• Hoşgeldiniz Yayın hayatımıza turktwit.com olarak devam etme kararı aldık. Tüm uyelerimizi yeni sosyal medya sitemizTurkTwit.Com 'a bekleriz

Mevlana-Senâî

Marhaba

Ebul-Mecd Mecdûd b. Âdem-i Senâî (öl. 535/1141; daha güvenilir gö¬rüşe göre 545/1142), tasavvufî şiirin kurucusudur. Hadîkatül-hakîka (adlı) mesnevisi ve tasavvufî kasideleriyle bütün şair, yazar ve ediplerin teveccühünü kazanmıştır. Yine herkesin övgüsüne mazhar olan başka mesneviler de yazmıştır. Hakkında saygı dolu birçok sözler söylenmiştir. Hatta Hâkânî-yi Şirvânî bile kendisini Senâîye bedel (yerini alan) görerek demiştir ki:

بدل من آمدم اندر جهان سنايي را بدين دليل پدر نامِ من بديل نهاد
Dünyada Senâînin yerine ben geldim; bu sebeple babam, adımı Bedîl koydu.
Başka bir yerde (şöyle) söyler:

چون به غزنين شاعري شد زيرِ خاک خاکِ شروان شاعري ديگر بزاد
Gaznede bir şair toprağa (verildiği) için, Şirvan toprağı başka bir şair (dünyaya) getirdi.
Mevlânânın şu iki beyti genel olarak bilinir -ki birinde Senâî ve Attârın, diğe¬rinde sadece Attârın adı geçmektedir-:
عطار روح بود و سنايي دو چشمِ او ما از پي سنايي و عطار آمديم
Attâr ruh, Senâî onun iki gözü (mesâbesinde) idi; biz ise Senâî ve Attârın izin¬den geldik.
هفت شهرِ عشق را عطار گشت ما هنوز اندر پي يک کوچه ايم
Attâr, aşkın yedi şehrini dolaştı; biz ise hâlâ bir sokağın içindeyiz.

Bir tarikat şeyhi olan Ferîdüddîn Muhammed Attâr-ı Nîşâbûrînin, tasav¬vufî mes¬nevileri vardır ve bunların en meşhuru Mantıkut-tayr veya Makâmâtut-tuyûrdur. Onun Tezkiretül-evliyâ (adlı) mensur eseri de (her¬kes tarafından) bilinir. Attâr, 618/1221 veya 627/1230 yılında Moğol istilâsı sırasında -bir rivayete göre- şehit edilmiştir.

Zikrettiğimiz gibi bu iki büyük mutasavvıftan Senâî, Mevlânâyı daha fazla etki¬lemiştir. Anlatıldığına göre Şems-i Tebrîzînin kaybolmasından sonra Mevlânânın seçkin müridlerinden Hüsâmeddin Çelebi, kendisinden, istifade edip aşkı tatması için Senâînin İlâhî-nâmesi gibi bir eser yazmasını rica eder. İlâhî-nâmeden kastedilen, Senâînin, Fahrî-nâme de denilen Hadîkatül-hakîkasıdır. Mesnevîde de Hakîm-i Gaznevînin İlâhî-nâmesine işaret edilmiştir.

(Çelebinin) bu ricası ve teklifi üzerine Mevlânâ, sarığının arasından bir kâğıt parçası çıkarıp kendisine verir ve
Al; bu, İlâhî-nâmenin başlangıcıdır der.
O kâğıtta Mesnevinin, بشنو از چون حکايت مي کند Dinle neyden nasıl anlatıyor diye (başlayıp)
پس سخن کوتاه بايد والسلام
Öyleyse sözü kısa kesmek gerekir, vesselâm diye (biten) ilk 18 beyti yazılıdır.
Mevlânânın gazellerinde Senâî ve Attârın adlarının birlikte geçtiği yerler şunlardır:

جاني که رو اين سو کند با بايزيد او خو کند يا در سنايي رو کند يا بو دهد عطار را
Bu tarafa yönelen can Bayezidin huyunu alır; ya Senâîye yüzünü çevirir, yahut Attârın kokusunu verir.
اگر عطار عاشق بُد سنايي شاه فايق بُد نه اينم من نه آنم من که گم کردم سر و پا را
Attâr âşık idi, Senâî üstün bir padişah idi; (fakat) ben ne oyum, ne buyum; başımı, ayağımı kaybetmişim ben.
Bu beyit, bir sonraki gazelde de aynen tekrar edilmiştir.
Diğer bir beyit:

آن سنا جو کش سنايي شرح کرد يافت فرديت ز عطار آن فريد
Senâînin anlattığı o yücelik arayan eşsiz kişi, eşsizliği (vahdeti) Attârda buldu.
Mevlânânın, Senâîden yaptığı tazmin ve iktibaslar şunlardır:
Mevlânâ bir gazelinde der ki:

ما هميشه ميان گلشکريم زان دلِ ما قويست در برِ ما
زهره دارد حوادثِ طبعي که بگردد به گردِ لشکرِ ما
ما به پر مي پريم سوي فلک زآنک عرشيست اصلِ جوهرِ ما
Biz daima gülbeşeker içindeyiz; ondan dolayı göğsümüz içindeki kalbi¬miz güçlüdür.
Zöhre bile halden hale girer de ordumuzun etrafında dolaşır.
Kanatlanıp göğe doğru uçarız; çünkü asıl cevherimiz, arşa mensuptur bizim.
Senâî de (şöyle) söylemiştir:
تو هميشه ميان گلشکري زآن دلِ تو قويست در برِ تو
زهره دارد حوادثِ طبعي که بگردد به گردِ لشکرِ تو
تو به پر مي پري به سوي فلک زانک عرشيست اصلِ گوهرِ تو
Mevlânânın

جان را درافکن در عدم زيرا نشايد اي صنم تو محتشم او محتشم چيزي بده درويش را
Ey güzel! Canı yokluğa at; zira sen de haşmetlisin o da haşmetli, bu ya¬kışık almaz; fakire bir şey ver.
beyti, Senâînin şu beytine işarettir:

خيز و بيا و برنشين به شهپرِ روح الامين خود کي روا باشد چنين تو محتشم او محتشم
Kalk, gel ve Cebrâilin kanadına bin; sen haşmetli, o haşmetli, böyle uygun olur mu?
Mevlânâ bir gazelinde, Senâînin şu beytini tazmin edip matla olarak kullanmıştır:

عيسيِ روح گرسنه ست چو زاغ خرِ او مي کند ز کنجد کاغ
Can İsası karga gibi aç; eşeği de susam (yemiş), geviş getiriyor.
Şu beyti de Senâînin Hadîkasından alıp bir gazeline matla yapmıştır:

صوفيان در دمي دو عيد کنند عنکبوتان مگس قديد کنند
Sûfîler aynı anda iki bayram (birden) yaparlar; örümcekler ise sinek ku¬rutuyorlar.
(Mevlânâ) bir gazelin matlaında (şöyle) der:

اي سنايي گر نيابي يار يارِ خويش باش در جهان هر مرد و کاري مردِ کارِ خويش باش
Ey Senâî! Eğer dost bulamıyorsan, kendi kendine dost ol. Dünyada her¬kesin bir işi var; (sen de) kendi işinde ol.
(Beytin) ikinci mısraı, Hadîkanın şu beytine işarettir:

که پديد است در جهان باري کارِ هر مرد و مردِ هر کاري
Dünyada, hiç değilse şu aşikârdır ki her adamın bir işi, her işin bir adamı (vardır).
Mevlânânın, Mesneviyi Hüsâmeddin Çelebinin ricası üzerine, Senâînin Hadîkasını örnek alarak yazdığını ve onu İlâhî-nâme diye adlandırdığını -ki Attârın İlâhî-nâmesi ile karıştırılmamalıdır- söylemiştik.

Mevlânânın Hadîkaya gösterdiği bu teveccüh, (mezkûr) eserden veya Senâînin başka sözlerinden birçoğunun Mesnevide nakledilmesine vesile olmuş; hikâyeler, bahisler ve izahlarda ondan yararlanılmıştır. Örnek olarak iki (tanesini) vereceğiz:

1) گفت معشوقي به عاشق کاي فتي تو به غربت ديده اي بس شهرها
Bir maşûk, aşığına dedi ki: Ey yiğit! Sen gurbette çok şehirler görmüş¬sündür.

(beytiyle başlayan) Bir maşûkun, aşığına hangi şehir daha güzeldir diye sorması (bahsi)nin muhtevâsı, Ahmed Emîn-i Râzînin söylediğine göre, Senâînin şu (beyitle başlayan) manzûmesinden alınmıştır:

تا نقشِ خيالِ دوست با ماست ما را همه عمر خود تماشاست
Sevgilinin hayâli bizimle birlikte olduğu sürece bütün ömrümüz temâşâ içindedir.
2. (Mevlânânın),

آنکه فرموده است او اندر خطاب کُرّه و مادر همي خوردند آب
Söz arasında şöyle buyurmuştur ki tay ile annesi su içiyorlardı.

(beytiyle başlayan)
Tayın su içmekten ürkmesi konusunu örnek verme (bahsindeki) temsili,
Senâînin şu beyitlerinden almıştır:

آن کرّه اي به مادرِ خود گفت چونکه ما آبي همي خوريم صفيري همي زنند
مادر به کرّه گفت برو بيهده مگوي تو کارِ خويش کن که همه ريش مي کنند
(Hani) bir tay annesine biz su içerken ıslık çalıyorlar demiş; annesi de yürü, boş konuşma, sen kendi işine bak; onların hepsi (saçlarını) sakallarını yolarlar demiş.

Mevlânâ, konuşmalarında ve yazdıklarında da Senâînin birçok şiirini nakletmiştir. Bu cümleden olarak Fî-hi mâ fîh ve diğer söz ve yazılarını (örnek gösterebiliriz).

Mevlânânın Senâîye saygısı ve bağlılığı, başkalarının karşısında onun şiirlerini övmesi ve zikretmesi de bazı hikâye ve rivayetlere (konu) olmuştur ki bunlardan bahsetmek uygun olacaktır.

Fî-hi mâ fihte (şöyle) anlatılmıştır:
Demişler ki Seyyid Burhâneddin gü¬zel konuşuyor, ama söz arasında Senâînin şiirlerini çok kullanıyor. Seyyid buyurdu ki söyledikleri, Güneş iyidir, ama ışık vermesi kusurdur demeye benziyor. Zira Senâînin sözünü nakletmek, o sözün görünmesini (sağlamak¬tır). Eşyayı güneş gösterir; (varlıklar) güneşin ışığında görülebilir.
doguedebiyati.com

devam edecek..........
 
Selam!
Bir gün Hz. Mevlânâ, Sirâceddîn-i Tatarînin odasına girmiş, manalar (saçmakla) meşguldü. Buyurdu ki: Hakîm-i ilâhî Hâce Senâî ve Ferîdüddîn-i Attâr Hazretleri -Allah sırlarını takdis etsin- çok (ulu) din büyükleri idiler. Fakat onlar ekseriya ayrılıktan söz etmişlerdir. Biz ise hep vuslattan söz ediyoruz.

Mevlânânın Dîvân-ı Kebîrdeki şu iki beyti de bu durumu (teyid eder):

از بس که تند و عاقم در دوزخِ فراقم دوزخ ز احتراقم گيرد گريز پايي
چون ديد شورِ ما را عطار آشکارا بشکست طبلها را در بزمِ کبريايي

Çok sert ve âsi olduğumdan ayrılık cehennemindeyim; cehennem (bile) benim yanımdan kaçıyor.
Bizdeki coşkuyu Attâr görseydi, apaçık ululuk meclisinde tablaları kırardı.

Burada Attârdan maksat Şeyh Ferîdüddîn-i Attârdır. Nitekim merhum Furûzanfer, Dîvân-ı Kebîrin özel isimler fihristinde (bunu) belirtmiştir.

Acâibül-büldânda (şöyle) rivayet edilmiştir:
Derler ki tarikat ehlinin şeyhi Muslihuddîn Sadî-yi Şîrâzi, seyahati esnasında Mevlânânın şehrine ulaştı. () Bir gün (Mevlânâ) tarzında bir gazel söyleme arzusuyla şu mısraı söyledi:

سرمست اگر در آيي عالم به هم بر آيد

Eğer sarhoş olarak içeri girersen âlem birbirine karışır.

Şiirin arkasını getiremedi ve ikinci mısraı söyleyemedi. Bunun üzerine semâ meclisinde (bulunan) Mevlânânın huzuruna vardı. Mevlânânın ilk söylediği söz şu oldu:

سرمست اگر در آيي عالم به هم بر آيد خاکِ وجودِ ما را گرد از عدم بر آيد

Eğer sarhoş olarak içeri girersen, âlem birbirine karışır. Bizim varlık toprağımızın tozu, yokluktan gelir.

Gazeli sonuna kadar (okudu). Şeyh Sadî anladı ki Mevlânânın söylediği (şiir), halinin coşup taşmasındandır. Onun iç dünyasının temizliğine olan inancı arttı.

Merhum üstad Furûzanfer, tarihî problemleri tenkit ve tahkik ederek Menakıbül-ârifîn ve Acâibül-büldanda Sadînin Mevlânâ ile görüşmesine dair (bu) iki rivayeti güvenilir bulmuş; Sadînin, Mevlânâya duyduğu inanç ve güven ortada iken onun,

از جان برون نيامده جانانت آرزوست زنّار نابريده و ايمانت آرزوست

Canın (bedeninden) dışarı çıkmamışken sevgiliyi arzuluyorsun; zünnarı koparmamışken imanı arzuluyorsun.
beytiyle başlayan ve Mevlânânın,

بنماي رخ که باغ و گلستانم آرزوست بگشاي لب که قندِ فراوانم آرزوست

Yüzünü göster; bağı, gül bahçesini görmeyi arzuluyorum. Dudaklarını aç; bol bol şeker arzuluyorum.

matlalı gazeline nazîre olduğu anlaşılan şiirinin, Mevlânâya bir cevap ve itiraz olduğu (iddiasını) reddetmiş ve temelsiz saymıştır.
Yine Furûzanferin söylediğine göre bazı kimseler, Bûstânda,

شنيدم که مرديست پاکيزه بوم شناسا و رهرو در اقصاي روم

İşittim ki Anadoluda temiz bir memlekette basiret sahibi olan ve (halkı) irşad eden bir adam varmış.

beytiyle başlayan hikâyenin, Mevlânânın ahlâkını yermek ve onun misafirperverlikteki (olumsuz tavrını) göstermek için yazıldığını sanmış ve (öyle) beyanda bulunmuşlardır.
(Üstada göre, isnad edilenler) kesinlikle Mevlânânın ahlâkına ve davranışlarına uymaz ve (bu iddia) kabul edilemez.

Devam edecek....
 
Üst