• Hoşgeldin ziyaretçi ÜYE OLARAK Özgün Haber ve Makalelerinizi kaynak göstererek uygun olan katogoriye ekleyebilirsiniz.

İkinci Yeni'yi gündeme taşımak

30 Ocak Çarşamba günü, Yapı Kredi Yayınları'nın Sermet Çifter Salonu'nda her ay yapılan edebiyat söyleşilerine bir yenisi eklendi. Bu söyleşide beni odak aldıkları için, katılan konuşmacılar (Sennur Sezer, Mustafa Bayram Mısır, Efe Duyan) öncelikle benim yazdıklarımdan yola çıkarak sanat anlayışım üzerinde durdular. Yapılan değerlendirmeler, bu konuda her zaman olduğu gibi, sözü 1950'lere taşıyarak ister istemez İkinci Yeni'ye de yöneldi.

İkinci Yeni deyince ilk saptamamız gereken, elbet onun edebiyat tarihimizde ortaya çıkmış, bir süre etkili olduktan sonra işlevini bütünleyip süreç içinde yerini almış bir devinim olmadığı. 1960'ların sonunda genç ozanlarca karşı çıkılmasına, 1970'li yıllarda gerilere itilmiş olarak adının çokça edilmemiş olmasına karşın, 1980'le birlikte bir yenidendoğuş yaşadığı da bir gerçek. Üstelik bu yenidendoğuş, doğuş yıllarında yol açtığından çok daha saptırıcı, akıl çelici etkilere, bu etkilerle yaratılan birtakım sonuçlara neden olmuş durumda.

Sözkonusu söyleşi, bu saptamayı yapıp kapsamlı bir ele alışa ayrılmış değildi. O yüzden de yalnızca dolaylı biçimde söz edildi. Oysa İkinci Yeni'nin zaman içinde ilerleyişi, geldiği yer ve geçirdiği aşamalar başlı başına birer inceleme konusuydu.

Bunlardan en önemlisi elbette ortaya çıkış koşullarıydı. Sonraki aşamalar da bu koşulların iyi anlaşılmasıyla sıkı sıkıya bağıntılıydı. Fırsat bulabildiğimce toplantıda değindiğim ilk saptama ise, onu salt bir edebiyat içi olay halinde görmenin, bir etki/tepki sarmalı içinde kendisinden önceki şiire tepki olarak, İkinci Yeni çevresinde toplananları çağcıl bir arayış eylemi içinde, o eylemin vardığı bir sonuç düzleminde algılamanın eksikliği ve yanıltıcılığıydı.

Bu saptama, aynı zamanda edebiyat gerçekliğini yerli yerine oturtmakta yanılgının nereden kaynaklanacağını da göstermeye yarıyor. Oysa İkinci Yeni üzerine bugüne değin yapılan eleştirel çalışmalar, onu değerlendirirken, içine oturtulması gereken koşulları, olması gereken kuşatıcılıkta ele almış durumda değil.

Kestirmeden söylersek, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, içine girilen dönem dünyaya bir yeni düzen verme eylemiyle belirginleşiyor. Savaşın ardından gelen bu Soğuk Savaş eylemi, toplumsal ve siyasal hedeflerinin yanı sıra düşünsel ve sanatsal hedefleri de içinde barındırıyor. Arayış, bu döneme damgasını vuracak bir kavramsa, bu arayışın çeşitli ülkelerde ortaya çıkardığı sonuçları da, ancak o ülkenin özgül koşullarını yönlendiren bir ortam içinde kavramak gerekiyor.

Böyle bakıldığında, İkinci Yeni'yi etki/tepki sonucunda ortaya çıkan bir olay olarak algılamanın, bir özgürleştirme devinimi olarak nitelemenin ne kadar yanıltıcı olacağı açık. Aslında İkinci Dünya Savaşı ertesinde amaçlanan yeni dünya düzeni tasarımının, düşünsel ve sanatsal hedefleriyle birlikte ülkemizin yalnız toplumsal, siyasal ve ekonomik yapılanmasını değil, düşün ve sanat dünyasını da değiştirmeye yönelik olduğunu görüyoruz. Türk şiirinde toplumsallaşma ve siyasallaşma geleneğini sürdüren toplumcu damar, 50'li yıllarda yalnız baskıyla, yasakla engellenmiş değil, İkinci Yeni'yle de önünün kesilmesine çalışılmıştır.

Aynı yaklaşımla bakarsak, 50'li yılların belirleyiciliği ile 80'li yıllardaki yeni dünya düzeni arayışı arasında bir koşutluk kurmak, İkinci Yeni'nin yenidendoğuşunu da açıklayıcı olacaktır.

Sözünü ettiğimiz edebiyat söyleşisi, sınırlı yaklaşımıyla ancak bir değinme fırsatı getirebildi bu konuya. Ama aynı zamanda, gündeme taşınabildiği oranda, birçok sanatsal sorunun kavranması ve çözümünde etken olabileceğini de anımsatmış oldu.

Alıntı

Kemal Özer 3 Şubat 2008, Pazar
 
Üst