• Merhaba Ziyaretçi hoşgeldin! Forumdan daha fazla yararlanmak için buradan kayıt olunuz...

130 günlük kovalamaca katile temenna çekmek için miydi?

YukseLL

Emektar
Yönetici
Admin
Moderatör
Üye
Temenna eski bir tabir. Bunu bilerek kullanıyorum. Anlamı şu: Eli alnına götürerek selamlama işareti yapma, öne doğru eğildikten sonra doğrulurken eli başa götürerek verilen selam.
Bu günkü duruma en uygun tarif, virgülden sonraki cümlede. Önce önüne doğru eğildiler, sonra milletten korkup doğrulma numarası yaptılar,(bunu iddia edenler ********dir naraları eşliğinde), sonra da baş selamı vererek huzurundan ayrıldılar. Bir daha, bir daha, belki onlarca daha görüşmek dileği ile
Tam bir eziklik fotoğrafı.
Ezen kim, ezilen kim, bunu duayen gazeteci Hulusi Turgutun 130 günlük kovalamaca isimli kitabını okuduktan sonra daha iyi anlayacağız ve soracağız: Bütün bu koşuşturmalar katile temenna çekmek için miydi?
Bu, Türkiye Cumhuriyeti devletini yoran bir mesele. Kökü tarihin derinliklerinde. Yüzeye çıkışı, kanlı bir örgüt haline gelişi ise 1984lere dayanıyor. Eruh baskınıyla.
Dönemin başbakanı Özal, olayı önce iki-üç baldırı çıplağın işi diyerek küçümsedi. Merhum nereden bilecekti ki, gün gelecek o baldırı çıplak çetenin önünde koskoca bir irade süklüm püklüm masaya oturacak, ezim ezim ezilecek! Sadece Özal mı, gelmiş geçmiş tüm siyasetçilerimiz, mezarlarından çıksalar, bu durum karşısında bir daha toprağın altına girmeyi tercih ederlerdi sanırım.

Ama, bu günkü ezik duruş, bunu sergileyenleri zerre kadar utandırmıyor.
Kader utansın deyip geçiştirilecek bir olay mı bu Allah aşkına?
Gelelim, 130 günlük kovalamacaya.
Hulusi Turgut, tecrübeli gazetecilik önsezisiyle bu konuyu çok güzel tahlil ediyor. Araya kendi yorumunu katmadan, daha çok o dönemin aktörlerini konuşturarak yapıyor bunu. Böylece ana resmi ortaya çıkarmış oluyor. Kitabı okuduktan sonra, bu ana resimden çıkardığım bazı estantaneleri, yerin müsaadesi nispetinde sizlerle paylaşmak istiyorum.
130 günlük kovalamacanın hikâyesini adım adım anlatmaya gerek yok. Çok tekrarlandığı için hafızalarımızda dipdiri duran bir hikâyedir bu.

Terörist başı Suriyede barınıyor. Ancak Hafız Esat bu adamı topraklarınızdan çıkarın tekliflerini her defasında inkârla geçiştiriyor. Demirelin Suriye ziyaretinde konu bir kez daha gündeme getiriliyor. Esat yine inkâr ediyor. Bu defa Demirel, elindeki kâğıtta yazılı olan adres ve telefon numarasını Esada verip, isterseniz bu numaradan hemen arattırın, karşınıza kendisi çıkacaktır deyince konuyu inceleteceğini söylemekle yetiniyor.
Bu geçiştirmelere, sonunda Türkiye Cumhuriyeti güç gösterme kararlılığı ile cevap veriyor. Önce günün başbakanı Mesut Yılmazın Hatay konuşması, ardından Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Atilla Ateşin sınırdaki konuşması ve en sonunda Cumhurbaşkanı Demirelin Meclisteki konuşması, devletin ciddiyetini tam anlamıyla ortaya koyuyor.
Mısır Devlet Başkanı Mübarekin arabuluculuğu devreye giriyor, kararlılığımız bir kere de Mübarekin ağzından iletiliyor. Böylece Hafız Esad durumun ciddiyetini daha iyi kavrayarak terörist başını kendi topraklarından çıkarıyor.
Gerisi malûm. Rusya, İtalya, Yunanistan ve 130 günlük kovalamacanın sonunda Kenya. ABDliler katili paketleyerek Türkiyeye teslim ediyorlar.

Geliyoruz bu güne: AKP iktidarı, devletin gücünü terörizme göstermek yerine, terör örgütünün gücünü önemseyip başıyla masaya oturuyor. Başbakan, ettiği yemindeki Türk milliyetçiliğini de içine katarak her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldığını söylüyor, BDP tüm bu gelişmelerden cesaret alarak, belki meydan okuma, belki nabız yoklama adına adımlarını Türkiyenin diğer bölgelerine doğru atma teşebbüsünde bulunuyor. Sinopta ve Samsunda olanlar, işte bu tahrikin sonucudur.
Burada, Hulusi Turgutun, dönemin Cumhurbaşkanı Demirelle yaptığı mülâkattan bir bölümü alarak, 20 yıl önceden, şimdi ne oluyor? sorusunun cevabını buluyoruz. İşte o sözler:

ARAYA NİFAK SOKARSANIZ ATLA ARPAYI DÖVÜŞTÜRÜRSÜNÜZ!
Şimdi vatandaşlarımız bir milletten iki millete dönüştürülmek isteniyor. Bu arada, iki devlet aranıyor. Eğer iki devlet olmazsa, bir devlette iki millet aranıyor.

Bu gün geçmişi iyi değerlendirmemiz lâzımdır. Dağılmış bir imparatorluğun çocuklarıyız. İmparatorluğun dağıldığı sırada yaşanan Balkan ve Ortadoğu olaylarını unutmamamız gerekir. Bilhassa Balkanlar hadisesi bir faciadır.

Bu gün Türkiye, artık bundan daha küçük olamaz. Bu topraklarda yaşayan insanlar, bin seneden beri bir ve beraber olmuş, birbirlerini kabul etmiş insanlardır. Bu insanların birbiriyle sorunu yok, devletle sorunu yok. Ancak, fitne öyle bir şeydir ki, insanların arasına soktuğunuz zaman, atla arpayı dövüştürürsünüz. Benim korkum odur, endişem odur.

Türkiye bölünmez. Yani, kendisini Kürt sayan, kendisini Türk sayan kâfi derecede akıllı insan burada vardır. Bölünmez, böldürtemezler. Yalnız, Türkiye zarar görür. Ben, onun için diyorum ki, ey ahali, Türkiyeyi bölmek mümkün değildir, pratik olarak da mümkün değildir. Böyle şeyleri aklınızdan geçirmeyin. Bu tip teşebbüslerin zararını Türkiye çekmemelidir.
Ancak, Türkiye, kendi kendisini böler. Şöyle böler: Sen Türksün, ben Kürtüm diye böler. Hepimiz bu ülkenin vatandaşlarıyız. Buraya göz dikenlerin karşısına hepimiz çıkarız. Onun için etnik milliyetçiliği, mikro milliyetçiliği tahrik etmemek lâzımdır.
Bu gün, üzerinde yaşadığımız ve vatan dediğimiz topraklar, bu insanların beraberce kavga ederek kurtardıkları topraklardır. Buna, Misak-ı Milli Sınırları diyoruz. Bu topraklara, üzerinde yaşayan tüm insanların sahip çıkması, asli görev olmalıdır.
Siyaset adamı olup da devlet adamı olamayanlar bu sözlerden ibret almalıdır!

Mehmet Necati GÜNGÖR
 

jurgen

Tecrübeli
Üye
Selamlar,

TC Zirat Bankasindaki TC kelmesi kaldirildi.Zirat Bankasi oldu.
TC siz Bir devlet icinde iki millet olur.
Durum onu gosteriyor.

Sevgi ve saygiya...
 
Üst Alt