Ahmet Altan Nasıl Kör Oldu??

Post–Modern edebiyatın Türkiye’deki ‘öncü’lerinden olan Ahmet Altan, ABD’den getirtilen yakın arkadaşı Yasemin Çongar’la birlikte, her gün yeni bir skandala imza atıyor. Taraf Gazetesi’ni birlikte çıkardığı arkadaşı Çongar’ın da yönlendirmesiyle, kendini iktidarın yanında konumlandırıyor. Altan, hiçbir zaman demokrat olamamış bir partiyi, AKP’yi, tüm okurlarına, kamuoyuna ve yakın çevresine neredeyse “devrimci” olarak sunma gayretine girişiyor. Bu tutumuyla da hayli “komik” bir fotoğraf sergiliyor.

Sanırım, “körleşme” dedikleri bu olsa gerek. Altan ne kendini görebiliyor, ne de uzaktan nasıl algılandığını anlayabiliyor. O, AKP’yi “demokrasi savaşçısı” ilan ettikçe, dayak yiyen memurlar, sendikalı olduğu için işten atılan emekçiler, Nevruz’a katıldığı için işkence gören analar, ana dilini konuşamayan yurttaşlar, kendisine sadece acı bir tebessümle bakıyor.

Yaşadığı ülke gerçeğini görmek istemeyen ve adeta “körleşen” Altan, romanlarında kullandığı imgelerle Türkçe’yi, Taraf’ta yaptıklarıyla ise “gazeteciliği” bilmediğini gösteriyor. Ancak bunların hiçbiri şimdilik umurunda bile değil. O sırtını dayadığı AKP ‘iktidar’ından aldığı güçle, kendini güvende ve ‘dokunulmaz’ hissediyor. İktidarın gücünü hissetikçe, vicdanı daha da köreliyor. Aklı ve mantığı aynı anda işlemiyor. “İktidar” tutkusu, Altan’ı vahşileştiriyor. O yüzden köşesinden bağırıp çağırarak “savaş” istiyor. “Uzlaşmayalım” diyor. Hatta daha da ileri giderek “Kemalistlerin kökü kazınacak” deme cüretini gösterebiliyor. Çünkü Altan, AKP’nin verdiği gücü, bir daha kaybetmek istemiyor. AB ve ABD’nin sırtını pışpışlaması için dua ediyor. Bir yandan da tarikatların “sevimli çocuğu” olmaya oynuyor.

Daha birkaç gün önce, Ankara Kızılay’da polisin dövdüğü memurların fotoğrafını gazetesine koyamayan Altan, böylece AKP’nin yanında konumlandığını da açıkça ilan ediyor. Memurların “vahşice” dövülmesi, “pek duyarlı–aşk romanı yazarı” Ahmet Altan’ı hiç mi hiç etkilemiyor. Emeklilik hakkını korumaya çalıştığı için boğazı sıkılan memur, Altan’a göre, ‘cuntacı’ faaliyette bulunuyor. Çünkü; Altan, “AKP’yi eleştirme”yi, ‘’darbeci’’ olmakla eş tutuyor.

“Demokrasi” söylemleri üzerinden AKP’yi parlatma, cilalatma misyonunu edinen Altan’ın “memura atılan dayağı yok sayma” tercihi, TARAF’ın nerede TARAF olduğuna dair hiçbir analize gerek bırakmıyor.

AKP’nin dışındaki tüm kurumları “statükocu” “darbeci” “anti–AB’ci” ilan eden Ahmet Altan, böylece aslına rücu ediyor. Genç kuşakların “edebi sicili”ni çok fazla bilmediği Altan, aslında “statüko”nun kendisine verdiği görevleri yerine getiriyor. Altan, her zaman ‘’güçlü’’den yana olduğunu, son dönemdeki tavrıyla bir kez daha gösteriyor.

1980’li yıllarda, cuntanın üzerinden bir silindir gibi geçtiği sol, işkencehanelerde onur sınavı verirken, Ahmet Altan yazdığı romanlarla devrimcileri karalıyor, insanlık dışı “yaratıklar” gibi gösteriyordu. “Sudaki İz” adlı romanını keşfeden cuntacılar ve onun takipçisi olan Özal hükümeti, Altangillerin “ideolojisi”ni yaymak için büyük çaba sarfediyordu. Altan’ın solculara küfrettiği romanı, bir süre sonra filme çekiliyordu.

Cunta baskısı altında işkence gören, hayatlarını kaybeden –doğru ya da yanlış- bir ideoloji uğruna siyasal kavga veren insanların en ‘savunmasız’ anında fırsattan istifade eden Altan, yazdıklarının unutulacağını sanıyordu. Oysa ki; edebiyat eleştirmeni Fethi Naci günlüklerini yazarken, Sudaki İz için şöyle diyordu: “Bir romanı okuduktan sonra, ilk kez tiksinti duydum.”

Keza Yalçın Küçük de Latife Tekin ve Ahmet Altan’ın romanlarını analiz ettiği “Küfür Romanları”nda, yazarı “Eylülist” ilan ediyordu. Küçük, Altan’ın, cuntacılara hizmet ettiğini yazıyordu. Altan işte bu pek de parlak olmayan “demokrasi” siciliyle, şimdi her şey unutulmuşçasına, dinci tarikatların beslediği, desteklediği bir gazetede, hepimize en yüksek perdeden “demokrasi” dersi vermeye soyunuyor.

Halbuki; ne sicili buna izin verir, ne de geçmişi…

Gerçek gündem Barış Yarkadaş...
 
Ahmet Altan öyle, Hasan Cemal böyle, sizlerin standartlarından daha gelişmiş veya aykırıya tahammül etmemek elbet de doğru, nede olsa sınıf bozulmamalı?

Ama daha dün ABD karşıtı olan bir yaşlı zevatı en ufak bir rahatsızlığında Amerikan Hastanesine yatırmak ta neyin nesi? gerçekten ben bile rahatsız oldum;
Şaka, sağlık her şeyden önemlidir, önce sağlık, iyi forumlar.
 

güney

Ahmet Altan öyle, Hasan Cemal böyle, sizlerin standartlarından daha gelişmiş veya aykırıya tahammül etmemek elbet de doğru, nede olsa sınıf bozulmamalı?

Ama daha dün ABD karşıtı olan bir yaşlı zevatı en ufak bir rahatsızlığında Amerikan Hastanesine yatırmak ta neyin nesi? gerçekten ben bile rahatsız oldum;
Şaka, sağlık her şeyden önemlidir, önce sağlık, iyi forumlar.[/QUOT

Efendim hoşgeldiniz;epeydir yoktunuz,özlettiniz parmaklarınızdan dökülen ,şaşırtan,bazen komik bazen sivri yazılarınızı...

Sakın bana "ahmet altan" ı sevdiğiniz izlenimi vermeyin hayal kırıklığına uğratmayın beni....Şu tahammül sözcüğünüze çok gülüyorum,Bakın ne kadar aykırı olsakta ben size tahammül ediyorum.Ayrıca teessüflerimi ileterek şu "yaşlı zevat" sözcüğünüzün yerine size daha yakışan bir sözcük bulmanızı rica ediyorum....Zira literatürünüzde çok fazla "hakaret" sözcüğünüz olduğunu biliyorum....Birde ne olur ucuz politilakar yapmayın,hadi ben sizi az çok tanıyorum ya tanımayanlar....Yapmayın "erkişi" yapmayın....Size de iyi forumlar...
 
Gazete ve gazeteciler objektif olmalıdırlar.Traj kaygısı sebebiyle parti sempatizanlığı yapmaları onların doğru ve tarafsız haber yapmaları ilkesine aykırılığını gösterir.Evet, belki tarafsız gazete olamaz.Ama mümkün olduğunca bu ilkeye uygun hareket etmelidirler.
 
Değerli üye; Güney hanım öncelikle zevat kelimesini hakaret manasıyla seçmedim "TDK anlamı şu; zevat
çokluk, isim, eskimiş (zeva:tı) Arapça £ev¥t

Kişiler, zatlar:
"Gazetenin, mutat zevat adını verdiği arkadaşlarımız ki daima Atatürk'ün yanında bulunurlar."- Y. K. Karaosmanoğlu.

Sayın Altan'ı veya başkaca birilerini sevmek konusunda da sizler kadar titizim sevmek tercih ve dileğe ama saygı mecburiyete düsturu ile yazarım, arada da sizlerin damarına dokunmak nede olsa sizin haz aldığınız gibi benimde haz aldığım noktadır. Ama nedense Amerikan hastanesine açıklık gelmemiş, bizlerdemi gitsek acaba bir çekup için , desem ben güvenmem, atam beni Türk Hekimlerine emanet ediniz demiştir, ben şu ana kadar şaşmadım. İyi forumlar, sizlere kavuşmak da güzel efendim.
 
Üst