• Hoşgeldin ziyaretçi ÜYE OLARAK Özgün Haber ve Makalelerinizi kaynak göstererek uygun olan katogoriye ekleyebilirsiniz.

Lozan antlaşmasının azınlıklarla ilgili maddeleri

1923 - Lozan Barış Antlaşması imzalandı

İstiklâl Mücadelesinin zaferle neticelenmesinden sonra yeni Türk Devleti, başta İtilaf Devletleri olmak üzere birçok devletle Lozan Antlaşmasını imzalamıştır. Lozan Antlaşması ile yeni Türk Devletinin varlığı siyasî ve hukukî alanda onaylanmış, Türkiyenin bağımsız ve eşit bir devlet olarak uluslararası topluma kabul edilmesi sağlanmıştır.

Lozan Antlaşması İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Sırp-Hırvat, Sloven, Romanya ile Türkiye arasında 24 Temmuz 1924 tarihinde imzalanan ve Türk Devletinin kuruluşunu uluslararası alanda belgeleyen bir metindir.

Lozan görüşmelerinde azınlıklar konusu, üzerinde en fazla durulan hususlardan birisi olmuştur. Azınlıklar, faaliyetlerini meşrû hale getirebilmek ve kendi lehlerine kamuoyu oluşturabilmek için Anadoluda ezilen Hıristiyan halkın haklarının iadesi sloganını kullanmışlar ve böylece daha fazla hak koparma yoluna gitmişlerdir. Bu nedenle de, Lozan Konferansında azınlıklar konusu oldukça tartışmalı geçmiştir.

Lozan Antlaşmasının 37inci ve 45inci maddeleri arasındaki düzenlemelerin hepsi azınlıklar için yapılmıştır. Yani antlaşmanın ilgili maddeleri azınlıkları ilgilendirmektedir. Bu antlaşmaya göre oluşturulan hukukî ve siyasî statüye göre, azınlıktan maksat Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerdir. Böylece bu antlaşmayla Batılı Devletlerin azınlıklar ifadesini kullanarak, üniter devlet yapımızı, milli birlik ve bütünlüğümüzü bozmaya yönelik emperyalist politikalarının önüne geçilmiştir.

Lozan Antlaşmasında yapılan hukukî düzenlemelerle, ülkemizdeki azınlıklara herhangi bir ayrıma maruz kalmaksızın başta eğitim-öğretim alanında olmak üzere birçok alanda çağına göre oldukça ileri düzenlemeler yapılmış, azınlıklara diğer vatandaşlarla eşit haklara sahip olma ve aynı zamanda kendi dillerini konuşma, kültürlerini ve geleneklerini sürdürme hakkı tanınmıştır.

Ayrıca antlaşmada bir diğer tartışma konusu ise Patrikhanenin İstanbuldan çıkarılıp çıkarılmaması hususunda olmuştur. Türk Delegeleri, tarih boyunca hep aleyhimizde faaliyetlerde bulunmuş olan Patrikhanenin yurtdışına çıkarılmasını istemişse de, Lord Gürzonun Patrikhanenin olumsuz faaliyetlerde bulunmayacağı teminatını vermesiyle, Türk Delegeleri bu istekten vazgeçmişlerdir.

Lozan Barış Antlaşmasının Azınlıkların Korunması başlığını taşıyan 37.-45. maddeleri Türkiyedeki azınlıkların yasal konumunu ortaya koymaktadır. Azınlıklarla ilgili bu maddeler, aynı zamanda Milletler Cemiyetinin güvencesi altında kabul edilmiştir. Buna göre bu hükümler, Cemiyet Konseyinin çoğunluğu olmadan değiştirilemez niteliğe sahipti ve azınlık hükümlerini çiğnediği gerekçesiyle şikayet edilen ülke, sorunun Uluslararası Adalet Divanına götürülmesine itiraz edemiyordu.

Lozan Barış Antlaşmasını azınlıklar ilgili maddeleri ise şu şekildedir:​

Antlaşmanın 37. maddesine göre Türkiye Devleti, Lozan Antlaşmasının 38den 44e kadar olan hükümlerini temel kanun olarak kabul eder. Bu hükümlerin dışındaki hiçbir kanun, tüzük ya da resmî işlemleri, sözü edilen hükümlerden üstün tutamaz.

Antlaşmanın 38. maddesine göre, Türk Hükümeti doğum, milliyet, dil, soy veya din ayırmaksızın Türkiye halkının tümünün yaşam ve özgürlüklerini tam olarak korumayı yükümlenir. Müslüman olmayan azınlıklar, tüm uyruklara uygulanan ve Türk Hükümetince milli savunma ve kamu düzeninin korunması için ülkenin her yanında ya da bir kısmında, alınan önlemler saklı kalmak şartıyla özgür seyahat ve yer değiştirme hakkından yararlanacaktır.

Antlaşmanın 39. maddesine göre bütün Türk halkı, din farkı gözetilmeksizin yasalar önünde eşit olacaktır. Din, inanç veya mezhep farkı, hiçbir Türk vatandaşının vatandaşlık ve siyasî haklardan yararlanmasına ve özellikle kamu hizmetlerinde çalışmasına, memurluğa ve üst dereceye terfisine ya da türlü meslekleri ve teknik işleri yapmasına bir engel oluşturmayacaktır. Herhangi bir Türk uyruklu kişinin gerek özel veya ticarî ilişkiler; gerekse din, basın ya da her türlü yayın alanında ve sosyal toplantılarda herhangi bir dilin özgürce kullanılmasına karşı hiçbir kısıtlama getirilmeyecektir. Resmî dilin varlığı ile Türkçeden başka bir dil ile konuşan Türk uyruklulara, mahkemeler önünde kendi dillerini sözlü biçimde kullanabilmeleri hususunda kolaylık gösterilecektir.

Antlaşmanın 40. maddesine göre, Türk vatandaşı olup, Müslüman olmayan azınlıklar diğer Türk vatandaşlarıyla, hukuk bakımından aynı işlemden ve aynı güvencelerden yararlanacaklardır. Her türlü hayır kurumu, dinî kurumlar ve sosyal kurumlarla, her türlü okul ve diğer eğitim kurumlarını, giderlerini kendileri karşılamak şartıyla kurma, yönetme ve denetleme hakkına sahip olacaklardır. Bu okullarda kendi dillerini serbestçe kullanma hakkına sahip olacaklardır.

Antlaşmanın 41. maddesine göre genel eğitim ve öğretim konusunda Türk Hükümeti, gayrimüslim halkın önemli oranda oturdukları il ve ilçelerde bu gayrimüslim Türk vatandaşlarının çocuklarının ilkokullarda, kendi dilleriyle serbestçe eğitim görmeleri için gereken kolaylı gösterecektir. Bu hüküm, Türk Hükümetinin söz konusu okullarda, Türk Dilinin öğrenilmesini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır. Azınlıklara mensup Türk uyrukluların önemli oranda var oldukları kent ve ilçelerde devlet bütçesi, belediye veya diğer bütçelerce eğitim, din ve hayır amacı ile genel gelirlerden ayrılacak paralardan adı geçen azınlıklar eşit bir biçimde yararlanacaktır. Söz konusu paralar ilgili kuruluşun yetkili temsilcilerine ödenecektir.

Antlaşmanın 42. maddesine göre, Türkiye Hükümeti Müslüman olmayan azınlıkların, aile hukuku veya kişisel hakları konusunda, bu sorunların adı geçen azınlıkların gelenek ve göreneklerine göre çözümlenmesine yardımcı olacak her türlü yasayı çıkarmaya izin verir. İşbu yasalar, Türk Hükümet ile ilgili azınlıklardan her birinin eşit sayıda temsilcilerinden oluşan komisyonlarca düzenlenecektir. Türk Hükümeti ile Milletler Cemiyeti birlikte, Avrupa Devletleri hukukçuları arasından seçilecek bir üst makam atayacaktır. Türkiye Hükümeti adı geçen azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki dinî kuruluşlara her türlü koruma önlemi almayı yükümlenir. Bu azınlıkların bugün Türkiyede var olan vakıflarına dinsel ve hayırsal her türlü kolaylık gösterilecek ve Türkiye Hükümeti, yeni dinsel ve hayırsal kuruluşların çalışması için, benzeri diğer özel kuruluşlara sağlanmış olan kolaylıkları sağlayacaktır.

Antlaşmanın 43. maddesine göre Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk vatandaşları, inançlarına ya da dinî ayinlerine aykırı herhangi bir davranışta bulunmaya zorlanamayacakları gibi, hafta tatili (dinî istirahat) günlerinde mahkemelerde bulunmadıkları ya da kanunun öngördüğü herhangi bir işlemi yerine getirmemeleri yüzünden hakları kaybolmayacaktır. Ancak bu hüküm, söz konusu Türk vatandaşlarını, kamu düzeninin korunması için, diğer Türk vatandaşlarına yükletilen yükümler dışında tutar anl***** gelmeyecektir.

Antlaşmanın son, yani 44. maddesine göre Türkiye, işbu faslın yukarıdaki maddelerinin Türkiyenin Müslüman olmayan azınlıklarıyla ilgili olduğu ölçüde, uluslararası nitelikte yükümler meydana getirmelerini ve Milletler Cemiyetinin güvencesi (garantisi) altına konulmalarını kabul eder. Bu hükümler, Milletler Cemiyeti Meclisinin çoğunluğunca uygun bulunmadıkça değiştirilmeyecektir.
Netice olarak söylemek gerekirse: antlaşmanın hükümlerine baktığımızda azınlıkların korunması ve hakları hususunda oldukça modern ve çağına göre ileri hükümler içerdiğini görmekteyiz.

Bu makale, Niğde Üniversitesi SBE. İlköğretim Anabilim Dalı Sosyal Bilgiler Öğretimi Bilim Dalında akademik jüri tarafından onaylanmış Yüksek Lisans Tezinin bir kesitidir.
Uzman Tarihçi, Araştırmacı-Yazar mehmet.deri@gmail.com
 
Üst