Cumhurbaşkanımızın eşi Hatırla Sevgilinin neresine ağlıyor?

Mine Alpay Gün

Yavuz Donat’ın köşe yazısından öğreniyoruz durumu. Televizyon dizisi “Hatırla Sevgili” nin sponsoru Casati boya.

Bir gece Kayseri’li boya patronunun telefonu çalmış, “Cumhurbaşkanı:- Zafer, yengenle birlikte

“Hatırla Sevgili” yi izliyorduk. Sponsoru senmişsin.

- Evet, efendim.

- Aferin, tebrik ederim. İyi iş yapmışsın. Güzel bir dizi. Bazen yengen çok duygulanıyor, ağlıyor”.

Bu durum hayli enteresan.

Galiba Hayrunnisa Hanım, dizinin ilk bölümlerinde tarafsız iddialarla verilen Menderes’in asılmasına, 12 Eylül ihtilaline ağladı.

Son bölümlerde melek safiyetinde gösterilen solcuların dizi dramlarına da ağlamıyor sanırım.

Sağcıların bir ölüm makinesi gibi gösterilmelerine de duygulanıyorlar mı, merak ettim.

Hani ortalığı karıştıran, Özel Harp Dairesi, Ziverbey Köşkü eksenli derin devlet gibi unsurları çok kırıntı olarak veren dizi, nedense solcular tarafından katledilen yoksul Anadolu çocuklarının trajedisine değinmemeyi bir entelektüellik kıstası olarak görmekte.

Üstelik dizinin danışmanlığını yapan sağcı kalem erbabına rağmen, acıklı hikâyeler hep solculara ait, ötekiler hiç kara gün görmemişler gibi.

1979 yazı idi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi birinci yılı bitmişti. Arkadaşlarla buluşup Sahaflar Çarşısı’ndan kitap alacaktık.

Grubumuzdan biri, sağ görüşlü bir içişleri bakanının kızı idi; civardaki bir kahvehaneninö bombalandığını ve ağır yaralıların Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne kaldırıldığını, içlerinde tanıdık arkadaşlarımızın da olduğunu, mümkünse gitmemiz gerektiğini söyledi.

O sıcak yaz gününü ve hastane odasındaki korkunç tabloyu hâlâ unutamıyorum.

Hiçbirinin yüzü tanınmıyordu.

Altı kişilik odada akacak kan kalmamış, sadece kömür halinde bedenler vardı.

Ne kulaklar vardı yerinde, ne gözler, ne saçlar.

Üzerlerindeki gömlekler, derileri içine geçerek, etleri ile yanmıştı.

Çocukların iç organları, ciğerleri bile yanmıştı.

Fakat bu manzaradan daha vahim olanı başlarındaki hemşirenin sözleri idi:

- Uyku uyumuyoruz. Karşıt görüşlü hemşireler gece gelir; kanlarını, serumlarını, oksijenlerini keserler. Öteki doktorlar sargı bezlerini sakladılar, vermiyorlar. Bizim doktorlar kaç kere başhekime gittiler, bir şey alamadılar. Pamukla idare ediyoruz. Sırf fikirlerinden ötürü bunları ölüme terk ettiler”.

Pamukla hastasının yarasını sarmaya çalışan bir Türkiye gördük.

Sargı bezlerinin, ilaçların saklandığı.

Hipokrat yemini etmiş doktorların hastalarını fikirlerinden ötürü ölüme terk ettiği, tedavi için parmağını kıpırdatmadığı bir Türkiye masalını arada çocuklarıma anlatıyorum.

Kızım, “Hatırla Sevgili” yi izleyince, “ama anne zavallı solculara amma çektirmiş sağcılar” dediğinde.

Tanık olduğum acılı günlerin dökümü bir bir zihnime hücum etmekte.

Mümkünü mü vardı solcu bir öğretim görevlisi ders materyalini sağcı öğrencilerine versin.

Fakülte bitirme sınavlarında herkesi bir korku alırdı. Jürideki karşıt görüşlü profesörlerin burunlarından getireceklerini iyi bilirlerdi.

Elbet bu bizim gördüklerimiz.

Kim bilir sağcı profesörler de, kendi yandaşı öğrencileri nasıl kollayıp kayırdılar, haksızca yükselmelerine yardım ettiler, belki de günün modasına uyup sağcı doktorlar da hasta olarak gelen solcuların serumlarını, kanlarını çektiler.
Türkiye işte bu ayıpla, bugünlere geldi.

Geçmişindeki karalar, hala aklanmış değil.

Bugün de yakın geçmişin jakoben, baskıcı artıkları, hâlâ halkı hizaya getirmekten vazgeçmiş değiller.

Mine Alpay Gün
çileweb
 
Üst