Bid’at sâhiblerinin zararları, Eshâb-ı kirâmın büyüklüğü

Ciğerleri yakan bu düşünce, uykumu kaçırdı her gün,
ki, kimin âğûşuna düşdün, rü’yâda kimi gördün?


İyi biliniz ki, bid’at sâhibi ile konuşmak, kâfirle arkadaşlık etmekden, katkat dahâ fenâdır. Yetmişiki dürlü bid’at sâhibi vardır. Bunların içinden en kötüsü, Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâbına düşmanlık edenlerdir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, bunlara kâfir diyor. Sûre-i Fethin son âyetinde meâlen, (Senin Eshâbına kâfirlerin düşman olması için) buyuruldu. Kur’ân-ı kerîmi ve islâmiyyeti bizlere bildiren, Eshâb-ı kirâmdır. Onlardan biri kötü olursa, Kur’ân-ı kerîm, sağlam olmaz. İslâmiyyete güven kalmaz. Kur’ân-ı kerîmi, Osmân “radıyallahü anh” topladı. Osmân “radıyallahü anh” için, dil uzatılırsa, Kur’ân-ı kerîme dil uzatılmış olur. Zındıkların böyle i’tikâdlarından Allahü teâlâya sığınırız! Eshâb-ı kirâm arasındaki ayrılıklar, muharebeler, nefslerine uyarak değildi. Onların mubârek nefsleri, insanların en iyisinin “sallallahü aleyhi ve sellem” sohbetinde bulunmakla, kalbleri cilâlıyan sözlerini dinlemekle, tezkiye bulmuş, emmârelikden kurtulmuşdu. Nefslerinde, islâmiyyete uymıyan istek kalmamışdı. Şu kadar biliyoruz ki, Emîr “radıyallahü anh” haklı idi, Ona karşı duranlar hatâ etdi. Fekat, bu hatâları, ictihâdda yanılma idi. İctihâd hatâsı, fısk, günâh değildir. Hattâ, ayblamağa bile izn yokdur. Çünki, ictihâdda hatâ edene de, bir sevâb vardır. Evet, nasîbsiz Yezîd, Eshâb-ı kirâmdan değildi. Onun tâli’sizliğine karşı, kim ne diyebilir ki, hiçbir kâfirin yapmadığı işi, o bedbaht kimse yapmışdır. Ehl-i sünnet âlimlerinden ba’zısının, ona la’nete izn vermemesi, onun işini beğendikleri için değil, belki pişmân olmuş, tevbe etmişdir dedikleri içindir.

Görüldüğü gibi Eshab-ı Kirama dil uzatan S.Kutup denilen kimse ve PEŞİNDEN GİDENLERİN DURUMU OLDUKÇA VAHİMDİR.

Kaynak : İrafshi
 
benim anlamnadigim birbirinize yapilan ithamlarla neyi hedefliyorsunuz... ille birilerinin küfrünü meydanami cikarmaya calisiyorsunuz... oysa amac kisilerle ilgili olmasa zihniyetle ilgili olsa cok daha faydali olur kanaatindeyim.. buda o zihniyetin inancini ortaya koymakla sinirli olmalidir... öyle bir hal aliyorki. ya partizanlikla veya takim taraftarligiyla, din karistiriliyor gibime geliyor...
 
SELAM!

bizim bu inancimizdan dolayi kim bizi nasil nitelerse nitelesin , onlara aldiris etmeyiz...
birde burda sunuda belirtmek isterim, hic inanmiyan bir kisinin iman etmesinin itikadi bozuk olan bir kisinin itikadini düzelmesi imkansiza yakin zordur... onun icin bu kisilerin ifadelerine karsi alinganlik göstermemeliyiz, sonucta vazifelerini yapiyorlar... bizde kendi vazifemizi yapmaliyiz, yapiyoruz...

BU YAZI SENIN DEGIL MI?

Cevap hep saldiri,hep iftira.
Itikadi bozuk oldugunu nereden cikardin?
Kur'an demek bozuk itikad mi?

Yolunuz ehl-i sunnetse ispat edin.
Muhammed as'in tekke ehl-i oldugunun hadislerini yazin.
Internette dolastirdiginiz atmasyonlari niye yazmiyorsunuz?

Buyuklere masallar bitti Aladdin bey!
Artik insanlar kim demis nerde demis
Kur'an'a uygun mu,Resul yapmis mi?
Sunnette ameli kasiliklari var mi?

BU DA BENIM CEVABIM DEGIL MI:

NERDE HADISLER.NERDE AYETLER?
BUYUKLERE MASALLARI BIRAK!

VAR MI YOK MU?
 

nefisetülilm

2.imza yarışma birincisi
Tasavvuf İslamiyet’ten ayrı bir yol değildir. İslamiyet’e tam uyan sofi olur. İslamiyet’e uyabilmek için de, ehl-i sünnet itikadını, fıkıh bilgilerini iyi öğrenmek lazımdır. Bu zamanda, gerçek tasavvuf ehli bulmak zordur; ama sahteleri çoktur. Sahtelerine aldanmayıp, hakiki olanların kitaplarını okuyarak, onlardan istifade etmeye çalışmalı.

Sadece Kuran tercemesi okumalıdır diyerek, Ehli sünnet alimlerinin bildirdiklerine göre yaşamayı tekkecilik olarak görüp küçümseyen alay edenlerin durup bir düşünmesi lazım.
14 asırdan bu yana gelmiş, geçmiş bütün Ehli sünnet alimlerini kötüleyerek, yok sayarak acaba ne yapılmak isteniyor?

Ben onlardan daha iyi bilirim, ben kendi aklıma güvenirim demek esas kibirlilik değil mi?

Tekkeci diye kimlerle alay ediliyor? Tekkeci dediğiniz kim?

İmamı Ahmed Rabbani, Muhammed Masum Faruk-i, Behaeddin-i Buhari,Alauddin-i Attar,Halid-i Bağdadi, Mevlana Celaleddin-i Rumi,Hacı Bayram-ı Veli, Aziz Mahmud Hüdayi, Yunus Emre, (rahmetullahi aleyhim ecmain)...... isimlerini tek tek saymaya
gücümüz yetemeyen, yüzlerce Ehli sünnet alimi, tasavvuf büyüğü, evliya-i kiramı redderek İslamiyet'e fayda mı yoksa zarar mı vermiş oluruz?

Bütün bunların muhasebesini vicdanlarımızda yaptıktan sonra konuşalım.

Yunus Emre Hazretleri'nin buyurduğu gibi;

Ben dervişim diyene,
Bir ün edesim gelir.
Hemen koşup peşine,
Varıp yetesim gelir.

Erenlerin nazarı,
Cevher eder toprağı.
O zatların bastığı,
Toprak olasım gelir.

Sırat kıldan incedir,
Kılıçtan keskincedir.
Varıp onun üstüne,
Evler yapasım gelir.

Altında vardır gayya,
İçi dolu ateşle,
Uzanıp o gölgede,
Şöyle yatasım gelir.

Gönlümü Hakk’a versem,
Postumu yere sersem,
Ateş içine girsem,
Biraz yanasım gelir.

Günahım kadar yansam,
Rahmet suyunda yunsam,
İki kanat takınsam,
Biraz uçasım gelir.

Yunus zamansız ötme,
Eğri büğrü söz etme,
Seni sorguya çeken,
Bir Molla Kasım gelir.

Son iki mısrayı şu şekilde değiştiresim geliyor:

Seni sorguya çeken,
Bir Molla MOPSY gelir.






Sn. Mopsy, neye istiyorsan ona inan ama büyüklere iftira etme bu meydanda...
Bu sana da, okuyanlara da birşey kazandırmaz aksine çok şey kaybettirir.
Kaybedilen ebedi saadettir ki bir daha da ele geçmez...

Biz o büyüklerin peygamber efendimizin bildirdiklerinin dışına çıkmayacağına bütün kalbimizle iman ettik. Ehi sünnet diyoruz ötesi var mı? Sünnet-i seniyye ye onlardan daha iyi bağlanan kimse olabilir mi? O sebeple onların sözleri bizim için hüccettir, senettir...
Bu bağlamda Muhammed Masum-i Faruki hazretleri'nin bu konudaki mektubunu tekrar yayınlıyorum. Bu meselenin de burada kapanmasını arzuluyorum...





Bu hususta Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:

Zahirdeki kemalatın ve manevi makamların hepsi Resulullah efendimizden gelir.
Zahirdeki kemalata, yükselmeye sebep olan emirlerini, yasaklarını bizlere din âlimleri bildirdi. Kalbin, ruhun temizlenmesine yarayan gizli bilgileri ve kalb işlerini tasavvuf büyükleri bize ulaştırdı. Kalbe ve bedene yarayan bilgilerimizin hepsi Resulullahtan gelir.
Hazret-i Ömer vefat edince, oğlu Hazret-i Abdullah, (İlmin onda dokuzu gitti) buyurdu. Bazılarının bu söze şaştığını görünce, (Dediğim ilim, herkesin bildiği abdest ve gusül gibi bilgiler değil, Allahü teâlâyı tanıtan bilgilerdir) buyurdu.

Tasavvuf, Resulullahın yolunu gösterir. Tasavvuf büyükleri, kendi hocaları vasıtası ile Resulullaha bağlanmıştır. O büyüklerin çalışma usulleri, sonradan uydurulmuş şeyler değildir. Fena, beka, cezbe, süluk, seyr-i ilallah ve benzerleri gibi isimler, sonradan verilmiş ise de, bu isimlerin bildirdikleri şeylerin hepsi Resulullah efendimizden gelmektedir.

Nefahat kitabında bildirildiği gibi, fena, beka gibi isimleri ilk bildiren zat, Ebu Said-ül Harraz’dır. Zikir de, Resulullahtan gelmiştir. Resulullah efendimiz, peygamber olduğu bildirilmeden önce, mübarek kalbi ile zikretmiştir. Resulullahın çok zaman sükut ettiği, sessiz, düşünceli durduğu; dost, düşman her tarihçinin kitabında yazılıdır. Bu halde bulunmak, isimleri sonradan çıkan şeylerin Resulullahta da bulunduğunu göstermektedir. Bu isimler, hadis-i şerifleri açıklamak için konulmuştur. Mesela tefekkür; fikri, bâtıldan hakka doğru çevirmek olup, (Az bir zaman tefekkür etmek, bin sene nafile ibadet yapmaktan daha faydalıdır) hadis-i şerifinden alınmıştır.

Eğer, (Tasavvuftaki usuller, vazifeler, kazançlar Resulullahtan gelmiş olsaydı, ayrı ayrı tasavvuf yolları ve tasavvuf sarhoşluğu, dine uygun görünmeyen şeyleri söylemek olmazdı) denirse, böyle değişik sözler ve hâller, insanların istidatlarının, başka başka olmasından ileri gelmektedir. Resulullahtan gelen nisbette, feyzde ve tesirde hiç değişiklik yoktur. Bunun çeşitli insanlara, çeşitli mizaçlara tesiri başka başka olmaktadır. Bir insanın bile çeşitli zamanlardaki hâli, mizacı başka başka oluyor.

Bütün kemalat, Resulullahtan gelmektedir. Fakat herkesin yaratılışına, hazırlığına göre, başka başka tesir etmektedir. Resulullah efendimiz hayatta iken de, herkesin istidadına göre konuşur, mana ve esrarı başka başka sunardı. Resulullah efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’e ince bilgiler anlatırken, yanlarına Hazret-i Ömer gelince, sözü değiştirdi. Sonra Hazret-i Osman gelince, sözü daha da değiştirdi. Hazret-i Ali geldi, başka türlü anlatmaya başladı. Çünkü, her birinin istidadı başka başka idi.
(Mektubat-ı Masumiyye 5. cilt, 59. mektup)
 
nefisetülilm kardesim, böyle kisilere cevap vermeye deger bulmuyorum... cünkü yeteri kadar cevap verilmis, verilen cevaplarada bakis acilarini -büyüklere masal- olarak algiliyorlar...
 
nefisetülilm kardesim, böyle kisilere cevap vermeye deger bulmuyorum... cünkü yeteri kadar cevap verilmis, verilen cevaplarada bakis acilarini -büyüklere masal- olarak algiliyorlar...

size katılıyorum , defalarca cevap verildi fakat gördüğü halde yenilginin ve hüsranın perişanlığı ile gözünü kan bürümüş çılgınlar gibi kafasını duvara vurar gibi aynı kafa nakaratı şarkı gibi okuyorlar.

Biz bu ayet ve hadislere iman etmiş ve bu imanımız doğrultusunda bu ayet ve hadislerin emirleri doğrultusunda Efendimizin varisleri olan Ehl-i Sünnet alimlerinin her sözünün doğru ve yerinde olduğunu buna şeksiz şüphesiz iman ettiğimiz için onlara uymanın gerçek KUR'AN'a uymak olduğunu söylüyoruz.

Buraa hangi ayetleri inkar ettiklerini ve ne yolda olduklarını açıkça gözler önüne serdik.http://www.supermeydan.net/forum/forum355/thread50604.html

Diğer yandan tekkeci safsatalarını dillerine doladılar , cevap verildiği halde hala Ehli Sünnet alimlerine saldırmaya devam ediyorlar :

Alimlere uyun diye Kur'anda emredilen Ehl-i Sünnet alimleri Tasavvufu açıklamışlardır , ne dedilerse doğrudur.Yanlışlık olma ihtimali yoktur.İslamiyyeti anlamaya ve uygulamaya yardımcı olan Tasavvuf ilmine ait kavramları din'e bid'at soktular diyerek İmam-ı Rabbani hazretleri , İmam-ı Gazali Hazretleri , Behaedin-i Buhari hazretleri , Abdülkadir-i Geylani hazretleri gibi her konuda mahir müctehid olan Ehli Sünnet alimlerini cahillikle ve din düşmanlığı ile suçlayan bu şekilde bu büyüklere büyük bir iftira atma hezeyanlarına düşen bedbaht mobsy gerçek yüzünü ve islam alimlerine olan düşmanlığını göstermektedir.İlm sahibi olan müslümanlar bilir ki fıkıh , kelam , akaid ilmlerinde de kendi has terim ve kavramlar olduğu gibi tasavvuf ilmininde kendine has terim ve kavramlar vardır ve bunları anlatma usülleri vardır.Bu terim ve kavramları din'de bid'at olarak görmek ancak ve ancak dini ilmlerden habersiz bu ilmlerin kavram ve terimlerinden habersiz cahil kimselerin yapacağı aşikardır.

Kişinin azabı nasıl daha şiddetlendirilecek , işte böyle kılınca boyun uzatmak ile.Kendilerine diyorlar haberleri dahi yok.
 
Üst