• Hoşgeldin ziyaretçi ÜYE OLARAK Özgün Haber ve Makalelerinizi kaynak göstererek uygun olan katogoriye ekleyebilirsiniz.

Mahremiyet

Mahremiyet

Tüm sorunlarımız net olmamızla aşılabilir mi? Dürüstlüğü temel alsak ve beynimizi yüzde yüz paylaşsak çözümler için adım atmış olabilir miyiz? Bir takım sorunlar, evet aşılabilir, ama sorunların tamamı aşılabilir mi? İnsanın kendi içinde rahat olması söylenildiği kadar kolay başarılabilir mi? Çünkü iki insanın toplam bakışları ile aynılıklarını gerektiriyor, tek tek ama birlikte rahat olabilmek. Her ne kadar özgürce yaşamı esas alsak da, hem kendimizi ve hem de karşıcinsimizi özgür bırakabilsek de diğer yandan aynı olamayışımız çeşitli alanlarda, örneğin kıskançlıkta, her zaman karşımıza çıkabilecektir diye düşünüyorum.

Biz bir ilişkide ne istediğimizi söylemekte özgürüz elbette ve başlangıçta bu dil ortaklıkları -yani sadece söz olanlar- ile biraraya geliyoruz. Sanırım bütün ilişkiler de bu şekil ile başlıyor. (Belki ilk aldatma da bu ve her ilişkinin başlangıcında yatıyor!). Ancak özlere dönmek durumları ile karşı karşıya kalındığında -örneğin bir başka karşıcins ortaya çıktığında- ortaya çıkıyor gerçek tepkilerimiz. Kendimize ne kadar güvenirsek güvenelim bir de karşımızda olan diğer yarımız var. Tabularımızı ve dolayısı ile doğalarımızı çatlatmak süreci de o zaman başlıyor. Pratik hiç de sözü esas almıyor burada. Bir gerçeklik var ve ilk defa pratikte karşılaştığımız bu duruma karşı da ilk olacak olan tepkilerimiz...

Mahremiyet alanlarımızı kendi dışımızda değerlendirdiklerimize saklıyoruz. Örneğin anne/baba/çocuk/kardeş/eş/sevgili/dost ortamlarımızda pek önemsediğimiz bir kavram değil. Ya da çok sıkça öne çıkan değil. Bu çevrenin dışına çıktığımız anda başlıyor mahremiyet düşüncemiz. Oysa ne kadar çok saklanan varsa o kadar çok yalan vardır. Ne kadar çok yalan varsa, o kadar aldatmak. Örneğin bir bebeğe saklanan oyuncakları vermek istemeyen anne/baba mutlaka ama mutlaka bir yalana başvurur. Adını ''tatlı yalan'' koyar geçeriz, ama hiç kimseden hiçbir şey saklanamaz. Hele bebeklerden/çocuklardan hiç saklanamaz. Kendimizi kandırmalarımızın başlangıcıdır bu tip tatlı yalanlar, Ve özünde o bebeğe öğrettiğimiz minareyi çalacaksan kılıfını hazırla ana fikridir...

Mahremiyet merkezimiz beynimiz. Sevişme alanlarında dahi konuşkan olamayan insan modellerinin çok çok fazla olduğunu düşünüyorum. Böyle olmasa karşıcins ilişkilerinde bu denli problemli olmazdık sanırım...

Beden ya da beyin olarak bütün çıplaklığımızla orta yerde durmak asla güven verici gelmiyor bizlere. Oysa özgüven, elbette önce beyinden başlayarak, tam da burada gizli. Çıplak insanın bir başkası karşısında elleriyle cinsel organını kapatmasına bir çok pencereden bakılabilir. Ama böyle olmamalı. Asırlar sürecek bir kültürel geçiş bu elbette. Ancak buralardan geçiyor, geçecek...

Kendi doğalarımızda bulacağımız zaafları ancak kendimiz zaaf olmaktan çıkartabiliriz. Eş ya da sevgili olmaklarda ise en büyük yardımcımızdır karşıcinsimiz. Burada mahremiyet alanı asla olmamalıdır. Çünkü burada her sır bir yalana eşittir. Her yalan güvensizliği anlatır. Sonsuz güvenin olmadığı alanda değil aşk, hiçbir duygu yeşermez. Sadece maske ve ikiyüzlülük vardır orada.

Mahremiyet alanlarımız beynimizde, bedenlerimizle ilgisi yok. Ancak toplumsal giydirilmişlikler öyle kolay kolay atılamıyor. Atılabilmesinin en keskin alanlarından ilki kendi beynimizde başlayacak olan süreç ve devamındaki en büyük yardımcımız da aşk ilişkisinde olduğumuz karşıcinsimizdir. Bu alanda yüzde yüz birbirine açılacak olan beyinler anlamak temelinde olmalı ve hiçbir yargı penceresi açık bırakılmamalıdır. Çünkü bu süreç karşılıklı doğalarımızın derinlerine inebilme mücadelesinin adıdır. Yargı penceresi kısa sürede kapanmayı getirir ve sevgimizi kaybetmeme adına konuşmalarımızı keseriz. Konuşmanın bittiği ilişkide alışkanlıkların devamı kalır. Günümüz toplumsal giydirilmişlikleri dediğimiz de zaten bu alışkınların toplamıdır. Kendi içinde sürekli dönüşemeyen aşk da kısa sürede yerini aynı alışkanlıklara bırakır. Yani aşk biter ama alışkanlık galip gelirse pratikte ayrılık yaşanmaz. Değilse pratikte de ayrılıkla sonuçlanır...

Özcesi, kaybetmeme adına sustuğumuz alanda kaybederiz sevdiğimizi...
alıntı
 
mahremiyet beyinde baslar, eger bize burnumuzu gostermek ayip deselerdi bugun burnumuzu kapatacaktik.
Mahrem alanlar vardir alanlari belirlemeyi onceki nesilden anliriz
 
bu konuyu gorunce severek izledigim mahremiyet filmi geldi aklima... aklimda kalani ozeltlersem bu filmde iki sevgili carsamba gunleri bulusuyorlardi ve yalnizca sevismek icindi..hic konusmuyorlardi sadece vucutlarin ve arzularini paylasiyorlardi..bi gun sevgiliden biri ortalardan kayboldu...digeri onun hakkinda hic bisey bilmedigini ve gizemli sevgilisini ne kadar cok merak ettigini fark etti...kendi goruslerimi belirtmek isterimki acik bir filmdi evet ama sanat adina yapilmis guzel bir filmdi...ve saniyorum ki acik oldugu icin bi kisim begenmemis olabilir filmi...sonuc olarak ,mahremiyetin anlasilmasinda kulturel boyutlar onem tasir ve kulturlerde kurallar bulunmakla beraber mahremiyetin duzenlenme seklide kulturle ozgurlesir ...yani her kulturde kendi icinde farkli tanimlar kullanir ve buda kisilerin kendi ozgurluklerini kullanabilmesi gerektigini dusunuyorum ben...
 
bence mahremiyet tamamen oluşturulmuştur.. eski insanların filmlerini yaparken ilk insanların yani belleri ve göüsleri kapalıdır.. halbu ki o zamanlarda gerçek zamanda üstlerinde hiçbirşey yoktu.. bu kültürün ben tamamen dinlerin insan düşüncesine girdikten sonra oluştuğunu sanıyorum.. ve psikolojik olarak erkekler kadınları gördüklerinde ereksiyon olduklarından kadınlarda aynı şekilde erkekleri öyle gördüğünden etkilendikleri için o bölgelerini kapatmakta bulmuşlar çareyi.. yani bu benm düşüncem tamamen olmuşsa herhalde bu şekilde olmuş olma ihitmali yüksek..
 
Üst