Beyz Bir Saç Telinin Düşündürdüjleri....

Beyaz bir saç telinin düşündürdükleri

Bir gün aynaya baktığımda başımda beyaz bir saç teli gördüm. Bu beyaz saç teli beni derin bir tefekküre sevk etti. Aslında genellikle yaşlanmanın bir emâresi olan bu beyaz saç teli, gönlüme muvakkaten bir hiss-i hüzün verdi; ama işin hakikatini düşününce bunun hiç de o kadar üzülecek bir şey olmadığını bilâkis bazı noktalarda -ki bu noktalar pek mühimdir- sevinilmesi gerektiğini gösterdi.
Benim sevgili ve vefakâr hayırhahım olan beyaz saç teli! Sana sevgili diyorum, hakikaten sevgilisin; çünkü En Sevgili’nin (sas) nazarında sen kıyâmet günü benim nûrumsun. Ayrıca fânîlik hakikatini mütemadiyen hatırlattığın için vefâlısın. Aslında bâkîye müteveccih olarak verilen hislerimizi mânâ-yı hakikisine göre işlettirmeyi, bizlere verilmiş olan ebedî yaşama arzusunu, cennet gibi bir dâr-ı hakikide tatmin etmemiz gerektiğini hatırlatıyorsun. Sen bizim büyük bir hastalığımız olan tûl-u emelimizi bitiriyor ve bizlere; “Sen burada dâimî değilsin, fânîsin; fânî olanlara değerleri kadar ehemmiyet ver.” diyorsun. Ölümün bir keşif kolu olan beyaz saç teli! Sen bizlere saâdet-i ebedîyenin tılsımlı anahtarlarının yerini de tarif ediyor; olgunluğunla olgunluk dersi veriyorsun. Sen bizlere bâkî meyve verecek dostluklar kurmamız gerektiğini anlatıyor; kabir kapısında son bulacak dostluklar yerine, bizleri ebedî dostluklara sevk ediyorsun. Sen ölümün solgun ve donuk gibi görünen yüzünden perdeyi sıyırarak, görmesini bilenlere aslında onun ne kadar sevimli olduğunu gösteriyorsun. Ayrıca sen ölümün öldürülemeyeceğini ve düşman yerine dostlar kazanılması gerektiğini hatırlatıyorsun. Çünkü dünyaya gelen insan tek yönlü bir yola girmiş gibidir, hepimiz neticede ölümü tadacağız. Bu sebeple ölümden korkmak yerine, onunla ünsiyet peyda etmek gerekir.
Bütün bu hakikatleri bize, zayıf bir tarak dokunuşuyla düşmeye mahkûm gördüğümüz bir saç teli anlatıyor. Sen bize bir büyük buluşmanın olacağını yaptığımız/yapacağımız her şeyin hesabını en ince noktasına kadar vereceğimizi hatırlatıyorsun. Dünyamızı da o inceliğe göre yaşamanın gerektiğine inandırıyorsun. Kalb kırmanın, gönül yıkmanın da ne kadar gaddarâne bir zulüm olduğunu gösteriyorsun. Hayatı kılı kırk yararcasına yaşamamız gerektiğini anlatıyorsun. Sen ne güzel bir muallimmişsin ki, kendi küçüklüğüne bakmadan kocaman hakikatleri haykırıyorsun. Kendin de fânîliğe mahkûm olduğun hâlde, bizlere en âli hakikatleri gösteriyorsun.

Ekrem Şaahin
 
Üst