Aşk Üzerine...

Bütün aşk hikâyelerinin en unutulmaz ve heyecan verici sahnesi,
sevenin sevgiliye ilk baktığı andır şüphesiz.
Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit.
Âşıktaki içsel değişimin başladığı an, gözün sevgiliye
ilk takıldığı saniye dilimidir ve âşığın bütün biyografisi, bu ''ilk bakışın öncesi ve sonrası''ndan ibarettir.
Bir ilk bakış, kaderin kazaya dönüştüğü en kutlu demi yüklenmiştir.

İlk bakış, ancak yüz aynasına çarparsa aşka dönüşür.
Çünkü sevgilinin başka hiçbir uzvu, hiçbir güzelliği onun
yüzü kadar aşka kapı aralayamamaktadır.
Nitekim bu mesnevîlerde âşık maşukunu ya bir resimde seyreder,
ya rüyasında görür ya da birinden methini işitip sevmeye başlar.
Ancak, sevginin aşka dönüştüğü an, sevenin sevgili yüzünü göz
ile gördüğü andır. Çünkü bu noktada bilgi ve bilinç devreye girer.
Meselâ Veys ü Râmin hikâyesinde Râmin, Veys'in yüzünü ilk gördüğü
anda at üzerindedir ve kalbine bir ok saplanmış savaşçılar gibi atından yere düşer.
Hüsrev, Şirin'i gölde yıkanmış, saçını tararken gördüğünde, onun yüzü saçları
arasında gizli ve Hüsrev'e sırtı dönüktür. Şirin'in, kendisini seyreden şehzadeden haberi de yoktur.

Fakat ansızın önemli bir şey olur ve Şirin saçlarını yana atar.
İşte Hüsrev için dolunayın geceden çıkması yahut okun yaydan
fırlaması bu anda gerçekleşir. Kays da mektebe varıp çocuklar
arasına oturduğunda Leylâ sınıftadır ama ne zaman ki yüzünü görür, kılıç kınından sıyrılmış olur.

Sevgilinin yüzü mü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır.

Âşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap.

Göz... Savaşı başlatan haberci.

Bakış... Elde olmayan kader; ilâhî kaza.

Ve aşk... Kalp ile göz arasında kutlu bir hadise.

Çoook sonraları kalp göze diyecektir ki,
''Beni bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim.
Nimet senin, zahmet benim oldu.
Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum.
Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim.
Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben.
Sen emirlerine itaat edilen hükümdar oldun, ben senin
peşinde koşan tebaan. Sen emîr, ben esir.
Melik iken memlük (kul) ettin beni.'' Sonra devam eder:

-Ey göz! Sen ikisin, ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp
onu öldürmesi zulüm değil de nedir?!.. Şimdi ağla o hâlde;
ettiğin zulmün cezasını çek bakalım!..

Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir:

''Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur'' (Hacc, 46).

Ebu Hureyre der ki: ''Kalp bir kral ise, organlar emrine amade askerler gibidir.
Kral iyi davranış içinde olursa, askerler de ona uyar. O fenalık yaparsa,
emrindeki askerler de fena davranır.'' Göz der:
''O hâlde ey kalp, kendini de beni de helâka sürükleyen sensin.

Seni perişan eden yegâne şey, Allah'ın sevgisinden, zikrinden
ve emrettiklerinden uzak kalmandır. Sen başkasının sevgisini
O'nun sevgisine tercih ediyorsun ve aşkın yükünü bana yüklüyorsun.
Şimdi ağlayan benim, yanan sen. Ne sen beni kurtarabilirsin, ne ben seni
söndürebilirim. Ben su serptikçe senin alevin artacak, sendeki ateş arttıkça ben daha çok yaş akıtacağım. Yoksa

'Hayırlı olanı şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?' (Bakara, 61).''

Yedi Askı'nın şairlerinden biri şöyle soruyor:

''Şaşkın vaziyetteyim; nefsimi mi azarlayayım, arzulu gözümü mü, yoksa kalbimi mi?''

alıntı
 
Allah Sevgisi

Şehvetinin esiri olmuş her bir nefis
dizginlerinden boşanmış bir at gibidir
Bu atı kırbaçlayıp şaha kaldıran
sinsi şeytanın ta kendisidir
Dizginleri ele alıp atı durduracak kişi
yalnızca atın seyisidir
Bunu da her zaman için yaptıracak olan
yÜrekten gelen ALLAH sevgisidir
 
Üst