+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5

Nefis Muhasebesi

NEFİS MUHASEBESİ 1 Herkese kendi âdeti hoş gelir. Fenalık ve iftiralara ne kadar fecî bir surette maruz kalınırsa kalınsın, mukabele-i bilmisil etmemek, tevbe ve istiğfara devam etmek, sabır ve tahammüle çalışmak, öyle hâdiselerden ibret ve ders almak, mütecaviz ve müfterilerle uğraşmamak, yüksek bir ahlâk ve kemâlâtın şiarındandır. Enbiyalar, velîler, sulehalar ahlâkı ile ahlâklanmaktır. Kendi nefsini daima kötülemek, kendi küçük kusurlarını büyük görmek, başkalarının büyük

  1. #1
    Tecrübeli Üye KANUNİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Kütahya
    Yaş
    42
    Mesaj
    309
    Rep Gücü
    37

    Nefis Muhasebesi

    NEFİS MUHASEBESİ 1

    Herkese kendi âdeti hoş gelir.

    Fenalık ve iftiralara ne kadar fecî bir surette maruz kalınırsa kalınsın, mukabele-i bilmisil etmemek, tevbe ve istiğfara devam etmek, sabır ve tahammüle çalışmak, öyle hâdiselerden ibret ve ders almak, mütecaviz ve müfterilerle uğraşmamak, yüksek bir ahlâk ve kemâlâtın şiarındandır. Enbiyalar, velîler, sulehalar ahlâkı ile ahlâklanmaktır.

    Kendi nefsini daima kötülemek, kendi küçük kusurlarını büyük görmek, başkalarının büyük kusurlarını küçük görmek, yüksek bir fazilettir. Takvada, doğrulukta, edep ve ahlâkta kendisi azametle amel etmeye çalışmak, başkaların lâkaydlıkları ile meşgul olmamak veya ikaz ve hatırlamakta mütevaziyane ve yumuşaklık göstermek büyük bir fazilet ve din kardeşlerinin dinine hizmet edebilmek için semeredâr bir düsturdur.

    İnsan beşerdir, hata edebilir. Hususen küllî ve umumî bir dâvanın hizmetkârlarına yapılan taarruzların çokluğu, şerâitin ağırlığı; dâvâyı inkişaf ettirmek, hizmetin önüne çekilen dehşetli mâniâları yıkabilmek için çeşitli hizmet şık ve şekilleri ararken hepsinde yüzde yüz isabete muvaffak olmak pek müşküldür. Böyle bir hengâmede müsbet netice vermeyen tedbirleri o müdebbire söylemek lâzım iken, her ne sebeple olursa olsun, kat'iyyen başkasına söylememek ruh, kalb, akıl ve feraset eseridir. Bunun aksine başkalarına dert yanmak, safderunluk ve düşünce za'fının delilidir. Fayda vereceğim zannıyla fikrinde taannüd ve taassub göstermek zarar vermenin en bâriz bir delilidir ki, bu da ahmaklığın gözlere görünecek derecede aşikâr olmasıdır. Zira ahmaklığın tarifi, "Fayda vereceğim niyetiyle zarar vermektir."

    Kendisinin bir rey ve fikir sahibi olduğu gururuna kapılan, asıl rey, tedbir ve vazife sahibi kimseleri kötüleyen, fakat kendisine toz kondurmayan bir kimse, "Herkes için birer kusur buluyorum; acaba kusursuz bir ben mi kaldım? Onlar benim aklımın ermediğini yakînen biliyorlar da, tehevvüre kalkışıp veya o sözü içime atıp nefsimin, arkadaşlarımın kusurunu veya aslında kusur olmayıp ta benim kusur görmek ve başkalarına nakletmek hususunda zorlatıcı bir kuvvet haline gelmemesi için, benim yüzüme vurmamak edep ve hayasına mı riâyet ediyorlar?" diye mülâhaza yapılsa, bir zararı bin zarara çıkaran dedikoculuktan kurtulunması mümkün olur.

    İyi olmanızı istiyorsanız evvelâ kötülüğünüze inanınız, kusurlardan kurtulmak istiyorsanız evvelâ kendi kusurunuzu görüp, kendinizi kusursuz zannederken, kusurlu olduğunuzu müşahede ediniz.

    Bahtlı ve talihli kimse, başkasına va'z edilirken ibret alandır.

    Kusurlu, hatalı bir arkadaşınızın yanlışlarını yumuşaklıkla, hürmet ve tevâzu ile yalnız ona söyleyiniz. Kabullenmezse dahi, ikinci bir kimseye onun hakkında gıybet etmeyiniz. Birisinin kusurunu, kusuru düzelteceğim diye etrafa yaymak, şahsî kin, garaz, nefsin karışması gibi hallerin zorlamasının neticesidir. Veyahut fayda veriyorum zannıyla zararların üremesine sebep olan bir safdillik ve bilememezliktir. Başkalara yaymak değil, dâima ve dâima ona söylemektir. Söylerken de "Acaba, hakîkaten ve bizzat nefsü'l-emirde hata mıdır? Yoksa benim fikrime, görüşüme göre mi hatalıdır?" diye insan kendini murakebe etmelidir.

    Hiddetle, heyecanla konuşmanıza asla îtimad etmeyiniz. Zira nefis ve şahsî hissiyat karışır. Yapacağım derken parçalarsınız. Hem de kendinizi parçalamış olursunuz. Çok defa kendisini tenkîd etmek kâmilliğine erişememiş, yakın akraba veya mesâi arkadaşlarını tenkid etmeye alışanlarla bir yerde oturmayınız. Onu dinleye dinleye siz de münekkid ve yıkıcı bir ahlâk sahibi olursunuz.

    Adaletten ayrılmamak, hakikati itiraf ve tasdik etmektir. Zıddı zulümdür.

    Nefsini daima itab eden, din ve dâvâ arkadaşlarının iyiliklerine hasr-ı nazar eden başkalarınca nefret edilmekten kurtulur.

    Dedikodu ile, arkadan çekiştirmekle mesele halletmeye çalışmak, ya safdillik, ya şuur altı veya şuur üstü garaz ve muhalefet nişanıdır. Veya canı incitilmişin intikam kokusudur.

    Dışarıdan tenkid kolaydır. Aynı işin içine girdikten sonra, tenkidin zulümkârlığını anlamak o kimse için ne acı, ne felâketli, ne hasaretli ve ne derece mânevî mes'uliyetlere dûçâr olucudur!..

    Zübeyir Gündüzalp, "Nefis Muhasebesi", Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996.

  2. # ADS
    İlginizi Çekebilir
    Üyelik tarihi
    Daima
    Nerden
    Uzay:)
    Yaş
    42
    Mesaj
    Çok:)
     

  3. #2
    Tecrübeli Üye KANUNİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Kütahya
    Yaş
    42
    Mesaj
    309
    Rep Gücü
    37

    Cevap: Nefis Muhasebesi

    NEFİS MUHASEBESİ 2


    Nefsinden gelen sözün samimiyet olduğuna inat edenden korkulur. Bunlardan kendinizi koruyunuz. Kendiniz, aynı bilmemezliğe düşmemek için düşününüz. Nefsin desiselerini beyan eden eserleri kendinize hitab ederek okuyunuz.
    Nefsine itimad ederek mesai arkadaşlarını âmiyane görenin sonu tehlikelidir. İstişare esnasında kendi fikrine saplanarak vereceği cevabı düşünen; azaların fikirlerini küçümseyen, hatadan kurtulamaz.
    İşin içine çok acı söz girdi mi, onun tadı tuzu kalmaz. Kendi fikrini çok beğenip, arkadaşını daima isabetsiz görmek kıyamet alâmetidir. Nefsin desiselerini açıklayan eserleri sık sık kendinize hitab ederek okumak bu hastalığın yegâne devâ ve dermanıdır.

    Başkalarını ıslah için evvelâ kendimizi ıslah etmek icab eder.
    Kendini ıslah ve derse muhtaç görmeyen, bilemeyen gafletten uyansın. Uyarıcı eserlere sarılsın.
    Dostlarına şiddet-i hiddet eden, haşin davrananın dostları dağılır. Bu neticeyi kendinden bilmek, güzel bir fazilettir.
    Herkesin bir kusurunu bulup, kendi kusurlarını görmeyerek dostlarını terk eden, terk edilir.
    Halini, etvarını, gidişatını başkasından dinle! Çünkü senin fenalığın, yanlışlık ve hataların senin nefsine, dostun gözüne iyi görünür. Seni medhedenlere aldanma. Senin yanlışlık ve isabetsiz hareketlerini sana söyleyenler senin hakikî dostlarındır. Hastaya şeker vermek câiz olmayabilir. Onun için acı ilaç faydalıdır.
    "Senin yolunda şöyle bir kuyu var" diyen insan senin hayırhahındır.
    Yanlış hatt-ı harekette giden, zararlı hali olan bir kimseye her zaman, "İyi gidiyorsun" demek, onu gaflete düşürmek ve ona zulmetmek olur.
    Acı nasihat faydalı şerbettir.
    A benim güzel dostum!.. Çok kere olduğu gibi bugün yine çok tenkitler ettin. Kusurlar, hatalar saydın. Acaba gıyabında tenkitler yaptığın, gıybetini ettiğin Allah'ın kullarının o yaşa kadar olan iyiliklerinden, hayra hizmetlerinden, güzel huylarından, zararsız hallerinden ne kadarını yâdettin, kaç tanesini saydın? Münekkid ve kusur sayıcılardan olma! Korkarım ki, zulümkâr olursun...
    Çok tenkitçilerin, gıybetçilerin, herkesin kusurlu işlerini sayanların meclislerine yanaşma. Bu kötü ahlâk sana da bulaşır. Hem çabuk bulaşır. Zira bu fena huyun muharriki nefistir. Nefsanî şeyler nefisleri kolayca harekete geçirir.
    Tenkitçi, kusurları piyasaya çıkarıcı kimselerin dostluğunda bulunup da, eğer ona kapılmamışsan, Ahlâk-ı Muhammediye (a.s.m.), evliyâ, suleha ve ulemanın İslâm ahlâkı ve edebi hakkındaki eserlerini mütalâa ettikten, ilim ve hikmet tetebbuatında bulunduktan sonra, onların hal ve kallerini; hısım, akraba, çoluk-çocuklarına karşı muamelelerini; din kardeşleri ve dâvâ arkadaşlarına olan hatt-ı hareketlerini; ibadet, itaat ve takva hususundaki vaziyetlerini tetkik et ve gör. Eğer sen ilim, irfan, kemalât, fazilet, edep, terbiye, ahlâk ve hayâ, azimet ve takvâ ehli olarak o eserlerinden müstefid olmuşsan, hemen dergâh-ı İlâhiye el açıp, "Aman yâ Rab!.. Tenkitçi, kusur arayıcı, kusur görücü ve gıybetçi olmak felâketinden Sana sığınıyorum. Beni bu âfetlerden muhafaza eyle. Âmin" diyerek göz yaşları dökeceksin.
    Ey ehli İslam ve irfan! Din kardeşlerinin ayıplarını, kusur ve hatalarını sayıp dökmekte, bakıyorum ki, çok mahirsin. Acaba bir o kadar veya onun yarısı kadarı olsun kendi ayıplarını, kendi kusur ve yanlışlarını, isabetsiz hareketlerini, seni dinleyenlere aynı iştahla, aynı maharetle sayıp döktün mü? Korkarım ki, zulümkâr olmuş olmayasın. Güzel huylu ol. Nefsini zemmeden, kusurlarını itiraf eden din ve dâvâ arkadaşlarını medheden ahlâk-ı âliye erbabı ile sohbet et. Ahlâk-ı âliye ile yükselmek aşkına düşersin. "Tahallukû bi ahlâkillah" emr-i cemiline inkiyad şerefiyle şereflenirsin.
    Herkes yükü kendi gücü kadar çekebilir. Öyle ise sen kendi gücünün başardığı şeyleri başkalarında görmezsen, kendini mihenk yapıp onları tenkid etmemelisin. Kendinde bir üstünlük vehmedip gurura düşmemelisin. Onlar kabiliyetlerine göre ne kadar hizmet görseler ind-i İlahîde ihlâsa binaen makbuldür.




  4. #3
    Tecrübeli Üye KANUNİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Kütahya
    Yaş
    42
    Mesaj
    309
    Rep Gücü
    37

    Cevap: Nefis Muhasebesi

    NEFİS MUHASEBESİ 3


    Ey ferasetli ve müdebbir ehl-i hizmet! Omuz omuza verip çalışmaya çok muhtaç olduğunu; tek başına veya ekalliyette kaldığın zaman muvaffakiyetsizliğe düşeceğini her gün hatırla ve bu hakikatı bir karta yazıp cebine koy ki, günde on defa nefsine ihtar edebilesin.
    Bir ve beraber olduğun hizmet ve dâvâ arkadaşlarının gönlünü kırma. Senin gönlünü kıran olursa, "Buna benim nefsim müstehaktır" de ve gönlünü kıranın gönlünü hoşnut eyle.

    Böyle bir zamanda, böyle kudsî bir îmân hizmetinde çalışanlara karşı durumumuz şudur: Bir zerre hizmet, bir dağ; bir dirhem hizmet, bir batmandır. Bu nur hizmetinde -az dahi olsa- bulunanlar, çok hürmet, muhabbet ve şefkate lâyıktır. "Dane taşıyan bir karıncayı bile incitme."
    Dostunu şiddet ve minnet içinde tutarsan, bir daha senin suratını bile görmek istemez.
    Halk nazarında nice itibarsız, hakir görünen Müslümanlar ve İslama hizmet edenler vardır ki, onlar insanlardan takdir, hürmet ve muhabbet beklemezler. Onlar, ehl-i îmana hürmetkâr ve merhametli olurlar. Onlara Allah'ın rızası kâfi gelir.
    Sen bir mü'mine "Fenadır" diye kötü zanda bulunabilirsin; halbuki o kimse Allah'ın makbulüdür.
    Arkadaş! Gül padişahının yanında silaha davranmış diken var.
    Dikensiz gül, kusursuz arkadaş arayan kusurundan habersiz kimse, arkadaş bulamaz.
    Nur-u Kur'ân hizmetinde bir ve beraber çalıştığınız kardeşler ve ehl-i îmân içinde, gücenen ve küsen, gücendiren ve küstürenlerden olmayınız. "Deymiyor bu dünya böyle şeylere..."
    İnsan iyi işli olmalı. Kendisini daima kusurlu görmeli.
    Müşterek bir işte çalışan şahıslar, dinî veya dünyevî bir müessese mensupları müdavele-i efkâr yaparlarken, kendi fikrini mutlak bir isabet bilmesi, diğer arkadaşlarının fikirlerini daima isabetsiz görmesi, müessese arkadaşlarının reylerini hakir bulmasıdır. Kendi fikirleri ile yapılan işlerin zararlı ve iflasa doğru gittiğini hatırlatan en yakın arkadaşlarına yüz çevirmesi, müessesenin maddî imkânlarını elinde bulunması, şubelerdeki işin içyüzünden haberi olmayanların teveccühüne aldanmasıdır. Müesseseye sekiz-on işte şahsî kanaatinden ve başka arkadaşların fikirlerinden zararlar gelince de bir takım teviller yoluna sapmak, telaşsız görünerek kendi cebindekini değil, umumun hukukunu zayi etmesidir.
    Müdavele-i efkârda bir işi isabetsiz veya zararlı bulduğunu arkadaşına söylerken, edep, terbiye, hürmet gibi yüksek ahlâkı çiğneyerek tehevvürle, şiddetle söylememesi, karşısındakinin izzetini kırması İslâmî terbiye ve ahlâka sırt çevirmek olduğu halde, bunu hiç nazara almayarak, "Bana böyle dedi, şöyle dedi" gibi hiddetle mukabele etmesidir. Dehşetli zararlarda kendisinin dahlı olmadığına, ya cehl-i mürekkeple veya gururla iddiada bulunmasıdır. Halbuki mesai arkadaşlarına hürmetle mukabele edip, kendi fikirlerinin isabetsiz olabileceğine ihtimal vererek, yirmi meselede hiç olmazsa on adedini arkadaşlarının kanaatlerine münasip bulup iş yapmasıyla fikirlere menfî hislerin karışmadığı anlaşılmış olur.
    Fikirlerindeki isabetsizlik zararlara sebep olunca, diğerleri bu zarara sebep olana hürmetkârâne, asilâne, alçak gönüllülükle kendi fikirlerindeki veya vazifelerdeki kusurlarını da sayarak, ondan özür dileyerek söylemesi- velev kırkıncı defa da kabul etmeyecek olsa- yine o yanlış yapana söylemek yerine şuna buna söylemesi; böylece müessese mensuplarına olan hüsn-ü zan ve itimadın kırılması; bir kimsenin aile çatısı altında kalması icab eden hatalarını yayması; o kimseyi kötüleyip şuna veya buna söylemekle bin zarar getireceğini hissiyatının tesiriyle görememesidir.

    Müteaddit defalar bir iş hususunda münakaşa edilir; meşveret ve müdavele-i efkâr adı ile söze oturulur. Münakaşa ve kavga ile kalkılır. Bu kavgamsı konuşmada herkes heyecanlanır. Hisler heyecana gelir. Biri diğerine, diğeri ötekine hakaretli sözler sarf eder. İlk defa birisi hakaret eder, diğeri de misilleme yapar. Birinci hakaret edip kalb kıranı kasdederek, "Birinci bana şöyle dedi, ben de ona öyle dedim" der. Bu beş-altı defa tekerrür edince, artık en yakın dava arkadaşına ikincisi küskün durur. Bu küskünlüğü gören ikinci birinciden soğur. İkinci ile üçüncü birleşir. Birincinin gıyabında konuşa konuşa, artık o da haricîlerin müşfiki, can kardeşine küsücü olmuştur. Artık birincinin hakkında tenkitler ve kusurları sayıp dökmeler başlamıştır.

    İslâm muaşeret, edep ve terbiyesine riayet etmeden, nefis ve tehevvürüne kapılarak, dahilî hizmet mensuplarına hariçtekilere dahi yapılmayacak bed muameleyi yapmaktır. Bu kötü hissiyat zararlı netice doğurunca, "Ben sebep oldum, özür dilerim" olgunluğunu göstermeyerek, zararlı neticeyi acib bir halet-i ruhiye ile karşısındaki arkadaşına yüklemektir. Taraflar dahi şahısların umumunun alâkadar olduğu umumî bir meselede, iki taraf da birbirini sabit fikirlilikle itham ederek, müessese hizmetine dinamit koyarak umumun zararına sebep olmalarıdır.


    Zübeyir Gündüzalp, "Nefis Muhasebesi", Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1996.

  5. #4
    Tecrübeli Üye KANUNİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Kütahya
    Yaş
    42
    Mesaj
    309
    Rep Gücü
    37

    Cevap: Nefis Muhasebesi

    Nefis muhasebesi


    İnsan başkalarından önce kendi kendini (özünü) hesaba çekmeli, eleştirmeli, dünya ve ahirette işe yarar amelleri (yapıp ettikleri) için sevinmeli, Allah'a şükretmeli, kötü amelleri için ise kendini levmetmeli, kınamalı, sıkıştırmalı, pişmanlık duymalı ve rotasını düzeltmeye çalışmalıdır. Özünü eleştirmek ferdî olabileceği gibi topluluğa ait de olabilir; ailenin, grubun, ümmetin... durumu gözden geçirilir ve olabildiğince tarafsız değerlendirmeler yapılır, ortaya çıkacak karne notlarına göre durumdan vazife çıkarılır.

    Dört arkadaş şehir içinde kısa bir yolculukta böyle bir nefis muhasebesi yaptık; daha doğrusu söz döndü dolaştı orada karar kıldı. İçimizden biri (Ümit Meriç Hanımefendi) katıldığımız toplantıda, "ciplere binerek dolaşan başı örtülü hanımlardan rahatsız olduğunu" dile getirmişti. Arabada işadamı arkadaşımız buna itiraz eder gibi oldu, "Ben hep kadınlarımızın küçük arabalarda sıkıştırıldıklarını görür, düşünür ve şöyle cip gibi yüksek arabalara binseler, hem korunur hem saygı görürler" diye düşünürdüm, Allah sonunda bunu bize nasip etti, bunda ne sakınca olabilir" dedi. Ben, "Hocanım, sakın geri adım atma, ben sizi destekliyorum, cip yalnızca bir örnek, benim rahatsız olduğum husus genel olarak 'giyimli çıplaklıktır'; yani hem bir vecîbe (dînî vazife) hem de bir islami sembol olan örtünün içinin boş olması, İslam'ın erdemleriyle doldurulmuş olmamasıdır" dedim. Hocanım (Ü.Meriç'e ben hep Hocanım diyorum), "Hayır, asla geriye adım atacak değilim, benim ölçüm Hz. Fâtıma'nın çeyizidir (birkaç parça çok basit eşya), örtülü, örtüsüz -ama bilhassa örtülü- hanımların bu kadar lükse, gösterişe, israfa yönelmemeleri gerekiyor..." dedi. Dördüncü arkadaşımız (Prof. M. Genç Beyefendi), "Batı'da, zenginler ile yoksullar arasındaki fark, İslam ülkelerinde olana nispetle çok küçük kalıyor, 'Komşusu aç iken tok yatanın kınandığı' bir dinin mensuplarında böyle bir kusurun bulunmaması gerekir, fark olmalıdır, ama bu kadar olamaz" dedi. Ben bu farkın, dince mecbur olan zekat vazifesinin ihmali ve sosyal yardımlaşmanın eksik uygulanmasından kaynaklandığını şöyle ifade etmeye çalıştım:

    -Bir Müslüman toplulukta (topluluğun büyüğünde ve küçüğünde) din farkına da bakılmaksızın bütün insanların "havâic-i asliyye"leri temin edilecektir. Bir insanın lükse ve israfa kaçmadan normal bir hayat sürebilmesi için muhtaç olduğu şeylere havâic-i asliyye (temel ihtiyaç konuları) denir. Mesken, yiyecek, içecek, giyecek, ilaç ve tedavi, zorunlu taşınma ve ulaşım, eğitim... bu kavrama dahildir. Kişi bunu kendi emeği veya malvarlığı ile elde edemiyorsa fertlerin oluşturduğu veya devletin bünyesine aldığı zekat kurumu devreye girer. Bu arada vakıflar, çeşitli hayır ve hasenat, imarethaneler, sebiller... aynı amaçla faaliyet gösterirler. Bu kaynaklar bütün topluluk üyelerinin asli ihtiyaçlarını sağlamıyorsa zekat olarak verilen kırkta bir zenginin yükümlülüğünü ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz, kendinde kalan otuz dokuzdan birini daha vermesi gerekir; ne zaman verilenler amacı gerçekleştirirse o zaman sorumluluk yerine getirilmiş olur ve zengin ile dar gelirli arasındaki fark tabîî (meşru, normal) karşılanır. Bu esasa göre komşusu mutlaka gitmesi gereken yere gidecek imkan bulamaz iken cipe binen, komşusu bir kap -içinde yeterli ve dengeli besleyecek gıda bulunan- yemek bulamaz iken beş altı çeşit yemek yiyenler... elbette bundan hesaba çekileceklerdir.

    İşadamı arkadaşımız:

    -Ama temsil ettiğim şirketin itibarı bazen bizim lüks arabalara binmemizi, lüks lokantalarda ve otellerde bulunmamızı gerektiriyor?

    Ben

    -Eğer nefsimizin arzusunu meşrulaştırmak için bunları bahane etmiyorsak, gerçekten iş bunu gerekli kılıyorsa mesele yoktur -Ömer Seyfeddin'in hikayesine atfen- bu takdirde pembe incili kaftan bile giyer ve gerekirse onu serdiğiniz yerde bırakırsınız.

    - Demek ki burada niyet önemli oluyor?

    -Elbette.
    Birbirimizi tamamlayarak "Müminleri mutlu edecek manevi zenginlikleri olmalıdır, manevi yoksulluğun bir sonucu da mutluluğu, itibarı, saygınlığı maddi araçlarda aramak ve bulmaya çalışmaktır" diyor bu konuyu derinleştiriyorduk ki yol bitti ve vedalaşarak ayrıldık.


    Hayrettin Karaman

  6. #5
    Tecrübeli Üye KANUNİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Nerden
    Kütahya
    Yaş
    42
    Mesaj
    309
    Rep Gücü
    37

    Cevap: Nefis Muhasebesi

    Nefis Muhasebesi Adlı Kitaptan seçmeler:


    Kendi nefsini daima kötülemek, kendi küçük kusurlarını büyük görmek, başkalarının büyük kusurlarını küçük görmek, yüksek bir fazilettir. Takvada, doğrulukta, edep ve ahlâkta kendisi azametle amel etmeye çalışmak, başkaların lâkaydlıkları ile meşgul olmamak veya ikaz ve hatırlamakta mütevaziyane ve yumuşaklık göstermek büyük bir fazilet ve din kardeşlerinin dinine hizmet edebilmek için semeredâr bir düsturdur.

    İyi olmanızı istiyorsanız evvelâ kötülüğünüze inanınız, kusurlardan kurtulmak istiyorsanız evvelâ kendi kusurunuzu görüp, kendinizi kusursuz zannederken, kusurlu olduğunuzu müşahede ediniz.

    Kusurlu, hatalı bir arkadaşınızın yanlışlarını yumuşaklıkla, hürmet ve tevâzu ile yalnız ona söyleyiniz. Kabullenmezse dahi, ikinci bir kimseye onun hakkında gıybet etmeyiniz. Birisinin kusurunu, kusuru düzelteceğim diye etrafa yaymak, şahsî kin, garaz, nefsin karışması gibi hallerin zorlamasının neticesidir. Veyahut fayda veriyorum zannıyla zararların üremesine sebep olan bir safdillik ve bilememezliktir. Başkalara yaymak değil, dâima ve dâima ona söylemektir. Söylerken de "Acaba, hakîkaten ve bizzat nefsü'l-emirde hata mıdır? Yoksa benim fikrime, görüşüme göre mi hatalıdır?" diye insan kendini murakebe etmelidir

    İşin içine çok acı söz girdi mi, onun tadı tuzu kalmaz. Kendi fikrini çok beğenip, arkadaşını daima isabetsiz görmek kıyamet alâmetidir. Nefsin desiselerini açıklayan eserleri sık sık kendinize hitab ederek okumak bu hastalığın yegâne devâ ve dermanıdır.

    Halini, etvarını, gidişatını başkasından dinle! Çünkü senin fenalığın, yanlışlık ve hataların senin nefsine, dostun gözüne iyi görünür. Seni medhedenlere aldanma. Senin yanlışlık ve isabetsiz hareketlerini sana söyleyenler senin hakikî dostlarındır. Hastaya şeker vermek câiz olmayabilir. Onun için acı ilaç faydalıdır.
    A benim güzel dostum!.. Çok kere olduğu gibi bugün yine çok tenkitler ettin. Kusurlar, hatalar saydın. Acaba gıyabında tenkitler yaptığın, gıybetini ettiğin Allah'ın kullarının o yaşa kadar olan iyiliklerinden, hayra hizmetlerinden, güzel huylarından, zararsız hallerinden ne kadarını yâdettin, kaç tanesini saydın? Münekkid ve kusur sayıcılardan olma! Korkarım ki, zulümkâr olursun...


    Tenkitçi, kusurları piyasaya çıkarıcı kimselerin dostluğunda bulunup da, eğer ona kapılmamışsan, Ahlâk-ı Muhammediye (a.s.m.), evliyâ, suleha ve ulemanın İslâm ahlâkı ve edebi hakkındaki eserlerini mütalâa ettikten, ilim ve hikmet tetebbuatında bulunduktan sonra, onların hal ve kallerini; hısım, akraba, çoluk-çocuklarına karşı muamelelerini; din kardeşleri ve dâvâ arkadaşlarına olan hatt-ı hareketlerini; ibadet, itaat ve takva hususundaki vaziyetlerini tetkik et ve gör. Eğer sen ilim, irfan, kemalât, fazilet, edep, terbiye, ahlâk ve hayâ, azimet ve takvâ ehli o zatların eserlerinden müstefid olmuşsan, hemen dergâh-ı İlâhiye el açıp, "Aman yâ Rab!.. Tenkitçi, kusur arayıcı, kusur görücü ve gıybetçi olmak felâketinden Sana sığınıyorum. Beni bu âfetlerden muhafaza eyle. Âmin" diyerek göz yaşları dökeceksin.

    Ey ehli İslam ve irfan! Din kardeşlerinin ayıplarını, kusur ve hatalarını sayıp dökmekte, bakıyorum ki, çok mahirsin. Acaba bir o kadar veya onun yarısı kadarı olsun kendi ayıplarını, kendi kusur ve yanlışlarını, isabetsiz hareketlerini, seni dinleyenlere aynı iştahla, aynı maharetle sayıp döktün mü? Korkarım ki, zulümkâr olmuş olmayasın. Güzel huylu ol. Nefsini zemmeden, kusurlarını itiraf eden din ve dâvâ arkadaşlarını medheden ahlâk-ı âliye erbabı ile sohbet et. Ahlâk-ı âliye ile yükselmek aşkına düşersin. "Tahallakû bi ahlâkillah" emr-i celiline inkiyad şerefiyle şereflenirsin

    Böyle bir zamanda, böyle kudsî bir îmân hizmetinde çalışanlara karşı durumumuz şudur: Bir zerre hizmet, bir dağ; bir dirhem hizmet, bir batmandır. Bu nur hizmetinde -az dahi olsa- bulunanlar, çok hürmet, muhabbet ve şefkate lâyıktır. "Dane taşıyan bir karıncayı bile incitme."

    (Zübeyir Gündüzalp)

Benzer Konular

  1. Nefis ve mücadelemiz.
    halukgta Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 24-06-2011, 01:46 PM
  2. Nefis nedir?
    meridyen2 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-09-2010, 12:53 AM
  3. Nefis terbiyesi
    Venhar Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-11-2009, 09:59 PM
  4. Nefis’ten kaçmayın...
    mopsy Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 12
    Son mesaj: 20-09-2009, 08:58 PM
  5. Ey Nefis....
    M ü e l l i f... Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-08-2008, 07:22 PM