• Hoşgeldin ziyaretçi ÜYE OLARAK Özgün Haber ve Makalelerinizi kaynak göstererek uygun olan katogoriye ekleyebilirsiniz.

Türler Arası Geçiş Formları Yok mu?

İddia: Türler arası geçiş formlarına hiç rastlanmamıştır

İddia: "Evrim Kur***** göre, yüzlerce ara geçiş formu fosilinin olması gerekir.
Eksiksiz ve kompleks özellikleriyle 250 bin türün mükemmel şekilde korunmuş fosili bulunmuş; ara geçiş formuna asla rastlanmamıştır.
Evrimciler kendi sınıfladıkları hayvan türleri arasında bir geçiş gösterememektedir.
Balıklardan amfibiyenlere, amfibiyenlerden sürüngenlere, sürüngenlerden memelilere ya da kuşlara geçişi gösteren herhangi bir ara geçiş formu yoktur.
Bu nedenle evrim geçersizdir; evrim kendi kendine olamaz, balıklar, sürüngenler, memeliler, kuşlar bir anda Tanrı tarafından belli bir tasarımla yaratılmışlardır.
" (Harun Yahya, Yaratılış Atlası 1, s.613; Yaratılış Atlası 2, s.24, 28)

Yanıt: Yaratılışçıların bu iddialarının hiçbiri bilimsel olarak geçerli değildir.
Çünkü pek çok geçiş fosili bulunduğu gibi, pek çok geçiş canlısı da mevcuttur.
Yaratılışçılar, geçiş türleri hakkında son derece önyargılı ve cahilce davranmakta; işlerine gelmeyen bilgiyi de her zaman olduğu gibi çarpıtmaktadır.
Öncelikle şunu belirtmekte yarar var: Geçiş türleri veya fosillerini bulamasaydık da, bu Evrim Kuramını geçersiz kılmazdı.
Bugün Coelacanth gibi, Archaeopteryx gibi, Icthyostega gibi, Seymouria gibi geçiş fosillerine rastlıyorsak, bu sadece şanslı olmamızdan dolayıdır.

Evrim Kuramı, fosilleşme olasılığı hakkında hiçbir şey söylemez.
Fosilleşme olasılığı, fosilleşme süreci ile uğraşan bilim insanlarının ve jeologların üzerinde yorum yapacakları bir iştir ve bu yorum da, fosilleşme olasılığının genellikle çok düşük olduğu şeklindedir.

Yüz binler ya da milyonlarca yıl önce yaşadıktan sonra soyları tükenip yaşamdan çekilmiş canlıların kanıtlarını bugün bulup göstermek zordur.
Çünkü canlılar öldükten kısa bir zaman sonra doğa tarafından "yok edilir".
Bu yüzden böyle canlıların yaşadıkları, ancak fosil denilen günümüze dek oluşabilmiş kemik kalıntılarıyla belirlenebilir.
Vücudun diğer parçalarına göre biraz geç de olsa, diğer parçalar gibi bu kemik kalıntıları da kısa zamanda yok olur.
Ancak çok uygun koşullar olursa, söz konusu kalıntılar günümüze dek ulaşabilir.
Örneğin buzullar, kayalar, derin tabakalar arasında sıkışıp kalmış ve bu yüzden de bozulup çürümeye uğramadan günümüze dek korunabilmiş bazı fosiller bulunabiliyor.

Ayrıca geçiş aşamaları her zaman kısa sürer.
Bu durum toplumlarda da böyledir, doğada da.
Bir durumdan başka bir duruma geçiş görece kısa bir zamanda gerçekleşir, sonra yine denge sağlanır.
Dengenin yeniden bozulmasını gerektiren yeni bir durum ortaya çıkana dek bu kararlı denge durumu fazla bozulmadan varlığını uzun süre devam ettirir.
Türlerin evriminde de aynı durum söz konusudur.
Zaten az bulunan fosiller içinde, ara yaşam ya da geçiş formlarının fosil kayıtlarını bulmak bu yüzden daha zordur.

Buna rağmen geçiş canlılarının çoğu kaybolmasına karşın, her yıl yeni geçiş fosilleri bulunarak Evrim Kuramı biraz daha desteklenmektedir ve yeni fosiller bulunmaya devam edecektir.
Son bulunan geçiş fosillerinden biri de, Nisan 2006'da Kanada'da buzullar arasından çıkarılmıştır.
Canlıların sudan karaya geçtiklerini gösteren, balıkla dört ayaklı sürüngenler arasında yer alan, balık-sürüngen karışımı bir tür olan Tiktaalik roseae yapılan ölçümlere göre günümüzden 375 milyon yıl önce yaşamıştır.
Fosilin ayrıntıların 6 Nisan 2006 tarihli Nature dergisinde uzun uzun anlatılıyor.

Ama Tiktaalik rosae, ara geçiş fosillerinin ilk örneği değildir.

Bugüne dek bulunmuş ara geçiş fosillerinden bir kısmını sıralayalım.

Balıktan hem su hem karada yaşayan amfibyumlara geçişi gösteren ara formlar:
Tiktaalik rosae, Osteolepis, Eusthenopteron, Panderichthys, Elginerpeton, Obruschevichthys, Hynerpeton, Tulerpeton, Acanthostega, Ichthyosgtega, Pederpes finneyae ve Eryops;

amfibyumlardan ilk sürüngenlere geçiş aşamasını gösteren: Proterogyrinus, Limnoscelis,Tseajaia, Solenodonsaurus, Hylonomus ve Paleothyris;

dört ayaklı sürüngenlerden memelilere geçişi gösteren: Protoclepsydrops, Clepsydrops, Dimetrodon ve Procynosuchus;

iki ayaklı sürüngenlerden kuşlara geçildiğini gösteren: Compsognathus, Protoavis, Pedopenna, Archeopteryx, Changchengornis, Confuciusornis ve Ichthyornis…

Yürüyen balina" da denilen Ambulocetus'u, ilk at türlerini, insan-primat ortak atadan insana geçişi gösteren çok sayıda ara geçiş türlerinin fosillerini, Ardipithecus, Australopithecus, Homo habilis, Homo erectus'u ve daha diğer pek çok ara form fosillerini saymayı gereksiz buluyoruz.

bilimvegelecek.com.tr
 
Evrim çalışmalarıyla ünlü bilim adamı Richard Dawkins, Harun Yahya'nın hazırladığı Yaradılış Atlası'ndaki trajikomik hataları gözler önüne serdi.
Richard Dawkins, evrim konusundaki bir sunumunda Harun Yahya, ya da diğer adıyla Adnan Oktar'ın Yaradılış Atlası'na da değindi.
Dawkins, söz konusu kitapta fosillerle bugünkü canlıların aynı oldukları, hiç değişmedikleri iddiası ortaya atılırken,
nasıl photoshop programıyla hazırlanmış görsellerden yararlanıldığını gözler önüne seriyor.

Dawkins'in evrim karşıtlarının ara-form ya da geçiş formuna dair algılarını da ortaya koyduğu sunum, SOL Video tarafından meraklılarıyla paylaşıldı.
Dawkins'in videosu için tıklayınız
*
 
Son düzenleme:
ooyyy oy. ben diyorum bayram haftası. sen diyon mangal tahtası. nasıl biliyosan öle olsun sosyalist abim.
yav bizim dawkinsle adnan oktar kadar aklımız fikrimiz yok mu.ben size adnan oktardan mı misal getirdim efenim. göz var izan var dimi.

bırak o demiş bu demişi efenim.evrimciler aklı,duyguları,zekayı,hayatı,nasıl açıklıyor onu söyleyin.
bir çiçeğin,kelebeğin,doğadaki diğer güzelliklerin hadi işlevsellikleri evrimle oldu diyelim sanatlı oluşlarına ne buyuruyorsunuz efenim.
 
Adnan Oktar için bilmem ama Dawkins kendisini tüm dünyaya kabul ettirmiş bir bilim adamıdır.
Onun için anlamadığımız, bilmek istediğimiz konular için bu gibi insanlardan yararlanmalıyız.

Evrimcilerin akıl, duygu ve zekayı tam olarak nasıl açıkladıklarını bilemem ama bunların,
vücuttaki organların ortaya çıkardığı bir kavram olduğunu ve o kavramlara da belirtilen isimlerin verildiğini belirtmek isterim.

Daha önce de dediğim gib, hiçbir şey yoktan var edilmemiştir.
Her oluşum başka oluşumların ortaya çıkış sebebidir.
Sizin akıl, duygu, zeka, çiçek, kelebek dedikleriniz de bu oluşumlar kapsamındadır.

Bunlara şu örneği vermek isterim.
Bilim dünyasında dünyanın güneşten koptuğu kabul edilmektedir.
Dünya koptuktan sonra soğumaya başlamış.
Etrafında toz bulutları oluşmuş.
Bu oluşum yağmuru ortaya çıkarmış.
Bu gelişim oksijeni meydana getirmiş.
Oksijenin ortaya çıkmasıyla dünyada hayat başlamış.
Hayatın başlamasıyla bitkiler ve diğer canlılar(amip)oluşmaya başlamış.
Bu canlılar da zaman içerisinde değişim, gelişim göstererek bir kısmı günümüze kadar gelmiş, bir kısmı yok olmuş.
Ve hala yeni yeni canlı türleri de oluşmaya devam etmektedir.
Tüm bu gelişmelere de EVRİM adı verilmiştir.

Şimdilik benden bu kadar.
Daha fazlası için googleye başvurun. Bu sizin için daha iyi olacaktır..:))
 
Üst