusuna taşıdığı yem. : BEN

Kutlu. : SAİD

Kutsal Hint destanı:. RAMAYANA

Kutsal Hint metinlerinin başında ve sonunda yinelenen büyülü ve mistik hece.: AUM

Kutsal kimse.: AYA

Kutsal Mısır öküzü. :APİS

Kutsal nitelikte müzik eseri.:ORATORYO

Kutuların katlama yeri. : RİL

Kutup Yıldızı. : DEMİRKAZIK

Kutup Yıldızına verilen bir başka ad.:pOLARİS

Kutuplanma. : POLARİZASYON

Kuvars,mika ve feldspattan oluşmuş kayaç. : GNAYS

Kuyruğun iskeleti.:KEMİRDEK

Kuyruk sokumu kemiği. : PÖÇ : UCA

Kuyruklu biber’de denilen ve karabibere benzer bir tür baharat.:KEBABE

Kuyruklu yıldız.:KOMET

Kuyruklular.:URODEL

Kuyruksokumu kemiği.:UCA

Kuyruksuz kurbağanın yumurtadan yeni çıkmış kurtçuğu.:İRİBAŞ

Kuytu ve sıcak yer: ARAN

Kuyuda pişen et. : TANDIR

Kuyumculara taslak hazırlayan kimse.:SADEKAR

Kuyumculukta kullanılan,yüzde 80 bakır,yüzde 20 çinkodan oluşan sarı renkli alaşım.:TOMBAK

Kuzey Afrika ülkelerinde kullanılan bir uyuşturucu madde.:KİF

Kuzey Afrika ülkelerinde kullanılan sarhoşluk verici toz.: KİF

Kuzey Afrika’da kurulmuş bir tarikat. : TİCANİLİK

Kuzey Amerika’nın beş büyük gölünden biri. : ERİE

Kuzey Anadolu dağlarında yetişen mor çiçekli bir ağaççık.:KOMAR

Kuzey Buz Denizinde yaşayan bir martı türü.:ALK

Kuzey buz denizinde yaşayan dalıcı bir martı türü. : ALK

Kuzey Hindistan’a özgü,lavta ailesinden telli çalgı.: SİTAR

Kuzey Hindistanlı şair.Kirişna Şarkısı adı verilen yapıtı,bugün de dinsel halk bayramlarında oynanan ve yatra adı verilen oyunlardan oluşmuştur.(12. yüzyıl).:JAYADEVA

Kuzey İspanya’da tarih öncesi devirlere ait resimler bulunan mağaralardan ilki.:ALTAMİRA

Kuzey ispanya’da,özellikle Aragon’da yapılan geleneksel kur dansı.: JOTA

Kuzey kutbuyla ilgili,kuzey kutup yakınında olan. : ARKTİK

Kuzeydoğu ve Güney Anadolu’da türkülü halk öykülerine verilen ad. : BOZLAK

Kuzeydoğu. : ŞİMALİŞARKİ

Kuzgun kılıcı da denilen çiçek. : GLAYÖL

Kuzu ağılı.: ÇİTEN

Kuzu derileri üzerindeki yağları ve fazlalıkları temizlemede kullanılan iki kulplu bıçağa verilen ad. : AŞKİ

Kuzu sesi. : ME

Küçük ada.:CAYO

Küçük ağıl. : KÜM

Küçük akarsu.:CAFER

Küçük bal teknesi. : LAZA

Küçük bir kelebek türü : FELFELEK

Küçük bitkilere verilen ad. : OT

Küçük bohça. :ÇIKIN

Küçük cariye. : KENİZEK

Küçük çan.:ÇINGIRAK

Küçük çocuğun yürümeye başlaması.:ADAKLAMAK

Küçük çocuk salıncağı.:ILINCAK

Küçük dana.:BUZAĞI

Küçük demiryolu treni. : DEKOVİL

Küçük fıçı.:VARİL

Küçük hediye.:BERGÜZAR

Küçük hıyar turşusu.:KORNİŞON

Küçük Hindistan cevizi.:MUSKAT

Küçük ispirto ocağı. : KAMİNETO

Küçük kareli kumaş.:pÖTİKARE

Küçük kertik.:ÇENTİK

Küçük kervan.:BARHANA

Küçük kıvrım.:BÜZGÜ

Küçük kova.:BAKRAÇ

Küçük kulaklı koyun yada keçi. : ÇOMU

Küçük lirik şiir türü. : BALAD

Küçük mavi çiçekler açan bir bitki.:UNUTMA BENİ

Küçük mızrak.:NİZEK

Küçük nesne. : ZERRE

Küçük ney. : NEYÇE

Küçük ok. :TİREK

Küçük orak. : ROSA

Küçük otel. : MOTEL

Küçük parçalar halinde doğranmış et ve sebzelerin kızgın yağda karıştırılarak kısa sürede pişirilmesi.:SOTE

Küçük parçalardan oluşan nakışlı ve ince bir kilim türü.:CİCİM

Küçük salkımlı bir üzüm çeşidi. : NEFERİYE

Küçük saray. : KASR

Küçük su birikintisi,gölcük.: AZMAK : BUGET

Küçük taneli bakla türü. : FUL

Küçük taneli bir tür çekirdeksiz siyah üzüm. : KİŞMİŞ

Küçük taneli fındık türü. : PİKOLA

Küçük tekke.: ZAVİYE

Küçük testi,çömlek.: KUMKUMA

Küçük testi.:DODURCUK

Küçük tonajlı yük gemisi. : KOSTER

Küçük vagon. : VAGONET

Küçük ve sevimli kimselere söylenen seslenme sözü.: MİNNOŞ

Küçük yayık. : ATIK

Küçük yokuş.:BAYIR

Küçük zurna. : ARAKİYE

Küçükbaş hayvan.:DAVAR

Küçümseme. : İSTİHFAF

Küfürbaz. : TAAN

Kükürt elementinin simgesi. : S

Kükürtle demir birleşimlerinden biri.:ZAÇ

Kül rengi.:BOZ

Külde pişen çörek. : KETE

Külhanbeyi,hayta. : APAŞ

Kültür. : EKİN : HARS

Küme,yığın. : LODA: TUDE

Kümes hayvanlarının en yaşlı ve iri olanı. : BABAÇ

Künk.:BÜZ

Küpe ve yüzük taşı gibi bezek işlerinde kullanılan,mavi renkli,saydam olmayan hidratlı doğal alüminyum ve fosfattan oluşan değerli bir mineral.:FİRUZE

Küpeşte,korkuluk. : PARAPET

Küre biçimli flüt.:OKARİNA

Kürekle yürütülen dar,uzun,hafif tekne. : KANO

Kürekleri tersine kullanarak sandalı geriye yürütme.: SİYA

Kürkü değerli bir hayvan,kakım,as.:ERMİN

Kütahya’nın Simav ilçesinde bir kaplıca.: NAŞA
 

SMN

Tecrübeli
Üye
L

Labada,efelek. : EVELİK

Laboratuarda damıtma işlerinde kullanılan geniş karınlı ve eğri boyunlu cam kap. : KARNİ

Laciverde yakın koyu mavi renk.:SAKS

Lacivert kumaştan veya gri flanelden yapılma düz veya kruvaze spor ceket.:BLAZER

Laf,söz. : KAL

Lagos balığı. : KAYAHANİSİ

Lahana,şalgam gibi bitkilerin kök dışındaki bütün bölgelerinde yerleşebilen yosunumsu mantar.: AKPAS

Lahor şalı. : LAHURİ

Lahos’da denilen eti lezzetli bir balık. : GİRİDA

Laiklik,laik olma durumu. : SEKÜLARİZM

Lale bahçesi. : LALEZAR

Lale devrinin en ünlü minyatür sanatçısı.:LEVNİ

Lamaya benzeyen koyunumsu hayvan. : ALPAKA

Lanet sözcüğünün “nalet”, kirpik sözcüğünün “kiprik “ biçiminde telaffuzunda görüldüğü gibi bir sözcük içindeki seslerin yer değiştirmesi olayına verilen ad. Göçüşme, yer değiştirme. :METATEZ

Lanet okuma. : LİAN

Lanet. : KARGIŞ

Lantanın simgesi. : LA

Lapina balığının büyük cinsi.: LABROS

Lapinagillerden,güzel renkli,50 cm uzunluğunda bir balık.: KİKLA

Latin Amerika’da siyasal önderleri yüceltip putlaştırma geleneğine verilen ad.:pERSONALİSMO

Lav. : MAGMA

Lavabo.:CAV

Lehçe. :DİYALEKT

Lehçebilim.: DİYALEKTOLOJİ

Lekecilik’de denilen soyut resim anlayışı.:TAŞİZM

Lenf düğümlerinin iltihabı. : ADENİT

Lenin’in yeni ekonomi politikası. : NEP

Lesotho’nun başkenti. : MASERU

Leş.:CİFE

Leşle beslenen bir kuş. : KERKENEZ


Letonya’nın başkenti.:RİGA

Letonya’nın para birimi,:LAT

Levreğe benzeyen bir balık. : KALİNOS

Levrekgillerden bir balık.:SUDAK

leylak rengi.,açık mor:. LİLA

Leyleğe benzer bir kuş. : İBİS

Lezzetli bir balık. : İŞKİNE

Lezzetli bir tür turşuluk hıyar.: KORNİŞON

Liberya’nın plaka işareti.:LB

Libya’nın plaka işareti.:LAR

Lifler,teller. : ELYAF

Lihtenştayn plakası. : FL

Likapa,çay üzümü gibi adlar da verilen ve Doğu Karadeniz’de yetişen bir meyve ağacı.:ARONYA

Liman. : MERSA

Limanlarda kıyı ile gemi arasında yük taşımada kullanılan altı düz,sağlam yapılı sac tekne.:LAYTER

Linyit,kömür tozu ve katran tortusundan basınçla elde edilen,tuğla biçimli yapı malzemesi.:BRİKET

Lipsos balığının bir diğer adı. : ADABEYİ

Litvanya’nın para birimi. : LİTAS

Litvanya’nın plakası. : LT

Lodos. : AKYEL

Loğusa humması. : ALBASTI

Loğusalık. : NİFAS

Lokma,dilim.:TİKE

Lozan antlaşmasının yapıldığı saray. : RUMİNE

Lozan Antlaşmasının yapıldığı saray.:RUMİNE

Lösemi durumuna tıpta verilen ad.:LÖKOZ

Lübnan plakası. : RL

Lübnan ve Suriye’de oturan Katolik Süryani topluluğu.:MARUNİLER

Lüfer balığının irisi. : KOFANA

Lüfer balığının küçüğü. : ÇİNAKOP

Lüferin bir türü. : SIRTIKARA
 

SMN

Tecrübeli
Üye
M

Maaş,aylık. : RATİBE

Macar göçebesi.:ÇİGAN

Macun.:KİT

Madagaskar plakası. : RM

Madagaskar’da yaşayan bir cins maymun. : VARİ : AKUMBE

Madagaskar’ın başkenti. :TANANARİVE

Maddeler. : MEVAD

Maden bilimi.:MİNERALOJİ

Maden eşya üzerine vurulan bir cins cila.:EMAY

Maden fırını. : KÜRE

Maden kömürü katranının kuru kuruya damıtılmasından elde edilen antiseptik bir hidrokarbon.:NAFTALİN

Maden külçelerinin eritilip arındırılması. : KAL

Maden ocağında kazı yerini ilerleme yönünden sınırlayan yüzey. Kazı yerleri. : ARIN

Maden parlaklığı verilmiş deri veya kumaş.,simli kumaş. : LAME

Maden pisliği,balmumu. : RİM

Maden posası. :CÜRUF

Maden yada kağıt para üzerindeki kafa resmi. : EFİJİ

Maden yeri.:ERGENE

Madeni para.: SİKKE

Madeni paranın resimli yüzü. : TURA

Madenleri sıvılaştırma,ergitme. : İZABE

Madenlerle birleşince tuz verebilen elementlere verilen ad. : HALOJEN

Madrid’de bulunan,dünyanın en ünlü müzelerinden biri.:pRADO

Mafyada suskunluk yasası.:OMERTA

Mağara.:KEHF

Mağaraları inceleyen bilim dalı. : SPELEOLOJİ

Mahkeme davetiyesi.:CELP

Makam,kat,özel yer.:ORUN

Makaraları birbirine kavuşan bir palangayı açıp uzatmak işi. : TİRAMOL

Makarna üretiminde kullanılan bir buğday türü.:DURUM

Makedonya’da yaşayan etnik bir grup. : TORBEŞLER

Makedonya’nın başkenti.:ÜSKÜP ( SKOPJE )

Maki de denilen bir maymun cinsi. : LEMUR

Makine yağı. : GRES

Makinede yapılan işleme,dikiş. : PİKO

Maksim Gorki’nin bir romanı. : FOMA

Mal değişimi,trampa.:TROK

Mal olarak verilen. : AYNİ

Mal,mallar. : EMTİA

Malak. : BALAK

Malavi para birimi. : KIVACA

Malaya dilinde delirme. : AMOK

Maldivler’in başkenti.:MALE

Malezya’nın başkenti.:KUALA LUMPUR

Malezya’nın para birimi. : RİNGGİT

Malın satış değeri. : RAYİÇ

Mali plakası.: RMM

Mali’nin başkenti. : BAMAKO

Malta humması.:KALAAZAR

Maltalıların altı düz,pruva tarafında bir direği olan,küçük teknelerine verilen ad.:SİPARONER

Manavadharmaşastra diye de adlandırılan Hindu yasalarının en önemli metnine verilen ad. : MANU SMRİTİ

Manda bağırması.:BÖĞÜRME

Manda pastırması. / Tuzlanıp kurutulmuş yiyecek: KAKAÇ

Manda yavrusu. : MALAK

Mangal. : KORLUK

Manganezin simgesi. : MN

Manisa’daki Ağlayan Kaya’nın o olduğuna inanılan, doğurganlığıyla ünlü Frigya Kraliçesi. : NİOBE

Manisa’daki Spil Dağı Milli Parkında bir yayla.:ATALAN

Mankafa , sersem.: SEME

Mantar bilimi. : MİKOLOJİ

Mantar enzim karışımı. : SAMA

Mantar meşesi.Mantar katmanı çok gelişen bir tür meşe.:SEZÜ

Mantar.:MİKOZ

Mantık. : ESEME

Mantıkta önerilerinin biri veya her ikisi kanıtıyla ileri sürülen tasım. : EPİKEREM

Mantıkta ve felsefede küçük önerme.:MİNÖR

Mantıkta,birbirine bağlı iki önermeden sonraki.: SONURTU

Marangozların dört köşe delik açmakta kullandıkları alet.: ECENE

Marangozlukta tahta üzerine boydan boya açılan,kesiti kare veya dikdörtgen biçiminde kanal.: KİNİŞ

Maranta adlı kamıştan elde edilen ve bebek maması yapılan un. : ARAROT

Mardin ilinde yaşayan Hıristiyan Nasturiler’e verilen ad. : ASURİLER

Mardin’in geleneksel sokaklarındaki kemerli geçitlere verilen ad.: ABBARA

Marksist terminolojide , proletaryanın sınıf bilincinden yoksun alt tabakasına verilen ad. : LUMPEN

Marksist terminolojide,dünyayı dönüştürmeyi amaçlayan etkinliklerin tümü.:pRAKSİS

Marmara Bölgesinin Trakya kesiminde yer alan Yıldız dağlarının eski adı.:ISTRANCA

Marmara denizinde turistik bir ada. : AVŞA

Martıya benzer bir deniz kuşu. : FULMAR

Masaj aktiviteli havuzlu banyo,sağlık havuzu. : JAKUZİ

Masif. : SOM

Maskeli balolarda giyilen kukuletalı uzun giysi. : DOMİNO

Mason.: FARMASON

Matbaacılıkta sürtme yoluyla kağıt veya düzgün bir yüzeye aktarılan grafik karakteri. : LETRASET

Matematiğin sayıları,bunların arasındaki bağıntıları ve işlemleri konu alan dalı.:ARİTMETİK

Matematik. : RİYAZİYE

Matematikte çizgilerle ilgili olan.:LİNEER

Matematikte,aynı cinsten onluk bir küme.:DESTE

Matematikte,bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada değen doğru.:TEĞET

Matematikte,herhangi bir ölçü biriminin bölündüğü eşit parçalardan her biri.:ASKAT

Matematikte,karmaşık geometrik şekillerin ortak adı. : FAKTAL

Matematikte,türevi bilinmeyen fonksiyon.:İNTEGRAL

Maun da denilen bir ağaç. : AKAJU

Mavi hareli ela göz. :ÇAKIR

Mavi ile yeşil arası bir renk.:CAM GÖBEĞİ

Mavi kantaron,peygamber çiçeği.:BELEMİR

Mavi peri kuşu.:İRENA

Mavi renkli değerli bir taş. : FİRUZE

Mavi. : MAİ

Mavimsi beyaz renkte parlak yüzlü bir maden veya bu madenden yapılmış eşya.:ÇİNKO

Mavimsi bir göz rengi.:ÇAKIR

Mavimtırak esmer renkte katı bir element.:İYOT

Maya. :FERMENT

Mayakovski’nin başını çektiği eski Sovyet edebiyat grubu. : LEF

Mayakovski’nin sevgilisi.: LİLİBRİK

Mayalanma. : FERMANTASYON

Mayalanmış pirincin süzülüp arındırılmasıyla yapılan alkollü Japon içkisi.: SAKE

Mayalar’da yağmur tanrısı. : CHAC

Mayalı hamurdan,içine çeşitli katkılar konarak hazırlanan bir tür kokulu çörek.:NOKUL

Mayasız hamurdan yapılan,peynirli veya peynirsiz pide,yufka.:KATLAMA

Maydanozgillerden 20-60 cm boyunda bir bitki,kara kimyon.:KİŞNİŞ

Maydanozgillerden bir bitki ve bunun kokulu tohumu.:ÇEMEN

Maydanozgillerden bir bitki.:REZENE : NARDİN

Maydanozgillerden uyuşturucu ve zehirli bir bitki.:BALDIRAN

Maydanozgillerden,hamur işlerinde ve rakı yapımında kullanılan bir bitki.:ANASON

Maydanozgillerden,ince yapraklı,bazı yemeklere konulan güzel kokulu bir bitki.: DEREOTU

Maydanozgillerden,kökleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki.:KEREVİZ

Maymun türü. : LANGUR

Maymunlar dahil memeliler takımı. : PRİMAT

Mecazen beceriksiz,başarısız,dikkate alınmayan.: TATARAĞASI

Mecazen serserilerin,külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim.Kaba konuşma.: ARGO

Meclis,toplantı.:NADİ

Mehter müziğinde yer alan ve iki değnekle vurularak çalınan davul, bir tür kös. :NAKKARE

Mekanik ve elektrikli sistemlerde kayma sürtünmesi yerine bir yuvarlanma sürtünmesi sağlayarak enerji kayıplarını azaltmak için yataklar ile dişliler arasına yerleştirilen parça.Bilyalı yatak.:RULMAN

Mekanik. : MİHANİKİ

Mekansız. : LAMEKAN : BİMEKAN

Mekke ve Medine’de oturan ileri gelenlere dağıtılmak üzere törenle gönderilen parayı taşıyan topluluk. : SÜRRE ALAYI

Mekke’de kutsal tepe.:MERVE

Mekke’nin kuzeydoğusunda Hz Muhammed’in Allah’tan ilk buyruğu aldığı dağ.: HİRA

Mekke’ye giden yollarda hacıların ihrama geldikleri noktalar. : NİKAT

Meksika’da mısır unuyla yapılan ekmeğe verilen ad. : TORTİLLA

Meksika’da yabani olarak yetişen bir ağacın yapraklarından çıkarılan bitkisel lif.:TAMPİKO

Meksika’da yetişen ve tohumlarından elde edilen yağı kozmetik sanayinde kullanılan bir bitki. : JOJOBA

Meksika’ya özgü bir tür mısır ekmeği.:TAKO

Meksika’ya özgü sert bir içki.:TEKİLA

Meksika’ya özgü,bir tür mısır ekmeği.: TAKO

Meleke.: YETİ

Melez bir koyun cinsi.:DAĞLIÇ

Melez,kırma. : METİS : AZMA: KIRIK

Melodi. : EZGİ

Melun ,kovulmuş,lanetlenmiş,istenmeyen. : LAİN

Meme başı üzerine yerleştirilip sütün alınmasına yarayan araç. : TİRLE

Meme emen çocuk. : REDİ

Meme. : EMCEK

Memleket. : SILA

Memur maaş,derece ve miktarını gösteren cetvel.:BAREM

Menteşe. : REZE

Menzil,amaç. : EREK

Mercan köşk.: ŞİLE

Mercimekten az büyük ,buruk lezzette meyvesi olan bir ağaç,melengiç.: ÇİTLEMBİK

Merdiven basamağı. : AYAKÇAK

Merdiven biçiminde çıkıntıları olan kubbe.:MUKARNAS

Merdiven parmaklığı. : TRABZAN

Merkez. :ÖZEK

Merkür.Güneşe en yakın gezegen. : UTARİT

Mermi olarak çakıl taşı atan bir tür top.:ÇAKALOZ


Mermilerin namlu içinde veya dışındaki hareketlerini inceleyen bilim dalı.:BALİSTİK

Mersin ağacının nohut büyüklüğünde ve morumsu siyah renkli meyvesi. :HAMBELES

Mersin balığı türü. : ÇIĞA

Mersin’deki antik bir kent.:URA

Mersin’in Çamlıyayla ilçesinin eski adı.:NAMRUN

Mersin’in Silifke ilçesinde antik bir kent.:OLBA

Mesir macununu bulan ve bunun dağıtımıyla ilgili törenler düzenleyen 16.yy Türk mutasavvıfı ve hekimi. : MERKEZ EFENDİ

Mesleğini sadece kazanç için kullanan kimse.: BEZİRGAN

Meslek,uzmanlık. : KARİYER

Meşe palamudu. : PELİT

Meşime,son. : ETENE

Meşin keskisi. TEBER :

Meşin torba.:DAĞARCIK

Meşinden yapılan döşek, sofra örtüsü. : NAT

Meşru olmayan çocuk.:ANSIZ

Metal büyük tepsi.:SİNİ

Metal çubuk ve borulara diş açan aygıt.: PAFTA

Metal paranın resimli yanı.:TURA

Metal parlatma aracı. : MISKALA

Metal saplama. : PİM

Metal yada tahta üzerine kazıldıktan sonra basılan resim.:ESTAMP

Metal,toprak gibi şeylerden yapılmış,ağzı açık,kulplu,bardağa benzeyen küçük kap.:MAŞRAPA

Metalleri birleştirmede kullanılan,kalay ve kurşun alaşımlarının genel adı.:LEHİM

Metrekare de 1 kandela’ya eşdeğer ışıltı birimi. : NİT

Metrenin on milyarda biri değerine eşit olan ışık dalgalarını ölçme birimi. : ANGSTRÖM

Mevlevi dervişlerinin ney,nısfiye gibi çalgılar eşliğinde,kollarını iki yana açıp dönerek yaptıkları ayin.: SEMA

Meydan korkusu. : AGORAFOBİ

Meyhane. : HARABAT: HANUT

Meyve koparmak için ucuna üçlü yada dörtlü bir çatal geçirilmiş sırık.:LALE

Meyve kurusu. : KAK

Meyve posası. : CİBRE

Meyve salkımlarına verilen ad.:UNKUD

Meyve sebze satmak için yapılmış eğreti dükkan.:SALAŞ

Meyve şekeri,früktoz.:LEVÜLOZ

Meyve ve böceklerle beslenen ötücü bir kuş.:KARATAVUK

Mezar anıt taşı.:BALBAL

Mezar,gömüt.:KABİR : SİN

Mezar,kabir. : MERKAT

Mezar. : SİN

Mezhebini gizleme. : TAKİYE

Mezopotamya tanrısı Enki’ye verilen bir ad.:EA

Mezopotamya’da gök tanrısı.:ANU

Mezopotamya’da kullanılan eski bir hacim ölçüsü.: NEF

Mezuniyet plakası. : BRÖVE

Mıknatıs.:DEMİRKAPAN

Mısır Güneş Tanrısı : . ATON

Mısır hava tanrısı.: ŞU: SHU

Mısır inanışında gök tanrısı. : NUT

Mısır mitolojisinde ölülerin koruyucusu olan tanrı. : OSİRİS

Mısır tanrısı. : SETH

Mısır turnası.:İBİS

Mısır unu yemeği. : MAMALİKA

Mısır unuyla yapılan yağlı bir yemek. : KAÇAMAK

Mısır ve Suriye’deki geleneksel konutlarda sofa benzeri mekan. : KAA

Mısır. : KOKOROZ : LAZUT

Mısır’da eski Mısırlılar çağından kalma kadın başlı aslan vücutlu heykel.:SFENKS

Mısır’da ölüler tanrısı. : ANUBİS

Mısır’ın plakası. : ET

Mısırlıların ölüler ülkesine verdikleri ad.:İALU

Mızmız,sevimsiz. : SİNAMEKİ

Mızrak. : CIDA

Mızrap,çalgıç. : PENA: TEZENE

Mihrace.: MAHARANİ

Miken kralı. : ORESTES

Mikrobik hastalıklar.:İNTANİYE

Mikrobiyoloji.:BAKTERİYOLOJİ

Mikropla oluşan,mikroplu. : İNTANİ

Mikroptan ileri gelen hastalık.:İNTAN

Milas ovasında bir dağ.:SODRA

Milas’ın eski adı. : MYLASA

Milli yada mahalli konulardan esinlenerek oluşturulmuş müzik eseri. : RAPSODİ

Milliyetçi ve terörist,1929’da kurulan Hırvat derneği.:USTAŞA

Mimarlığın şehir düzeni ile uğraşan kolu. Şehircilik.: URBANİZM

Mimarlıkta sahın anlamında kullanılan sözcük.:NEF

Miras,bırakıt. : TEREKE

Mirasçılar arasında mirası paylaştıran ve yetimlerin hakkını koruyup idare eden şeriat memuru.:KASSAM

Mis keçisine benzer bir hayvan. : LERCİ

Miskete fiske vurarak oynanan zıpzıp oyunu.:MADİK

Miskin,aptal,mıymıntı. : SÜMSÜK

Misvak ağacı. : ERKE

Mitoloji. : ESATİR

Mobilya kasası.: BAZA

Mobilya koruyucu madde.:VERNİK

Mobilyacılıkta dış yüzeylerin kaplanmasında kullanılan,dış etkenlere dayanıklı plastik bir malzeme. : LAMİNAT

Mobilyaların ve otomobil koltuklarının kaplanmasında kullanılan döşemelik bir kumaş cinsi.: ALKANTARA

Modacılıkta ve dekorasyonda kullanılan,deri taklidi sentetik malzeme.:SKAY

Modern mantık.:LOJİSTİK

Modern Yunanca. : ELENİKA

Moğolistan’ın başkenti.: ULANBATOR

Moğollarda vergi toplamakla görevli devlet memuru.:AVAN

Molibdenin simgesi. : MO

Monist.:TEKÇİ

Mora çalan kırmızı renk. : BORDO.: GALİBARDA

Mora dönük canlı kırmızı renk:. RUBİ

Mora yarımadasını Yunanistan’dan ayıran boğaz.: KORENT

Moral gerçeği ve değerleri reddeden bir öğreti.Her türlü siyasal düzeni inkar eden ve toplumun birey üzerinde hiçbir baskısını kabul etmeyen görüş. : NİHİLİZM

Moritanya’nın para birimi. : UGİYA

Motif. : ÖRGE

Motorlu araçlarda fren yapmayı sağlayan tekerlek mili üzerine yerleştirilmiş yarım ay biçimindeki alet.: BALATA

Motorlu araçlarda sarsıntıyı en aza indirmeye yarayan düzen. :AMORTİSÖR

Motorlu kara taşıtlarında direksiyon ile tekerlekler arasındaki bağlantıyı sağlayan demir çubuk. : ROT

Motorlu taşıtlarda yedek olarak bulundurulan tekerlek. : STEPNE

Motorlu taşıtların yüksek devirde çalışması için fazla benzin akışını sağlayan alet.:JİKLE

Motorlu tulumba : MOTOPOMP

Motorsuz büyük tekne. : MAVNA

Mozambik’in başkenti. : MAPUTO

Mozart’ın,Türk müziğinden esinlenerek bestelediği ilk operası.:ZAİDE

Mucizeler. Bacakların yere basan bölümü. : AYAT

Muğla ilinde antik bir Likya kenti. : TLOS

Muğla’da koy. : KATRANCI

Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Dalyan köyü yakınlarındaki antik kent.:KAUNOS

Muhasebeci,sayman.:AMAREGİR

Mum.: ŞEM

Muma batırılmış fitil.:ŞAMA

Mumlu boya ile yapılmış aziz resimlerine Hıristiyanların verdikleri ad.: İKON

Mumun hammaddesi.:pARAFİN

Musa’nın gönderdiği 12 kaşiften biri. : KALEB

Musevi din adamı. : HAHAM

Musluksuz su borusu.: LÜLE

Musul bölgesinde yaygın bulunan,Tanrının iyiliği,şeytanın kötülüğü temsil ettiğine,Tanrı ile Şeytan arasında sürekli bir tartışma olduğuna inanan bir İslam mezhebi.:YEZİDİ

Mutfakta bulaşık teknesi. : EVİYE

Mutlaka.:LACEREM

Mutlu,dileğine ulaşmış.:BERHÜDAR

Mücevher.:CEVAHİR

Mühendis cetveli.: TE

Müjde,iyi haber.:BEŞARET

Müjde.: SAVA

Mükemmel. : OFLAS

Münazara.:CEDEL

Mürekkep balığından elde edilen koyu siyah boyaya ve bu boya ile yapılan resimlere verilen ad./ Mürekkep balığı. : SEPYA

Mürekkep hokkalarına konan ham ipek. : LİKA

Mürekkeple yazılan yazıyı kurutmak için kağıt üzerine serpilen çok ince ve renkli kum. : RIH

Müridin tarikata girerken Şeyhe verdiği söz./Ant. : AHİT

Müslüman egemenliği altındaki Doğu Hıristiyanlarına verilen ad. : NASRANİ

Müslüman olmayanlar. : KEFERE

Müslüman ülkelerde oturan Yunan asıllı kimse.:RUM

Müslümanların bir çocuğun doğumundan yedi gün sonra Allah’a şükretmek amacıyla kestikleri kurban. : AFİKA

Müslümanlık öncesi Kabe’de bulunan üç puttan biri. : LAT: MENAT: UZZA

Müstahkem mevki. : OR

Müşteri yıldızı.: ERENDİZ

Müzik eşliğinde ve kadın erkek birlikte gerçekleştirilen,temelinde dinsel duyguların egemen olduğu coşkulu oyunlara Alevilerce verilen ad.: SEMAH

Müzikli ve konuşmalı bölümlerin bir arada olduğu hafif konulu sahne gösterisi. : OPERET

Müzikte armoni kurallarına göre üst üste bindirilmiş sesler.Üç yada daha çok sesin bir arada tınlaması. : AKOR

Müzikte beşli.:KENTET

Müzikte bir akor oluşturan seslerin birbiri ardına çalınması. : ARPEJ

Müzikte bir sesin yarım ses kalınlaşacağını belirten nota işareti : BEMOL

Müzikte dörtlü.:KUARTET

Müzikte geceden esinlenen veya geceyi çağrıştıran beste: NOKTÜRN

Müzikte ikili.:DUO

Müzikte makam. : TONALİTE

Müzikte sus işareti. : ES

Müzikte üçlü. : TRİO

Müzikte yapıt. : OPUS

Müzikte yarı yavaş,orta hızda.:ANDANTE

Müzikte,ana motifin tekrarlandığı hareketli bölümlerin ana parçadan ayrılarak tekrarlanmasından elde edilen soyut parça. : RERONDO

Müzisyenlerin topladığı bahşiş. :ALATURA
 

SMN

Tecrübeli
Üye
N

Nabız atışlarını kaydeden alet.:SFİGMOGRAF

Naiplik.:NİYABET

Nakitler,paralar. : NUKUT

Nalıncı çivisi. : KABARA

Namaz. : SALAT

Namazda ayakta durma.:KIYAM

Namazlar.: SALAVAT

Namlusu ince, sivri ve hafifçe eğik uzun İspanyol bıçağı. Keskin İspanyol bıçağı. : NAVAHARİ : NAVAJA

Namlusu genellikle yivli,kısa ve hafif bir tüfek.:KARABİNA

Namlusu kısa,kurşun atan bir çeşit küçük tüfek.:FİLİNTA

Namuslu,iffetli kadın.:AFİFE

Namuslu,iffetli. Temiz.: SİLİ

Namuslu.:DAVER

Napoli balıkçılarının söylediği halk türküleri.:NAPOLİTEN

Napoli mafyasına verilen ad. : CAMORRA

Napolyon döneminde Fransa’da ve Avrupa’da yaygın olan yapı,mobilya ve giyim biçemi.:AMPİR

Nar çiçeği rengi.:VERMİYON

Nar çiçeği renginde bir süs taşı. : GRENA

Nar,erik,kızılcık gibi yemişlerden yapılan pekmez. : NARDENK

Nargile ile içilen bir tütün cinsi. : TÖMBEKİ

Nargileyi kolayca içmeyi sağlayan ve nargileye takılan hortum biçiminde uzun ve bükülgen boru.:MARPUÇ

Narin,nazenin. : YEPELEK

Nasıl,niçin.: NİTE

Nazım Hikmet’in Akşam gazetesine yazdığı yazılarda kullandığı takma ad . :ORHAN SELİM

Nazım Hikmet’in soyadı. : RAN

Nazi hücum kıtası. : SA

Nazi partisinin askeri polis örgütünü simgeleyen harfler. : SS

Negatif uç. : KATOT

Neon’un simgesi. : NE

Nepal ve Tibet’te silah olarak kullanılan ağır pala.:KUKRİ

Nesne,şey. : NEN

Nesnel. : AFAKİ

Neşeli olmak. : ŞETARET

Neşeli,hareketli,sokulgan.:CİVELEK

Neyzen Tevfik’in bir şiir kitabı. : HİÇ

Nezle. : NEVAZİL: İNGİN : DUMAĞI


Nijerya para birimi. : NAİRA

Nikaragua plakası. : NİC

Nilüfer cinsinden bir çok bitkiye verilen genel ad.:LOTUS

Nişasta,süt ve su karışımının önce pişirilmesi,buz dolabında katılaşmasından sonra ceviz büyüklüğünde kesilip şeker ve gül suyu içinde üzerine fıstık serpilerek sunulan bir tatlı türü.:SU MUHALLEBİSİ

Nişasta,şeker ve su karışımının pişirilerek soğutulmasıyla yapılan bir tür tatlı.:pELTE

Nişasta.: KET

Nişastanın sindirilmesine yarayan,tükürükte bulunan bir enzim.:pTİYALİN

Nişastayı parçalayarak şekere çeviren enzim. : AMİLAZ

Nitelik,özellik,ölçü.:UZANIM

Niteliksiz odun kömürü.:MARSIK

Nitrik asidin halk arasındaki adı. : KEZZAP

Noel Baba olduğuna inanılan efsanevi aziz.:AYANİKOLA

Noel yortusu. : NATİVİTAS

Nohut,patates,tahin ve soğanla yapılan bir tür meze.:TOPİK

Nohutla yapılan bir yemek. : FALAFEL

Nokta ve çizgilerden oluşan bir alfabe kullanan telgraf sistemi.:MORS

Noktalar. : NUKAT

Normal olarak yalnızca şizofrenlerde,düş görenlerde ve dinsel coşkuyla kendinden geçen kişilerde görülen ruh durumuna benzer etkiler yaratan maddelerin ortak adı,psikomimetik.:HALÜSİNOJEN

Norveç,İskoçya ve Kuzey Amerika kıyılarında buzulların oluşturdukları dik yamaçlı,derin eski buzul koyaklarının aşağı kesimlerinin deniz altında kalmasıyla oluşan körfez.:FİYORT

Norveç’te kent. : STAVANGER

Notada bir sesin yarım ton inceltildiğini gösteren işaret.:DİYEZ

Notaları değerlerine göre seslendirmeyi amaçlayan müzik çalışması.:SOLFEJ

Noter. : KATİBİADİL

nuca bağlanmamış.:MUALLAK

Nurdan varlık.:MELEK

Nuri Bilge Ceylan’ın bir filmi.:KASABA: MAYIS SIKINTISI: UZAK

Nüans. : ANAT

Nükleer bir bombanın veya merminin gücünü ölçmeye yarayan birim.:MEGATON

Nükleer birleşme. : FÜZYON

Nükleer bölünme. : FİZYON

Nyobyum’un simgesi. : NB
 

SMN

Tecrübeli
Üye
O

Obur.. : HIRA

Oburlar.:EKELE

Ocak ayının 28’inde başlayan fırtına. : AYANDON

Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaştırıcı mercek.:BÜYÜTEÇ

Odalar arasında gezdirilebilen bir tür kömür sobası.: SALAMANDRA

Odun kömürü. : ALAS

Odun liflerini içinde bulunabilecek yabancı maddelerden arıtma ünitesi.:RAFİNATÖR

Odunu tornacılık ve kaplamacılıkta kullanılan,kömürü ile karakalem resim yapılan küçük bir ağaç.:İĞAĞACI

Odunundan kırmızı boya çıkarılan bir ağaç. : BAKAM

Odunundan tarak,kaşık yapılan çok sert kereste veren bir ağaç. : ŞİMŞİR

Oğlancı.:LUTİ

Oğul otu. :MELİSA

Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. : EĞMÜR

Oğuzların Bozok kolundan bir Türkmen boyu olarak Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelen ve Osmanlı hanedanının kökenini oluşturan konar göçer topluluk.:KAYILAR

Ok atan,okçu.:TİRENDAZ

Ok torbası,kılıfı. : SADAK : GEDELEÇ

Ok. : TİR

Okuma yitimi. : ALEKSİ

Okun kirişe geçen ucundaki kertik.:GEZ

Okutman. : LEKTÖR

Okuyucu,okur. : KARİ

Okyanus bilimi. : OŞİNOGRAFİ

Okyanus rüzgarı. : ALİZE

Okyanusların çok derin yeri. : ABİS

Olağanüstülüğüne inanılan düşsel sıvı.Büyülü içki. : İKSİR

Olası,olabilir. : MUHTEMEL

Olay. : FENOMEN

Olgunlaşınca kendiliğinden çatlayıp açılmayan,tek odacıklı ve tek tek tohumlu kuru meyve.:AKEN

Olgunluk sınavı. : BAKALORYA

Olta veya tuzağa konulan yem.:BEN

Oltaya yerleştirilen düzenek.:MASARA

Oluntu. : EPİZOT

Omlet . : KAYGANA

Omurgalıların karaciğerinden salgılanan kahverengimsi sarı renkte safra pigmentine verilen ad. : BİLİRUBİN

Omuzdan bele çapraz olarak inen kılıç askısı. : HAMAİL

Omuzdan çapraz olarak bele inen bağ.:HAMAİL

Omuzluk. :APOLET

On beşinci asırda önce İtalya’da başlayan sonra Avrupa’ya yayılan sanat ve bilim. : RÖNESANS

On dokuzuncu asırda Fransa’da ortaya çıkan ve iki kişiyle oynanan bir kağıt oyununa verilen ad. : EKARTE

On altı taşla oynanan bir zeka oyunu.:DAMA

On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda İskoçya ve Kuzey İngiltere’de,on sekizinci yüzyıldan başlayarak da İrlanda’da yaygın olan ve genellikle tek başına yapılan halk dansı.:JİG

On beş beyitten az olmayan,bütün beyitlerin ikinci dizeleri en baştaki beyit ile uyaklı bulunan ve çoğu kez büyükleri övmek için yazılan divan edebiyatı manzumesi.:KASİDE

On birinci yüzyılın ikinci yarısında İzmir’e egemen olarak Anadolu kıyılarında ilk Türk donanmasını kuran Türk Beyi. : ÇAKABEY

On dokuzuncu asır sonlarında Fransa’da natüralistlere karşı çıkan sembolizm akımına öncülük etmiş olan sanatçılara verilen ad.:DEKADAN

On dokuzuncu asırda İstanbul tiyatrolarında ortaya çıkan eğlendirici şarkı. : KANTO

On dokuzuncu asırdan başlayarak İstanbul’da gerçekleştirilen renkli çizgili ve hareli cam eşyaya verilen ad.Noktalı yada dumanlı sırça,işlemeli cam işi. :ÇEŞMİBÜLBÜL

On dördüncü asırda Fransa’da kullanılmaya başlanan,taşınabilir ateşli silah. : ARKEBÜZ

On dördüncü asırda kullanılan ince,uzun çoğu kez üç köşeli hançer.: ALENAS

On dördüncü asırda Orta Anadolu’da kurulmuş Türk beyliği. : ERETNA

On iki düzine. : GROSA

On iki hayvanlı eski Türk takviminde timsah yılına verilen ad.: NEK

On iki imamdan biri. : TAKİ

On iki parmak bağırsağının şişkince olan başlangıç bölümü. : BULBUS

On ikinci yüzyılda Selçuklular döneminde İran’ın Kaşan kentinde üretilen bir tür seramik.:LAKABİ

On para değerinde olan sikke.:METELİK

On sekizinci asırdan başlayarak Fransa’da gelişen bir edebi tür.:FANTASTİK

On tabanlı logaritmanın kısaltması.:LOG

On üçüncü asırda İngiltere’de despot kralların yetkilerini büyük oranda daraltan siyasal bir anlaşmaya ve belgeye verilen ad. : MAGNACARTA

On yedinci asırdan On dokuzuncu asra kadar kıyı taşımacılığında ve iç sularda kullanılan küçük Hollanda yelkenlisi. : KAAG

Onbeş ve bazen elli altmış kilo çeken sinagrite benzer bir balık. : AKYA

Ondan sonra.:BADEHU

Ongun. TOTEM :

Onun için.:BİNAENALEYH

Onurlu,şerefli.: ALİCENAP

Onurlu,yüce gönüllü. : ALİCENAP

Operada tek solist tarafından söylenen şarkı.: ARYA

Operada,perde açılmadan önce orkestranın çaldığı parça.: UVERTÜR

Operalarda baş kadın rolünü oynayan oyuncu. : PRİMADONNA

Operatör.:CERRAH

Optik aletlerde objektiften aldığı ışınları göze veren mercek sistemi. : OKÜLER

Optik kaydırma. : ZUM

Ordu ili yöresinde lokma tatlısına verilen ad.:ZİRİTLA

Organ aktarımı.:TRANSPLANTASYON

Organ katılaşması. : SKLEROZ

Organik kimyada bir önek. : NOR

Organizmada darbeyle oluşan bozukluk. : TRAVMA

Organizmada oluşan bir sıvının akışının durması. : STAZ

Organizmanın 24 saatlik madde ve enerji ihtiyacını karşılayan besinlerin çeşidi ve miktarı.:RASYON

Organizmanın herhangi bir noktasında bulunan bir hastalık olayının organizmanın başka bir yerine sıçraması. : METASTAZ

Orhan Boran’ın yarattığı radyo oyunu tipi.:YUKİ

Orhan Hançerlioğlu’nun bir romanı.: ALİ

Orman gülü. : AÇELYA

Ormanlara zararlı bir böcek. : KESE

Ormanlarda oldukça yaygın bir mantar türü.:AMANİTA

Orta çağda Fransa’da derebeyinin maddi ve manevi esareti altında bulunan kimse. : VASSAL

Orta Karadeniz yöresinde dokunan kalın ve dayanıklı bir tür kumaşa: KAZAKA

Orta ve doğu Avrupalı Yahudilere verilen ad. : ESKENAZİ

Orta Anadolu’da bir göl.:EBER

Orta Anadolu’da bir ilk çağ yerleşmesi.:ABARNA

Orta Anadolu’da Kızılırmak kıvrımı içinde kalan bölgenin eski çağlardaki adı. : HATTİ

Orta Asya Türkleri ve Hintliler arasında yaygın olan telli bir çalgı. : DUTAR

Orta Asya’da eski Türk mezarlarının üzerindeki türbe türü yapılara verilen ad. : BARK

Orta Avrupa’da bir göl. : BALATON

Orta boylu,düşük kulaklı,tüyleri kısa bir tür av köpeği.:KOPOY

Orta çağda okyanusta kullanılmış yelkenli büyük gemi. : NEF

Orta çağdaki Breton saz şairlerinin aracılığıyla ortaya çıkan,biri anlatımsal,diğeri de lirik iki şiir türünün adı. : LAİ

Orta irilikte bir deniz kuşu.:YELKOVAN

Orta kaldırım.: REFÜJ

Orta oyunu ve Karagöz’de Yahudi tiplemesine verilen ad. : CUD

Orta oyununda ,Karagözde Rum tipi. : BALAMA

Orta oyununda Kavuklu ile konuşarak oyunu açan oyuncu. : PİŞEKAR

Orta oyununda taklitçi.: ZUHURİ

Orta oyununun sergilendiği genellikle oval biçimli alan. : PALANKA

Orta ve Doğu Avrupa kökenli Yahudilere verilen ad.:ASKENAZİ


Orta,ara. : MEYAN

Ortaçağda Avrupa’da kullanılmış bir tür eğri hançer.:ALENAS

Ortaçağda nakliye gemisi.:BARÇA

Ortaçağda Slav ülkelerinde,bugün Batı ülkelerindeki kontun karşılığı.:ZUPAN

Ortaçağda,şövalyelerin savaşta ve avda kullandığı,çoğu zaman zengin oymalarla işlenmiş fildişi boru.: OLİFANT

Ortaçağın en önemli atış silahı.:ARBALET

Ortadan kaldırma,yok etme. : İZALE

Ortadoğu’da doğmuş Avrupalı. : LEVANTEN

Ortadoğu’da ve Afrika’da görülen yerel frengi.:BEJEL

Ortaklar. : ŞÜREKA

Ortalama.:VASATİ

Ortasında lagün bulunan Mercanada. : ATOL

Ortodoks Hıristiyanların bağlı olduğu kilisenin başkanlarına verilen san. : PATRİK

Ortodoks resmi.: İKON

Oruç tutan,oruçlu.:SAİM

Oryantalizm.:ŞARKİYAT

Osman Gazi’nin kayınpederi.:EDEBALİ

Osmaniye ilinde antik bir kent.:KASTABALA

Osmaniye ilinde,ulusal park kaps***** alınan ünlü Hitit yerleşmesi.:KARATEPE

Osmanlı devletinin yargı sisteminde Şeyhülislamdan sonra gelen en yüksek görevliye verilen ad. : KAZASKER

Osmanlı mimarlığında çatı arasında veya dükkanların üstünde yer alan alçak tavanlı asma kat. : ŞİRVANİ

Osmanlı borçları yönetimi. : DÜYUNU UMUMİYE

Osmanlı da devlet malı otlaklardan alınan vergi. : OTLAKİYE

Osmanlı devlet ileri gelenlerinin kullandığı bir bıçak türü.:AKVA

Osmanlı Devletinde 1840 yılında basılmış 20 kuruş değerinde gümüş sikke.:MECİDİYE

Osmanlı devletinde celeplik yapanlara verilen ad. : İZLATKO

Osmanlı devletinde din,yargı ve öğretim işleriyle uğraşan devlet görevlileri sınıfı ve bunların mesleği.:İLMİYE

Osmanlı Devletinde has ahırın en büyük yöneticisi.:MİRAHUR

Osmanlı devletinde iki alaydan oluşan askeri birlik.:LİVA

Osmanlı Devletinde kadılara ve müderrislere verilen ad.: ULEMA

Osmanlı devletinde kamu gelirlerini kiralamaya dayanan vergi toplama sistemi.:İLTİZAM

Osmanlı devletinde padişahların hükümet anlayışları bakımından yönetiminden sorumlu oldukları halk. : EMANETULLAH

Osmanlı Devletinde,Rumeli’de tutulan tevzi defterlerine verilen ad.:pURUZ

Osmanlı devletinin ilk döneminde postacılık,kuryelik ve muhafızlık yapan,daha sonraki dönemlerde törenlerde yer alan asker sınıfı. : PEYK

Osmanlı Devletinin Karadeniz’in kuzeyinde kalan sınır eyaleti.: ÖZİ

Osmanlı Devletinin son saray ressamı olan İtalyan ressam. : FAUSTO ZONARO

Osmanlı donanması askeri. : LEVENT

Osmanlı donanmasında tümgenerale eş bir rütbe. : RİYALA

Osmanlı döneminde kazaskerlere verilen san.:SADIR

Osmanlı idaresinde sancak beylerine verilen ad veya unvan.:BEYLERBEYİ

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Avrupa kıtasında kalan topraklarımıza verilen ad.:RUMELİ

Osmanlı İmparatorluğunda , saraylarda türlü devlet hizmetleri için aday olarak yetiştirilen gençlere verilen ad. : İÇOĞLANI

Osmanlı İmparatorluğunda başbakan.:SADRAZAM

Osmanlı İmparatorluğunda deniz subay ve erlerine verilen ad.: TERSANELİ

Osmanlı imparatorluğunda okul kitaplarının genel adı. : SUPARA

Osmanlı İmparatorluğunda okul kitaplarının genel adı.: SUPARA

Osmanlı imparatorluğunda Rumeli’de gece bekçilerine verilen ad. : PAZVANT

Osmanlı İmparatorluğunda sipahilerin aldığı en büyük tımar.:ZEAMET

Osmanlı İmparatorluğunun Trablus ve Bingazi’deki hurma ve zeytin ağaçlarıyla kuyulardan aldığı vergi.: LEZ

Osmanlı imparatorluğunun yedi saltanat sancağından biri.:AKALEM

Osmanlı mimarlığında,mukarnaslı başlıkların en üst bölümü. : ASABA

Osmanlı padişahlarının her yıl yeniçeri ağası başta olmak üzere ocak ağalarına dağıttıkları yazlık giysi veya kumaş. : BAHARİYE

Osmanlı sarayında bir lalanın altındaki acemilerin birbirine hitap biçimi.:LALADAŞ

Osmanlı Sarayında bostancı,baltacı ve kapıcıların giydikleri kırmızı çuhadan veya keçeden yapılmış,yukarısı geniş ve kıvrık,boyu uzunca başlık.: BARATA

Osmanlı sarayında karavaşlar arasından seçilen padişah gözdesi.:HASEKİ

Osmanlı toprak düzeninde yıllık geliri yüz bin akçeyi aşan dirlik.:HAS

Osmanlı’da gece bekçisi. : ASES

Osmanlıca nasipsiz,kısmetsiz anlamında. : BİVAYE

Osmanlıda ,Padişahın bir miktar toprağı birine mülki olarak veya gelirinden yararlanmak üzere vermesi. :IKTA

Osmanlılar zamanında vergi ve haraç vermeyen Müslüman ahaliye verilen ad.:BERAYA

Osmanlılarca Avusturya’ya ve halkına verilen ad.: NEMSE

Osmanlılarda Rumeli’deki büyük toprak sahipleri.: GOSPODAR

Osmanlılarda başkomutan.: SERDAR

Osmanlılarda eyalet valilerinin buyruğundaki başıbozuk asker: SARICA

Osmanlılarda gümrük vergisi.:BAÇ

Osmanlılarda hükümdarın ata binerken üzengisini tutan kişi.: RİKABDAR

Osmanlılarda önceleri olağanüstü durumlarda,sonraları ise sürekli olarak toplanan vergiye verilen ad. : AVARIZ

Osmanlılarda sancak beylerine verilen unvan:. BAN

Osmanlılarda saraylarda hizmet eden hadımların genel adı,hadım ağası.:TAVAŞİ

Osmanlılarda sınır nişanı. : URA

Osmanlılarda topraksız köylüden alınan kazanç vergisi. : BADIHAVA

Osmanlılarda vergi denetimi ve tahsili ile Maliyeye ilişkin soruşturmaları yapan memura verilen ad. :BAKIKULU

Osmanlılarda yaygınlık kazanmış bir yazı türü.:DİVANİ

Osmanlılarda yeni evlenen erkeklerden alınan vergi. :ARUSİYE

Osmanlıların Avrupalılara,özellikle de Fransızlara verdikleri ad. : FRENK

Osmanlıların Avusturya’ya verdikleri ad.:NEMÇE

Osmanlıların Cenova Cumhuriyetine verdikleri ad.:CENEVİZ

Osmanlı-Rus savaşında Aziziye tabyalarındaki yararlılıklarıyla ün kazanmış Türk kadın kahraman.(1877-1978).:NENE HATUN

Osmiyumun simgesi. : OS

Otlak. : ÖRÜ

Otlar,otlak.:ERA

Otları inceleyen bilim dalı. : HERBOLOJ İ

Otlatmak.:OTARMAK

Otomobilin ön düzeninde yer alan parça.: ROTİL

Otomobiller için verilen geçici gümrük belgesi.: TRİPTİK

Otsu bir bitki. : RAVENT

Oturum.:CELSE

Oturuş.Namazda,rekat sonlarında belli bir süre oturma. : KADE

Ova. : YAZI

Oval. : BEYZİ

Ovarak sürülen ilaç. : LİNİMENT

Oymacı,hak işleri yapan sanatçı.: HAKKAK

Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma gelmesi. : ANKİLOZ

Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma gelmesi.:ANKİLOZ

Oynayan (kuşbaz,kumarbaz,cambaz).: BAZ

Oyun.:BAZİÇE

Oyuna komiklik ve neşe katan beklenmedik söz veya hareket,gülüt.:GAG

Oyunda berabere kalma. : PATA

Oyunda kazanılan her parti.:KAMA

Ozanların çaldığı telli bir Türk sazı. : KOPUZ
 

SMN

Tecrübeli
Üye
Ö

Öbek. : İLE

Öbür dünya ile ilgili,ahret ile ilgili.:UHREVİ

Öbür dünya.:DARI BEKA

Öbür dünyada verilecek olan ceza.:UKUBET

Ödünç mal. : ARE

Ödünç verilmiş bir paranın,bir yıldan daha kısa bir dönem için hesaplanan faizlerinin ana paraya eklenmesi.:ANATOSİZM

Ödünç verme. : İARE

Ödünç,iğreti.,emanet. : ARİYET

Öfke,kızgınlık.:CELAL

Öfke,sinir.: HARAZA

Ögeler. : ANASIR

Öğrenim görmeyen,kendi kendini yetiştiren,çocuklara yönelik öyküler ve romanlarıyla tanınan,1996 yılında hayatını kaybeden yazarımız. : KEMALETTİN TUĞCU

Öğretici. : DİDAKTİK

Öğretim kuruluşlarında,öğrencilerin yönetmeliklere ve okul kurallarına göre söz ve karar sahibi olmaları ilkesine dayanan yönetim.:ÖZYÖNETİM

Öğütülmüş susamın koyu sıvı durumu. :TAHİN

Ökçesiz ve arkalıksız terlik veya pabuç.: ŞIPIDIK

Öksürük otu da denilen ve sarı çiçekler açan otsu bir bitki.:KAVALAK

ökümcülerin kullandığı ağaçtan yapılmış kalıp.: SAÇULA

Öküz yemliği: AKERE

Öküzgözü de denilen papatyaya benzer çiçek. : ARNİKA

Ölçek. : MİKYAS : EŞEL

Ölçü,kıstas. : KRİTER

Ölçülerin başına konulduğunda onda bir anlamını veren bir önek.:DESİ

Öldükten sonra İsa tarafından diriltildiğine inanılan adam. : AZİR

Öldürme,telef etme,yok etme.: İTLAF

Öldürücü hastalık salgını. : ÖLET

Öldürülmüş.:MAKTUL

Ölen yeniçerilerin çocuklarına verilen ad. : NANHAR

Ölene yakılan ağıt.: SAĞU

Ölmüş kimselerle cinsel ilişki kurma biçiminde kendini gösteren cinsel sapıklık. :NEKROFİLİ

Ölü doğan kuzunun derisi.:BAĞAN

Ölü yıkama. : GASİL

Ölüler.:MEVTA

Ölülerin yakıldığı yer. : KREMATORYUM

Ölüm. : MEMAT: MEVT

Ölümsüz ,ölmez. : LAYEMUT

Ölümsüzlük suyu.:BENGİSU

Ölümün ve ölme olayının psikososyal boyutlarıyla incelenmesi.: TANATOLOJİ

Ölünün ruhunun azap çekmemesi için dağıtılan,ölenlerin kılınmamış namazları ve tutulmamış oruçları için verilen sadaka. : ISKAT

Ön taraf,cephe,karşı,yamaç. : ALNAÇ

Ön. :pİŞİGAH

Önalım. : ŞUFA

Öncecilik. : İNİSİYATİF

Önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol.: STRATEJİ

Önceden delinmiş parçaları tornalamaya özgü torna tezgahı bağlama aleti.:MALAFA

Önceden ödemede bulunarak süreli yayınlara alıcı olma işi : ABONE

Önceden yazılmış ve gerekli süre içinde cevaplandırılmamış bir yazıyı yineleme.:TEKİT

Öncesiz. : EZELİ


Öncü.:AVANGARD

Öndelik. : PEY

Önel,vade . : MEHİL

Önerme.:KAZİYE

Önünde çelik kanadı bulunan paletli traktör.:DOZER

Ördeğe benzer bir su kuşu.,av kuşu. : MEKE

Ördeğe benzer,tüyleri kiremit renginde bir yaban kuşu.:ANGUT

Ördekgillerden bir yaban kuşu.:ANGUT

Örnek alınacak söz. : MESEL

Örnek veya temel olarak alınan tek biçim.:STANDART

Örnek,göstermelik,model.: MOSTRA

Örnek. : NÜMUNE

Örten,bağışlayan. : SETTAR

Örtme,kapatma. : SETR

Örtünme.:TESETTÜR

Öte. : MAVERA

Öteki dünya,ahiret.: UKBA

Ötürü,dolayı. : NAŞİ

Övendirenin ucuna çakılmış sivri demir çivi. : NODUL

Över gibi görünüp yerme,yeriyormuş gibi görünüp övme sanatı.:İSTİDRAK

Över gibi yerme,yeriyormuş gibi övme sanatı. : İSTİDRAK

Övme. : SENA : SİTAYİŞ

Özbek güreşi,yada ayakta judo’da denilen spor dalı. : KURAŞ

Özdemir Asaf’ın soyadı. : ARUN

Özdeş.: İDENTİK

Özdeyiş. : KELAMIKİBAR

Özel bir biçimleri olmayan maddeler için kullanılan sözcük.:AMORF

Özel bir cam kap içinde likör,şarap,meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içkiye verilen ad. : BOL

Özel bir maya mantarıyla keçi veya inek sütünün mayalanmasıyla hazırlanan ekşi içecek.:KEFİR

Özel bir şiir diliyle yazılmış yazılan epik İzlanda şiiri türü.:RİMUR

Özel görev. : MİSYON

Özel olarak erkeklere hizmet için yetiştirilmiş Japon kadını. : GEYŞA

Özellikle Ayvalık yöresine özgü acıçaça’da denilen bir balık.: PAPALİNA

Özellikle diş hekimliğinde dezenfektan olarak kullanılan benzalyum klorür’e verilen ad.:ZEFİRAN

Özellikle İran’da yetişen ve nargile ile içilen bir tütün türü.:TÖMBEKİ

Özellikle kafatası sinirlerinin denetlediği kas gruplarında çabuk yorulma ve zayıflık,halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkan kronik hastalık.:MİYOSTENİ

Özellikle resim yapımında kullanılan sentetik bir boya./Suda ezilmiş pigmentlerin lateks içinde dağılımı sonucunda elde edilen emülsiyon boya. : AKRİLİK

Özellikle sığırların kanını emen bir cins sinek. : İVEZ : (İVİZ)

Özellikle Trakya yöresinde yetiştirilen sulu ve hoş kokulu bir kavun cinsi. : HASANBEY

Özgün çizim,harita,plan gibi şeylerin fotoğraf tekniğiyle çoğaltılması yöntemi.Kalıptan çekilen resim kopyası. : OZALİT

Öznel.:SÜBJEKTİF

Özsu. : USARE

Özümleme. : ANABOLİZMA

Özür dileme. : İTİZAR

Özür,kusur,bozukluk.: DEFO
 

SMN

Tecrübeli
Üye
P

Padişah ve devlet ileri gelenlerinin seferden dönmeleri dolayısıyla yazılan şiire verilen ad. : KUDUMİYE

Padişah III. Selim’in şiirlerinde kullandığı mahlas. : İLHAMİ

Padişah sarayında harem dairesi ile dış daireleri arasındaki bölüm.: MABEYİN

Padişah,sadrazam,vezirler ve yüksek dereceli devlet erkanının giydiği kavuk. : YUSUFİ

Padişaha yakın olan görevliler,mabeyinciler. : KURENA

Padişahın giyeceklerine bakan memur.:ÇUHADAR

Padişahların adına yaptırılan ve birden çok minaresi bulunan büyük camilere verilen ad,Sultanlar.SELATİN

Pafta.:YİVAÇAR

Pakistan’da müzik eşliğinde ve koro halinde söylenen şiirlerden oluşan tasavvuf musikisi türü. :KAVVALİ

Palamut balığının bir türü. : ALTIPARMAK

Palamut balığının iki kilodan büyük olanına verilen ad. : ZİNDANDELEN

Palamut balığının iri bir türü.:pİÇUTA

Palamut balığının irisi. : TORİK

Palamut,torik gibi balıklardan dilim dilim kesilerek yapılan salamura.:LAKERDA

Palmiye türü.:LATANYA

Paltoya benzer bir tür üstlük. : SAKO

Pamuğu çekirdeğinden ayırmaya yarayan alet.:ÇIRÇIR

Pamuk çeşidi:. AKALA

Pamuk ipliği.Dikiş ipliği. : TİRE

Pamuk ipliğinden dokunmuş havlu. : PEŞKİR

Pamuk ipliğinden yapılan kalınca kilim. : SAVAN

Pamuk ipliğini saran el çıkrığı.: ALAMİT

Pamuk ipliğini veya bezini bol ve soğuk su ile yıkayarak ağartma işi.: KASAR : KASTAR

Pamuk kale’nin mitolojik dönemlerdeki adı. : HİERAPOLİS

Pamuk kozası. : ŞİF

Pamuk yada ipekle karışık,pamuktan kalın,ensiz kumaş çeşidi. : KUTNU

Pamuk,keten veya ipekten sık dokunmuş ince bir tür kumaş.:pOPLİN

Pamuk,yün gibi şeylerden iplik eğirmek için kullanılan,ağaçtan yapılmış araç.: İĞ

Pamukkale örneğinde olduğu gibi,kimi kaynak sularının yığdığı kalker tortu.:TRAVERTEN

Pamuklu kumaş.:BASMA

Pamuktan düz dokuma. : AMERİKAN

Panama’nın para birimi.:BALBAO

Panik. : ÜRKÜ

Panzehir. : ANTİDOT: TİRYAK

Papağan,kartal gibi kuşların kemerli gagası.:TUMŞUK

Papağan. : TUTİ

Papağana benzer bir kuş. : KAKADU

Papağanla akraba küçük bir kuş. Endonezya ve Yeni Gine’de yaşayan bazı papağanların ortak adı. : LORİ

Papalığın simgesi olan üç katlı taç.:TİARA

Papua Yeni Gine’nin para birimi. : KİNA

Para cüzdanı.:pORTFÖY

Parafinli veya plastikli kumaştan su geçirmez giysi. : SİRE

Paragraf başındaki büyük harf.: İNİSİYAL

Paraguay çayı. : MATE

Paraguay’ın başkenti. : ASUNCİON

Paraguay’ın para birimi. : GUARANİ

Paralel. : MUVAZİ

Paralı oyunlarda kar ve zarar olmadığını belirtmekte kullanılan sözcük.:TAPİ

Parça,lokma,dilim : TİKE

Parça. : LİME

Parçalanıp dağılmış yer katmanlarının birbirleriyle olan ilgilerini araştıran yerbilim dalı. : TEKTONİK

Parçalardan oluşmuş bütün.:İNTEGRAL

Parçanın sevimli ve cana yakın çalınacağını anlatan müzik terimi. : AMABİLE

Parıldayan. : DİRAHŞAN: LAMİ

Parıltı. : LEMA

Parıltısını artırmak için elmas taşlarının altlarına konan ince metal yaprak.: FOYA

Parkinson hastalığının başlıca belirtisi olan hareket yeteneğinin kaybolması. :AKİNEZİ

Parlak deri. : RUGAN

Parlak pamuk ipliği. : PAMUKAKİ

Parlak perkal olarak da adlandırılan,çok ince pamuklu bez.: SİNTZ

Parlak renkli tüyleri olan çok küçük bir kuş.:MANDARİN

Parlak ve saydam bir çeşit kuvars billuru.:NECEF TAŞI

Parlak yıldız.:AYYUK

Parlak yüzlü ipekli kumaş. : ATLAS

Parlak,aydınlık. : RUŞEN

Parlak,kaymak kağıt. : KUŞE

Parlak,mavi renkli gündüz kelebeği. : ADONİS

Parlak.: RUŞEN

Parlak.:CELİ

Parlaklığı geçici olarak artarak patlayan yıldız. : NOVA

Parmak izine dayanarak kimlik belirleme yöntemi.: DAKTİLOSKOPİ

Parmaklara takılarak çalınan bir tür zil.: KASTANYET

Parmaklara takılıp çalınan zil veya buna benzer ses çıkarıcı alet.:ÇALPARA

Parmaklarda oluşan iltihap.,tırnakta ağrılı şiş. : DOLAMA

Parmaklık,korkuluk.: CAĞ

Parola,işaret,alamet. : İM

Pas açıcı.:ZİDA

Pas.:KÜF

Pasaklı,kılıksız.:LOKA

Paskalya Adasındaki devasa heykellere verilen ad. : MOAİ

Pasta hamuru. : ŞU

Pasta,çörek. : GATO

Pastacıların,terzilerin kullandığı dişli,küçük demir çark.: RULET

Pastırmalı börek.:pAÇANGA

Patates gibi bazı bitkilerin yumrularında bulunan nişasta.: FEKÜL

Patika. : YOLAK

Patlak çukur.: MAAR

Patlıcangillerden kötü kokulu bir bitki.:ADAMOTU

Patlıcangillerden,çeşitli renkte çiçekler açan,kokulu bir süs bitkisi.:pETUNYA


Patlıcangillerden,geniş yapraklı,kötü kokulu bir bitki,kankurutan.:ADAMOTU

Patlıcangillerden,kasların kasılmasını giderdiği için hekimlikte kullanılan bir bitki.:TATULA

Patolojide mantar.: MİKOZ

Pay,hisse,nasip.:BEHRE

Payı olmayan,pay almamış.: BİBEHRE

Paylama,azar. : İTAP

Pedro Almodovar’ın bir filmi.: ANNEM HAKKINDA HERŞEY:KONUŞ ONUNLA

Pehlivanları çeşitli övgü ve dualarla seyirciye tanıtan kimse.:CAZGIR

Pek bol,pek çok. : İBADULLAH

Pek bol,pek çok.: İBADULLAH

Pek çok bilgisayar ağını birbirine bağlayan ve kendine özgü bir adresleme sistemi ile iletişim protokolüne dayalı ağ;dünya ölçeğinde ağ.: İNTERNET

Pekmez toprağı da denilen ve üzüm şırasının tortularını çökeltmekte kullanılan kille karışık kireçli toprak. : MARN

Pekmezle kar karıştırılarak yapılan kar helvası. : KARSAMBAÇ

Pekmezle yapılan bir tür tatlı.:KEDİBATMAZ

Pelerin. : HARMANİ

Pelerinli bir çeşit palto.:REGLAN

Pembe dizi de denilen,gerçek yaşamdan kopuk TV dizilerine verilen ad. : SOAP-OPERA

Pembe renkli şarap. : ROZE

Pembe,beyaz çiçek açan,kışın yaprak dökmeyen,zehirli bir ağaççık. : ZAKKUM

Pencere veya kapının üst yanında bulunan ve oda havasının değiştirilmesine yarayan açılır kapanır bölüm.:VASİSTAS

Penye veya jarse tipi pamuklu örme kumaşlarda,genellikle tişört ve bluzlarda etek ve kol ağızlarını kapamada kullanılan dekoratif dikiş türü.:REÇME

Perçem. : KAKÜL

Perdeli bir üflemeli çalgı.:FAGOT

Perslerde il yöneticisi,vali.: SATRAP

Peru ve Bolivya’da yünü için yetiştirilen evcil alpaka türü. : PAKO

Peru ve Patagonya arasında yaşayan bir geyik türü. : PUDU

Peru’da mısırdan elde edilen bir içki. : ÇİÇA

Peru’da yaşayan uzun tüylü bir memeli hayvan.:ALTES

Pervane balığına verilen bir ad.:AY BALIĞI

Pestil.:BASTIK

Peşinat. Bir kimseye, pazarlığında anlaşılmış bir paranın küçük bir bölümünü önceden vermek. : KAPARO

Peygamber ağacı reçinesinden çıkarılan ve hekimlikte kullanılan bir sıvı.:GAYAKOL

Peygamber çiçeği.:BELEMİR

Peygamber. : YALVAÇ

Peygamberimizin hane halkı. : EHLİBEYT

Peygamberler. : ENBİYA

Pırıltılı kristallerden oluşan doğal demir sülfürü. : PİRİT

Pik. : FONT

Piliç. : FERİK

Piramit. : EHRAM

Pirinci kabuğundan ayırmak için kullanılan dibek.:DİNK

Pirinç ayıklamaya yarayan taş silindir. : DİNK

Pirinç.:ERZ

Pirinçli ve yoğurtlu ıspanak yemeği. : BORANİ

Pirzola. : KOTLET

Pis koku.:UFUNET

Piston kolu.:BİYEL

Pişirilmiş olan yemeğin üzerine parmesan,kaşar,dil peyniri gibi peynir çeşitlerinden birini rendeleyerek pişirmek. / Yemeğin üzerine beşamel sos dökerek yemek pişene ve sosun üzeri kızarana kadar fırında bekletmek.:GRATEN

Pişman. : NADİM

Pişmiş balçık.:ÇİNİ

Pişmiş hamurla yenen,özellikle tavuğun göğüs etiyle hazırlanan bir tür çorba. : ARABAŞI

Pişmiş toprak,cüruf ve beton karışımından yapılan kiriş,putrel ve nervürler arasına konulan delikli tuğla.: ASMOLEN

Piyale,ayaklı içki kadehi. :AYAG: (EYAG)

Plan. : TASAR

Plazma sıvısının deri altı dokusuna ve seroz zarlara yaygın biçimde sızması. : ANAZARK

Plili.:pLİSE

Po nehrinin kolu olan bir ırmak. : PANARA

Poker,konken gibi kimi oyunlarda aynı cins iki kağıda verilen ad.:pER

Pokerde aynı renkten oluşan ama sıra izlemeyen beş karta verilen ad.:FLOŞ

Pokerde kağıtlar dağıtılmadan önce oyunculardan birinin yere sürdükten sonra önünde fişi yada parası kalmadığını belirtmek için söylediği söz.:TAPİ

Pokerde ortaya konulması zorunlu para,: POT

Pokerde rest. : SOLT

Pokerde,sırayla birbirini izleyen değişik renkten beş karta verilen ad.:KENT

Polonya para birimi. : ZLOTİ

Polonya,Litvanya,Belarus ve Ukrayna’da siyasal erki üstlenen meclise verilen ad.:RADA

Polonya’da millet meclisine verilen ad.: SEJM

Porselen yapımında kullanılan bir çeşit beyaz ve gevrek kil.:KAOLİN

Portekiz halk şarkısı.:FADO

Portekiz’de ağaçlı dağlık kütle. : GERES

Posta beygiri. : YAM

Posta havalesi. : MANDAPOST

Postu kaplan postu gibi çizgili bir tür Afrika zebrası./Antilop. : DAV

Pozitif elektrot. : ANOT

Pörsümek.:SALKIMAK

Praseodim’in simgesi. : PR

Pratik. : AMELİ : KILGIN

Prensip,umde,ilke,din ve felsefe temellerinden biri./ Hipostaz. : UKNUM

Prensip. : UMDE

Protein sentezine yardımcı olan bir asit türü. Ribonükleik asit. : RNA

Proton verebilen maddelerin genel adı.:ASİT

Psikolojide sözsel anlatım bozukluğu.:AKATAFAZİ

Puan,nokta. : BENEK

Pullu ve kılçıklı,küçük bir balık. : İZMARİT

Put,totem,çok güzel kadın. : SANEM

Pürüz alır. : RAYBA
 
Üst Alt