Komünizm ve sovyetler

KOMÜNİZM VE SOVYETLER

Seksenli yılların sonuna dek iki kutuplu bir dünyada yaşıyorduk. İki birbirine zıt ideoloji dünya üzerinde "soğuk" bir savaşı sürdürüyor, kimi zaman söz konusu savaşın ısısı Üçüncü Dünya'nın uzak köşelerinde yükseliyor, silahlar konuşuyordu. Ama ne olduysa oldu, 1990'lara ayak basarken birden bire "komünist" kanat çöküverdi. Yıllardır "dünyayı tehdit eden" ideolojik ve askeri gücünün nasıl böyle aniden eriyebildiği ise akıllarda bir soru olarak kaldı

Bu soru halen merak uyandırmaktadır. 10 yıl önce hemen herkes tarafından neredeyse "hiç sona ermeyeceği" düşünülen Soğuk Savaş nasıl böyle birden bitiverdi? Sovyetler'in kağıttan kaplan olduğu yıkıldıktan sonra anlaşıldı, peki o zaman on yıllardır bu "iki kutuplu dünya" nasıl varlığını sürdürebilmişti? Bu sorunun cevabı belki de "dünyanın resmi tarihi"nin biraz incelenmesiyle daha iyi anlaşılabilir.

Kitabın diğer bölümlerinde Ortadoğu'nun, faşizmin ve diğer pek çok önemli konunun göründüğünden daha farklı olabildiğine tanıklık ettik. Acaba aynı şey komünizm ve Soğuk Savaş için de söz konusu mu? Yıllardır tüm dünyayı tedirgin eden Soğuk Savaş, acaba göründüğünden farklı bazı ilginç hesapları içeriyor muydu?
Bunun için önce şu soruya cevap vermek gerek: Soğuk Savaş taraflar için -özellikle Batı içinde yer alan belli gruplar açısından- gerçekten tehlikeli ve tedirgin edici miydi? Bu gruplar, iki kutuplu dünyadan ne kadar rahatsız oluyorlardı ya da oluyorlar mıydı? Bu soruya gazeteci yazar Mehmet Ali Birand'ın öne sürdüğü bir düşünceyle ışık tutalım:
"Batı, Sovyetler Birliği'nin dağılışından bu yana kendine yeni bir düşman arıyor. Komünizm son derece yararlıydı. Tek başına, değişik ideoloji, değişik din veya renkteki insanı kolaylıkla birleştirebiliyordu. "Komünizm geliverir" dendi mi, herkes anlaşmazlıklarını içine atar ve ortak bir hedefe doğru birleşirlerdi. Şimdi komünizm tehlikesi bitince adeta düşmansız kalındı. Yeni bir düşman, yeni bir cepheleşme aranır oldu." (Mehmet Ali Birand, Sabah, 13 Mart 1993)

Evet, komünizmin varlığı Batı için -özellikle bundan menfaat sağlayan bazı gruplar için- öyle büyük bir tehlike değildi. Tam tersine büyük bir avantajdı. Doğu ve Batı arasında gerçekleştirilen silahsız savaşın ne uğruna yapıldığının düşünülmesi, bu avantajın ne yönde olduğunu bize açıklayacaktır. Sözde ABD ve Sovyetler iki zıt ideolojinin savaşını veriyordu. Birisi "özgürlük ve demokrasi" diğeri "proleterlerin ve ezilenlerin hakları"nı savunur görünüyordu. Ama "icraat"a bakıldığında -çoğu insan için- bu idealist sloganların hiç de önemli olmadığı anlaşılıyordu.
Sovyetler, Doğu Bloku ülkelerini ya da Afganistan'ı proleterleri korumak için mi işgal etmişti? 60 milyon "rejim aleyhtarı"nı, "halk rejimi sosyalizm" için mi öldürmüştü? Liderleri hiç de Marxist teoride söylendiği gibi, devleti feshedip yönetimi halka bırakmaya niyetli değildiler. Diktatörlük, proleteryanın değil, komünist partili yönetici elitlerin diktatörlüğüydü. Türk solunun ünlü isimlerinden M. Ali Aybar, "Leninist Parti, Burjuva Modelinde Bir Örgüttür" adlı kitabında, Sovyet sisteminin, hiç de "işçi sınıfı"nı iktidara getirmediğini, tam tersine "burjuva" benzeri bir tür yönetici elit kadrosunun despot rejimi haline geldiğini ayrıntılarıyla anlatır.

Bu sorulara kolayca "hayır" cevabı verebiliriz. Bu durumda karşılaştığımız gerçek, on yıllar boyu sürdürülmüş olan Soğuk Savaş'ın, ideolojik temellere ve "idealist" yaklaşımlara dayanmadığıdır. Bu ideolojik karşıtlık, iki ülkenin halkları için ya da diğer ülkelerin ateşli Amerikan ya da Sovyet taraftarlarının bir kısmı için geçerli olabilir, ama süper güçlerin lider kadrolarında yer alan bir kısım insanlar için söz konusu değildir. Söz konusu Amerikan ya da Sovyet yönetici elitlerin hesapları, ideoloji üzerine değil, "çıkar" üzerine olmuştur.
Bu sihirli kelimeyi "çıkar"ı inceleyelim. Yine bir soru soralım. "Çıkar" kimin çıkarıdır? Şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, bu "çıkar" kesinlikle sokaktaki adamın çıkarı olamaz. Vietnam Savaşı'nın ya da Afganistan'ın işgalinin ABD ve Sovyet toplumları için, oğullarını kaybetmek ya da en azından ekonomik sıkıntı içine düşmekten başka hiçbir sonucu olamazdı. Vietnam Savaşı, örneğin, ABD'li silah tüccarlarının çıkarlarına uygundu. Her iki kutupta da yönetici elit içinde yer alan bazı çevreler, ellerindeki propaganda araçlarını da kullanarak -Sovyetler'de resmen ve tümüyle ABD'de ise örtülü bir biçimde ve büyük ölçüde bu propaganda araçları yönetici elitin güdümündeydi- çıkarları doğrultusunda uyguladıkları eylemleri süslü ideolojik sloganlarla destekler ve meşrulaştırırlardı. Söz konusu insanlar, yalnızca "yolcu" politikacıları değil, hatta onlardan daha çok, çeşitli örgütlenmeler ve güç merkezleri sayesinde "hancı" haline gelebilmiş kişileri içeriyordu. Bu sisteme karşı çıkan Başkan Kennedy'nin uğradığı son bu yönden düşündürücüdür.

Bu noktadan biraz daha ileri giderek, her iki blokun da yönetici elitlerinin -ideolojileri ciddiye almadıkları gerçeğini de göz önünde bulundurarak- bir anlamda bir anlaşma içinde bulunduklarını düşünelim. Her iki blokun da politik dengeler ne kadar gerginleşirse gerginleşsin, herşeye rağmen 'detant'ın (yumuşamanın) zedelenmeyeceği'ni özellikle belirtmeleri dikkat çekiyordu. Çünkü detant, politik yumuşamanın değil, ekonomik yumuşamanın adıydı. Bu da "çıkar" anlamına geliyordu. Kimi Batılı şirketlerin -her iki tarafında yönetici elitleri için karlı olan- Rusya'daki yatırımlarının zarar görmemesine özellikle dikkat ediliyordu. Sanki iki taraf arasında yazılı olmayan fakat "fiili durumla" kendini belli eden bir anlaşma vardı.
Sonuçta her iki tarafın yönetici elitlerinin "çıkar" gibi ortak bir hedef peşinde iken, "çıkar"larının örtüşmesi ve bunun sonucunda görünmeyen bir ittifak uyguladıkları gibi bir düşünce öne sürebilir. Bu haliyle, yalnızca mantıksal bir varsayım olan bu düşünce ilerleyen satırlarda ele alınacaktır.

İki blokun yönetici elitleri arasında bir çeşit ittifak olduğu düşüncesi, acaba realiteye uygun mu? Bu soruya çoğu kimse ilk başta olumsuz cevap verebilir. Dünyanın "resmi tarihi", dünyanın yönetimini paylaşanlar tarafından yazılır ve telkin edilir. Bu nedenle, Sovyetler ve ABD'nin, hatta daha ileri gidersek kapitalizm ve sosyalizmin arasında bir çeşit "ittifak" olabileceği düşüncesi, genel kabul gören doğrulara çok terstir. Bu bölümde, söz konusu "telkin edilmiş kabul"lerin dışına çıkarak bu konuyu incelemeyeceğiz.
Elbette böyle bir ittifakın olabilmesi için, kapitalist ve sosyalist liderlerin -tabii hepsini kastetmiyoruz- arasında görünmeyen bir bağ olması gerekiyor. Gizli ve dışa kapalı, yalnızca kendi üyeleri arasında tam mahiyeti bilinen bir örgütlenme bunu sağlayabilir. Bu örgüt masonluktan başkası değildir.,

Karl Marx'ın Bulanık Görüntüsü

Marx, "sosyalizmin babası", sömürülen işçi sınıfının en büyük "koruyucusu", materyalizmin ateşli savunucusu ve dinin de en büyük düşmanıydı. "Proleterler"e sözde bir yeryüzü cenneti vaat ediyordu. Şartı ise insanlarının din ahlakını tamamen göz ardı etmeleriydi. Bu konuda, aslında kapitalist Batı görüşüyle ortak bir noktada, "din dışı"lıkta birleşiyordu. Sosyal bilimci Karl Popper bile Marx ile Eski Ahit (Tevrat) arasındaki paralellikten sözeder. Marx son derece dindar bir Musevi aileden gelmesine rağmen, tüm bu mirasa yüz çevirmiş ve dini reddetmişti. Marx'ın geçmişine bakmak bu tezleri doğrulayacak bilgileri verir:

"Marx, Batı Prusya'da Yahudi bir ailenin oğlu olarak doğmuştur. Babası Heinrich'in esas adı Hirchel Ha-levi ve bir Talmud öğrencisi, dedesi ise haham. Marx'ın yazdığı ilk makale Yahudi sorunlarıyla ilgili. Marx'ın ailesi birkaç nesildir Talmud öğrencisi, Hirchel'in erkek kardeşi Truer'in başhahamı, Heinrich Marx, Hanrietta Pressburg adında Nijmegen'li bir hahamın Macar kökenli kızıyla evleniyor." (Encyclopedia Judaica, cilt 11, sf.1071-1074)

Ancak ne ilginçtir ki Yahudi inancını reddeden Marx, bu inancın içindeki dejenere bir öğretiden, yani Kabala öğretisinden etkilendi:
"Marx'ın yabancılaşma ve özgürlük teorileri sürgünden bir dönüş gibi, Lurianic Kabala gibi anlaşılmalıdır. Fishman, Marx'ın sosyal gerçek anlayışında Yahudiliğe dayalı bir yan bulduğunu ortaya koydu." (Jewish Chronicle, 10 Nisan 1992)

Yahudi dinini reddeden Marx, koyu bir din düşmanı oldu. Olayın bir de "metafizik" boyutu vardı. Kabala'dan esinlenen Marx'ın, bunun sonucu olarak "satanizm" (şeytana tapınma) ile de ilginç bağlantıları vardı:

"Gençlik dönemlerinde, Berlin Üniversitesi'nde Karl Heinrich Marx, kin duygusunu depreştiren çok tehlikeli törensel bir tür satanizme ilgi gösterdi. O günden sonra yazdığı şiirleri 'Oulanem'e adadı. 'Oulanem' şeytan için kullanılan mistik bir isimdi." (The Keys of This Blood, Malachi Martin, sf.200)

Marx'ın karanlık yönleri bunlarla sınırlı değildir. Sosyalizm-kapitalizm birlikteliğinin ilk örneği belki de Marx'tır. Çünkü, garip ama gerçek, ateşli burjuvazi düşmanı Karl Marx, İngiltere'nin en büyük "burjuva"sı Yahudi banker Rothschild ve benzeri kişilerle ilişki içindeydi.

"Marx'ın ekonomik görüşleri City of London'daki banka kuruluşlarının ve özellikle The House of Rothschild (Rothschild Bankası)'in görüşleri ile tamamen uyumlu idi, Karl Marx'ın Moskova'da değil, Londra'da ortaya çıkmış olmasının bir rastlantı olmaması gibi. Rothschildlar tarafından, Çar'ın Avrupa ve New York bankalarında bulunan 1 milyon dolarının getirilmesinin Bolşeviklerin zaferindeki payı da bir rastlantı değildi. Marx'ın, Jenny von Westphalen'le olan evliliği aracılığıyla İngiliz aristokrasisiyle olan yakın ilişkisini de çok az kişi bilir." (The World Order, A Study in Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins, sf.48)

Bunun yanı sıra Marx, devrin mason locaları ile de yakın iş birliği içindeydi. Almanya'da Adam Weishaupt'un örgütlediği "illümine" masonların kurduğu "Bund der Gerechten" (Doğrular Birliği) Marx'ın ilişki içinde olduğu loca idi. Bu locanın ismi daha sonra "Bund der Kommunisten"e dönüştü. Marx ve Engels Komünist Manifesto'yu bu loca için kaleme aldılar. Manifesto'nun 20 yıl boyunca yazar ismi olmadan çıkmasının nedeni buydu.

"Komünist Derneği'ni yöneten illümine masonlar Karl Marx'dan Bavyera İllümineleri'nin programını bir manifesto şeklinde hazırlamasını istediler. Marx, 1847 Aralığı'nda çalışmalarına başladı. Çalışmanın adı da Komünist Manifesto oldu. Marx'ın burada yaptığı, Bavyera İllüminelerinin kurucusu olan Adam Weishaupt tarafından 70 yıl önce geliştirilen devrimci prensip ve programları gün ışığına çıkarıp düzenlemekti." (Le Pouvoir Occulte, Fourrier du Communisme, Jacques Bordiot, sf.102, 103)

"Komünist Manifesto'yu hazırlayan üçüncü kişi de yine Yahudi bir aileden gelen Jean Laffite idi... Gerçekte Komünist Manifesto'nun başlangıcı üç zengin burjuvaya dayanıyordu, Marx, Engels ve Laffite". (Le Pouvoir Occulte, Fourrier du Communisme, sf.120-131)

"Burjuvazi örgütü" olarak nitelendirilen masonluğun, Marx'ın ardından komünizmin yayılması için gösterdiği gayret de ilgi çekiyordu. Bu durum, ister istemez Paris Komünü'nde "kahramanca çarpışan" loca üyelerini akıllara getiriyordu.

Anarşist Komünizmin Kurucusu: Joseph Proudhon

Komünist felsefenin gelişmesinde Marx'ın yanı sıra, başka ilginç kişiler de vardı. Bunlardan biri "anarşist komünizm"in kurucusu Proudhon'dur.
Proudhon, anarşist bir bireyciydi, geliştirdiği kuram ve doktrinler 'Anarşizm' diye tanındı. Proudhon fikirlerini, "Anarşi, bugünkü toplumların, hiyerarşik ilkel toplumların var oluş şartıdır" diyerek ifade etmekteydi. (Meydan Larousse, cilt 10, syf. 349). 1840 yılında yayınlanan ünlü kitabı "Mülkiyet Nedir?" anarşist komünizmin temel kaynağı oldu.
"Proudhon, zamanın tüm sosyalist önderleri gibi masondu" (Le Nouvel Observateur, France 30 Ocak - 5 Şubat 1987 - Le Crapouillot, Yeni Dizi, no:49, Paris 1979)
Fikir alış verişinde bulunup yardımlaştığı çevresi de hep masondur. 1843-46 yılları arasında Paris'te Martin Nodand masondu (Mülkiyet Nedir? Kronoloji Bölümü, sf.10), Bakunin de masondu. (Dictionnaire de la Franc-Maçonnerie, Daniel Liou, sf.102) Her ikisi de Karl Marx ile sık sık görüşüp birlikte olmuşlardır. Marx, "La Sainte Famille" adlı eserinde "Mülkiyet nedir?" i ve Proudhon'u uzun uzun övmüştür.

Proudhon, 1848'de mason olan Fransa Kralı Napoleon Bonaparte (Masonluk Üzerine, sf.10) ile tanışıp sürekli görüşmeye başlamıştı; hatta çevresindekiler Proudhon'u, Napoleon'un ajanı olarak nitelendiriyorlardı.

Proudhon'un ortaya attığı bu sapkın sistem, yani ANARŞİZM, kişi üzerindeki her türlü otoritenin reddidir. Bu otorite özellikle din ve ahlak öğretileri ve devlettir. Proudhon'a göre, hakim sınıfın maşası olan devlet, en kısa zamanda yıkılmalı, yerini halkın tümünü temsil eden bir rejime bırakmalıdır ve bu rejim de komünizmdir. Devletin yıkılması için asıl yöntem kanlı ihtilallerdir. Tıpkı Fransız, Rus ve Alman ihtilallerinde olduğu gibi. Ayrıca din ve ahlak öğretileri diye adlandırdığı kıstasların da kişilerin özgürlüğünü engellediğini savunmuştur. Bu yüzden devlet gibi, dini ve ahlakı da reddetmiştir.

Oysa bu değerlerin hiçbiri insan üzerinde otorite kuran unsurlar değil, tam tersine insanın huzur ve güvenliği için şart olan öğelerdir. Devletin, ahlaki değerlerin ve en önemlisi de din ahlakının olmadığı bir ortam, sürekli kaosun hakim olacağı bir ortamdır. Kaos ise insanlığa hiçbir zaman fayda getirmez.

Rusya'daki Komünizmin İlginç Öyküsü

Komünist ihtilal, Marx'ın öngördüğünün tersine, gelişmiş Batı'da değil, tarım toplumu olan Rusya'da gerçekleşti. Bir diğer deyişle "gerçekleştirildi". Çünkü olayın sosyolojik faktörlerinin yanı sıra çok önemli politik faktörleri vardı. Bu faktörlerin başında, Rus ihtilalinin altyapısının büyük sermaye sahipleri tarafından gerçekleştirilmesi geliyordu

"Banker Jacop Schiff'in özel ajanı George Kennan 19. yüzyılın ikinci yarısında Rusya'yı gezerek komünist ihtilalcilere para ve silah sağlamıştı. Kennan ayrıca 1905'teki Rus-Japon Savaşı'nda (savaştaki Rus yenilgisi ihtilale ortam sağladı) Japonlara finansman sağladı. 1915'te New York'ta American International Corporation- AIC (American Uluslararası Şirketi) kuruldu. Şirketin asıl hedefi, önceden Schiff ve diğer bankerlerce desteklenen Bolşeviklere finansal yardım sağlamaktı. Bu yeni firma S.P. Morgan, Rockefellerlar ve National City Bank tarafından kurulmuştu. Yönetim Kurulu Başkanı National City'nin eski Başkanı olan Frank Vanderlip'ti. Kendisi 1910'da Federal Rezerve Kanunu'nu yazan grubun da üyesiydi. Yöneticileri; Pierre Du Pont, Kuhn & Loeb & Co.'den Otto Kahn, Başkan George Bush'un büyük babası George Herbert Walker; N.Y. Federal Rezerve Bankası Başkanı William Woodward; Loeb Union Pacific Demiryolları'ndan Robert S. Lovett; Perey Rockefeller, John D. Ryem, A. Stillman, A.P. Wiggin ve Beekman Winthroop'tu.

1928'de AIC yöneticileri arasında Perey Rockefeller, Pierre Dufont, Kuhn&Loeb Co.'den Elisha Walker ve Lazara Freres'den Frank Artschul vardı. Komünistlere yardım programında AIC, büyük ölçüde Morgan Guaranty Trust ile iş birliği yaptı. 1903'te Guaranty Trust'ın yöneticileri; First National Bank'ın kurucusu George F. Baker; Rothschildlerin temsilcisi August Belmont; Union Pasifik Demiryolları kurucusu E.H. Harrimon; ABD eski Başkan Yardımcısı Levi Morton; John D. Rockefeller'in Standart Oil'da ortağı olan Henry H. Rogers: H. Mc. Twobly ve Frederick W. Vanderbilt idi.

Hiç kimse bu büyük bankacıların 'anti-kapitalist' bir komünist ihtilali finanse edeceğini tahmin edemezdi. Ama aynen böyle oldu. Aynı kişiler Woodrow Wilson'un seçim kampanyasını da finanse ettiler. Wilson, Paris Barış Konferansı'nda: 'ABD'de Bolşevizme yakın kişiler vardır, çünkü bu rejimle istedikleri birey modelini oluşturmak için bir fırsat doğmuştur' diyordu. Wilson'un bahsettiği bu kişiler Morganlar ve Rockefellerlar'dı." (The World Order - A Study in the Hegemony of Parasitism, Eustace Mullins, sf.64, 65)
Bu anlaşılması zor ilişkide Rothschild, Schiff, Rockefeller, Morgan gibi isimlerin geçiyor olması ister istemez "Siyonizm faktörü"nü akla getirmektedir. Olayı bu yönüyle incelediğimizde ise ilginç başka bilgilere rastlarız.

"Yahudiler, Bolşevizmin ve Sovyet rejiminin kuruluş yıllarında çok önemli rol oynamışlardır. Komünizmin Rusya'da ve daha sonra Avrupa'da yaptığı atakta, Yahudiler Sovyet reji minin yerleşmesinde büyük pay sahibidirler"

Bu "faktör"ün en önemli temsilcilerinden biri Parvus Helphand'dır. Asıl adı Israel Helphand olan Yahudi yazar, 1904 Rus-Japon Savaşı'nın olacağını 1895 yılında yazmış ve bu savaşın Rus devrimiyle sonuçlanacağını ileri sürmüştü. Parvus, daha sonra da komünist harekete aktif destek verdi.

Seküler Yahudiler, komünist düşünceyi yaymak için Rusya'da çeşitli organizasyonlar kurdular. Bunların en önemlileri The Bund (Yahudi İşçi Partisi), The Farejnikte ve Po'alei Zion idi. (Encyclopedia Judaica, cilt 5, sf.797) Bunlardan özellikle The Bund, komünizmin gelişmesinde önemli rol oynadı. Daha sonra Lenin'in önderliğinde devrimi gerçekleştirecek olan Rus Sosyal Demokrat Partisi'ne katıldı.

"1905-1906 yılları arasında Bund bir çok konuda Bolşeviklerle beraberdi. Bund onların yardımı sayesinde Sosyal Demokrat Parti'nin Stockholm'deki kongresinde bütün Rus organizasyonlarının arasına döndü" (Encyclopedia Judaica, cilt 4, sf.1501)

Komünizmin Yahudilikle olan bağlantısı hakkında o dönemde ilginç tezler üretiliyordu:
"A. Lunacharsky dinle ilgilenen bir kişiydi. Kitab-ı Mukaddes'in, özellikle peygamberlerin devrimci yanları olduğunu ve Tevrat ile işçi dini arasında bağlantı olduğunu söylüyordu. Maxim Gorki ise antisemitizmi kınıyordu. Gorki, Siyonizm konusundaki pozitif düşüncelerini ilk olarak 1902'de kaleme aldı. 1906'da Bolşeviklere katıldığında kitabını tekrar yayınladı. Yahudi etniklere yardımı ve onları güçlendirmeyi savunuyordu." (Encyclopedia Judaica, cilt 5, sf.796)

Komünist İhtilalin Kapitalist Finansörleri!

"Hiçbir ihtilal teşkilatsız ve parasız gerçekleştirilemez. Sömürülen yoksul kitleler bunlardan birincisini kısmen sağlar, parayı ise asla! Sermaye sahipleri ise her ikisinin de üstesinden gelirler." (Gary Allen, Sermaye ve Sosyalizm, sf.96-97)

İhtilalin finansman gibi çok önemli bir sorununun kimler tarafından halledildiği incelendiğinde yine garip tablolara, sosyalizm-kapitalizm arasındaki ilginç birlikteliklere rastlanır:
"ABD'nin Rusya Büyükelçisi'nin, Dış İşleri Bakanlığı'na gönderdiği telgraf:
Dosya No: 881.00/288

Rusya'daki Büyükelçi (Francis)den Dış İşleri Bakanı'na.
Petrograd, 19 Mart 1917, saat 09:00 (20 Mart saat 18:00'de alındı)
Asayiş berkemal, Çar ve Çariçe'nin tahtı terk etmelerinden sonra Dük Mikhail gibi tahtta hak iddia edecek kimselere ve bu tür girişimlere karşı her türlü tedbir alınmıştır. Geçici hükümetin paraya acilen ihtiyacı olduğu için, İngiltere Rusya'ya mali yardımda bulunmuştur ve bütün müttefikler yeni hükümeti tanıyıncaya kadar da muhtemelen yardıma devam edecektir. Acil bir yardım çok yerinde olur. Şimdi Amerika'dan gelecek bir mali yardım ise en iyisi olurdu. Bu ihtilalin başarılı olması, Yahudiler için çok önemlidir. Şayet Yahudiler bu şekilde mesafe katederlerse, bu hususta gizliliğe titizlikle uyulması lazım gelecektir. Aksi takdirde ihtilal, burada sayıları bir hayli kabarık olan Yahudi aleyhtarlarının muhalefetini uyandıracak bir safhaya girebilecektir. FRANCIS" (Henry Coston, Lectures Françaises, Numero Special, Nisan 1963)

Rus İhtilali'nin gerçekleştirilebilmesi için dev boyutlarda para harcandı. Küçük bir grubun koca bir devleti ele geçirebilmesi şüphesiz büyük ölçüde maddi güce dayalıdır. Üstteki telgrafta ifade edilen hayati öneme sahip bu parayı kimler vermişti? Rus devriminin maddi desteğini sağlayanlar dünya çapında faal büyük Yahudi bankerlerdi. Bunların başında ihtilalde en az Lenin kadar rolü olduğu söylenen Jacob Schiff geliyordu.

"Roger Lambelin ile O. Pettrovsky gibi yazarlar da I. Dünya Savaşı'ndan önce, Amerika'da, Yahudi bankerler tarafından, Rusya'daki devrimci faaliyetleri, propagandaları desteklemek amacıyla bir ortak fon kurulduğunu yazıyorlar. 1917 baharında ise Jacob Schiff, devrime verdiği parasal destekle Çarlık rejiminin devrilmesinde en büyük payın sahibi olmakla övünüyordu." (Czarism and the Revolution, Arsene de Goulevitch, sf.10)

Lenin ve arkadaşlarına para yağdıranlar arasında Warburg ailesi ve ihtilalin "kahin"lerinden olan Yahudi asıllı Parvus da vardır.
"Lenin ünlü mühürlü vagon içerisinde yola çıkarıldı. Beraberinde 5-6 milyon dolar tutarında altın para bulunduruyordu. Bu işi yapanlar, Alman yüksek makamları ile Max Warburg ve bütün hayatı boyunca Sosyalist olan Alexander Helphand'dır. A. Helphand çok zengin biriydi ve Parvus takma adını kullanırdı. (Sermaye ve Sosyalizm - Orijinali: None Dare Call It A Conspiracy, Gary Allen, sf.90-91)

İhtilalin finansörlerinin sayısı oldukça kabarıktır. Bunların hepsi de uluslararası Yahudi bankerlerdi:

"Yahudi Schiff'in Bolşevik İhtilali'ndeki rolü, müttefik haber alma servislerince iyi bilinmektedir. Bu noktadan hareketle Bolşevizmin bir Yahudi hareketi olduğunu söyleyenler vardır... Daha sonraları ortaya çıkarılan belgelerle, ihtilalin daha başka uluslararası bankerler yanında, Schiff, Warburg ailesi, Rockefellerlar ve Morganların desteğiyle gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Belgeler, Morgan kuruluşlarınının da Kızıl İhtilal için en az bir milyon dolar harcamış olabileceğini göstermektedir...

Bolşevik İhtilali'nin diğer büyük parasal destekçisi de Lord Alfred Milner adlı İngilizdir. Milner, 'Round Table Groups' adlı gizli bir örgütün organizatörü ve başıdır. Bu örgüt, Lord Rothschild tarafından desteklenmektedir." (Sermaye ve Sosyalizm - Orijinali: None Dare Call It A Conspiracy, sf.92-93)

Uluslararası Yahudi örgütü B'nai B'rith ve İskoç riti localarının da aktif desteği söz konusuydu

"B'nai B'rith Çarlık aleyhtarı isyankarlara silah sağladı. Böylece B'nai B'rith, 1905 Rus İhtilali'nde aktif bir rol oynadı. Bu hareket nedeniyle ünlü Amerikan Yahudileri Bolşevik olmakla itham edildi. Kuhn, Loeb Company sahibi Warburg ailesi Lenin'i ve Troçki'yi finanse etti; baba oğul 'Bolşevik ajanları' Yahudi Julius ve Armand Hammer ABD Komünist Partisi'ni kurdu ve Amerika'da Bolşevik hareketini yayarak 1917 Sovyet İhtilali'nden sonra ülkede on yıl geçirdi. Aslında Çar'ın devrilmesi ve Rusya'da Bolşeviklerin başa geçmesiyle İskoç riti tarafından oluşturulan hedefler gerçekleştirildi." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Rewiev, sf.27)

Rus İhtilali'nin en büyük rolünü Lenin'in liderliğinde 1898 yılında kurulan Rus Sosyal Demokrat Partisi üstlenmiştir. Bu parti 1903 yılında Bolşevik ve Menşevik isimli iki gruba ayrılır. Bolşevikler, ki devrimi yapacak olanlar onlardır, komünizmin devrim yoluyla Rusya'ya gelmesi gerektiğini savunurken, Menşevikler aynı sonuca ihtilalsiz de ulaşılabileceği tezini savundular. Menşevik kanadın gücü kısa sürede azalarak önemini yitirdi. Bolşeviklere gelince;

"Bolşevik grubunun (1912-13'de Bolşevik Partisi oldular), organizasyonu ve propagandasının oluşumu sırasında birçok Yahudi aktif rol oynamıştır. Bu Yahudilerin sayıları 1917 Şubatı ile Ekimi arasında Rus devriminde hızla yükseldi." (Encyclopedia Judaica, cilt 5 sf. 794)

Yahudilerin bu denli etkili oldukları parti, Yahudilik konusunda kendisini ortaya koydu.
"Rus Sosyal Demokrat Partisi'nin III. Kongresi'nde Lenin, işçi Yahudiler için özel bir başlangıç konuşması yaptı. 1900-1906 arasında Lenin Yahudilik konusunda kendisini şöyle tanımlamıştır: Antisemitizm, asimilasyona karşı Yahudi milliyetçiliği, Sosyal Demokrat Parti ve Bund arasındaki ilişki." (Encyclopedia Judaica, cilt 5 sf. 794)
1917'de Petrograd'da Bolşevikler tarafından kışkırtılan halkla Çarlık askerleri arasında çıkan çatışmada çok sayıda insan öldü.

Rus Sosyal Demokrat Partisi, dışarıdan aldığı destekle birlikte ihtilale doğru yürümeye başladı. Ülke içinde giderek artan hoşnutsuzluklar, İmparatorluk hükümetinin parlamento rejiminin kurallarına uymayı reddetmesi, reformların yavaşlığı gibi sebeplere 1905 Rus-Japon Savaşı da eklenince, ihtilalin ilk temelleri atılmış oldu. Alman ve Amerikan Yahudi bankerlerinden oluşan Kuhn Loeb And Co. grubu Rus Çarlığı'ndaki her türlü devrimci düşünce ve faaliyeti destekleyen başlıca kuruluştu. Rus-Japon Savaşı, uluslararası şirketler grubunun Yahudi Başkanı Jacob Schiff'e Çarlık hükümetine birkaç darbe vurmak fırsatını verdi. "Amacımız elimize fırsat geçtikçe Rusya'ya verebileceğimiz en ağır zararı vermektir" diyen Schiff, savaş boyunca Rusya'yı çökertmek için Japonlara 200 milyon dolar para yardımında bulundu. Ayrıca Kuhn Loeb ve şirketleri Japonların dışarıdan yaptıkları borçlanmaları üzerine aldı.

Japonya karşısındaki bozgundan sonra Rusya'da monarşinin itibarı iyice azaldı. Muhalefet, İmparator'dan liberal, sosyal ve parlamenter bir rejim kurulmasını istedi. İhtilal Petersburg'da 22 Ocak 1905'te (Kanlı Pazar) işçilerin ve bazı askerlerin ayaklanmalarıyla başladı. Olaylar kanlı bir şekilde bastırılınca, Bolşevikler kendiliğinden başlayan bu ayaklanmanın yönetimini ele geçirmeyi denediler. Petersburg'da 'Merkezi İşçi Sovyeti' kuruldu. Genel grev tehdidi karşısında Çar, 30 Ekim tarihli bildirisiyle bir Duma (meclis) seçilmesine izin verdi. İhtilal bastırılmıştı ama Troçki'nin bir "genel prova", Lenin'in de 'halkın yeni bir iktidar denemesi' diye adlandırdığı olay gerçekleşmişti. Gerçekten de asıl amacı genel bir prova niteliği taşıyan 1905 Hareketi'nden, devrimi gerçekleştirecek olanlar gereğince yararlandılar.

Schiff'in faaliyetleri I. Dünya Savaşı sırasında meyvelerini verdi. İhtilalci olanlar, cephede savaşanların morallerini bozmak ve cephe gerisindeki hoşnutsuzlukları kışkırtmak suretiyle Rus şehirlerinin banliyölerinde karışıklıklar çıkarmayı başardılar. Propogandaları ihtiyat askerleri arasında da iyi sonuçlar verdi; ihtiyat askerlerinden meydana gelen bir alay cepheye gitmemek için isyan etti. Bu isyan Çarlık rejiminin yıkılmasına yol açacaktı. Başkent halkı, 4 Mart'ta fırınları yağmaladı. 7 Mart'ta kısmen grev başladı ve 9 Mart'ta işçilerin de katılmasıyla siyasi bir nitelik kazandı. Savaşın bitirilmesi ve hükümetin değişmesi isteniyordu. 8 Mart'da grev genelleşti. Hareketin bu kadar çabuk yayılması karşısında şaşıran sosyalist liderler işçilerden ihtiyatlı olmalarını istediler. Fakat 11 Mart'ta askeri birlikler de ayaklanınca başarı elde edilmiş oldu. İmparatorluk hükümeti de 12 Mart 1917'de istifa etti.
Çarlık'tan Bolşevik Rejime Geçiş Aşaması: 'Kerensky Hükümeti Locası'
1917 yılının Şubat ayında, "Şubat Devrimi" gerçekleşti. Rusya'nın değişik yerlerinde, başta Redrozrad olmak üzere, ayaklanmalar başladı. Sonunda 16 Mart'ta Romanov hanedanının son Çarı Nikola II tahttan çekildi.

Bunun üzerine, Ekim'de gerçekleşecek olan Bolşevik Devrim'e kadar, Kerensky önderliğinde bir sosyalist geçiş hükümeti kuruldu. Kerensky hükümetinin en büyük icraatı ise, o dönemde çoğu hapiste ya da sürgünde olan komünistleri serbest bırakmak, komünist liderlere zemin hazırlamak oldu.

"Kerensky, Sosyal Demokrat olarak bilinirdi. Ama komünist bir hükümete geçiş için basamak oldu. Kerensky komünistler ve diğer ihtilalciler için ülkede genel af ilan etmişti. Bu aftan yararlananların çoğu 1905'deki başarısız 'Kızıl İhtilal'den sonra sınır dışı edilen komünist ihtilalcilerdi. Bu aftan sonra 250 bin ihtilalci görevlerinin başına iade edilmiş oldu" (None Dare Call it Conspriacy, Gary Allen)

"Kerensky, Lenin ekibinin ihanet suçuyla tutuklanmasını ya da sınıra sürülmesini önledi" (Başlangıçtan Bugüne Kadar Dünya Casusluk Tarihi, cilt 1, sf.90-91)
Kerensky hükümetinin başa geldiğinde ilk işi, Troçki ve Lenin gibi ihtilalcilerin serbest bırakılması için af çıkartmak oldu.
"Sosyalist Kerensky, üst dereceli bir masondur" (The Brotherhood, Stephen Knight, sf.33)

Kerensky'nin ekibi de masonlardan oluşmaktadır

"1917 yılında Rusya'da ihtilal patlak verince, Londra ve Paris'te 400 kadar Rus masonu 40'a yakın gizli dernek kurarak 'Rusya Halkları Mason Merkez Locası' ilkeleri doğrultusunda birleştiler. 1917'de geçici hükümetin başında Kerensky vardı. Bu hükümetin çoğunluğunu masonlar oluşturmaktaydı" (Dictionnaire de la Franc-Maçonnerie, Daniel Ligou, sf.1064).

Kerensky hükümetinin sağladığı geçiş dönemi boyunca Rusya'nın dört bir yanında güçlenen komünist işçi birlikleri, 1917 Ekimi'nde Bolşevik İhtilali'ni gerçekleştirdiler. Petrograd'daki kışlık saraya saldıran Bolşevikler hükümeti istifa ettirdiler ve Lenin'in önderliğindeki Bolşevik Parti iktidarı ele geçirmiş oldu. Bu arada üzerinde durulması gereken bir kişi de, devrimin Lenin'den sonra ikinci lideri olan Leon Troçki'ydi.

Devrimin İkinci Lideri Leon Troçki

"Ekim Devrimi'nden evvel Şubat 1905 ve 1917'deki ayaklanmalarda 'Silahlı Elçi' adı verilen Leon Troçki Bronstein çok büyük rol oynamıştır." (Şalom, 16 Aralık 1987)
Rus İhtilali'nin tek lideri genelde Lenin olarak tanıtılsa da gayet iyi bilinir ki, devrimi Lenin ile birlikte gerçekleştirmiş olan ikinci bir kilit isim vardır: Leon Troçki.
Judaica'da Troçki şöyle anlatılmaktadır:

"Troçki, Ukrayna'da Ivanouka'lı bir Yahudi çiftçinin oğluydu. Odessa Üniversitesi'nde matematik okumuş, fakat kendisini devrimci çalışmalara adamak için öğrenimini bırakıp 1896'da yasa dışı Sosyal Demokrat Parti'ye katılmıştı." (Encyclopedia Judaica, cilt 15, sf.1404)

Troçki'nin yetişmesinde en önemli rolü ise ünlü Yahudi Parvus oynamıştı:
"Troçki, Helphand (Parvus)'ın etkisi altında 'sürekli devrim' teorisini oluşturdu. Rusya'daki burjuvazi rejimine göre, Batı'daki sosyalist devrimden evvel sosyalist sahneye yol gösterdi.
Troçki, 1917 Şubat Devrimi'nin patlak vermesinden kısa bir süre sonra Rusya'ya döndü ve Petrograd işçileri tarafından müthiş bir sevgiyle karşılandı. Lenin'le iş birliği yaptı. Kerensky'nin geçici hükümeti onu yakaladı, fakat kısa bir süre sonra serbest bıraktı. Hapishanedeyken 'Bolşevik Merkezi Komitesi'ne seçildi. Aynı zamanda Petrograd Sovyeti'nin ve onun Askeri Devrim Komitesi'nin başına geldi." (Encyclopedia Judaica, cilt 145, sf.1404)

Troçki, daha önceki başarısız devrim deneyinden sonra yurt dışına kaçmıştı. Ekim Devrimi için Rusya'ya dönerken büyük bir sorun çıktı. Bu sorunu halleden de Amerika'daki Yahudi finans lobisiydi:

"Troçki'nin Rusya'ya gitmek üzere, 27 Mart 1917'de New York'u beraberindeki 275 ihtilalci ile terk ettikten sonraki ilk uğrak yeri, Halifax (Kanada'da) oldu... Burada yakasını ele veren Troçki bir Kanada hapishanesine atıldı. Ne var ki bir hafta yatmadan, İngiltere ve Amerika'nın baskılarıyla serbest bırakıldı. Amerika ve İngiltere'yi böyle bir müdahaleye itenler, bu iki ülkedeki dev kuruluşların milyarder sahipleriydi." (None Dare Call It A Conspiracy, Garry Allen, sf.90-91)

Leon Troçki 1917'de New York'tayken, Rusya'da Bolşeviklerin hakimiyetini sağlamakla görevlendirildi. Rockefellerlar bu yolculuğu için kendisine 10.000 dolar verdi. Başkan Woodrow Wilson'dan özel bir pasaport alındı ve Lincoln Steffens koruması olarak gönderildi. Troçki'nin gemisi Halifax'a yanaştığında Kanada Gizli Servisi onu tutukladı ve Nova Scotia'da hapsetti. Başbakan Llyod George, Londra'dan telgraf çekerek Troçki'nin serbest bırakılmasını istedi, fakat gizli servis bunu umursamadı. Sonradan MacKenzie King anlaşmaya dahil oldu ve Troçki'nin özgür kalmasını sağladı. Wall Street avukatı Thomas D. Thacher'ın yardımıyla King, Kızılordu'yu kurdu. Troçki'yi tutuklayan ajanlar kovuldu." (The World Order, A Study in Hegemony of Paratism, Eustace Mullins, sf.76)

Troçki, devrimde Lenin'le birlikte en büyük rolü oynadı. Devrim sonrasında ise Troçki'nin emrine Kızılordu verildi

"Troçki, Mart 1918'de askeri ilişkilerin halk yöneticisi olmuş, Kızılordu'yu organize etmiş ve iç savaş cephelerinde askeri operasyonları yönetmiştir. Lenin'in yaşadığı dönemdeki parti içi tartışmalarda terör devriminin meşruluğuna karşı olan rejimlere sert solcu haliyle yaklaşmıştır." (Encyclopedia Judaica, cilt 15, sf.1405)

Rus Yahudileri de Troçki kumandasındaki Kızılordu'yu benimsemişlerdi

"Büyük sayıda Yahudi genci Kızılordu'ya katıldı." (Şalom, 16 Aralık 1987)
"Troçki, Yahudi kökenli olmasının kendisi için politik bir engel oluşturduğunun farkındaydı. 7 Kasım 1917 zaferinin ardından Lenin kendisine ilk Sovyet hükümetinin başına geçmesini teklif ettiğinde, Troçki reddederek 'Sence düşmanlarımızın eline benim Yahudi olmam gibi bir silah vermek akıllıca olur mu?' demişti. " (Encyclopedia Judaica, cilt 1, sf.1406)
 
Cevap: Komünizm

kopyala yapıştır yapmak yormadı mı bu kadar yazıyı bence kendi birikimindende bi şeyler yaz tabi paylaşım güzel olmuş ama... buradaki tek tek her yazılana cevaplarımı yazacağım önümüzdeki zamanlarda. şimdilik başka konularla ilgileniyorum ama bunlara gerçekten inanların olması üzüyo insanı
 
Komünizm
Komünizm satmak ya da almak değildir,
Komünizm paylaşmaktır.

Komünizm insanları milletlerine, dinlerine, renklerine göre ayırmak değildir,
Komünizm farklılıkları zenginlik olarak görüp beraberce yaşamaktır.

Komünizm savaş değildir,
Komünizm tüm dünyada barıştır.

Komünizm çalışmadan, ter dökmeden kazanmak değildir,
Komünizm her insanın emeği kadar kazanmasıdır.

Komünizm zenginlerin mahkemelerinde fakirlerin yargılanması değildir,
Komünizm herkese eşit adalettir.

Komünizm yoksul diye insanların hastahane kapılarında, zenginlerin ise hastane süitlerinde yaşamaları değildir.
Komünizm her insana eşit sağlık imkanı sunulmasıdır.

Komünizm fakirin okula gitmek için 10 km yürümesi ya da baba parasıyla okumak değildir.
Komünizm her insana eşit eğitim olanakları sunmaktır.

Komünizm hayata baba bursuyla gelip, çalışmadan yaşayabilmek değildir.
Komünizm çalışmasını engelliyecek bir sağlık sorunu vs. vs. olmadığı sürece çalışıp yaşamaktır.

Komünizm sadece zenginlerin eğlenmesi değildir.
Komünizm halkın isteklerine göre kurulan eğlence mekanlarında(diskodan tiyatroya,sinemadan ortaoyununa vs.) herkesin eğlenebilmesidir.

Komünizm orduya milyar dolarlar harcanması değildir.
Komünizm önceliği insan olan bir ideolojidir.

Komünizm etnik kökene ya da dine göre kıyak geçmek değildir.
Komünizm her insana eşit yaklaşmaktır

Sosyalizm: İki ineğiniz varsa, birini komşunuza verirsiniz.

Komunizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır size sütünü verir.

Faşizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır size süt satar.

Nazizm: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır sizi kurşuna dizer.

Teokrasi: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır, siz süt duasina çıkarsınız.

Burokrasi: İki ineğiniz varsa, devlet ikisini de alır,
birini öldürür, sütü satar, kovayı da devirir.

Demokrasi: İki ineğiniz varsa, ikisi de greve girer
 
Üst