• Hoşgeldin ziyaretçi , forumdan daha fazla yararlanmak için buradan üye olunuz...

18. Yüzyılda İstanbul

  • Konbuyu başlatan mopsy
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 0
  • Görüntüleme 2K

Okunuyor :
18. Yüzyılda İstanbul

mopsy

Emektar
Üye
Merhaba

Türkiye'de ilk gördüğüm hamam İşkodralı Paşa'nın
hamamı oldu.
-Bu hamam, üstü kubbeli, yerleri mermer döşeli,
orta ölçüde sıcak bir yerdi. Hamamın içine, çok güzel
bir soyunma ve giyinme yerinden giriliyordu. Burada
ipek kumaş kaplanmış bir sedir vardı. Üzerinde de
sırma yastıklar yığılıydı.
-Buradan, yine yerleri mermer döşeli geniş bir taşlığa
girdik. Burada sütunlar üzerine oturtulan iki sıra
bölme vardı. Alt sıra, yerden doksan santim kadar
yükseklikteydi. Bölmelere ağır seccadeler, ya da minderler
yayılmıştı. Bunların da üzerine çiçekli basmalar, kıl kumaşlar
geçirilmiş ve birçok yastık yığılmıştı.
-Taşlığın ortasında, beyaz mermerden güzel bir
fıskiye vardı. Sularını dört deniz böceği kabuğunun
içine akıtıyordu. Sular buradan en güzel ve en dinlendirici
şıpırtı ile geniş bir havuza aktarılıyordu.
Bu fıskiyenin çevresinde eşit bir kumaşla kaplanmış
dört peyke vardı. Birinin üzerinde genç ve güzel bir
kadın, yastıklara gömülmüş bir durumda uzanmış,
çocuğunu emziriyordu.

-Yastıkların üzerine yaslanarak rahat bir durum aldım,
sonra çevreme bakınarak güzel bir zaman geçirdim.
Hiç böyle bir yer görmemiştim. Giriş kapısının sol yanında,
hamamcı kadın oturuyordu. Kırk yaşlarında kadar, güzel
bir kadındı. Başında siyah bir hotoz, üzerinde çiçekli
basma düz bir giysi vardı. Belinde de kaşmir bir şal sarılıydı.
Üzerindeki bürümcük gömleği pek süslüydü. Altın enfiye kutusu,
sedirin üzerinde, yanında duruyor, amber ağızlıklı çubuğu da
bir yastığa dayalı bulunuyordu. Kendisi bir yandan elindeki
abanoz örekeye ipek sarmakla vakit geçiriyor, bir yandan da
ortalığı yönetiyordu.

-Soyunup giyinme bölmelerinde bazı kadınlar yıkanıp gelmişler,
rahatça sedirlerine uzanmışlardı. Üzerleri baştan ayağa havlu ile
sarılıydı. Halayıklar da onları büyük bir özenle kuruluyor, kokular
sürüyor, saçlarını tarıyor ve örüyorlardı. Bir kısım kadınlar da
hamama girmeye hazırlanıyorlardı.

-Ben de üzerimdeki giysileri çıkararak peştemalıma sarındım
ve saçlarımı çözdüm. Bana yol gösteren bir Rum hizmetçi kızla
birlikte, çıplak ayakla, mermer taşlığı geçerek, taşlığın sonunda,
tam karşımdaki kapıya yürüdüm. Eşiği geçer geçmez, serinleme
yerine girdim.

-Geldiğim bu yer, doğal ki bana göre sıcaktı. Ancak
sonradan buranın serinleme yeri olduğunu anladım.
Ayaklarımı beş altı kez yerde birikmiş sularda
yıkadıktan sonra, yıkanma bölümüne geçtim.
Burası sekiz köşeli bir yapıydı, sekiz kubbesi vardı.
Bu kurnalarda başka halvet bulamayanlar yıkanıyordu.

-Şaşırdım kaldım! Az kalsın boğulacak gibi olduğum
ağır, yoğun kükürtlü su buharı; kalfaların her yanı kaplayan
mermerleri yerinden oynatacakmış gibi çınlayan ve
kubbelerde yankılar yapan cırtlak sesleri; kadınların alçak
tonda sessiz gülüşleri ve fısıltıyla konuşmalarından oluşan
mırıltı; üç yüze yakın yarı çıplak kadın; bunların soyunmasıyla
sırılsıklam olmuş ve bedenlerine yapışmış ince peştemallarından
beden çizgilerinin olduğu gibi gözükmesi; bellerinden
yukarısı açık kalfaların, kolları göğüslerinde birleşmiş,
püsküllü , işlemeli havluları başlarında taşıyarak, bir
aşağı bir yukarı geçmeleri; kurabiyeler yiyerek, şerbet
ve limonata içerek rahatlayan ve gülüp konuşan kız
çocukları; soluk almamı zorlaştıran ağır havanın ayrımında
bile olmadan birbirleri ile şakalaşmaları.
Ve bütün bunları gölgede bırakacak olan şey de Türk
ezgilerinin en kaba ve en cırtlak sesleriyle söylendiği
şarkıların, birden bire top gibi patlamasıydı.
-Bu karmakarışık sesleri yankısı hamamın kubbe ve
duvarlarına dalga dalga çarpıyordu. Bütün bu olup bitenler,
bana bir düş gibi geldi. Bir an gördüğüm şeylerin gerçek mi,
yoksa yalnızca hasta bir beynin düşleri mi olduğundan kuşku
duydum.

-Türk hamamında yıkanmak, bıktırıcı, yorucu ve
sıkıcıdır. Rum kızının saçımı yıkaması bir buçuk saat sürdü.

-Kadınlar, yıkanmak için gerekli tüm eşyayı yanında
getirir. Kendisini yıkayacak olan hizmetçiyi de.
Hamam hizmetçilerinden yalnız yoksul olan kadınlar yararlanırlar.
Bu kadınlar da, müşterilerine gerekli olan her şeyi hamamdan
verirler. Bir kaçını gördüğüm bu natırlar göz önüne getirilebilen
en çirkin yaratıklardır. Sürekli olarak kükürtlü hava
içinde yaşamaktan, derileri tütünrengini almış ve
parşömen kağıdına dönmüştü. Ancak hiçbiri buruşmamıştı ve
donmuş bir elmayı andırı biçimde yaşlanmışlardı.
Deri, kasların üzerine gerilmiş ve bana kalırsa çok çirkin bir
yaşlılık görünüşü vermişti.

-Hamamda iki buçuk saat kaldıktan sonra, yoğun biçimde
temiz hava ve dinlenme gereği duydum.
Bunun üzerine, başıma püsküllü bir havlu sardıktan,
bedenimi de havlulara bürüdükten sonra serinleme odasına
hızla ve düşme korkusunu da göze alarak geçtim.
-Burası, ölüyken diriltilmiş de şu anda kefenleri
üzerinde olan ve yaşamak için çırpınan ölülerin
toplandığı bir yeri andırıyordu.

-Türk ham***** karşı söylenecek tek şey,
verdiği korkunç yorgunluk ve aldığı çok zamandır.

Miss Julia PARDOE
Bedriye ŞANDA
18. Yüzyılda İstanbul
İnkılap Kitabevi
 
Üst Alt