Kaç Tane TÜRKİYE Var?

İsmet Özel, on küsur sene önce “İki Almanya birleştiği zaman ortaya bir değil, üç tane Almanya çıktı” diye yazmıştı. O zamanlar bu sözün ne anlama geldiğini pek kavrayamamıştım.

Yetmişli yıllarda sağ-sol çatışması vardı, ülkemiz adeta ikiye bölünmüştü. Sağcılar, solcuları Rusya’ya yolluyordu. Solcular ise tek tipçi değildi, en azından seçme hakkı tanıyorlardı. İran’a gitmek istemeyen Arabistan’a falan gidebilirdi.

12 Eylül askeri darbesi, bu iki Türkiye’yi tekrar bir Türkiye haline getirmek için yapıldı, diyelim.

Sonra İsmet Özel’in Almanya üzerinden söylediği şeyin beteri oldu. İki Türkiye birleşince, ortaya bir değil, üçten fazla Türkiye çıktı.

Birinci Türkiye, “başörtüsü serbestisini uygulayın” diye rektörlere talimat veren YÖK Başkanı Profesör Doktor Yusuf Ziya Özcan hakkında suç duyurusunda bulundu.

İkinci Türkiye, başörtüsü serbestisini uygulamamakta ısrar eden rektörler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Üçüncü Türkiye, sınır ötesi operasyon sırasında televizyona çıkıp askerlik hakkında ileri geri konuşan ve ne kadın ne de erkek olan kişiyi vilayetlerine davet etti. Evet, konuşmasından dolayı Bülent Ersoy’u şehirlerinde ağırlamak isteyen eden Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan’dan bahsediyorum. Kendisi Demokratik Toplum Partisi’nden...

Buna karşılık, Erzurumlular toplu olarak aynı kişiyi protesto ettiler.

Dediğim gibi; üçten fazla Türkiye var. Fakat şimdi, listeyi uzatıp durduk yerde başımıza iş almayalım.

Türkiye’yi “parçalı ham” haline getirenlerin kavrayamadığı bir şey var. Artık çok şey değişti. Diyelim ki “din afyondur” diyen Komünistleri Rusya’ya gönderdiniz. Orada ne yapacaklar? Baksanıza, Putin bile kiliseden çıkmıyor.

Bu topraklarda hüküm sürmüş devletlerin yaptığı ilk şey, birlik ve beraberliği sağlamaya çalışmak olmuş. Bunun elbette bir nedeni ve birden çok anlamı var.

Birlik ve beraberlik; çarpma, bölme ve çıkarma değil, toplama işlemiyle olur. Gerekirse elma ile armudu toplayacaksınız. Bunu yapmaz isek, tek ortak değerimiz kavga etmek olur.

Selçukludan bugüne, sözüne itibar ettiğimiz herkes, “birlikte dirlik vardır” demiş. Bizde şunu söyleyelim: Ulular öğüdünü tutmayan uluya kalır.

İşte; iktidardan muhalefete, rektörlerden emekli paşalara kadar herkes televizyona, kürsüye çıkıp sesi kısılana kadar bağırıyor...

İbrahim Tenekeci
 
Üst