Yanlış pantolon, çifte ölüm

Muzaffer, damatlığını Tuba'nın çalıştığı mağazadan almıştı. Paçası kısalacaktı. Tuba, terziden yanlış pantolonu getirdi. İkisi doğru pantolonu almak için çıktılar dükkândan; ölüme gittiklerini bilmeden

Ulus'taki patlamada yaşamını yitirenlerin evleri, başsağlığına gelenlerin yanı sıra, gencecik insanların hiç hak etmedikleri şekilde hayattan koparılmasına karşı isyana da ev sahipliği yapıyor. O evlerden biri de gazete sayfalarındaki ölüm haberlerinin içinden gülen gözleriyle bakan 22 yaşındaki Tuba Yami'nin ailesine ait.

Sağda Cebeci Asri Mezarlığı, solda yıkılmış mermer atölyelerinin kalıntıları... Babası yıllarca bu atölyelerde mezarlar için mermer yapan Tuba'nın çocukluk ve genç kızlık yılları, hep ölümün tozları arasında şekillenmiş. Kırık dökük kapılardan küçük avlulara girilen gecekonduların dizildiği cadde boyunca, yas için toplananlar, evler arasından Tuba'nın evini işaret ediyor.

Komşular avlunun beton zemininde, küçük tüpün başında büyük bir alüminyum tencerede helva için tereyağı eritiyor. Ağlamaktan kısılmış sesler, başsağlığı dileklerine kısa yanıtlar veriyor:
"Ciğerimiz yanıyor, meleğimiz uçtu, buna yürek dayanır mı?"
Baba evde yok, anne Aysel Erdoğan ile 1 yıldır ayrı. Anne ile akrabaları içeride 3 gündür ağlıyor.

Kaderin inanılmaz oyunu

İş arkadaşı Nezahat Kır, Tuba'yı son görenlerden biri. Kır'ın anlattıkları, genç kızla bugün düğünü olan, ama saldırıda katledilen 26 yaşındaki Muzaffer Savaş'ın inanılmaz kaderini ortaya koyuyor. Kır'ın anlatımına göre Savaş, Tuba'nın çalıştığı dükkândan bir damatlık beğeniyor, ancak paçasını yaptırmak için pantolon terziye gönderiliyor. Tuba pantolonu getiriyor, ancak bunun yanlış pantolon olduğu anlaşılıyor. Tuba da Savaş ile birlikte yeniden terziye gitmek için mağazadan çıkıyor. Bu sırada patlayan bomba, Kır'ın "melek gibiydi" dediği Tuba'yı, gençlik heyecanını, güzelliğini, sevgisini ölümle yoğuruyor.

Asgari ücretle 5 boğaz

Tuba'nın büyük ablası Mehtap evli ve bir çocuğu var. "Asgari ücretle beş boğaza bakıyordu" diyorlar. Diğer abla Yıldız çalışmıyor. Kız kardeşi Firdevs lise 1. sınıf öğrencisi. Küçük kardeşi Muzaffer 5. sınıfta okuyor. Annesi, "Kimler görücüye geldi, o evlenmek istemedi" diyor:
"Çinçin gibi mahallede böyle kız... Parmakla gösteriyorlardı. Sözümden çıkmazdı. Saatinde gider, saatinde gelirdi. Biz babasıyla bir yıldır ayrıyız, onun da gönlünü yapardı, çamaşırlarını getirir bize yıkatırdı. 'Evlilik dediğin bir kere olur. Kız kardeşim okusun, işe girsin, evlenirim' diyordu."
Avluda oturan yaşlı bir kadın var. Babaanne Hayriye 70 yaşında. "Hiç konduramıyorum ölümü. Şuradan çıkıp gelecekmiş gibi" diyor. Yeşil gözlerinde yaş. Torununu, kendisi için satın aldığı mezara bir gün önce kendisi gömmüş. Mezarının üzerine kola dökmüşler. Komik. Ama belki de başına böyle bir şey geleceğini hiç tahmin etmediğinden, kolayı sevdiğini göstermek için "Ölürsem mezarıma kola dökün" demiş Tuba. Elleri titreyerek, gözlerinde yaşlarla dediğini yapmışlar.

Milliyet
 
Üst